13. bölüm / 29
Harry Potter ve Saklı Varis (Tom Marvolo Riddle)10. Bölüm: "Alastor Moody"
Bölümler 29Şu an: 10. Bölüm: "Alastor Moody"
- 1 "Liora Antares Ashford"501 kelime
- 2 "Kehanet"293 kelime
- 3 1. Bölüm: "İlk gün"1.505 kelime
- 4 2. Bölüm: "Üç Büyücü Turnuvası"1.171 kelime
- 5 3. Bölüm: "Ashford Malikanesi"1.576 kelime
- 6 "Ashford Ailesi"570 kelime
- 7 4. Bölüm: "Karanlık"1.790 kelime
- 8 5. Bölüm: "Zindan"1.418 kelime
- 9 6. Bölüm: "Zamanın kollarında"2.254 kelime
- 10 7. Bölüm: "Gerçek sen"2.129 kelime
- 11 8. Bölüm: "İmperio"2.474 kelime
- 12 9. Bölüm: "Safkan"2.208 kelime
- 13 10. Bölüm: "Alastor Moody"1.885 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 11. Bölüm: "Sadece 16"1.632 kelime
- 15 12. Bölüm: "Gümüş Ay Işığı"2.832 kelime
- 16 13. Bölüm: "Sonsuz anılar"1.932 kelime
- 17 14. Bölüm: "Canavar mı?"1.747 kelime
- 18 15. Bölüm: "Her anı, Bir yemin"2.332 kelime
- 19 16. Bölüm: "Kaderi yeniden yazmak"2.002 kelime
- 20 17. Bölüm: "Güzel elbiseler ve gülümsemeler"2.799 kelime
- 21 "Gümüş Ay Işığı Balosu"105 kelime
- 22 18. Bölüm: "Kanlı Balo"2.416 kelime
- 23 19. Bölüm: "Bedeli olan hatalar"2.333 kelime
- 24 20. Bölüm: "Katil"2.909 kelime
- 25 21. Bölüm: "Noel tatili"3.087 kelime
- 26 22. Bölüm: "Gözyaşı zinciri"3.179 kelime
- 27 23. Bölüm: "Aynadaki Çatlak"2.304 kelime
- 28 24. Bölüm: "Kırık Kader"2.900 kelime
- 29 25. Bölüm: "Yalnızlığın Kalbi"2.669 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şükürler olsundu ki o günün sabahı uyandığımda kendimi Gryffindor yatakhanesinde bulabilmiştim. Bir kaç hafta geçmesine rağmen ne geçmişte ne de gelecekte bir sorun yaşamamıştım. Günler alışılmadık bir şekilde sakin geçmekte kararlıydı.
İlk dersi sorunsuz bir şekilde bitirsek de ikinci derste Neville iksir yaptığı kazanı devirmeyi başarmıştı. Eskisinden daha huysuz olan Snape tabiki de ona ceza vermeyi ihmal etmemişti.
Neville yere dökülen iksiri büyü kullanmadan temizlemiş, iksir sınıfındaki kitapların da tozunu alıp düzenlemek zorunda kalmıştı.
Hızlı adımlarla koridora girdiğimde Karanlık Sanatlara Karşı Savunma sınıfının önünde kocaman bir kuyruk olduğunu farkettim. Normalde öğrencilerin Moody'nin ilk dersini sabırsızlıkla beklediğini biliyordum ama bu kadar öğrencinin olacağını tahmin etmemiştim.
Acele ile sınıfa girdiğimde ön sıralarda oturan arkadaşlarımı gördüm. Hermione'nin benim için yanında ayırdığı yere yerleşerek ne konuştuklarına kulak verdim.
"Bana mı öyle geliyor yoksa Snape Moody geldikten sonra daha mı asabi oldu?" Ron oflayarak elleriyle yüzünü sıvazlamıştı.
"Ben de dört yıl üst üste istediğim bir şeyi kaybetsem asabi olurdum," dediğimde bu sefer bakışları bana dönmüştü.
Snape okula geldiğimden beri Karanlık Sanatlara Karşı Savunma profesörü olmak istiyordu ama bir türlü istediğini alamamıştı. Yani genel olarak sinirlenmesi normaldi bana göre. Daha doğrusu sinirini bizden çıkarmadığı sürece normaldi.
"Bu gidişle olamayacak gibi," Harry alayla mırıldandığında hepimiz gülmeye başlamıştık. Bence haklıydı. Moody okulda kalmasa bile yerine Snape dışında başka birisinin gelmesi muhtemeldi.
