11. bölüm / 29
Harry Potter ve Saklı Varis (Tom Marvolo Riddle)8. Bölüm: "İmperio"
Bölümler 29Şu an: 8. Bölüm: "İmperio"
- 1 "Liora Antares Ashford"501 kelime
- 2 "Kehanet"293 kelime
- 3 1. Bölüm: "İlk gün"1.505 kelime
- 4 2. Bölüm: "Üç Büyücü Turnuvası"1.171 kelime
- 5 3. Bölüm: "Ashford Malikanesi"1.576 kelime
- 6 "Ashford Ailesi"570 kelime
- 7 4. Bölüm: "Karanlık"1.790 kelime
- 8 5. Bölüm: "Zindan"1.418 kelime
- 9 6. Bölüm: "Zamanın kollarında"2.254 kelime
- 10 7. Bölüm: "Gerçek sen"2.129 kelime
- 11 8. Bölüm: "İmperio"2.474 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 9. Bölüm: "Safkan"2.208 kelime
- 13 10. Bölüm: "Alastor Moody"1.885 kelime
- 14 11. Bölüm: "Sadece 16"1.632 kelime
- 15 12. Bölüm: "Gümüş Ay Işığı"2.832 kelime
- 16 13. Bölüm: "Sonsuz anılar"1.932 kelime
- 17 14. Bölüm: "Canavar mı?"1.747 kelime
- 18 15. Bölüm: "Her anı, Bir yemin"2.332 kelime
- 19 16. Bölüm: "Kaderi yeniden yazmak"2.002 kelime
- 20 17. Bölüm: "Güzel elbiseler ve gülümsemeler"2.799 kelime
- 21 "Gümüş Ay Işığı Balosu"105 kelime
- 22 18. Bölüm: "Kanlı Balo"2.416 kelime
- 23 19. Bölüm: "Bedeli olan hatalar"2.333 kelime
- 24 20. Bölüm: "Katil"2.909 kelime
- 25 21. Bölüm: "Noel tatili"3.087 kelime
- 26 22. Bölüm: "Gözyaşı zinciri"3.179 kelime
- 27 23. Bölüm: "Aynadaki Çatlak"2.304 kelime
- 28 24. Bölüm: "Kırık Kader"2.900 kelime
- 29 25. Bölüm: "Yalnızlığın Kalbi"2.669 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda oda tam aydınlık değildi. Perdelerin arasından sızan ışık, duvara ince altın çizgiler çiziyordu. Yatağın içinde hâlâ birazım gecede kalmış gibi hissetmekten kendimi alamıyordum ama odanın içindeki hava bana günün başladığını söylüyordu.
Camı araladığımda yüzüme hafif serin bir esinti çarptı. İçime çektiğim taze hava sanki ciğerlerimi yıkıyordu.
Gökyüzüne baktığımda mavi tam yerleşmemişti. Ufukta hâlâ yumuşak bir pembelik varlığını sürdürüyordu. Saç uçlarıma, pencere kenarına, ellerime değen ışık sıcak olsa bile yakmıyordu. Bu saatlerde her şey biraz daha sakin, biraz daha umutlu görünüyordu gözüme.
Umut etmek istiyordum aslında bazı şeyler için, ama gözümü açtığımda hala Slytherinde olduğumu görmek bunu zorlaştırıyordu.
Hayatım ellerimden kaymış ve başkasının istediği gibi devam ediyordu sanki. Zamanın içinde sıkışmış ve kaçamıyormuş gibi hissediyordum.
Lucretia'nın yatağında kıpırdandığını duyduğumda kendimi banyoya attım. Güzelce bir duş almak ve yenilenmek istiyordum.
Ne kadar sitem etsem bile bir şekilde yeni düzenime ayak uydurmam ve neler olduğunu anlamam gerekiyordu. Küçüklüğümden beri her şeyin bir sebebinin olduğuna inandırmıştım kendimi. Hatta Sirius'u tanımadan önce bile acaba neden ihanet etti diye düşünür ve mantıklı bir sebep arardım.
