9. bölüm / 9
Hastane KoridoruBölüm 9
Bölümler 9Şu an: Bölüm 9
Öğle arasından sonra sınıfa döndüğümüzde hava biraz daha sakindi.
Herkes yavaş yavaş yerlerine geçiyor, bazıları kantinden aldıklarını sıralarının üzerine bırakıyordu. Pencereden içeri giren güneş, yerdeki sıraların arasına uzun ışık çizgileri bırakmıştı.
Ben de yerime oturup çantamı ayağımın yanına bıraktım.
Gökhan yanıma geçti.
“Niye bu kadar sessizsin?”
Defterimi çıkarırken ona bakmadım.
“Çünkü konuşursam sen cevap veriyorsun.”
Gökhan sandalyesini geriye çekip oturdu.
“E ne güzel işte.”
Kalemimi elime alıp ona döndüm.
“Seninle konuşmak istemediğimi anlaman için daha ne yapmam gerekiyor?”
“Bilmiyorum.”
“Harika.”
“İstersen bir liste yap.”
İçimden derin bir nefes aldım.
Bu çocuk gerçekten insanın sabrını sınıyordu.
“Birinci madde,” dedim, kalemimin ucunu sıraya hafifçe vurarak. “Gereksiz konuşma.”
Gökhan başını yana eğdi.
“İkinci?”
“Birinci maddeyi uygula.”
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Tamam.”
Önüme döndüm.
“Sonunda.”
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Gökhan'ın sesi yeniden geldi.
“Leyla.”
Gözlerimi kapattım.
“Ne?”
“Birinci maddeyi unutmuşum.”
Başımı yavaşça ona çevirdim.
“Fark ettim.”
*
Ders başladığında Gökhan gerçekten sustu.
En azından bir süre.
Öğretmen tahtaya yazı yazarken ben de defterime geçirmeye çalışıyordum. Sınıfın içi kalem sesleriyle dolmuştu.
Bir ara yanımdan hafif bir kâğıt sesi geldi.
Gökhan küçük bir kâğıdı sıranın üzerinden bana doğru itti.
Kaşlarımı çatarak kâğıdı açtım.
“Dünkü not hâlâ sende mi?”
Kâğıda baktım.
Sonra Gökhan'a.
O da hiçbir şey olmamış gibi tahtaya bakıyordu.
Kâğıdı tekrar ona doğru ittirdim.
Altına yazdım:
“Evet. Niye?”
Gökhan kâğıdı aldı.
Birkaç saniye sonra tekrar önüme bıraktı.
“Sonra konuşuruz.”
Kaşlarım biraz daha çatıldı.
“Niye şimdi değil?”
Bu kez kâğıdı geri vermedi.
Sadece bana kısa bir bakış attı.
Ben de gözlerimi devirdim.
Yine bir şey çeviriyor.
Ama ne olduğunu sormadım.
Şimdilik.
*
Ders bitince öğretmen sınıftan çıktı.
Herkes bir anda konuşmaya başladı.
Ben de kalemlerimi çantama koyarken Gökhan bana doğru döndü.
“Notu göster.”
“Niye?”
“Bir bakacağım.”
“Az önce baktın zaten.”
“Yazısını daha dikkatli inceleyeceğim.”
Çantamdan kâğıdı çıkarıp ona uzattım.
Gökhan kâğıdı iki parmağının arasında tutup dikkatlice inceledi. Gözlerini kâğıdın üzerinde gezdirirken yüzündeki o alışılmış alaycı ifade kaybolmuştu.
Bu hâli nedense daha garipti.
“Ne arıyorsun?”
“Bir şey.”
“Ne?”
“Bilmiyorum.”
Ona boş boş baktım.
“Çok açıklayıcı.”
Gökhan kâğıdın kenarını başparmağıyla düzeltti.
“Yazının altında başka bir şey var mı diye bakıyorum.”
“Yok.”
“Emin misin?”
“Gökhan, kâğıt bu. Röntgen cihazı değil.”
Kâğıdı bana geri verdi.
“Tamam.”
Kâğıdı çantama koydum.
“Bir şey buldun mu?”
“Hayır.”
“E o zaman niye bu kadar baktın?”
Gökhan omuz silkti.
“Merak.”
“Senin şu merakın başımıza iş açacak.”
“Sen de merak ediyorsun.”
“Ben normal merak ediyorum.”
“Benimki normal değil mi?”
“Değil.”
“Niye?”
“Çünkü sen normal değilsin.”
Gökhan birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra güldü.
“Bunu iltifat olarak alıyorum.”
“Nasıl alıyorsan al.”
*
Sonraki ders başladığında konu değişti.
En azından benim için.
Tahtadaki yazıları defterime geçirirken dışarıdaki rüzgârın sesi camdan hafifçe içeri süzülüyordu. Bir ara gözüm pencereden dışarı kaydı.
Okulun bahçesinde öğrenciler vardı.
Her şey normal görünüyordu.
Dün yaşananlardan sonra okulun bana daha farklı görünmesi tuhaftı.
Aynı koridorlar.
Aynı sınıflar.
Aynı öğretmenler.
Ama artık üst katları düşündüğümde içimde bir huzursuzluk oluşuyordu.
Yanımdan Gökhan'ın sesi geldi.
“Düşünüyorsun.”
“Yine mi başladın?”
“Ne?”
“Suratımı okumaya.”
Gökhan hafifçe gülümsedi.
“Alışkanlık oldu.”
“Bırak şu alışkanlığı.”
“Düşündüğün şey ne?”
Başımı ona çevirdim.
“Yukarıdaki kat.”
Gülümsemesi biraz kayboldu.
“Ben de onu düşünüyordum.”
“Ne bulmayı umuyorsun?”
Gökhan birkaç saniye sustu.
Kalemini parmaklarının arasında çevirdi.
“Bilmiyorum.”
“Yine bilmiyorum.”
“Bu sefer gerçekten bilmiyorum.”
Onun yüzüne baktım.
İlk kez şaka yapmıyordu.
“Peki neden peşini bırakmıyorsun?”
Gökhan gözlerini önümdeki deftere çevirdi.
“Çünkü biri bize bırakmamızı söylüyorsa, orada bilmemiz gereken bir şey vardır.”
Bir an cevap veremedim.
Bu cümle mantıklı gelmişti.
Ama aynı zamanda hiç hoşuma gitmemişti.
“Ya gerçekten tehlikeliyse?”
Gökhan bu kez doğrudan bana baktı.
“O zaman daha dikkatli oluruz.”
“Biz mi?”
“Evet.”
“Niye ben de varım?”
“Çünkü sen zaten olayın içindesin.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Beni olayın içine sen soktun.”
“Sen kendin geldin.”
“Sen de beni durdurmadın.”
“Durdurmaya çalıştım.”
“Yeterince değil.”
Gökhan başını iki yana salladı.
“Seninle tartışılmaz.”
“Sonunda doğru bir şey söyledin.”
Önüme döndüm.
Gökhan da sessizleşti.
Ama bu kez sessizliği rahatsız edici değildi.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Dünkü notun cevabı hâlâ yoktu.
Ve şimdilik yapabileceğimiz tek şey...
Beklemekti