"Diğer profesörlere yaptığı gibi Moody'ye açıkca kinlendiğini belli etmiyor," Hermione'nin sözleri mantıklı olsa bile Snape'in haraketlerine sadece geçen yıl dikkat etmiştim. Öyle davranmasının sebebinin Remus'tan dolayı mı yoksa profesör olamadığı için mi olduğunu bilemezdim.
"Buna kesin olarak karar vermeyiz," dediğimde Deligöz sınıfa girmişti. İstemsizce gerilmiştim yine. Her yeni Profesör yeni bir gerginlik getiriyordu kendisiyle birlikte. Artık biri sabit kalsa mükemmel olacaktı ama işte.
Tıkırdayan ayağıyla içeriye giren Profesör önümüzde açık olan kitaplara bir bakış attıktan sonra "Kitapları kaldırabilirsiniz," dedi.
Fazla umursamadan kitapları çantalarımıza geri tıktığımızda yanımdaki Hermione'nin heyecanlandığını anlayabilmiştim. Kolumla onu hafifçe dürttüm ve sessizce gülerek önüme döndüm. Bana attığı sinirli bakışlar hoşuma gidiyordu.
Moody defterini çıkararak hızlıca yoklama aldıktan sonra eski yerine geçerek oturdu. "Pekâlâ," dedi Moody, "Bu sınıf hakkında Profesör Lupin'den bir mektup aldım. Karanlık yaratıklarla baş etme konusunda bayağı etraflı bir temel eğitim almışsınız. Böcürtler'i, Kırmızı Kafalar'ı, Hinzıpırlar'ı, Garkenezler'i, Kappa'ları ve kurtadamları işlemişsiniz, öyle değil mi?"
Sınıfta onaylayan mırıldılar geldiğinde sözlerine devam etmişti.
"Ama lanetler konusunda fazlasıyla geridesiniz. Bu yüzden sizi bu konuda adam etmek bana kalıyor."
Aynı sahneyi tekrar yaşıyormuşum gibi gerilmiştim. Bunu daha bir kaç hafta önce yanımda bir siyah silüet otururken yaşamıştım. Ama gerilmem için bir sebep olmaması lazımdı çünkü daha dördüncü sınıftık ve üç affedilmez laneti altıncı sınıfta öğrenecektik.
Sınıftan gelen herhangi bir sorunun olmadığını gördüğünde tekrar ayağa kalkarak sınıfta dolaşmaya başlamıştı. Ayağından gelen takırtı sinirlerimi bozsa bile fazla düşünmemeye çalıştım.
"Pekâlâ, hemen başlayalım. Lanetler. Farklı farklı güçlerde, farklı farklı şekillerdedir.
Şimdi, Sihir Bakanlığı'na bakılırsa, size karşılanetleri öğretip işi orada bırakmam gerekiyor. Altıncı sınıfa kadar size yasadışı Karanlık lanetlerin neye benzediklerini
göstermemeliymişim. Sözde, o zamana kadar bunlarla başa çıkabilecek kadar büyümüş olmazmışsınız. Ama Profesör Dumbledore sizin cesaretinize güveniyor, Karanlık lanetlerin üstesinden gelebileceğinizi düşünüyor. Ben de diyorum ki, neyle karşı karşıya olduğunuzu ne kadar erken öğrenirseniz o kadar iyi. Daha önce hiç görmediğiniz bir şeye karşı kendinizi
nasıl savunacaksınız ki? Size yasadışı bir lanet yapmak üzere olan bir büyücü, durup da ne yaptığını söylemez. Yüzünüze bakıp tatlı tatlı, kibar kibar yapmaz. Hazırlıklı olmanız lazım. Tetikte ve dikkatli olmanız lazım."
Korktuğum başıma geldiğinde sıkıntı ile yüzümü sıvazladım. Gerçekten buna kader dememe ramak kalmıştı artık.
"Büyücülük kanunlarına göre hangi lanetlerin en ağır şekilde cezalandırıldığını
bileniniz var mı?" Moody'nin sorusuyla birlikte bir kaç tane tereddütlü el havaya kalktı. Bunlara Ron ve Hermione'nin elleri de dahildi.
Moody'nin gözü üzerimizde dolaştığı sırada bende elimi kaldırdım. Diğer çocuklardan farklı olarak daha kendimden emin gördündüğümün farkındaydım. İstediğim de oydu zaten.
