4. bölüm · Harry Potter ve Saklı Varis (Tom Marvolo Riddle)

2. Bölüm: "Üç Büyücü Turnuvası"

Nova A

Son dersimiz iksirdi. Nerdeyse en sevdiğim derslerden birisi olabilecek bu ders bu gün fazlasıyla sıkıcı geçmişti. Ya da bende bir sorun vardı çünkü eğlenemiyordum.

Akşam yemeği için ortak salonda toplanmıştık. Yemeğe başlamadan önce Dumbledore'un sesini duyarak öğretmenlerin toplandığı masaya doğru çevirdim bakışlarımı. Benim gibi bir çok kişi onlara bakmaya başlamıştı.

"Evet!" Dedi gür bir sesle. "Yemeğe başlamadan önce bana kulak vermenizi rica ediyorum."

Ellerimi çenemin altına yaslayarak bu sefer nelerin bizi beklediğini merak etmeye başladım.

"Hadememiz Mr. Filch, bu yıl şatoda yasak olan nesneler listesinin genişletildiğini ve
listeye Çığırtkan Yoyolar'ın, Köpek Dişli Frizbiler'in ve Hep-Vuran Bumeranglar'ın da
eklendiğini size söylememi rica etti. Tam liste yanılmıyorsam dört yüz otuz yedi nesneyi içeriyor. İsteyen olursa, Mr. Filch'in odasına gidip listeye bakabilir"

Yüzümü buruşturdum. Hadi ama bu kadar nesneyi yasaklamaları hiç adil değildi. Oysa çığırtkan yoyolar benim en sevdiklerimdi. Mutsuz bakışlarımı Fred'e çevirdiğimde o da bana aynı şekilde karşılık verdi.

"Her zamanki gibi, hepinize arazimizdeki ormanın bütün öğrencilere, Hogsmeade
köyününse üçüncü sınıflardan küçük öğrencilere yasak olduğunu bir kez daha
hatırlatmak istiyorum."

İstemsizce kıkırdama istediği gelmişti. Yasak orman ne kadar da yasaklansa hep bir şekilde kendimi o ormanın ortasında buluyordum.

"Ayrıca, bu sene Binalar-Arası Quidditch Kupası'nın yapılmayacağını da üzüntüyle
açıklamak zorundayım."

"Ne?" Diye fısıldadığını duydum Harry'nin. Aynı şekilde George ve Fred de afallamıştı.

Dumbledore devam ettiğinde bu sefer neyin geleceğini merakla bekledim.

"Bunun nedeni, ekimde başlayıp okul yılı boyunca sürecek ve öğretmenlerin vaktinin ve enerjisinin büyük bölümünü alacak olan bir etkinlik - eminim hepiniz bu etkinlikten çok keyif alacaksınız. Size büyük bir zevkle, bu yıl Hogwarts'ta -"

Dumbledore lafını bitirmeden ortak salonun kapılarının büyük bir gümbürtlü ile açılmasına şahit olduk. Kapının önünde siyah bir seyahat pelerinine bürünmüş, upuzun bastonuna yaslanmış bir adam duruyordu.

Biraz daha dikkatli bakınca adamın kim olduğunu anlayarak hayretle kaşlarımı kaldırdım.

Deligöz Moody'nin Hogwarts'ta ne işi vardı şimdi?

Ayağını çekerek öğretmenler masasına doğru ilerlemeye başladı. Ayağının çıkardığı tıkırtı boş salonda yankılanıyordu.

"Bu da kim?" Diye fısıldadı Hermione bana doğru. "Alastor Moody" diye cevapladım onu. Bu adamla Anneannem arkadaşlardı. Bu yüzden bir kaç kez karşılaşmak zorunda kalmıştım kendisiyle.

Zorunda diyorum çünkü gözü ve karakteri benim hep korkmama neden oluyordu. Düşündüğümde sadece bunlar da değil adamın direkt yüzü korkutucuydu! Yüzünün bir çok yerinde kesikler vardı. Hatta burnunun bir kısmı yoktu.

Gözlerinden biri normal olsa bile diğeri canlı bir mavi renkteydi. Ve durmadan haraket ediyor, insanda garip bir etki bırakıyordu.

