14. bölüm / 29
Harry Potter ve Saklı Varis (Tom Marvolo Riddle)11. Bölüm: "Sadece 16"
Bölümler 29Şu an: 11. Bölüm: "Sadece 16"
- 1 "Liora Antares Ashford"501 kelime
- 2 "Kehanet"293 kelime
- 3 1. Bölüm: "İlk gün"1.505 kelime
- 4 2. Bölüm: "Üç Büyücü Turnuvası"1.171 kelime
- 5 3. Bölüm: "Ashford Malikanesi"1.576 kelime
- 6 "Ashford Ailesi"570 kelime
- 7 4. Bölüm: "Karanlık"1.790 kelime
- 8 5. Bölüm: "Zindan"1.418 kelime
- 9 6. Bölüm: "Zamanın kollarında"2.254 kelime
- 10 7. Bölüm: "Gerçek sen"2.129 kelime
- 11 8. Bölüm: "İmperio"2.474 kelime
- 12 9. Bölüm: "Safkan"2.208 kelime
- 13 10. Bölüm: "Alastor Moody"1.885 kelime
- 14 11. Bölüm: "Sadece 16"1.632 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 12. Bölüm: "Gümüş Ay Işığı"2.832 kelime
- 16 13. Bölüm: "Sonsuz anılar"1.932 kelime
- 17 14. Bölüm: "Canavar mı?"1.747 kelime
- 18 15. Bölüm: "Her anı, Bir yemin"2.332 kelime
- 19 16. Bölüm: "Kaderi yeniden yazmak"2.002 kelime
- 20 17. Bölüm: "Güzel elbiseler ve gülümsemeler"2.799 kelime
- 21 "Gümüş Ay Işığı Balosu"105 kelime
- 22 18. Bölüm: "Kanlı Balo"2.416 kelime
- 23 19. Bölüm: "Bedeli olan hatalar"2.333 kelime
- 24 20. Bölüm: "Katil"2.909 kelime
- 25 21. Bölüm: "Noel tatili"3.087 kelime
- 26 22. Bölüm: "Gözyaşı zinciri"3.179 kelime
- 27 23. Bölüm: "Aynadaki Çatlak"2.304 kelime
- 28 24. Bölüm: "Kırık Kader"2.900 kelime
- 29 25. Bölüm: "Yalnızlığın Kalbi"2.669 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akşam saatleriydi ve bütün Slytherin öğrencileriyle birlikte ortak salonda, şöminenin önünde oturuyorduk. Yani nerdeyse bütün öğrenciler çünkü Riddle burada yoktu.
Evan Rosier bize ilk büyü öğrendiği zamanlar kuzenleriyle yaşadığı komik anlardan bahsediyor ve bizi güldürüyordu. Abraxas Malfoy da onun anılarına bir kaç bilgi daha ekleyerek ortamı şenlendiriyordu.
Abraxas Riddle'ın benim için hazırladığı yemekleri ona vermemle birlikte bir kaç gün durmadan tuvalete gitmek zorunda kalmıştı. Ama Tom'un içine müshil ilacı koyduğunu tahmin ettiğim yiyeceklerden kaynaklandığını anlayamamıştı. Bu yüzden de bana karşı ilk günkinden daha nazikti.
Bu olay bana fazlasıyla çıkar sağlamıştı doğrusu. Hem kendimi kurtarmıştım, hem intikam almıştım, hem de burnum kanamadan Malfoy'la aramız düzelmişti. Tabii ki de ettiği laflar için bir bir özür dileyecekti ama ben kendimi yormadan kaleyi içten fethetmenin yolunu bulacaktım.
Lucretia deri koltukta ayaklarını sallandırarak oturmuş, bende yere bağdaş kurarak başımı onun ayaklarına yaslamıştım. Walburga ne kadar somurtkan bir ifade takınsa da onun da bizimle eğlendiği aşikardı.
Erkeklerin yatakhanesine çıkan merdivenden ayak sesleri geldiğinde herkesin bakışları oraya kaydı. Az önce odayı dolduran kahkahalar merdivenlerin sonunda Tom Riddle belirince aniden kesilmişti.
Slytherin öğrencilerinin azımsanmayacak kadarı -ki aralarında Abraxas Malfoy, Evan Rosier ve Regina Rowle de vardı, ayağa kalmışlardı. Riddle onlara bir kez bakış atarak raflar olan duvara yöneldi. İki tane kitabı aldıktan sonra hızlı adımlarla ortak salondan dışarıya çıkmıştı.
Riddle odayı terkettikten sonra ayakta duranlar oturmuş ve kaldıkları yerden devam etmişlerdi. Kimse onun gelişini ve ya başka şeyleri düşünmeden hiç bir şey yokmuş gibi devam ediyordu. Ama benim aklım ne yazık ki Riddle takılmıştı.
