40. bölüm · GÜLÜN ÖTESİNDE

Bölüm 40 Kız Babası

Kadir Yalım

İhtiyar Hamdi bir süre sustu. Odanın içindeki herkes nefesini tutmuş gibi onu bekliyordu. Bakışlarını önce Gül’e, sonra Akça’ya çevirdi. Yüzünde hem bir babanın gururu hem de vedaya benzeyen bir hüzün vardı.

İhtiyar Hamdi:
“Gül benim için bu hayatta en kıymetlimdir… Güneşimdir benim. Onu bu hayatta benden başkası koruyamaz diye düşünüyordum. Ama hayatımıza Akça girdiğinde anladım ki Gül’ü Akça’dan başka kimse koruyamaz, ben dahil. Kızımın hayatını korumak için kendi hayatından geçti… sonuçta çocukluk aşkı. İlk zamanlar Akça’yı korkut olarak tanıtma sebebim Akça’yı tanımaktı… hâlâ daha benim Gülümün aşık olduğu çocuk muydu diye düşündüm. Ama düşünmeme gerek yokmuş. Dediğim gibi, canından çok seviyor benim kızımı. Neyse, lafı fazla uzatmayalım… gençler birbirini tanıyorlar, seviyorlar. Bize de bu sevgiyi baştacı yapmak yakışır. Bir ömür boyu mutluluklar dilerim çocuklar.”

Sözler odanın içine ağır ağır yayıldı. Herkesin yüzünde duygulanmış bir ifade vardı. Gül’ün gözleri dolmuştu; hem sevinçten hem babasının sözlerinin ağırlığından gözyaşları süzülüyordu.

Gül ayağa kalktı, babasının elini öptü ve ona sıkıca sarıldı.

İhtiyar Hamdi:
“Dur kızım, ağlatacaksın beni… Bu yaştan sonra İhtiyar Hamdi ağladı mı dedirteceksin?”

Sözleriyle ortamı yumuşatmaya çalışsa da sesi hafif titremişti.

Gül babasından ayrıldı, gözyaşlarını sildi. Sonra abisinin yanına gidip elini öptü, ona sarıldı.

O sırada Akça, İhtiyar Hamdi’nin yanına gelip elini öptü.

İhtiyar Hamdi:
“Artık dayı yeğen değil… baba oğuluz bu saatten sonra. Sen de baba diyeceksin.”

Akça:
“Allah razı olsun baba.”

Bu sözle birlikte ortamın havası tamamen değişti; artık resmiyet yerini aile sıcaklığına bırakmıştı.

Akça ve Gül, ortamdaki herkesle selamlaştı. Yüzükler getirildi; eller hafif titreyerek uzandı. İhtiyar Hamdi kurdeleyi kestiği anda odada alkışlar yükseldi. O an, herkesin yüzünde aynı mutluluk vardı.

Tam bu sırada Kemal Başkan’ın telefonu çaldı. Ciddileşen yüz ifadesiyle dışarı çıktı.

Kapı kapandığında içerideki neşe hâlâ sürüyordu, ama kısa bir süre sonra Kemal Başkan geri döndü. Yüzündeki ifade değişmişti.

Kemal Başkan:
“Çocuklar, çıkmamız lazım.”

Ortam bir anda gerildi. Az önceki sıcaklık yerini sessiz bir tedirginliğe bıraktı.

Kemal Başkan:
“Akça, senin gelmene gerek yok evlat. Sen Gül ile vakit geçir.”

Akça:
“Olmaz başkanım, görev neyse o.”

Gül:
“Başkanım, gitmesi gerekirse gider… benim için sorun yok.”

Kemal Başkan, Gül’e bakarken hafifçe başını salladı.

Kemal Başkan:
“Hamdi bey, Gül’ü çok iyi yetiştirmişsiniz.”

İhtiyar Hamdi:
“Vatan sevgisi bizi yetiştirdi, biz de evlatlarımızı başkanım… ama sorun ne tam olarak? Benim yapabileceğim bir şey var mı?”

Kemal Başkan bir an durdu. Gözleri düşünceli bir şekilde uzaklara kaydı. Sanki kafasında bir plan şekilleniyordu.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra başını kaldırdı.

Kemal Başkan:
“Aslında… var Hamdi.”