Tam da beklediğim gibi Moody beni işaret ettiğinde "Daha önce bir kaç kaynaktan okuşmuştum. İmperius, Cruciatus ve Avada kedavra," dedim.
Moody gülümsediğinde Hogwarts'a geldiğinden beri ilk kez güldüğünü görüyordum.
"Ah evet," diye mırıldandı. "İmperius laneti zamanında bakanlıkta başıma fazlasıyla bela olmuştu."
Moody birbirleriyle uyumsuz ayaklarının üzerinde ağır ağır yürüyerek masasına geldi. Masasının çekmecesini açtı ve cam bir kavanoz çıkardı. İçinde üç tane büyük ve siyah örümcek koşuşturuyordu.
Bakışlarım Ron'a kaydığında hafifçe arkaya doğru kaydığını görmüştüm. Örümceklerden nefret ediyordu.
Moody elini kavanoza soktu, örümceklerden birini yakaladı ve hepimizin görebileceği şekilde avcunun içinde tuttu.
Sonra asasını ona doğrulttu ve "Imperio!" Diye mırıldandı.
Laneti duyduğumda beynimin içinde Riddle'ın sesi yankılanmaya başlamıştı. Laneti yaparken yüzündeki o bilmiş ifade ve yapmamı istediği şeyleri emrederkenki o kendine güveni sinirlenmeme neden olmuştu. Yaşadığım yılda yokken bile sinirlerimi bozmayı başarıyordu anlaşılan.
Profesör asasını sallamaya başladığında örümcek onun istediği şekilde haraket ediyordu. Önce olduğu yerde kendi kendine sallandı. Sonra da arka bacaklarının üzerine çıkarak adeta dans etmeye başladı.
Nerdeyse bütün sınıfın gülmesine sebep olan bu gösteri benim yerimde rahatsızca kıpırdanmama neden oldu. Bu büyü bana yapıldığında ben de böyle mi görünüyordum? Öğrencilerin güldüğünü anımsamak daha da rahatsız olmama neden oldu.
Moody benim rahatsız olduğumu yerinde durmayan gözü ile görmüştü. Bana doğru bakmamış olsa bile bunu çok kolay bir şekilde anlamıştım.
"Komik buluyorsunuz, değil mi?" Adeta kükremişti. "Bunu size yapsam hoşunuza gider mi?" Kahkahalar hemen o anda kesildiğinde sınıf sessizliğe gömüldü.
"Tam kontrol," dedi Moody alçak sesle. Örümcek kendini top haline getirip yuvarlanmaya başlamıştı. "Onun pencereden dışarı atlamasını, kendini boğmasını, içinizden birinin gırtlağına atılmasını sağlayabilirim." Sessizlik oldu.
"Yıllar önce, Imperius lanetiyle kontrol edilen birçok cadı ve büyücü vardı," dediğinde onun Voldemort'un gücünün doruğunda olduğu dönemden bahsettiğini anlamıştım.
"Bakanlık kime bir şeylerin zorla yaptırıldığını, kimin kendi isteğiyle hareket ettiğini ayırt etmekte epey güçlük çekti."
Örümceği bir kez daha havada sallamıştı.
"Imperius lanetine direnilebilir, ben de size bunun nasıl yapılacağını öğreteceğim. Ama
gerçek bir irade gücü gerekiyor ve bu herkeste olmayan bir şey. Mümkünse bu lanete hedef olmaktan kaçının, daha iyi."
Moody sözlerini bitirdiğinde daha fazla uzatmadan "Bayan Ashford ikinci olarak hangi laneti söylemişti?" Diye sordu.
Neville'in elinin kalktığını gördüğümde şaşırmıştım. Bitkibilim dersinden başka derste elini kaldırdığına hiç şahit olmamıştım ama neyin geleceğini tahmin edebiliyordum.
Moody ona doğru başını sakladığında Neville kısık bir sesle "Cruciatus laneti," dedi.
Moody "Adın Longbottom mı?" dedi, sihirli gözü aşağı devrilip listeyi kontrol ederken.
Neville başıyla tedirgin tedirgin onayladı ama Moody başka soru sormadı. Sınıfa arkasını dönüp kavanoza elini soktu ve yeni bir örümcek alıp masanın üstüne koydu. Örümcek masanın üstünde kaskatı duruyordu, belli ki hareket edemeyecek kadar korkmuştu.
Moody yine asasını kaldırdı, örümceğe doğrulttu ve "Crucio!" Diye mırıldandı.