Ne yaptığını ve nereye gittiğini merak ettiğim için ayağa kalktım. "Nereye?" Diye sordu Lucretia kaşlarını kaldırarak. "Küçük bir işim var geleceğim," diye yanıtladım onu.
Bana başını salladığında sohbete geri dönmüştü. Walburga'nın da sorgulayan bakışlarına maruz kaldığımda güven verici bir şekilde başımı iki yana salladım.
Sonunda ortak salondan çıkmayı başarabilmiştim. Kapının önünde durup biraz düşündüm. Nereye gitmiş olabilirdi?
Daha dışarı çıkma yasağı başlamadığı için rahatlıkla çıkmayı başarmıştık ama fazla zamanımız kalmış sayılmazdı, oyalanmasam iyi olacaktı.
Bu zamanlarda çoğunlukla ortak salonda, bir kaç kitap alarak bir şeyler araştırıyordu. Normalde orada pek öğrenci olmuyordu çünkü. Ama bu gün hepsinin eğlenesi tutmuştu işte.
Biraz aklımda tarttıktan sonra kütüphaneye gitmiş olabileceğini düşünerek adımlarımı oraya yönlendirdim.
İki kat çıktıktan sonra sonunda kütüphanenin olduğu koridora girmeyi başarmıştım. Kapıları açtığımda içerinin loş ışıkları beni karşıladı. Fazlasıyla sessiz olan bu yer ürpermeme neden olmuştu.
Girişte duran masalar hepsi boştu. Masaların arkasında sırayla dizilmiş raflar vardı ve onların arkasında bir kaç masa daha vardı.
Çoğunlukla ön sıralarda oturduğum için arka kısıma hiç geçmemiştim. Hem orası genelde daha az ışık alan bir yerdi. Zaman zaman ayakta kalan kişiler mecbur oldukları için oraya geçiyordu.
Öndeki sıraların arasından geçerek raflara ulaştım. Arka sıraların olduğu yere geldiğimde istemsizce elimi belimde olan asama atmıştım. Sıkıca kavradığımda bir kaç adım daha ilerledim.
Riddle bakış açıma girdiğinde bile elimi asadan çekmeden yanına doğru ilerledim. Ellerini masanın üzerine koymuş, önünde açık olan kitabı okuyordu. Sanırım geldiğimi farketmemişti daha.
Bir süre öylece durarak onu izledim. Elleriyle önce gözlerini sonra da şakaklarını okşadığında hafifçe dikleşmişti. Sırtı bana dönük olsa bile beni görme ihtimali olduğu için adımlamaya başlayarak görüş açısına girdim.
Bakışları bana kaydığında gözlerinin yorgun bakışını yakalamıştım. Kaşlarını çatsa bile bakışı değişmemişti. "Burada ne arıyorsun?"
Önündeki bir sandalyeyi çekerek karşısına oturdum ve "Kitap okumak istemiştim," dedim. Kaşları alayla kalktığında burnundan hafifçe nefes verdi. "Eğlenceniz sonunda bitti mi?"
Başımı olumsuz anlamda salladım. "Daha bitmedi." Sağ eli tekrar şakağına gittiğinde rahatsızca ovuşturdu. "Eğlence yerine kitap mı okumak istedin, Ashford? Halbuki kendinden geçerek güldüğün için eğlendiğini düşünmüştüm."
Bu sefer çatılan benim kaşlarım olmuştu. Ne yani Riddle bizi dinlemiş miydi? "Eğleniyordum ama sıkıldım. Sen neden katılmadın?"
Sözlerimi duyunca alaylı bakışı daha da derinleşti. Göz devirerek önündeki kitapları toplamaya başladı. "Aralarında bana yer yok."
Kitaplarla birlikte hızlıca ayağa kalkarak raflara yönelince bende arkasından ayaklanmıştım. "Nasıl yani?"
Kitapları raflara yerleştirmeye başlamıştı ki "Daha zeki olduğunu düşünmüştüm," diye yanıtladı beni. Her kitabı özenle aldığı rafa yerleştiriyordu.
Olduğum yerde durarak ne dediğini anlamaya çalıştım. Katılmama sebebini gözden mi kaçırıyordum? Bir çok öğrenci ona saygı duyuyordu. Okulun da en parlak öğrencileri arasında başı çekiyordu. Bizim eğlendiğimiz öğrencilerin de çoğu onun yandaşlarıydı. Hatta onu görünce gülmeyi bile bırakıp ayağa kalkmışlardı...
O gidene kadar da kimse eğlencesine devam etmemişti. Onlar Riddle'dan korkuyorlardı ve yanında gülmüyorlardı. Tabii ya!
Riddle bu yüzden hep herkesten soyutlanıyordu demek. Bunu dile getiriyorsa incinmiş olmalıydı. Riddle incinebilir miydi?
