Hastane Koridoru kitap kapağı

5. bölüm / 9

Hastane Koridoru

Bölüm 5

Vaveyla Yazarı: Ervosss

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 5

Ertesi sabah okula geldiğimde sınıf her zamanki gibiydi.
Herkes kendi arasında konuşuyor, bazıları sıraların üzerinde telefonlarına bakıyor, bazıları da daha ders başlamadan kantinden aldıkları şeyleri yiyordu.
Ben ise doğrudan yerime geçip çantamı bıraktım.
Dün yaşananları düşünmemeye çalışıyordum.
Özellikle de Gökhan'ı.
Ama nedense ne zaman onu düşünmemeye çalışsam aklıma daha çok geliyordu.
Dün bütün okulu beni bulmak için dolaşmıştı.
Sonra da o üst katlara çıkmamam için neredeyse başımda beklemişti.
Gerçekten garip bir çocuktu.
Sınıfa göz gezdirdim.
Gökhan yoktu.
Çantası da ortalıkta görünmüyordu.
Tam önüme dönecekken kapı açıldı.
Gökhan içeri girdi.
Elinde telefonu vardı ve ekranına bakarak yürüyordu. Sınıfa girdiğinde telefonu cebine koydu ve hiç kimseye bakmadan yerine geçti.
Yanımdaki sıraya oturdu.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonra dayanamadım.
“Sen hâlâ tuhafsın.”
Başını çevirip bana baktı.
“Günaydın sana da.”
“Günaydın demiyorum.”
“Fark ettim.”
“Ciddiyim.”
“Ben de.”
Kaşlarımı çattım.
“Dün ne oldu sana?”
“Ne olacak?”
“Bilmiyorum. Sürekli bir şey düşünüyor gibisin.”
Gökhan birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Sen fazla meraklısın.”
“Sen de fazla normalsin.”
“Bu nasıl bir cevap?”
“Bilmiyorum.”
Başını iki yana salladı.
“Seninle konuşmak gerçekten zor.”
“Konuşma o zaman.”
“Tamam.”
“Tamam.”
İkimiz de sustuk.
Birkaç saniye sonra Gökhan hafifçe güldü.
Ben de istemsizce gülümsedim.
Sonra öğretmen sınıfa girdi ve konuşmamız sona erdi.
Dersler ilerledikçe dün yaşananlar aklımdan biraz olsun çıkmıştı.
Ta ki öğle arasına kadar.
Zil çaldığında herkes bir anda yerinden kalktı.
Ben de çantamı açıp telefonumu çıkardım.
Tam ayağa kalkacakken Gökhan'ın çantasını aldığını gördüm.
“Sen nereye?”
Başını çevirip bana baktı.
“Bir yere.”
“Çok açıklayıcı.”
“Teşekkür ederim.”
“Gökhan.”
“Ne?”
“Cidden nereye gidiyorsun?”
“Sen niye bu kadar merak ediyorsun?”
“Bir işim var.”
Sonra sınıftan çıktı.
Arkasından birkaç saniye baktım.
Normalde umursamazdım.
Ama dün aldığı mesaj aklıma geldi.
Telefonuna gelen o bilinmeyen numara...
Bir de dün sınıftan çıktıktan sonra yüzündeki o ifade.
Sanki bir şey biliyordu.
Ve bana söylemiyordu.
İçimden bir ses peşinden gitmem gerektiğini söylüyordu.
Ama diğer tarafım bunun saçmalık olduğunu düşünüyordu.
Sonunda merakıma yenildim.
Sınıftan çıktım.
Koridora baktım.
Gökhan görünmüyordu.
Biraz ilerledim.
Sonra merdivenlerin olduğu tarafa baktım.
Ve onu gördüm.
Üst katlara çıkan merdivenlerin başındaydı.
Olduğum yerde durdum.
Dün bana ne dediği aklıma geldi.
“Sakın gelme.”
Bir de üstüne:
“Bir daha oraya çıkmayacaksın.”
Başımı iki yana salladım.
“Ne yapıyor bu çocuk?”
Gökhan merdivenlerden çıkmaya başladı.
Ben de birkaç saniye bekledikten sonra peşinden gittim.
Ama bu kez daha dikkatliydim.
Merdivenlerin başına geldiğimde durdum.
Yukarıdan ses gelmiyordu.
Biraz daha çıktım.
Koridor yine dünkü gibiydi.
Sessiz.
Karanlık.
Kullanılmayan sınıfların kapıları kapalıydı.
Gökhan ilerideydi.
Duvarın kenarında eğilmiş, bir şeylere bakıyordu.
Beni görmemişti.
Bir süre onu izledim.
Sonra yavaşça birkaç adım daha attım.
Gökhan'ın sesini duydum.
“Burada bir şey vardı…”
Ne dediğini anlamaya çalıştım.
Biraz daha yaklaştım.