Dün Tom'un burnuna attığım yumruk ve bu gün olabilecek şeylerin bilinmezliği hafifçe gerilmeme neden olmuştu. Kesinlikle intikam almak için elinden geleni yapacaktı. Hatta ilk öldürdüğü öğrenci ben bile olabilirdim. Farketmeden Myrtl'ın kaderini çalmamıştım değil mi?
Formayı üzerime geçirdiğimde dün bütün günümü onun içinde geçirdiğim için daha az rahatsız olmuştum yeşiller içinde olmaktan. Yani ben öyle tahmin ediyordum.
Uçuşan saçlarım beni rahatsız hissettirdiğinde tepeden sıkıca topladım. Gece iyi uyuyamadığım için kendini belli etmekte hevesli olan mor göz altlarımı kapatmam gerekiyordu. Güçlü duruşumun sarsılmasına izin veremezdim.
Göz altlarımı kapattıktan sonra dün yaptığım gibi mavi bir kalemle gözlerime dumanlı bir görüntü verdim.
Banyodan çıktığımda Lucretia'nın da hazır olduğunu görmek gülümsememe neden olmuştu. En azından kahvaltıya yalnız inmeyecektim.
"Günaydın!" Beni farkedince kocaman gülümsemişti. "Günaydın!" Dedim onunki ile aynı bir coşkuyla.
Düz siyah saçlarını o da benimki gibi sıkıca toplamıştı. Gözlerine de siyah bir farla vurgu yapmayı da unutmamıştı. Bir birine benzeyen ve Black mirası olan mavi gözlerimiz ona ayrı bir sempati duymama neden oluyordu. Gerçek zamanımda nerdeyse bu gözlere sahip kimse kalmamıştı.
Ayak üstü biraz sohbet ettikten sonra kahvaltıya inmeye karar verdik. Biz merdivenlerden ortak salona indiğimizde Walburga bize şaşkın bir ifade ile baktı. Sanırım bu kadar erken hazır olmamızı beklemiyordu.
O yanımıza adımlamaya başladığı sırada arkamda ince bir sesle bir kız konuşmaya başlamıştı. "Riddle hala revirde mi?"
Yanındaki ve ona cevap veren çocuğun sesi tanıdık geldiğinde bunun Abraxas Malfoy olduğunu anlamıştım. "Revirdeydi. Kahvaltıya gelmeden direkt derse geçecekmiş."
"Sence ona bunu kim yaptı?" Kızın iç çekişi kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Gerçekten Riddle için mi endişeleniyordu?
"Regina," dedi Abraxas bıktığını belli eden bir ses tonuyla. "Kimden hoşlandığını bile tam olarak bilmiyorsun."
Regina diye hitap ettiği kız kızgın bir şekilde ona susması ve diğerlerinin onları duyabileceği ile ilgili bir şeyler söyledi.
Walburga'nın yanımıza gelmesiyle ilgimi onlardan çeksem bile garip hissetmiştim. Burnunu o kadar kötü mü kırmıştım yani? İksirlerle eski haline döndürmeleri zor olmasa gerekti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ❦ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kahvaltı için Slytherin masasına oturmadan önce Gryffindor masasında olan kuzenlerime başımla selam vermiştim. Masaya geçtiğimizde Riddle'ın gerçekten burada olmadığını görünce rahat bir nefes verdim. Sanırım başıma bir şey gelmeden kahvaltı edebilecektim. Eh ölürken bile tok olmayı yeğelerdim.
Meyve suyumdan büyük bir yudum aldığım sırada fısıldaşmaların normalden daha fazla olduğunu farkettim. Başımı yemeğimden kaldırıp baktığımda herkes 'Gelecek gazetesi'ne bakarak bir biriyle konuşuyordu.
Lucretia'ya uzandığımda elindeki gazeteyi bana verdi. Gözlerimi baktığı sayfada gezdirince 'Kutsal 28'in kimin tarafından hazırlandığı hakkında bir haber vardı.