Bakışlarım sırtı bana dönük olan ve rafların arasında dolaşan silüete kaydı. Gözleri yorgundu ve durmadan şakaklarına masaj yapıyordu. Gün içinde fazla çalışıyor, gündüzleri erken kalkıyordu. Hatta bazen uyumadığım gecelerde onun hala uyanık olduğunu ve bir şeyler okuduğunu görüyordum.
Başarısını elde etmek için diğer öğrencilere kıyasla hep daha fazla çalışmak zorunda kalıyordu.
Maddi imkan sağlayacak ve destek olacak bir ailesi yoktu. Dumbledore böyle anlatmıştı bana. Aslında giydiği kıyafetlerden maddi durumunun iyi olmadığını anlamak pekte zor değildi.
Gözlerim profiline takıldığında içimde uyanmaya başlayan yeni hisse şimdilik anlam veremiyordum. Ama baktığımda karşımda 70li yaşlarında, çok güçlü bir büyücü değil de 16 yaşında, çok çabalayan bir öğrenci görmeye başlamıştım.
Daha önce fark mı etmemiştim yoksa istemiyor muydum bilmiyorum ama karşımdaki kişi 16 yaşında bir çocuktu. Benimle aynı yaştaydı ve çok çabalıyordu. Birisi olabilmek için çok çalışıyordu.
Aileni öldürebilmek için güçlü olmaya çalışıyordu.
Şimdiye kadar birine zarar verdiğini hatırlamıyorum. Yani bana vermeye çalışmıştı ama bende bunun için çok çabalamıştım.
Ama gelecekte bir çok kişiyi öldürecekti.
Daha Mızmız Myrtle'ın ölümüne sebep olmamıştı. Bunun için kesin bir karara varamazdım ama. Sırlar odasını daha keşfetmemiş de olabilirdi. Bunu öğrenmenin bir yolunu bulsam daha iyi olacaktı.
Geri döndüğünde bu sefer yüzü görüş hizama girmişti. Yeşil gözleri daha önce farketmediğim bir şekilde güzeldi. Bazen korkutucu baksa bile şu an nedense normal biri gibi bakıyordu.
"Riddle," Dediğimde etrafta dolaşan bakışları bana kaydı. "Noldu?"
"Seni çok mu kızdırdım?" Tek kaşı kalktı. Derin bir nefes çekerek masalardan birine yaslandı. Sıkıldığını belli etmek için çoğu zaman içine derince nefes çekiyordu. "Neden soruyorsun?"
"Beni müshil ilacı ile zehirlemeye çalışacak kadar mı kızdın?" Dudaklarımı bir birine bastırarak ona bakıyordum şimdi.
"Zehirlendin mi?" Dedi yüzünü iğrenmiş gibi buruşturarak. Gerçekten bu gün yorulmuş olmalıydı çünkü eski enerjisi yoktu üzerinde. Sorusu gülmek istememe neden oldu. Kendi gözleriyle görmüştü Abraxas'ın benim yerime yemekleri yediğini.
"Abraxas'a neden söylemedin?" Bende ona uyarak yanına gittim ve masaya yaslandım. Şimdi yan yana duruyorduk. "Kendimi kişisel meseleleriniz ile neden yorayım?"
Başımı ağır haraketlerle aşağı ve yukarı salladım. Sanırım haklıydı. "Tekrar deneyecek misin?"
"Beni hala kızdırmaya mı çalışacaksın?" Boynunu hafifçe şıklattığında "Kızıp kızmaman pek umrumda değil," diye mırıldanmıştım
Gözlerini devirdiğinde hafifçe sinirlendiğini görmüştüm. "Senden korkmuyorum ama bence sende bunu istemezsin," dedim.
"Nedenmiş o?" Yaslandığım masadan ayrılarak rafların olduğu kısıma, çıkışa doğru yönelmiştim. "Senden korktukları için çok yalnızsın, Riddle. Tabii canavara dönüşmeyi ısrarla istiyorsan kendin bilirsin."
Cevap vermesini bile beklemeden hızlıca kütüphaneden çıktım. Peşimden gelmedi. Bir kaç kez bunu yaptığım halde hiç peşimden gelmemişti. Sanırım asla da gelmeyecekti ama çoğunlukla bu işime geliyordu işte.
Ortak salona girdiğimde yeni bir konuya geçtiklerini ve Abraxas'ın yüzünü buruşturarak Slytherin bir kızı dinlediğini gördüm. Gözüme fazla batmayanların isimlerini öğrenmek için kendimi yormuyordum açıkcası.
