2. bölüm / 7
Haydar ile HoppidiyeBÖLÜM 2
Bölümler 7Şu an: BÖLÜM 2
- 1 BÖLÜM 11.414 kelime
- 2 BÖLÜM 2620 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 31.800 kelime
- 4 BÖLÜM 4841 kelime
- 5 BÖLÜM 51.417 kelime
- 6 BÖLÜM 6963 kelime
- 7 BÖLÜM 71.842 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Haydar korku içinde kapıyı araladı. Hoppidiye geldiğini anlamasın diye arkasından kapıyı bir hırsız sessizliğiyle kapattı. Ancak Hoppidiye’nin kulakları adeta bir radar gibiydi, en ufak tıkırtıyı kaçırmazdı. İçeriden bir nida yükseldi:
— Haydaaaaarrr!
Haydar’ın yüreği ağzına geldi. Ürkek adımlarla mutfağa doğru parmak uçlarında ilerlerken, koridorun sonundaki odadan oğlu Abdülrezzak çıktı. Kıllı bacakları ve devasa cüssesiyle babasının iki katı olan bu çocuk, adeta bir azman gibiydi. Babasına yaklaşıp fısıldadı:
— Baba, annem gün boyunca arkandan söylendi durdu. Sen bittin!
Haydar oğluna panikle "sus" işareti yaptı. Gergin adımlarla mutfağa geçip uysalca bir sandalyeye ilişti. Hoppidiye masanın başında bekliyordu. Elindeki boş teflon tavayı, her an Haydar’ın kafasında patlatacakmış gibi havada çeviriyor, sonra da ritmik bir şekilde avucuna vuruyordu:
— Hani, pazardan aldıkların nerede?
Haydar zorlukla yutkundu:
— Şey... Karıcığım...
— Karıcığım marıcım yok! Şu Abdülrezzak olmasa seni anında boşardım, biliyorsun değil mi?
Haydar bu ağır cümleye, dışarıya belli etmese de içten içe çok kırılmıştı. Kendini savunmaya çalıştı:
— Şey, ben devlet meselesi için...
Hoppidiye, lafı Haydar’ın ağzına tıkadı:
— Sen önce evine aş getirmeyi öğren, devlet meselesi sana kalmadı!
Haydar artık Hoppidiye’ye katlanamıyordu. Tam ağzını açıp rest çekecekti ki mutfak kapısında biten Abdülrezzak’ı görmesiyle susması bir oldu. Bu evde hep susan, hep alttan alan taraf kendisiydi. Gözlerini kısarak öfkeyle derin bir nefes verdi.
Tam o esnada Abdülrezzak, anne ve babasının bu gergin haline bıyık altından kahkaha atmaya yeltendi. Ama kafayı arkaya doğru öyle bir savurdu ki dengesini kaybedip sandalyeyle birlikte gürültüyle yere yuvarlandı. Haydar şok içinde yerinden fırladı:
— Oğlum! İyi misin?
Abdülrezzak düştüğü yerde kolunu ovuştururken pişkince sırıttı:
— Ay baba... Yüzünü öyle endişeli yapınca, aynı Instagram'da gördüğüm o şempanzeye benzedin!
Haydar sinirden deliye dönüp oğlunun üzerine yürümeye hazırlanıyordu ki, Hoppidiye’nin ayağından çıkan terlik havada süzülüp Abdülrezzak’ın kafasına çarptı. Hoppidiye eliyle yerdeki terliği işaret etti:
— Çabuk terliğimi yerden al, bana geri getir!
Abdülrezzak yerdeki terliği uslu bir kedi gibi kapıp annesine uzatırken kendi kendine mırıldandı:
— Normalde birbirinizi yiyiyorsunuz ama ben araya girip bir şey deyince hemen ittifak kuruyorsunuz.
Hoppidiye, laf yetiştiren Abdülrezzak’ın kulağını yakalamak için elini havaya kaldırdı. Oysa oğlu cüsse olarak kendisinin iki katıydı. Kulağına yapışıp çekti:
— Özür dile babandan çabuk!
— Aaaahhhhh! Anne bırak, çok acıyor!
— Sana özür dile dedim!
— Tamam tamam... Baba, özür dilerim.
Abdülrezzak bunu söylerken sesi oldukça kısık çıkmıştı. Haydar otoritesini sarsmamak için fırsatı kaçırmadı:
— Duyamadım?
Abdülrezzak bu azaptan bir an önce kurtulmak için tek nefeste haykırdı:
— Özür dilerim baba!
Haydar nihayet oturduğu yerde gururla kabardı:
— Seni affettim evlat.
Hoppidiye, kocasına baştan aşağı nefret dolu bir bakış fırlatıp gözlerini devirdi. Abdülrezzak’ın kulağını da sertçe ittirerek bıraktı. Çocuk kulağını ova ova odasına kaçtı ve bilgisayarının başına geçip dijital oyun dünyasında teselli aramaya başladı.
Mutfakta yine baş başa kalmışlardı. Hoppidiye hemen masaya kuruldu:
— Bana bak Haydar, bu çocuğun hali hal değil.
— Ay, sanki bizim halimiz çok hal de...
— Yahu, ben çocuğun haletiruhiyesinden bahsediyorum, bir şey yapmamız lazım!
— Valla onun halinin yerine gelmesini istiyorsan, bence önce senin kendi halini düzeltmen lazım.
Hoppidiye bu kalın kafalı adama hiçbir şey anlatamayacağını düşünüyor; Haydar ise karısının kıt kafalı, dünyadan bihaber bir kadın olduğu kanaatinde diretiyordu. Tam o sırada Haydar’ın karnı açlıktan guruldadı:
— Acıktım hayatım, ne yiyeceğiz?
Hoppidiye tek kaşını şeytani bir edayla kaldırdı:
— Acıktın öyle mi?
Haydar saf saf başını salladı. Hoppidiye aniden ayağa kalktı, tezgâhtan boş bir çorba kasesi aldı. Doğruca lavaboya gidip içine cup diye musluk suyunu doldurdu ve Haydar’ın önüne fırlattı. Haydar önündeki su dolu kaba şaşkınlıkla bakakaldı:
— Hanım... Bu ne?!
— Pazardan malzemeleri alaydın yemek yapardım! Kapa çeneni ve önündekini kaşıkla!
Haydar derin bir iç çekti. Hoppidiye’yle daha düzgün iki kelam edemiyordu; bir de kalkıp ondan o gizli altınları mı isteyecekti? Duruma bakılacak olursa, bu trajikomik aile hikayesinde en çok yanan yine günahsız Abdülrezzak olmuştu.
Bölüm etkileşimi