Cantankerous Nott yazdığı 'Safkanlar dizini' adlı eserinde safkan 28 tane aileyi listelemişti. Gözlerimi gezdirdiğimde güncel halinden bir aile ile farklı olduğunu gördüm. Ashford ailesi de listedeydi.
Hangi ailenin olmadığına baktığım sırada 'Ollivander' ailesinin listenin ilk halinde olmadığını farkettim. Hatırladığım kadarıyla Garrick Ollivander'in annesi bir muggle doğumluydu. Yani mantıken baktığımda ilk başlarda listede olmaması çok normaldi. Ama beni en çok meraklandıran kısım Ashford ailesinin neden listeden silinme gereği gördüğüydü.
Tabikide benim ailem istemeseydi listeden silinmezdi. Neden silinmek istedikleri daha önemliydi benim için. Gelecekte -yani kendi zamanımda kimin ne dediği umrumda değildi.
Başımı kaldırdığımda Abraxas tek kaşını kaldırarak bana bakıyordu. Aynı şekilde çenemi kaldırdım ve "Ne oldu Malfoy?" Diye sordum.
Omuz silkerek önüne döndüğünde onu rahatsız eden bir şeylerin olduğunun farkındaydım. Fazla üstelemeden onu kendi haline bıraktım ve gazeteyi aldığım kişiye geri verdim.
Aklımda bir çok soru olsa da yemeğimi aynı iştahla yemeye devam ediyordum.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ❦ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Derse gitmek için revirlerin önünden geçtiğim sırada kapının açık olduğunu farkederek bakışlarımı oraya yönlendirdim. İçeri girip girmemek ile ilgili çelişki içerisindeydim.
Eserimi ziyaret etmek istemem normal bir şey değil miydi? Neden şimdi kendimi rahatsız hissediyordum ki?
Zaten hafif aralı olan kapıyı tıklatarak içeri girdiğimde sabah konuşan kızı yatakta uzanan ve ilgisiz görünen Riddle'ın baş ucunda gördüm.
Kız elindeki pamukla onun göz altlarına bir şeyler sürüyordu. Bunun gözaltlarının şişmemesi için yapılan bir şey olduğunu düşünmüştüm.
Beni farkettiğinde oturduğu yerden doğrularak kızın elini itti. Bundan güç alarak yatağına yaklaştığımda kıza "Git," dedi.
Kız rahatsız bir bakışla beni süzdüğü sırada "Ama-" diye geveleyemeden Riddle'ın öldürücü bakışları ile karşılaşmıştı. Hızlı adımlarla arkasına bile bakmadan odadan çıktığında sadece ikimiz kalmıştık.
Bir süre yüzünü inceledikten sonra "Yüzünün normal haline dönebilmesi için gerçekten verebilecekleri bir ilaçları yok muydu?" Dedim.
Ayaklarını yataktan sarkıttığında o da benim yüzümü inceliyordu. "Zamanla düzelecekmiş," diye mırıldandı. Yüzünde bir salise beliren ve aniden kaybolan ifade konuşurken canını acıdığını gösteriyordu.
Ama kuyruğumu dik tutmakta kararlıydım. Bana bulaşmaması gerekiyordu. Hem de bütün zaman çizelgelerinde.
"Bir dahakine daha dikkatli olursun artık," dedim kibirli bir gülümseme takınarak arkamı döndüğümde. "Bu yaptığının bedelini ödeyeceğini biliyorsun değil mi, Ashford?"
Kapıdan çıkmadan önce dönüp ona gülümsedim. "Kendimkileri bilmem ama," dediğimde sağ elimin tırnaklarını avcuma geçirmeye başlamıştım bile. "Seninkilerin bedelini çok ağır bir şekilde ödedim, Riddle."
Odadan çıkmadan önce kafasının karıştığını ve bir şey anlamadığını yüzünden anlamıştım. Bu burukça gülümsememe neden olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ❦ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İlk birkaç dersten sonra Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersine girmem gerekiyordu. Üçüncü kata çıktığımda hızlıca 3C sınıfını bularak içeriye girdim.