Moody Dumbledore ile tokalaştığı sırada bir biri ile konuşuyorlardı. Kısık sesle konuştukları için ne söyledikleri tam olarak anlaşılmıyordu.

Konuşmaları bittikten sonra Dumbledore bize dönerek "Yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenimizi takdim edeyim, Profesör Moody!" Dedi.

Bu gece yaşadığım kaçıncı şoktu sayamamıştım ama bu en fecisiydi galiba. Ne yani Deligöz bizim profesörümüz mü olacaktı? Merlin'in delikli donu, sanırım sonumuz gelmişti.

Yeni personelin takdim edilince alkışlanması adettendi, ama aynı anda ellerini çırpan Dumbledore ve Hagrid dışında Moody'yi kimse alkışlamadı. İkisinin alkışı sessizliğin içinde sönük sönük yankılanıp çabucak kesildi. Diğer öğrencilerin hepsi Moody'nin acayip görüntüsüne o kadar takılmıştı ki, ona bakmaktan başka bir şey yapamıyorlardı.

Harry Ron'a dönerek "Babanın biz buraya gelmeden önce konuştuğu adam mı?" Diye sordu. "Galiba," diye cevapladı onu Ron.

Moody'nin gelişi ile Quidditch dertlerini unutmuşlardı anlaşılan.

"Onun yüzüne nolmuş?" Hermione'den gelen bu soruya bu sefer ben cevap verdim. "Tam olarak nedenini bilmiyorum ama kendisi bir seherbaz. Bir çok karanlık büyücü ile karşılaştı ve savaştı. Bundan kaynaklanıyor olabilir."

Gözlerim yeniden Moody'nin durduğu yöne döndüğünde onun elini cebine atarak bir şişe çıkardığını ve bu şişede olan sıvıdan içtiğini gördüm.

"Az önce söylediğim gibi, önümüzdeki aylarda hayli heyecanlı bir etkinliğe ev sahipliği yapma onuruna erişeceğiz. Bu, yüz yılı aşkın süredir düzenlenmemiş bir etkinlik. Üç-Büyücü Turnuvası'nın bu yıl
Hogwarts'ta gerçekleşeceğini açıklamaktan onur duyuyorum."

Fred'in heyecanlı çığlığını duyunca yerimden sıçradım. Benim gibi bir çok kişide duymuş olacak ki salondaki masalardan gülüşme sesleri gelmeye başladı.

"Nerede kalmıştım? Ha, evet, Üç-Büyücü Turnuvası... Kimileriniz bu turnuvanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyordur, bu yüzden umarım bilenler kısa bir açıklama yapmamı mazur görürler. Üç-Büyücü Turnuvası ilk olarak yedi yüz yıl kadar önce, Avrupa'nın en büyük üç büyücülük okulu arasında dostça bir yarışma olarak başladı. Bu üç okul, Hogwarts, Beauxbatons ve Durmstrang'dı. Her okulu temsil etmek üzere birer şampiyon seçilir ve bu üç şampiyon üç sihirli görevi yerine getirmek için yarışırdı. Okullar beş senede bir düzenlenen turnuvaya sırayla ev sahipliği yaparlardı. Genellikle bu turnuvaya, farklı milliyetlerden genç cadılarla büyücülerin birbirleriyle bağ kurmasının mükemmel bir yöntemi gözüyle bakılırdı - yani, tabii ki, ölüm sayısı artıp Turnuva kaldırılana kadar."

Kaşlarımı çattım. Ölüm mü? Ve sonucunda ölümlerin olduğu bir turnuvayı yeniden mi düzenliyorlardı? Delirmişler.

"Asırlar boyunca, Turnuva'yı yeniden düzenlemek için çeşitli girişimlerde bulunuldu," diye devam etti Dumbledore.

