Hastane Koridoru kitap kapağı

2. bölüm / 9

Hastane Koridoru

Bölüm 2

Vaveyla Yazarı: Ervosss

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 2

Sabah gergin bir şekilde uyandım.
Elim saatime gitti. Saat daha 6.34'tü. Yani okul için çıkmama neredeyse bir buçuk saat vardı. Normalde hep geç kalkan biriydim ama stresim yüzünden bu gece doğru düzgün uyuyamamıştım.
Ağır ağır doğruldum ve birkaç dakika ayılmayı bekledim. Sonra yavaşça ayağa kalkıp yüzümü yıkadım. Şimdi daha iyi hissediyor gibiydim.
Aynaya baktığımda göz altlarım mosmordu. Normalden bir saat daha az uyusam bile göz altlarım morarırdı ve ben bu gece yalnızca üç saat kadar uyuyabilmiştim.
Hemen gidip buzluktan buz aldım ve göz altlarıma koydum. Morlukların geçmesini umuyordum. Birkaç dakika sonra göz altı maskesi de yaptım. Bunları beklerken bir yandan kitap okuyordum.
Sonunda göz altlarıma tekrar baktım. Morluklar tamamen geçmemişti ama en azından biraz hafiflemişti.
Gidip ağır ağır beyaz tişörtümü ve siyah baggy pantolonumu giydim. Saate baktığımda 7.30 olduğunu gördüm. Hemen siyah, omuzlarımdan dökülen saçlarımı düzleştirdim. Yüzümü canlandırsın diye önce nemlendirici, ardından güneş kremi sürüp evden çıktım.
Yeni okuluma otobüsle gidecektim. Otobüs durağı eve yalnızca beş dakika mesafedeydi. Hava kapalıydı, yağmur ufak ufak çiseliyordu ve hava gayet serindi.
Bu benim en sevdiğim havaydı.
Okula isteksizce yürürken en azından hava beni biraz olsun mutlu ediyordu.
Sonunda otobüse bindiğimde saat 8 olmuştu. Dersin başlamasına yarım saat vardı. Neyse ki yol otobüsle yalnızca on dakika sürüyordu.
Sıkış tıkış geçen on dakikanın sonunda nihayet kendimi otobüsten attım.
Ve işte yeni okulum karşımdaydı.
Burası normal bir Anadolu lisesiydi. Çok iyi bir okul sayılmazdı ama kötü bir okul da değildi. Okulun dışı bembeyazdı. Bir okula yakıştırdığım en güzel renk beyazdı. Nedense bana fazlasıyla okul havası veriyordu.
Gergince okulun kapısına geldim.
Durdum.
Günümün güzel geçmesi için bir dua ettim ve okula ilk adımımı attım.
Bahçe kaynıyordu. Sanki derse az kalmamış gibi herkes bahçedeydi. Fazla takmadım ve okul binasına hızlıca girdim.
Okulun girişinden sonra karşıma direkt merdivenler çıktı. Neyse ki yeni sınıfımın yerini biliyordum. Merdivenlerden iki kat çıktım. Koridora doğru yöneldim. Koridorun sonundaki sınıfa kadar gittim ve sınıf kapısında durdum.
İşte 12-A sınıfı karşımdaydı.
Tekrar bir dua ettim ve içeri girdim.
Sınıfın içinin de dışarıdan farkı yoktu. Herkes sıralarda ve masalarda oturmuş; sohbet ediyor, bağırıyor, büyük kahkahalar patlatıyordu. Eğlenceye o kadar dalmışlardı ki içeri girdiğimi görmediler bile.
Ben de bu durumdan memnun bir şekilde içeri girdim ve sınıfa göz gezdirdim.
Sol en arka köşede, dilediğim gibi iki koltuğu da boş bir sıra vardı.
Hemen gidip köşeye oturdum.
Gergindim.
Stresliydim.
Günümün iyi geçmesi ve eskisi gibi yaşanmaması için içimden dualar ediyordum.
Nihayet stresim biraz daha azaldığında derse on dakika kalmıştı. Kulaklığımı taktım ve herkesten kopuk bir şekilde müzik dinlemeye başladım.
Aradan beş dakika daha geçti.
Herkes sıralarına oturmuştu ama konuşma yine durmamıştı. Bu sefer de herkes sıra arkadaşıyla bağırışıyordu.
Ben müziğimi dinlemeye devam ederken sınıfa iki erkek girdi.
Biri yaklaşık 1.75 boylarında, esmer, dağınık saçlı ve mavi gözlüydü. Diğeri ise yine aynı boylarda, kumral, kıvırcık saçlı ve bembeyaz tenliydi.
İkisini kafama takmayıp müziğime devam ediyordum ki esmer olan gelip yanıma oturdu.
Hemen müziği durdurdum.
Burası benim yerimdi.
Neden yanıma oturmuştu ki?
“Burası benim yerim, niye izinsiz oturuyorsun?” diye çıkıştım.