Kapıyı açtığımda ilk hissettiğim şey içerisinin ne kadar sessiz ve boğucu olduğuydu. Pencereler uzun ve dardı. Sabah ışığı içeri süzülürken havada toz zerrecikleri asılı kalmıştı.
Gözlerimi duvarlarda gezdirdiğimde kurtadamlar, vampirler ve hortlaklar hakkında detaylı çizimlerin olduğunu gördüm. Duvara yapıştırılmış şekilde duran eski savunma büyülerinin el yazması kopyaları ve cam fanus içinde kilitli karanlık objeler vardı.
Sıralara baktığımda bir kaç Slytherin öğrencisinin oturduğunu gördüm. Ön sıralardan kendime bir yer bularak oturduğumda bir çok sıra hala boş durumdaydı.
Canım sıkıldığı için Quentin Trimble tarafından yazılan 'Karanlık Güçler: Kendini Koruma Rehberi' kitabını çantamdan çıkardım. Bir kaç sayfa çevirdiğimde kurtadamlar hakkında olan kısımda durarak göz gezirdim.
Üçüncü yılımızda Hermione ile, Remus'un kurtadam olduğunu bir kaç kaynak okuyarak anlamıştık. Remus'un dönüştüğü halini görmeden önce çok havalı ve çekici olduklarını düşünürdüm ama o gün fazlasıyla korkmuştum.
Düşündüğümde Vampirlerin de bir o kadar korkutucu canlılar olduğu kararına varmıştım ama kim bir vampir tarafından ısırılmak istemezdi ki? Ben isterdim şahsen.
Kurt adam ısırıkları iyice ve sihirli bir şekilde temizlenmelidir, çünkü kurt adamın dişleri zehirlidir. Ancak, bir kere kurt adam olduktan sonra bunun bir tedavisi yoktur, bu yüzden her ne pahasına olursa olsun ısırılmaktan kaçınmaya çalışın.
Gözlerimin takıldığı bu kısım Remus'u özlememe neden olmuştu. Küçük bir çocuğun böyle bir yükü taşıması öğrendiğim andan beri kalbime yük olmuştu. Hep yanında olmak ve dönüştüğünde bile zarar görmemesini sağlamak istiyordum.
Bilemiyorum aslında Sirius ve onda babamı görüyor gibi oluyordum bazen. Birlikte büyüdükleri için mi yoksa vaftiz babam olmasını gerektirecek kadar güvendiği için mi bilmiyorum.
Düşüncelerime daldığım sırada kapı açıldı ve siyah bir silüet içeriye girdi. Başımı kaldırdığımda Riddle ile göz göze gelmiştik.
Ona daha fazla bakmamak için gözlerimi tekrar kitabıma indirmiştim. Burnu iyileşmiş gibiydi ama gözlerinin altında az da olsa şişlik kalmıştı.
Siyah silüet sıraların arasından geçerek nerdeyse bütün sıraların boş olmasına rağmen benim yanıma oturdu.
Kaşlarımı çatarak başımı kaldırdım ama bana bakmıyordu. Çantasını bırakmış bir kaç kitap ve asasını çıkarmakla uğraşıyordu.
Gözlerimi devirerek başımı kitabıma yasladım. İçime oturan özlem onunla uğraşamayacak kadar derinden etkilemişti beni. İki gündür buradaydım ve geri dönmek istiyordum artık.
Kapı bu sefer açıldığında ise Gryffindor öğrencileri içeriye girmeye başladı. Dikleştiğimde gözüme ilk değen Harold olmuştu.
Bana gülümseyerek baktığı sırada gözleri Riddle'a kaydı. Kaşları anbean çatıldığında neden benim yanımda olduğunu sorguluyor gibiydi. Ya da sadece canavardan beni korumak istiyordu. Çünkü emindim Ashford çocukları şimdi hiç tehlikeli olmasa bile yanımdaki kişinin enerjisinin iyi olmadığını anlayabilmişti.
