32. bölüm · GÜLÜN ÖTESİNDE
Bölüm 32 Zeytin Çekirdeği
Ertesi gün olmuştu.
Celal’den saatlerdir, hatta günlerdir haber alamayan Deli Fuat’ın sabrı tükenmeye başlamıştı.
Celal’i baba yarısı bilirdi. Onu kaybetmek, kökünden kopmak demekti.
Şehrin altını üstüne getiriyordu.
Adamları dört bir yana dağılmıştı. Sokak araları, depolar, liman çevresi… Hatta saman altı bile didik didik aranıyordu.
Ama ses seda yoktu.
Fuat’ın zihninde tek bir ihtimal büyümeye başladı.
“Ya Celal ölmüşse?”
Ve bu ölüm birinin eseriydi.
Fuat’ın gözleri karardı. İçindeki öfke bir dönüm noktasına girmişti artık. Geri dönüşü yoktu.
Telefonunu çıkardı.
Korkut olarak bildiği Akça’yı aradı.
Telefon kapalıydı.
Bir kez daha aradı.
Kapalı.
Fuat’ın çenesi kilitlendi.
Korkut oyun kurdu… Celal’i öldürdü.
İntikam yeminini o an etti.
Deli Fuat (dişlerinin arasından):
“Seni öldüreceğim Korkut…”
Tabii tüm bunlar olurken, Fuat yalnız değildi. Onu izleyen gözler vardı.
MİT, Fuat’ı adım adım takip ediyordu.
Olan bitenden haberdar olan MİT mensubu Mert, vakit kaybetmeden Sarı Ömer’i aradı.
Bizimkiler o sırada bahçede kahvaltıdaydı.
Ahşap masa güneş ışığıyla parlıyordu. Çay buharı yükseliyor, zeytin tabağı ortada duruyordu.
Herkes gülüyordu.
Hayatlarında yaptıkları en güzel kahvaltı olduğunu düşünüyorlardı. Çünkü ilk defa tamdılar.
Akça bir zeytini eline aldı. Ömer’e bakıp göz kırptı.
Akça:
“Sarı abi… hatırlıyor musun?”
Sarı Ömer başını kaldırdı. Akça’nın gözlerine baktı. O bakış yetmişti.
Çocukluk…Yetimhane…Zeytin çekirdeği yarışları…
Ömer’in yüzüne muzır bir gülümseme yayıldı.
Sarı Ömer:
“Lan sen var ya… Hadi kapışalım!”
Gül bir anda heyecanlandı. Elleriyle masaya hafifçe vurdu.
Gül:“Hadiii!”
Hamdi olup biteni anlamaya çalışıyordu ama çocuklarının yüzündeki mutluluğu görünce sadece gülümsedi. O anın tadını çıkarıyordu.
Akça ve Ömer zeytinleri ağızlarına attılar. Eti yendi, çekirdekler dillerinin altında saklandı.
Sarı Ömer:
“Hazır mısın paşam?”
Akça (kendinden emin):
“Daima hazır.”
Gül ayağa kalktı. Hakem ciddiyetiyle ellerini havaya kaldırdı.
Gül:
“Üç… iki… bir… şimdi!”
Aynı anda iki çekirdek havaya fırladı.
Küçük siyah mermiler gibi ileri süzüldüler. Yere düştükleri anda üçü birden hızlı adımlarla çekirdeklerin yanına gittiler.
Kazanan Akça’ydı.
Gül sevinç çığlığı atarak Akça’nın boynuna atladı.
Gül:
“Yaa abi gördün mü! Yine Akça kazandı!”
Ömer dudak büktü.
Sarı Ömer:
“Hadi len… Avans verdim.”
Akça kahkaha attı.
Akça:
“Hadi bir daha o zaman!”
Tam o sırada Hamdi ayağa kalktı.
İhtiyar Hamdi:
“Bu sefer ben de varım.”
Üçü birden şaşkınlıkla ona baktı.
Akça (gülerek):
“Hadi o zaman!”
Yerlerine oturdular.
Hamdi, Ömer ve Akça zeytinleri yediler. Çekirdekler ağızlarında bekliyordu.
Gül yeniden hakem oldu.
Gül:
“Hazır mısınız?”
Üçü de başını salladı.
Gül:
“Üç… iki… bir… şimdii!”
Üç çekirdek aynı anda havalandı.
Ama Hamdi’ninki beklenen yönde gitmedi.
Çekirdek uzağa fırlamak yerine gömleğinin içine düştü.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra kahkaha patladı.
Hamdi telaşla gömleğinin içine bakıyordu.
Akça ve Ömer kendi çekirdeklerinin yanına yürüdüler. Bu kez kazanan Ömer’di.
Sarı Ömer (gururla):
“Demiştim avans diye!”
Sonra Gül’e döndü.
Sarı Ömer (takılarak):
“Ne o kız? Akça kazanınca boynuna atlarsın, abin kazanınca tebrik bile etmezsin. Alacağın olsun!”
Gül tatlı bir tebessümle abisine sarıldı.
Gül:
“Abimm benim… Sen zaten bu hayattaki en büyük kupayı kazandın.”
Ömer kaş kaldırdı.
Gül:
“Beni kazandın. Benim gibi tatlış bir kız kardeşin var.”
Masa bir kez daha kahkahaya boğuldu.
Hamdi hâlâ gömleğinin içinde çekirdeği arıyordu.
İhtiyar Hamdi:
“Acaba nereye gitti… Düştü mü ki bu çekirdek? Görmedim de…”
Tam o anda gömleğinin içinden yere düşen çekirdeği fark etti.
Yüzü aydınlandı.
İhtiyar Hamdi (gülerek):
“Heh! İşte buldum seni!”
Tam o sırada Sarı Ömer’in telefonu çaldı.
Kahkahalar bir anda durdu.
O güzel sabah, o huzurlu kahvaltı…
Bir telefon sesiyle bölünmüştü.
Sarı Ömer telefonu açtı. Bahçedeki kahkahaların yerini ağır bir sessizlik aldı.
Arayan Mert
Mert’in sesi karşı tarafta telaşlıydı. Kelimeler hızlı hızlı dökülüyordu. Ses dışarı taşıyor ama tam seçilemiyordu. Yalnızca tonundan işlerin ters gittiği belliydi.
Sarı Ömer’in yüzü her cümlede biraz daha düştü. Çene kasları sertleşti. Gözleri koyulaştı.
Bir süre dinledi.
Sonra tek bir soru sordu.
Sarı Ömer (soğuk ve net):
“Emin misin?”
Karşı taraftan gelen cevap kısa ama kesindi.
Telefon kapandı.
