4. bölüm / 9
Hastane KoridoruBölüm 4
Bölümler 9Şu an: Bölüm 4
Telefonumun ekranına son kez baktım. Şarjım üçtü ve Gökhan'ın gelmesini bekliyordum.
Aslında neden bu kadar uzun sürdüğünü bilmiyordum. Sonuçta beni bulacağını söylemişti. Ama burası okulun en üst katıydı ve aşağıdan buraya kadar gelmek biraz zaman alıyor olmalıydı.
Tam tekrar yazacakken merdivenlerden bir ses geldi.
“Leyla?”
Başımı kaldırdım.
Gökhan merdivenlerin başında durmuş, nefes nefese bana bakıyordu.
“Sonunda geldin,” dedim.
Bana birkaç saniye baktı. Sonra ellerini beline koyup derin bir nefes aldı.
“Sen harbi kafayı yemişsin.”
“Ne yaptım yine?”
“Ne yaptım mı?” dedi ve etrafa bakındı. “Okulun en üst katına çıkmışsın, kullanım dışı yere girmişsin, telefonunun şarjı üç ve bana ne yaptım diye soruyorsun.”
“Ben buranın kullanım dışı olduğunu bilmiyordum.”
“E onu diyorum zaten. Daha yeni geldiğin okulda bilmediğin bir yere niye giriyorsun?”
Omuz silktim.
“Canım sıkıldı.”
Gökhan birkaç saniye hiçbir şey demeden yüzüme baktı.
“Canın sıkıldı diye okulun çatısına da çıkarsın sen.”
“Belki.”
“Leyla.”
“Tamam tamam, çıkmam.”
Başını iki yana salladı.
“Gel, aşağı iniyoruz.”
“Tamam.”
Sandalyeden kalktım. Gökhan önümden yürümeye başladı. Ben de arkasından onu takip ettim.
Merdivenlerden inmeye başladığımızda bir an durdu.
“Bir daha buraya gelme.”
“Tamam.”
“Ciddiyim.”
“Tamam dedim ya.”
“İyi.”
Bir süre sessizce indik.
Aslında Gökhan'ın bu kadar sinirlenmesini biraz garip buluyordum. Sonuçta sadece boş bir kata çıkmıştım. Tamam, biraz tehlikeli olabilirdi ama sonuçta hiçbir şey olmamıştı.
“Gökhan?”
“He?”
“Niye bu kadar kızdın?”
Yürümeye devam ederken cevap vermedi.
“Gökhan?”
“Bir şey olmadı diye bir daha da olmayacak değil.”
Bu sefer ses tonu diğerlerinden farklıydı.
Şaka yapmıyordu.
“Tamam,” dedim sadece.
Bir süre daha yürüdük. Tam koridorun sonuna yaklaşmıştık ki Gökhan bir anda durdu.
Ben de durdum.
“Noldu?”
Gökhan başını biraz yana çevirdi.
“Bir şey duydun mu?”
“Ne?”
“Boş ver.”
Tekrar yürümeye başladı.
Ben de peşinden gittim ama merak etmiştim.
“Ne duydun?”
“Hiçbir şey.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Yine de yüzündeki ifadeden pek emin görünmüyordu.
Aşağı kata indiğimizde okulun normal sesleri tekrar gelmeye başladı. Öğrenciler koridorlarda konuşuyor, bazıları sınıflara girip çıkıyordu.
Gökhan'ın yüzü de normale dönmüştü.
“Bak,” dedi bana dönerek. “Bir daha kaybolursan seni aramam.”
“Ararsın.”
“Aramam.”
“Ararsın.”
“Leyla, aramam.”
“Tamam.”
“Cidden aramam.”
“Tamam dedim.”
Bana bakıp sırıttı.
“İyi.”
Sınıfa girdiğimizde herkes çoktan yerlerine dönmüştü. Öğretmen de ders anlatmaya başlamıştı.
Sessizce yerime oturdum.
Gökhan da yanıma geçti.
Ama bu sefer bir gariplik vardı.
Derse bakıyordu ama aklı başka yerde gibiydi.
Arada bir dalıp gidiyor, sonra bir anda kendine geliyordu.
Bir ara ona baktım.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
“Bugün çok tuhafsın.”
Bana dönüp birkaç saniye baktı.
“Ben mi?”
“Evet, sen.”
“Sen de bugün okulun en üst katına çıkmış birisin. Kimin daha tuhaf olduğu tartışılır.”
Gülümsedim.
“Konuyu değiştirme.”
“Değiştirmiyorum.”
“Değiştiriyorsun.”
“Dersi dinle.”
Başımı tahtaya çevirdim.
Ama aklım hâlâ Gökhan'daydı.
Bir şey olmuştu.
Ne olduğunu bilmiyordum ama belli ki bana söylemediği bir şey vardı.
Dersin geri kalanında birkaç kez ona baktım. Her seferinde ya tahtaya bakıyordu ya da telefonuyla uğraşıyordu.
Sonunda vazgeçtim.
Belki gerçekten bir şey yoktu.
Belki de ben fazla düşünüyordum.