Gözleri yeniden bana döndüğünde başımla hafifçe onay verdim. Arkasından Eleanor da beni farkedince gülümseyerek yanıma doğru adeta koştu. "Liora!"
Kıkırdayarak ona baktığımda onunda gözleri Riddle'a kaymıştı. "Yanın boş olur sanmıştım," diye mırıldandı. "Ya da Black cadısını kurbağaya çevirebilirdim de," diye devam etti.
Kıkırdağımda gözleri tekrar gülümseyerek bana döndü. "Söylesene kalksın," yanımdaki şahısa baktığımda bizi duymuyormuş gibi ellerine bakıyordu.
Gözlerim bir ona bir de Eleanor'a kaydığında benden umudu kesmiş olacak ki, Eleanor ellerini onun masasının önüne yasladı. "Liora ile oturabilir miyim?" Dedi sesini tatlı tutmaya çalışarak.
Zekice miydi yoksa sadece aptallık mıydı bilmiyorum ama karşımdaki kızıl cadı canavara nazil davranarak istediğini yaptırmaya çalışıyordu.
Riddle'ın gözleri bir kaç saniye onun üzerine tırmandı ve yeniden ellerine kaydı. Eleanor'un gülümsemesi çarpık bir hal almaya başladığında Harold sınıftan çıkmış ve Profesör içeri girmişti bile.
"Merhaba çocuklar," diyen kadın nerdeyse 70li yaşlardındaydı. İçeri giren profesörü fark edince Eleanor, sinirli bir nefes alarak arka sıralarda olan bir Gryffindor kızının yanına geçti.
Tepkisine istemsizce alt dudağımı ısırarak gülmüştüm. Aslında şu an onunla aynı sırayı paylaşmak isterdim ama büyük ihtimalle ders boyunca konuşarak dikkatimi dağıtacaktı.
Hafızamı zorladığımda bu Profesörün kim olduğunu bulamamıştım. Başarısızlığın getirdiği hayal kırıklığı ile dudaklarımı büktüm.
"Bu günkü dersimiz," diye başladığında Profesörün sesi kısılmıştı. "Affedilmez üç lanet."
Arka sıradan gelen fısıltılar ve korkunun da bulunduğu nefes sesleri rahatsız ettiği için yerimde kıpırdandım.
"Lanetler sıradan kara büyüler değildir. Bunlar, iradeyi, bedeni ve ruhu hedef alan bağışlanamaz lanetlerdir."
Lanetler korkmamı gerektirse bile içimde korku aradığımda bir şey bulamamıştım. Bu lanetlerin ismini o kadar fazla duymuştum ki, artık normal büyüler gibi gelmeye başlamışlardı.
"Diğerlerine kıyasla daha az korkutucu olanından başlayalım. İmperius laneti. Bu lanet, kurbanın iradesini yok eder.
İmperius uygulanan kişi, kendi kararlarını verdiğini sanabilir lakin tüm eylemleri başkasının kontrolündedir. Bir kukla gibidir ama ipleri görünmezdir."
Düşündüğümde bu lanet diğerlerine göre bana daha fazla korkutucu görünmüştü. Kendi iradem dışında birinin istediklerini yapacağıma öldürme lanetini tercih ederdim.
Profesör diğer lanetler hakkında da kısa kısa bilgi geçtiğinde gözlerim yanımdaki kişiye kaymıştı. Bütün dikkati ile profesörü dinliyordu. Nerdeyse gözlerini bile kırpmayacak şekilde bakması istemsizce gerilmeme neden olmuştu.
Yanımda oturan kişi bu lanetleri kullanarak bir çok kişinin canını yakacaktı. Bay ve bayan Longbottom'ın başına gelenleri hatırladığımda ürperdim. Defalarca Crucio büyüsüne maruz kalarak akıl sağlıklarını kaybetmişlerdi. Onlara bunu yapan da Voldemort'un müritleri olan ölüm yiyenlerden küçük bir gruptu.