"Ama bu girişimlerin hiçbiri başarılı olmadı. Ancak, Uluslararası Sihirsel İşbirliği ile
Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairelerimiz yeni bir girişim için uygun vaktin geldiğinde
karar kıldılar. Bu defa hiçbir şampiyonun hayatının tehlikeye girmemesi için yaz boyunca çok çalıştık. Ekim ayında Beauxbatons ve Durmstrang'ın Müdürleri aday yarışmacılarıyla birlikte gelecekler, üç şampiyonun seçimiyse Cadılar Bayramı'nda yapılacak. Hangi öğrencilerin, okullarına Üçbüyücü Kupası'nı kazandırmak ve bin Galleon'luk bireysel ödülü almak için
yarışmaya değer olduğuna tarafsız bir hakem karar verecek."

Dumbledore konuşmaya devam ettiği sırada gözüm Hufflepuff masasında heyecanla onu dinleyen Cedric Diggory'ye kaydı. Olduğu bina ve sarı saçları onu gerçekten bir altın çocuk gibi gösteriyordu. Duyduğuma göre dersleri de iyiydi. Ayrıca nazik biri olarak tanındığı için de bir çok profesör'ün gözde öğrencisiydi.

Bir süre Diggory'yi izledim. Daha sonra Dumbledore katılım için yaş sınırlamasının olduğunu ve bunun gibi bir kaç bilgiyi daha paylaştı. Yaş sınırlamasını duyunca çok az olan ilgimin tamamını da kaybetmiştim.

Yemeğin bitmesini ve odama çıkıp uyumayı sabırsızlıkla bekliyordum. Sonunda konuşma bittiğinde ve herkes ayağa kalktığında bende kalkarak kapıya doğru yürümeye başladım.

George ve Fred'in Dumbledore'a yaptıkları itirazlarına kulak vermeden odama çıkmak istiyordum. Diğerlerinin onları beklediğini görünce salondan çıktım ve koridorun sonuna doğru ilerledim.

O sırada yanımdan geçen biri bana çarptığı için elimde sıkıca tuttuğum defterim yere düştü. Kaşlarımı çatarak sinirli bir şekilde söyleyeceğim sözler, çarpan kişinin kim olduğunu görünce boğazıma dizilmişti.

"Çok özür dilerim," dedi Diggory yanındaki arkadaşına sinirli bir bakış atarak. Yere eğilip defterimi aldı ve bana verdi. "Maçtan sonra hiç denk gelemedik. Nasılsın?"

Defterimi elinden alarak hafifçe gülümsedim. Sinirim dilediği özür ile geçmişti şimdi. "İyiyim sanırım, sen nasılsın?" Diye sordum.

Arkadaşının yanından ayrılmış benimle birlikte koriodrun sonuna doğru yürüyordu şimdi.

"İyiyim bende." Dedi büyük bir gülümseme ile. Gülümsemesi yakışıklı yüzünü daha da parlattığında istemsizce yüzünü izlemeye başladım.

Bunu farketmiş gibi gülümsemesi çarpık bir hal aldı. Kendime gelerek önüme döndüm. Koridorun sonuna geldiğimiz için içimden sevinç çığlıkları atıyordum.

"Sonra görüşürüz Diggory!" Dedim ve bana cevap vermesine izin vermeden hızlı adımlarla Gryffindor binasına doğru ilerlemeye başladım.

İçeri girdiğimde üzerimi hızlıca değiştirerek beyaz geceliğimi giydim. Yatağıma geçtiğim sırada diğerlerinin sesinin ortak salondan geldiğindi duyuyordum.

Utangaç birisi değildim ama Diggory'ye bu kadar ilgi göstermemem gerektiğini biliyordum. Yani en azından onun bunu bilmesine gerek yoktu.

Gözlerimi sıkıca kapattım ve uykunun beni içine almasını bekledim. Bir kaç dakika sonra zaten uykuya yenik düşmüştüm.

Gözlerimi araladığımda Güneş ışığı gözlerimi açmamı zorlaştırdı. Güneş ışığı mı? Ben bu saate kadar uyumazdım ki!

Gözlerimi zar zor da olsa açarak doğrulduğumda ilk yatak örtüsü sonra da bütün oda görüş açıma girdi.

"Burası da neresi?" Dedim kaşlarımı çatarak. Gryffindor yatakhanesinde değildim.

Bölüm sonu.