7. bölüm / 9
Hastane KoridoruBölüm 7
Bölümler 9Şu an: Bölüm 7
Ders boyunca aklım bir türlü derse gitmiyordu.
Defter açık önümdeydi ama yazdığım şeylerin hiçbirini okumuyordum.
Aklımda sadece o mesaj vardı.
Gökhan'a da güvenme.
Telefonumu sıranın üzerinde ters çevirmiştim.
Ne zaman ekrana baksam o cümleyi tekrar görecekmişim gibi hissediyordum.
Gökhan'a gerçekten güvenmemeli miydim?
Ama sonra dün aklıma geldi.
Beni okulun en üst katında bulduğunda nasıl korktuğu...
Telefonumun şarjının bittiğini duyunca nasıl telaşlandığı...
Bana sürekli oraya çıkmamamı söylemesi...
Bunların hiçbirinde kötü bir şey göremiyordum.
Tam tersine, sanki bir şeylerden beni korumaya çalışıyordu.
Ama ne olduğunu söylemiyordu.
Yanımdan Gökhan'ın sesi geldi.
“Ne düşünüyorsun?”
Başımı ona çevirdim.
“Hiç.”
Kaşını kaldırdı.
“Yine mi hiç?”
“Evet.”
“Bugün herkesin cevabı bu.”
“Sen de dün aynısını yapıyordun.”
Bir an sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“İyi yakaladın.”
“Tabii yakalarım.”
Önüne döndü.
Ben de defterime baktım.
Bir süre sonra tekrar konuştu.
“Mesajı düşündün mü?”
“Hangisini?”
“Sonuncusunu.”
Başımı ona çevirdim.
“Gökhan'a da güvenme olanı mı?”
Başını salladı.
“Evet.”
“Düşündüm.”
“Ne düşünüyorsun?”
“Bilmiyorum.”
“Ben de bilmiyorum.”
“Peki ne yapacağız?”
Gökhan birkaç saniye sustu.
“Önce dün gittiğimiz yere tekrar bakacağız.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Sen az önce bir daha çıkmayacağız demedin mi?”
“Dedim.”
“E?”
“Ben çıkacağım.”
“Ben de geleceğim.”
“Hayır.”
“Niye?”
“Çünkü tehlikeli.”
“Sen gidebiliyorsan ben de giderim.”
“Leyla.”
“Gökhan.”
Bana baktı.
Ben de ona baktım.
Sonunda başını iki yana salladı.
“İnatçısın.”
“Sen de.”
Zil çaldı.
Öğretmen sınıftan çıktıktan sonra herkes yavaş yavaş toparlanmaya başladı.
Gökhan çantasını aldı.
“Şimdi değil,” dedi.
“Neyi?”
“Oraya gitmeyi.”
“Ne zaman?”
“Öğle arasında.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Öğle arası geldiğinde sınıftaki herkes dışarı çıktı.
Ben de Gökhan'ın peşinden yürüdüm.
Bu kez ikimiz de sessizdik.
Merdivenlerden yukarı çıktık.
Üst katlara geldiğimizde hava yine değişmiş gibiydi.
Alt katlardaki sesler burada neredeyse hiç duyulmuyordu.
Gökhan dün girdiğimiz odaya doğru yürüdü.
Kapıyı açtı.
İçeri girdik.
Oda hâlâ aynıydı.
Ortada tek bir sandalye vardı.
Duvarlar bomboştu.
Gökhan odanın etrafına baktı.
“Burada bir şey olmalı.”
“Belki de gerçekten hiçbir şey yoktur.”
“Dün duyduğumuz sesi unutmadım.”
“Ben de.”
Gökhan yere baktı.
Sonra duvarları incelemeye başladı.
Ben de pencerenin yanına gittim.
“Gökhan.”
“Ne?”
“Burada bir şey var.”
Hemen yanıma geldi.
Duvarın köşesinde küçük, eski bir çizik vardı.
Sanki yıllar önce buraya bir şey yazılmış ama sonradan silinmişti.
Gökhan parmağıyla üzerinden geçti.
“Bir şey yazıyormuş.”
“Ne yazıyormuş?”
“Bilmiyorum.”
Biraz daha dikkatli baktı.
Sonra odadan çıktı.
Koridora geçip yerdeki tahtalara bakmaya başladı.
“Ne arıyorsun?”
“Ses buradan gelmişti.”
Bir tahtanın üzerine bastı.
Tak.
İkimiz de aynı anda durduk.
Gökhan bana baktı.
Ben de ona baktım.
“Duydun mu?”
“Evet.”
Tekrar tahtaya bastı.
Tak.
Bu sefer eğilip tahtanın kenarını inceledi.
“Bu gevşek.”
“Altında bir şey mi var?”
“Bilmiyorum.”
Elini tahtanın kenarına götürdü.
Tam kaldırmaya çalışacakken koridorun diğer ucundan ayak sesleri geldi.
Gökhan hemen ayağa kalktı.
“Biri geliyor.”
İkimiz de sustuk.
Ayak sesleri yavaş yavaş yaklaşıyordu.
Gökhan kolumdan tutup beni odanın içine çekti.
Kapının yanında bekledik.
Birkaç saniye sonra ayak sesleri durdu.
Ama kimse içeri girmedi.
Gökhan kapının aralığından dışarı baktı.
Koridor boştu.
“Kimse yok.”
“Az önce buradaydı.”
“Evet.”
Gökhan koridora çıktı.
Yerde bir şey fark etti.
Eğilip aldı.
Küçük, katlanmış bir kâğıttı.
“Ne o?”
Kâğıdı açtı.
Üzerinde sadece birkaç kelime vardı.
“Burayı araştırmayı bırakın.”
Birbirimize baktık.
“Bu bize mi?”
Gökhan kâğıdı tekrar okudu.
“Bence evet.”
“Bizi kim görüyor?”
“Bilmiyorum.”
“Peki bu kişi bizi neden istemiyor?”
Gökhan cevap vermedi.
Kâğıdı cebine koydu.
“Bunu kimseye söyleme.”
“Tamam.”
“Gerçekten.”
“Tamam dedim.”
Aşağı inmeye başladık.
Bu kez ikimiz de konuşmuyorduk.
Ama artık bir şeyden emindim.
Dün aldığımız mesajlar tesadüf değildi.
Birileri bizim ne yaptığımızı biliyordu.
Ve biz okulun geçmişiyle ilgili ne kadar çok şey öğrenmeye çalışırsak, o kişi de o kadar yakınımıza geliyordu.
Sınıfa döndüğümüzde Gökhan yerine oturdu.
Ben de yanıma geçtim.
Bir süre sessizce oturduk.
Sonra telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Bilinmeyen Numara:
Uyarımı aldın.
Bir an donup kaldım.
Ardından ikinci mesaj geldi.
Bir daha o kata çıkma.
Telefonu yavaşça kapattım.
Başımı kaldırdığımda Gökhan bana bakıyordu.
“Yine mi?”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Ne dedi?”
Telefonu ona uzattım.
Mesajı okudu.
Yüzündeki ifade değişti.
“Bundan sonra yalnız gitmiyorsun.”
“Tamam.”
Gökhan telefonu bana geri verdi.
Sonra sınıfın kapısına baktı.
Bir süre öylece kaldı.
Sanki birini arıyordu.
Ama koridorda kimse yoktu.
Henüz.