Okul çıkışında çantamı toplarken Gökhan yanıma geldi.
“Gidiyor musun?”
“Evet.”
“Tamam.”
“Sen?”
“Ben de birazdan.”
Başımı salladım.
Kapıya doğru yürürken arkamdan seslendi.
“Leyla.”
Döndüm.
“Ne?”
Bana bakıyordu ama söyleyeceği şeyden vazgeçmiş gibiydi.
“Hiç.”
“Ne hiç?”
“Bir şey diyecektim.”
“De.”
“Boş ver.”
Kaşlarımı çattım.
“Sen bugün gerçekten çok tuhafsın.”
Gülümsemeye çalıştı.
“Yarın düzelirim.”
“İnşallah.”
Sınıftan çıktım.
Ama nedense içimde garip bir his vardı.
Sanki Gökhan'ın söylemediği şey, düşündüğümden daha önemliydi.
Gökhan'dan
Leyla sınıftan çıktıktan sonra birkaç saniye kapıya baktım.
Sonra önüme döndüm.
Neden söyleyeceğim şeyi söylemekten vazgeçtiğimi ben de bilmiyordum.
Aslında ona az önce duyduğum sesi anlatabilirdim.
Ama anlatmak istemedim.
Çünkü ne olduğunu bilmiyordum.
Belki gerçekten hiçbir şey değildi. Belki eski bir tahta yerinden oynamıştı. Belki de ben yanlış duymuştum.
Ama içimde bir şey bunun öyle olmadığını söylüyordu.
Az önce o karanlık koridordan inerken duyduğum ses hâlâ aklımdaydı.
Tak.
Ses çok kısa sürmüştü.
Ama nedense aklımdan çıkmıyordu.
Çantamı omzuma attım ve sınıftan çıktım.
Koridorda birkaç kişi daha vardı. Herkes kendi arasında konuşuyor, gülüşüyordu. Ben ise hâlâ yukarıdaki katı düşünüyordum.
Kimse oraya çıkmazdı.
Ben bile çıkmazdım.
Ama Leyla daha okula geleli birkaç gün olmuşken gidip oraya çıkmıştı.
Kendi kendime güldüm.
“Harbi salak.”
Tam merdivenlere doğru yürüyecektim ki telefonum titredi.
Elimi cebime attım.
Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Mesajı açtım.
Bilinmeyen Numara: Az önce oraya neden gittiniz?
Olduğum yerde kaldım.
Bir süre ekrana baktım.
Oraya.
Neresi olduğunu biliyordu.
Kaşlarımı çattım.
Telefon tekrar titredi.
Bilinmeyen Numara: Orada gördüğün şey aramızda kalacak.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Gördüğüm şey?
Ben hiçbir şey görmemiştim.
Leyla da bir şey görmemişti.
En azından ben öyle biliyordum.
Mesajı tekrar okudum.
Bizi görmüştü.
Hem de az önce.
Telefonu elimde sıkıca tuttum.
Kim olduğunu bilmiyordum.
Ama bir şekilde bizim oraya girdiğimizi öğrenmişti.
Hemen cevap yazmak için klavyeyi açtım.
“Sen kimsin?”
Yazdım.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra sildim.
“Ne gördüğümü nereden biliyorsun?”
Bunu da göndermeden sildim.
Şu an cevap vermek yapabileceğim en saçma şeydi.
Telefonu cebime koydum.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan Leyla'nın sesi geldi.
“Gökhan?”
Başımı kaldırdım.
Bana doğru geliyordu.
Telefonu hemen cebime koydum.
“Ne?”
“Ne yapıyorsun burada?”
“Hiç.”
“Telefonuna bakıyordun.”
“Evet.”
“Kim yazdı?”
Bir an sustum.
“Kimse.”
Şüpheli bir şekilde yüzüme baktı.
“Kimse sana mesaj mı atıyor?”
“Leyla, sorguya mı çekiyorsun beni?”
“Hayır.”
“E o zaman?”
Omuz silkti.
“Bugün çok tuhafsın.”
Yine aynı şeyi söyledi.
Ben de gülümsemeye çalıştım.
“Sen de bugün okulun en üst katına çıkmış birisin, unutma.”
“Konuyu yine oraya getirme.”
“Getiririm.”
“Niye?”
“Çünkü bir daha çıkmayacaksın.”
“Tamam.”
“Gerçekten.”
“Tamam dedim ya.”
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra:
“Peki,” dedi.
Ve yanımdan geçip gitti.
Arkasından baktım.
Bir şey söylemek istedim.
Ama söylemedim.
Çünkü şu an bildiğim tek şey, birinin bizi gördüğüydü.
Ve o kişi Leyla'yı da biliyordu.
Telefonumu cebimden çıkardım.
Mesaj ekranını tekrar açtım.
Son cümle hâlâ oradaydı.
“Orada gördüğün şey aramızda kalacak.”
Ekrana bakarken kaşlarımı çattım.
Ben hiçbir şey görmemiştim.
Ama belli ki birileri benim bir şey gördüğümü düşünüyordu.
Ve bunun nedenini bulacaktım.