Yüzünü bir saniyeliğine bana döndü. Sonra arkadaşına geri dönüp:
“Ali, sen sırana geç istersen.” dedi.
İsminin Ali olduğunu öğrendiğim kişi yan sıranın en arkasına tek başına oturdu. Ardından başka bir çocuk da gelip yanına oturdu ve yine sohbete daldılar.
Esmer çocuk ise tekrar bana döndü.
“Ne dedin?” dedi alayla.
Söylediğimi anladığını bakışlarından sezdim ama yine de tekrar ettim.
“Dedim ki, burası benim yerim. Niye izinsiz oturuyorsun?”
Alayla sırıttı.
Bu kadar gülecek ne vardı ki?
“Sen yenisin galiba?” diye sordu.
“Evet ama bunun önemi yok. Neden sırama oturdun?” diye ısrarla sordum.
“Aslına bakarsan burası benim sıram ve bugün benden erken gelmiş olman burayı senin sıran yapmıyor.” dedi alayla sırıtarak.
Açıklaması mantıklıydı. Haklı olduğunu kabul ediyordum ama sırıtması sinirimi bozuyordu.
“İyi, ben kalkayım o zaman.” dedim ve çantamı alıp ayağa kalktım.
Ama bir yanımda duvar, bir yanımda da o olduğu için geçemiyordum.
“Otursana işte.” dedi.
Sanırım yanına oturmak istediğimi sanıyordu.
“Tek oturmayı tercih ederim, sağ ol. Şimdi izin verirsen başka bir yere geçeceğim.”
Ama onda en ufak bir kıpırdanma yoktu.
Yine alaylı bir şekilde sırıtarak:
“Tek oturacağın bir yer yok, farkındaysan. Hadi uzatma da otur şuraya.”
Haklıydı.
Tek oturacak bir yer yoktu ama onun yanını istemiyordum. Sebepsizce sinirimi bozuyordu.
Hiddetle ofladım ve sertçe olduğum yere çöktüm.
Yarın kendime yeni bir sıra bulacaktım artık.
Birkaç dakika sonra yeni ders başladı.
İlk iki ders fizikti.
Ama hoca o kadar uyuyormuş gibi anlatıyordu ki kimse hocayı dinlemiyordu. Herkes aynı teneffüsteki gibi yer değiştiriyor, konuşuyor, müzik dinliyor ya da telefonuna bakıyordu.
Hoca o kadar bayıktı ki beni fark etmemişti bile.
Kimseyi fark etmesinden kör olduğunu düşünmeye başlamıştım resmen.
Ben de fazla takmadım ve telefonumu açtım.
Ders boyunca reels izledim.
Ardından teneffüs çaldı ama hoca hariç kimse yerinden oynamadı. Zaten ders de teneffüs gibiydi ve sohbet bayağı sarmışa benziyordu.
Ben de aynı şekilde devam ettim.
Ardından hoca tekrar derse girdi.
Yine aynı şekilde geçen kırk dakikanın ardından nihayet teneffüs çaldı.
Artık bu sınıftan çıkmak istiyordum.
“Çıkar mısın?” dedim yanımdaki çocuğa.
Çekilmek yerine:
“Kendine yeni bir sıra bulmaya mı gidiyorsun?” dedi.
“Merak etmeyin beyefendi, tuvalete gideceğim.” dedim alayla karışık bir şekilde.
“Adım Gökhan.”
“O kadar memnun oldum ki anlatamam. Şimdi çıkar mısın?”
“Ama önce sana bir şey soracağım.”
En içten şekilde yüzüne ofladım.
“Yine ne var?”
“Adını soracaktım.” dedi.
Bir günlüğüne yanına oturmak zorunda kaldım diye kanka olacağımızı mı düşünüyordu?
“Seni geçmek için parola olarak adımı söylemem gerekiyor herhalde.” diyerek konuyu uzattım.
Gıcıklık yapasım gelmişti.
“Bir isim söylemek bu kadar zor olmamalı.” dedi dalga geçercesine.
“Adım Leyla, tamam mı? Artık geçebilir miyim Gökhancığım?”
Nihayet kalktı ve elini sıranın çıkışına uzattı.
“Buyur, Leylacığım.”
Sınıftan koşar adım çıkarak lavaboya girdim.
Artık o sınıfta durmak bile istemiyordum.
Herkesin dolduğu koridor bile sınıftan daha sessizdi.
Hızlıca tuvaletimi yaptım ve aynanın karşısına geçtim. Neyse ki saçlarım bozulmamıştı. Yüzüm de gayet iyi duruyordu.
Bunun verdiği minik mutlulukla tuvaletten çıktım.
Gidip sınıfa bakacaktım.
Eğer Gökhan denen çocuk orada değilse sıraya gömülüp müzik dinleyecektim. Oradaysa da bahçeye çıkacaktım.
Neyse ki sınıf lavabonun hemen yanındaydı.
Kapının ucundan sınıfa göz gezdirdim.
Oradaydı.
Oturmuş, telefonuyla ilgileniyordu.
Tam o beni görmeden geri çıkacaktım ki son anda beni gördü.
Ben de sınıftan koşar adım çıktım ve merdivenlere ulaştım.
Tam aşağı inecektim ki...
Bir el omzuma dokundu.