Örümceğin bacakları garip bir şekilde yukarı doğru büküldü ve hayvan kasılmaya başladı. Moody asasını biraz daha yaklaştırdığında hayvanın ciyaklamaya benzer sesi kulaklarımıza dolmaya başlamıştı.
İstemsizce rahatsız olarak kulaklarımı kapattım. Bir canlının böyle acı çekmesi kanıma dokunmuştu doğrusu.
Hermione'nin "Yeter!" Diye tiz bir sesle bağırdığını duyduğumda kendiliğinden kapanan gözlerimi açarak ona bakmıştım.
Hermione'nin baktığı yöne bakışlarım kaydığında ise Neville'in ellerinin sırayı sımsıkı tuttuğunu farkettim.
Büyüsünü geri çektikten sonra tekrar bize doğru baktı. "Acı," dedi Moody hafifçe. "Cruciatus lanetini biliyorsanız, birine işkence etmek için kerpetene ve bıçağa ihtiyacınız olmaz. Bir ara bu lanet de çok popülerdi."
Moody bu örümceği de diğerinin yanına bıraktığında "Peki diğeri?" Diye sordu.
Bakışlarım kısa bir süreliğine de olsa Harry ile kesiştiğinde ona hafifçe gülümsedim.
Hermione elini kaldırdığı için Moody bu seferde ona söz vermişti. "Avada kedavra," diye kısık bir sesle konuştu.
Diğer örümceğin başına ne geleceğini bir çok kişinin tahmin ettiğini ama kimsenin ses çıkarmadığını anlamak zor değildi. Nerdeyse en meşhur lanet Avada kedavra'ydı.
"Ah," dedi Moody. Yamuk ağzı yine bir gülümsemeyle çarpıldı. "Evet, sonuncusu ve en kötüsü. Avada Kedavra, öldüren lanet."
Kesinlikle en kötüsü o değildi.
Elini cam kavanozun içine soktu. Üçüncü örümcek başına neler geleceğini biliyormuşçasına kavanozun dibinde deli gibi koşuşturmaya başladı, Moody'nin parmaklarından kaçmaya çalışıyordu. Ama Moody onu sıkıştırdı ve masanın üstüne yerleştirdi. Örümcek bu defa da tahta yüzeyin üstünde delice koşuşturmaya başladı.
Elim kolumdaki, kim olduğumu hatırlatan yara izime gittiğinde içimi çok garip bir duygu sardı.
"Avada kedavra!" Gök yüzünü yararak gelen yeşil bir şimşek odayı kendi rengine boyamıştı. Bir kaç saniye bütün öğrencilerin görüşü kaybolduktan sonra ışığın çekilmesiyle birlikte geri geldi. Masanın ortasında cansız bir şekilde yatan örümcek öğrencilerin korkudan donmasına neden olmuştu.
"Güzel değil," dedi sakin bir ses tonuyla. "Hoş değil. Ve bir karşılaneti yok. Önlemenin yoluda yok. Şimdiye kadar sadece iki kişi bundan sağ çıkabildi, onlar da tam karşımda oturuyor."
Profesörün bakışlarıyla birlikte bütün sınıfın da bize baktığını hissedebiliyordum. Ailemin böyle bir büyü ile ölmüş olması kanımın damarlarımda soğumasına neden oldu. Garip bir histi ama ne olursa olsun korkmuyordum. Onların öldüğü fikrine çocukluğumdan beri alışmıştım. Çünkü nereye bakarsam bakayım bana atılan acıyan bakışlar onların öldüğünü hatırlatıyordu.
Lanetten kurtulan ama ailesini kaybeden iki çocuk. Voldemort'un öldürmeyi başaramadığı yegane kişiler.
Ben düşüncelerime daldığım sırada Moody zaten daha önceden bildiğim şeyleri öğrencilere anlatıyordu. Düşünceler ve duygular beni ele geçirmeye başlamış gibi hissediyordum.
Uzun zamandır ya hep düşünüyordum ya da düşüncelerimi görmezden geliyordum. Beynimde cirit atan şeytanlar beni rahat bırakmıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ❦ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Moody'nin ilk dersinin üzerinden nerdeyse bir hafta geçmiş, tekrar onun dersi için aynı sınıfta toplanmıştık.
Alastor Moody, Imperius lanetinin gücünü göstermek ve etkilerine karşı koyup
koyamayacağımızı görmek için hepimize sırayla bu laneti uygulayacağını söyleyerek bizi şaşırtmıştı.