Gökhan yerdeki eski tahtalardan birine bakıyordu.
Elini tahtanın üzerine koydu.
Hafifçe bastırdı.
Tahta yerinden oynadı.
Gökhan kaşlarını çattı.
Eğilip tekrar baktı.
Tam o sırada arkasından bir ses geldi.
“Orada ne arıyorsunuz?”
Gökhan bir anda dondu.
Ben de olduğum yerde kaldım.
Ses arkamızdan gelmişti.
Yavaşça başımı çevirdim.
Merdivenlerin başında müdür yardımcısı duruyordu.
Bizi görünce kaşlarını çattı.
“Bu kata çıkmak yasak değil mi?”
Gökhan ayağa kalktı.
“Biz…”
Devamını getiremedi.
Müdür yardımcısı birkaç adım yaklaştı.
“Burada ne işiniz var?”
Gökhan bana baktı.
Ben de ona baktım.
İkimizin de söyleyecek düzgün bir cevabı yoktu.
“Kaybolduk,” dedim sonunda.
Gökhan hemen bana döndü.
“Ne?”
“Ne diyecektik?”
Müdür yardımcısı derin bir nefes aldı.
“Kaybolduysanız aşağı inin. Burası öğrencilerin gireceği bir yer değil.”
Gökhan başını salladı.
“Tamam hocam.”
Müdür yardımcısı bir süre yerdeki tahtaya baktı.
Sonra tekrar bize döndü.
“Bir daha sizi burada görmeyeyim.”
“Tamam hocam.”
Müdür yardımcısı merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Biz de arkasından ilerledik.
Gökhan yanımdan geçerken alçak sesle konuştu.
“Senin burada ne işin var?”
“Senin peşinden geldim.”
“Niye?”
“Çünkü senin de burada ne işin olduğunu merak ettim.”
“Leyla…”
“Ne?”
Bir şey söyleyecekmiş gibi oldu.
Sonra vazgeçti.
“Boş ver.”
“Yine mi?”
“Evet.”
“Sen gerçekten çok tuhafsın.”
“Bunu dün de söyledin.”
“Çünkü hâlâ öylesin.”
Gökhan cevap vermedi.
Sınıfa döndüğümüzde herkes hâlâ kendi arasında konuşuyordu.
Ben yerime oturdum.
Gökhan da yanıma geçti.
Ama aklı hâlâ yukarıdaki tahtadaydı.
Bunu yüzünden anlayabiliyordum.
Ders başlayana kadar tek kelime konuşmadı.
Ben de sormadım.
Ama içimde bir merak vardı.
O tahtanın altında ne vardı?
Gökhan neden orayı araştırıyordu?
Ve dün duyduğu ses gerçekten sadece eski bir tahtanın sesi miydi?
Ders boyunca bunları düşündüm.
Zil çaldığında herkes ayağa kalktı.
Gökhan telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
Bir anda yüzündeki ifade değişti.
Kaşları çatıldı.
Ben fark etmeden ekrana bakmaya çalıştım ama göremedim.
“Ne oldu?”
Telefonu hemen kapattı.
“Hiç.”
“Yine mi hiç?”
“Evet.”
“Kesin bir şey oldu.”
“Leyla…”
“Ne?”
“Boş ver.”
Telefonunu cebine koydu.
Ben de daha fazla üstelemedim.
Ama Gökhan'ın yüzündeki ifadeyi unutamıyordum.
Çünkü o ifade, dün aldığı mesajdaki ifadeyle aynıydı.
Birkaç dakika sonra telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Gökhan'dan mesaj vardı.
Gökhan:
Bir daha benim peşimden gelme.
Kaşlarımı çattım.
Hemen cevap yazdım.
Ben:
Neden?
Cevap birkaç saniye sonra geldi.
Gökhan:
Çünkü orası güvenli değil.
Telefonu elimde tuttum.
Tam cevap yazacaktım ki ekran yeniden aydınlandı.
Ama bu kez gönderen Gökhan değildi.
Bilinmeyen Numara:
Sana söylemiştim.
Bir an ne yapacağımı bilemedim.
Ben bu numarayı tanımıyordum.
Ama o kişi benim numaramı biliyordu.
Nasıl bulduğunu bilmiyordum.
Telefonum tekrar titredi.
Bilinmeyen Numara:
Oraya bir daha gitme.
Kaşlarımı çattım.
Parmaklarım ekranın üzerinde hareketsiz kaldı.
Kimdi bu?
Beni nereden biliyordu?
Ve daha önemlisi...
Beni nasıl görmüştü?
Tam telefonu kapatacakken bir mesaj daha geldi.
Bilinmeyen Numara:
Gökhan'a da güvenme.
Bir anda içimde garip bir his oluştu.
Başımı kaldırıp Gökhan'a baktım.
O da birkaç sıra ötede telefonuna bakıyordu.
Yüzünü göremiyordum.
Ama nedense artık ona bakarken aklıma sadece tek bir şey geliyordu.
Gökhan'a da güvenme.