"Öldürme lanetine karşı bir koruma yoktur. Maruz kalan kişi kaçınılmaz bir şekilde ölüm ile buluşur. Ama İmperius lanetine karşı koymak az da olsa mümkündür. Çünkü bu lanet direkt olarak kişinin iradesi ile ilgilidir."
Profesör sıralardaki öğrencilere göz gezdirdi. "Aranızdan iki kişiyi bu laneti size göstermesi için seçeceğim. Çünkü sadece kitaptan okuyarak ve ya birinden dinleyerek bu lanete karşı savuma geliştiremezsiniz."
Profesörün sözlerinden sonra çoğu öğrenci korkuyla yerinde kıpırdandı. Kısık fısıltılar profesörün gülümsemesine neden olmuştu. Gözleri Riddle'ın üzerinde durduğunda sözlerine devam etti. "Bu büyüye karşı koymak gibi onu yapabilmekte fazlasıyla zordur. Büyüyü yapabilmeniz için yeteri kadar güce sahip olmanız gerekir."
Eliyle Riddle'ı yanına çağırdı. Silüet ağır adımlarla yanımdan kalktığında içimde çok kötü bir hiss vardı. Gelecekte nelerin olacağını bilseler ona hala bu büyüleri öğretirler miydi acaba?
"Öğrencilerden bu lanete karşı koyabilme potansiyeline sahip olduğunu düşündüğün bir kişiyi seçmeni istiyorum. Büyüyü senden başkasının başarabileceğini zannetmiyorum."
Profesörün gururlu gülüşü Riddle'ın üzerinde olan gözleriyle birlikte onu ne kadar fazla sevdiğini gösteriyordu.
Gözleri odada gezdiğinde bir bir sıraları kontrol etti. Daha sonra sıra bana geldiğinde yüzündeki korkunç sırıtışı sadece ben fark ediyordum sanki.
"Bence Liora Ashford bunun için biçilmiş kaftan," tatlı bir gülümseme ile Profesörüne baktı. "Fazlasıyla yetenekli bir öğrenci. Profesör Slughorn'dan da onay almayı başarmıştı."
Profesör başını onaylar şekilde sallayarak beni de Riddle'ın durduğu yere çağırdı. Ayağa kalktığımda başıma nelerin geleceğini düşünemiyordum bile. Daha iki dakika önce bu lanete maruz kalacağıma ölmeyi tercih ederim diye düşünüyordum. Acaba yerine Avada kedavra'yı deneyelim desem kabul ederler miydi?
Yanlarına vardığımda Profesör bana elini uzattı. "Ben Profesör Galatea Merrythough," kırışık elinin içerisine elimi yerleştirdim. "Memnun oldum profesör."
Daha sonra bizi öğrencilerin daha rahat görebileceği alana yönlendirdi. Bütün sıralardan görünebilen geniş alanda Riddle'ın önüne duruyordum.
Korkunun ecele faydası olmadığına karar verdiğimde çenemi kaldırarak Riddle'ın gözlerine bakmaya başladım. Gördüğüm bütün zümrütlerden daha yeşil olan gözleri garip bir ateşle yanıyordu. Tabi ya, benden intikam alacaktı.
Ama düşündüğümde gayet iyi bir intikam fikriydi. Ben yemeğime zehir falan katacak diye düşünüyordum.
Asasını bana doğru kaldırdığında gözlerini bir süre kapatmıştı. Sanırım odaklanmaya ve büyüyü tek seferde başarmaya çalışıyordu. Tatlı Riddle kendini profesörünün gözünde küçük düşüremezdi ya?
Gözlerini hafifçe araladığında "İmperio," diye mırıldandığı halde sesi kendinden emin çıkmıştı.
Büyünün vücuduma çarptığını hissettiğimde gözlerimin önüne bir perde indi. Önce yakmayan bir sıcaklık vücudumu ele geçirdi. Garip, tatlı bir hafiflikte peşinden gelmişti.