Bu sözlerden sonra Hermione bu lanetlerin yasak olduğunu hatırlatma gereği duyunca Moody, buna sinirlenmiş olmalı ki Dumbledore'un böyle uygun gördüğünü ve eğer istiyorsa dersten muaf tutulacağını söylemişti.
Hermione kızarmış ve tabiki sınıftan çıkmamıştı. Böyle önemli bir dersi kaçırmak istemeyeceğini herkes biliyordu.
Sıramda oturmuş herkesin bir bir bu lanete maruz kalışını izliyordum. Açıkçası biraz sıkılmıştım ama bir yandan da sıranın bana geleceğini bilmek sinirlerimi bozuyordu.
Öğrencilerin hepsi Moody ne isterse yapmış, bu lanete karşı koyacak güçlerinin olmadığını göstermişti.
Sıra bana geldiğinde ağır adımlarla gerginliğimi belli etmeden sıraların açıkta bıraktığı kısıma yürüdüm.
Moody asasını kaldırarak bana doğrulttu. "İmperio!" Büyü bana çarptığında aşina olduğum o boşluk hissi tekrar bedenimi ele geçirmişti. Beynimdeki sesler susmuş yerine hafif bir serinlik bırakmıştı.
Parmak uçlarım karıncalanmaya başladığında Moody'nin "Şınav çek," dediğini duydum.
Beynimin derinliklerinden gelen bu ses Riddle'ın sesi gibi ilahi değildi. Sanki şeytan ne yapmam gerektiğini kulağıma fısıldıyordu.
Bu sefer ellerimi haraket ettirmem daha kolay olmuştu. Ellerimle kulaklarımı kapatarak yere oturdum.
Beynimin içinden gelen güven verici ses büyüyü her deneyimlediğimde bedenimin konrtolünü ele almakta kolaylık yaşıyordu sanki.
Odanın içerisinde yankılanan şaşkınlık nidaları zor da olsa beynimin içine sızdığında Moody'nin artık duyamayacağım kadar kısık gelen sesi de onlara karışmıştı.
Zihnimin yeniden kendi kontrolünü kazandığını hissettiğimde büyünün çekildiğini anlamıştım.
Ayağa kalkarak gözlerimi açtım. "İnanılmaz!" Profesörün iki gözüde benim üzerime sabitlenmişti. "Bahsettiğim bu işte! Herkes dikkatle izledi mi? Hepinizden beklentim tam olarak bu!"
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ❦ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beauxbatons ve Durmstrang heyetleri 30 Ekim Cuma günü saat 6'da gelecektir. Dersler
bundan yarım saat önce sona erecektir. Öğrenciler çantalarıyla kitaplarını yatakhanelerine götürecek ve Hoş Geldin Şöleni'nden önce konuklarımızı karşılamak için şatonun önünde toplanacaktır.
Herkesle birlikte duyuruyu okuduğumda Harry ve Ron mutlulukla zıplıyordu. Çünkü o gün son dersimiz iksirdi. "Snape'in bizi zehirlemeye vakti kalmayacak!"
Yanımızda duran Cho'nun "Hemen Cedric'e haber vermeliyim," dediğini duydum.
Benimle beraber diğerleri de duymuş olacak ki Ron "O aptalın Hogwarts şampiyonu olduğunu düşünsenize," dedi gülerek.
En son Diggory ile kütüphanede karşılaştığımızı anımsıyordum. Yemeğe inmediğim için merak ederek yanıma gelmiş, bana yasaklı bölüme birlikte girmek için söz vermişti. O günden sonra hiç denk gelmemiştik doğrusu.
"Aptal değil," diye savundum Cedric'i. "Derslerinde çok iyi ve ayrıca sınıf başkanı."
Hermione de bana katıldığını belli edercesine "Sen sadece takımı Quidditch'te sizi yendiği için ondan nefret ediyorsun," dedi.
Ron "Siz sadece yakışıklı diye ondan hoşlanıyorsunuz," dediğinde aniden ona dönerek ölümcül bir bakış attım. Bakışımdan korkmuş olmalı ki hızlıca susmuş, söylemediği sözleri de yutmuştu.
Hermione'nin kolunu tutarak onu da kendimle birlikte öğrencilerin arasından sürüklemiştim. Sinirlerim çok yerindeymiş gibi bir de Ron ile uğraşamayacaktım.
Bölüm sonu.
Bölüm etkileşimi