"Yani bilmiyorum derslerinde başarılı olan erkekler her zaman daha çekici geliyor gözüme," diyordu kız. Şöminenin dibinde oturan kahverengi saçlı bir kız da ona aynı heyecanla destek verdi. "Hem zeki, hem de esmer olan kişiler genel olarak çekici. Erkek ya da kız olması farketmiyor."
Lucretia'nın yanında eski yerimi aldığımda Walburga'nın orada olmadığını farketmiştim. Üstünde fazla durmadan sohbetin geri kalanını dinlemeye başladım.
Anlatma sırası Lucretia'ya geldiğinde bakışları utanarak ellerine kaydı. "Aslında bu konularda fazla düşünmüyorum," dedi.
Regina Rowle hafifçe gülerek "Tabii ki düşünmüyorsun, çünkü sen bir Black'sin. Ailenin uygun gördüğü biriyle evlenecek olman göz önüne alındığında bu çok normal," dedi.
Lucretia'nın ve benim sinirli bakışlarımız Regina'ya kaydığında ukala gülüşü dudaklarında daha da genişledi. "Ne oldu? Yalan mı söylüyorum?"
Bir kaç kız onun sözlerine gülüdüğünde sinirim tepeme çıkmaya başlamıştı. O kimdi de benim kuzenimle böyle küstahça konuşma cesareti gösteriyordu?
Lucretia'nın bakışlarının hafif kızıl, ama daha çok turuncu gibi görünen saçları olan bir erkeğe kaydığını gördüm. Sinirli bakışları anında üzgün bakışlara dönüşmüştü. Bu kişiyi tam olarak tanımasam bile bu konuya dönmeyi aklımda bir yere not ederek Regina konusuna geri döndüm.
Black kızlarının seçme hakkının olmamasının, Lucretia ile bazı konuşmalarımızdan yola çıkarak onları üzdüğünü anlamıştım. Ailenin safkan takıntısı yüzünden üzülen kuzenlerimi bir de böyle kendini bilmezlerin üzmesine izin veremezdim.
Ben hayatımda hiç bir zaman kendimi iyi biri olarak tanımlamamıştım. Yani kendimi ve sevdiklerimi korumak için elimden geleni yapardım. Bu doğru bir yol olsa da, olmasa da. Yeter ki başkasının canına ya da hayatına mâl olmasındı.
"Onların evleneceği kişilerin onları sevme ve şefkat gösterme ihtimali var en azından," diye başladım sözlerime. Sesimi yeterince tek düze ve sert tutmaya çalışmıştım. "Onlar hakkında düşünmek yerine kendi karşılıksız aşkın hakkında daha fazla düşünmelisin. Ne yazık ki ne Riddle'ın seni sevecek bir kalbi, ne de senin kendini ona sevdirebilecek kadar cesaretin var."
Ortam buz kestiğinde Regina'nın alev püskürten gözleri beni öldürmek istiyormuş gibi bakıyordu. Herkesin gözleri onun ve benim üzerimde mekik dokuduğu sırada Regina'nın eli asasına gitti. "Sakın." Dedim eskisinden daha sert olan sesimle.
Bunu dememle korkmuş olacak ki eli dondu ve sinirden gözleri dolmaya başladı. İnsanları bu hale getirmeyi sevmiyordum ama damarıma basılmaması gerektiğini de öğrenmeleri lazımdı. Ama yalan söyleyemem, kılımı bile kıpırdatmadan karşımdakini alt etmek egomu tatmin ediyordu.
Regina daha fazla duramayınca hızlı adımlarla kızlar yatakhanesine çıktı. Onunla birlikte arkadaşları olduğunu düşündüğüm bir kaç kız da yukarıya çıkmıştı. Tabii çıkmadan önce bana öldürücü bakışlar atmayı da ihmal etmemişlerdi.
Sessizliği Abraxas'ın gülüşü bozduğunda elimi Lucretia'nın bacağına yaslamıştım. Küçük, sıcak eli benim elimin üzerine konduğunda bana minnetle gülümsüyordu. Orada bir şey söylemesek bile odamıza çıktığımızda konuşmak için gözlerimizle söz verdik.
"Bu fazlasıyla fenaydı," dedi gülüşünün arasından. Onu ilk kez böyle gülerken görüyordum. Soğuk Malfoy veliahtı nedense bu sohbete fazlasıyla eğlenmişti.
Fazla kafayı takmadan ona da göz devirdim. Bir kaç kişi Abraxas'a katılarak konuyu değiştirdi. Slytherin'lerin umursamazlığı beni benden alıyordu doğrusu.
Konu daha farklı yerlere evrimleşse bile bana olan bakışların değiştiğini ve daha temkinli olduğunu farketmeden edemedim. Sanırım Riddle'ın yanında kendime yer bulmalıydım. Bu gidişle halim ondan pek farklı olacak gibi durmuyordu.
Bölüm sonu.
Bölüm etkileşimi