Daha sonra kollarımın ve bacaklarımın kontrolünü kaybetmişim gibi hissetmemeye başlamıştım. Uzuvlarım benim kontrolümden çıkmıştı artık.
"Bana doğru yürü," beynimin içinde yankılanan bu sese karşı koyamadan öne doğru adımladım. Sesi ne olursa olsun itaat etmem gereken ilahi bir varlıkmış gibi geliyordu.
Sanırım hayatımın en iğrenç anlarını yaşıyordum çünkü vücudum bana itaat etmiyordu. "Etrafında dön."
Ayaklarım bu seferde beni kendi etrafımda döndürdüğünde sınıfın içerisinden gülüşme sesleri gelmeye başlamıştı. Kukla gibi oynatılıyor olmam küçük büyücüleri eğlendirmişti demek?
"Şimdi," diyen sesi tekrar yankılandı beynimde. "Diz çök, Ashford." Cümlesi öfkemin daha da fazla alevlenmesine sebep olmuştu. Kendini ne zannediyordu? Beni bir lanet ile mi diz çöktürecekti? Herşeyden önce bu hiç etik değildi.
Riddle'ın midemin bulanmasına neden olan sesi beynimin içinde tekrar yankılandığında bükülmek isteyen dizlerim yarıda durdu. Ellerim serbest kalmış gibi şakaklarımı iki yandan tuttuğunda "Hayır," diye fısıldadım zar zor.
"Diz çök dedim!" Bu sefer daha baskın gelen sesine rağmen geriye doğru bir kaç adım atabilmiştim. "Yaklaş!" Ayağım beni dinlemeyerek öne adımlamak istediğinde kendimi geriye çekmek için çok fazla efor sarfediyordum. "Hayır!" Sesim daha canlı ve sert çıkmıştı bu sefer.
Sırtım sertce zeminle buluştuğunda bacaklarımı kendime çekerek cenin pozisyonunu almıştım. "Ayağa kalk!" Beynimin içinden gelen sesine karşılık "Canın cehenneme Riddle!" Diye bağırdım.
Bedenimin konrtolünü kendimden başkasına bırakacak değildim. Bir büyü ve ya lanet, hiç bir şey bunu değiştiremezdi.
Zihnimden çekilen eller hissettiğimde alkış sesleri beynime doldu. Her an bir şey olabilecekmiş gibi haraket etmeden cenin pozisyonunda durmaya devam ediyordum.
"Bu irade muhteşem ötesi, Ashford!" Diye şakıdı Profesör Galatea Merrythough. "Hayatımda ilk kez böyle bir iradeyi kendi gözlerimle görüyorum."
Bana yaklaştığında ellerimden tutarak beni kaldırdı. Bir yandan da düşmemem için belimden destekliyordu. "İyi misin?" Gözlerimin önündeki perde hafifçe kalktığında gülümsemeye çalışarak başımı olumlu anlamda salladım.
Profesörün arkasında bana ölümcül bakışlar atan Riddle görünce sesli bir şekilde gülümemek için kendimi zor tutmuştum. Dışardan iyi görünsem bile bu iğrenç laneti bir kez daha denememek için neleri vermezdim ki.
Sırama geri geçtiğimde profesör deneyimimle alakalı çocuklara bir kaç açıklama daha yapmaya başlamıştı.
Beynim az önce içine sızan siyah silüet yüzünden hala biraz bulanık olduğu için derse dikkatimi vermek yerine başımı sıraya koyarak dinlendim.
Yanıma oturan kişinin de derse olan ilgisinin bana yöneldiğini anlamıştım. Ama ne gözlerimi açıp ona baktım ne de bu konuda daha fazla düşündüm. Daha sonra düşünmek için zamanım elbet olacaktı ama şimdi beynimdeki bu pusu atmam gerekiyodu.
Bölüm sonu.
Bölüm etkileşimi
