Bölüm 4

Vaveyla Yazarı: LYNX C

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 4

Elina Dağhan;
Gözlerimi dibimde hissettiğim ağırlık ve düzenli nefes alış verişler ile araladım. Aras'ın köpeği Baron'u görmeyi beklemiyordum. Daha da şaşırtıcı bir şekilde Baron'un diğer tarafında uyuyan Aras'ı görmeyi hiç beklemiyordum. Baron kafasını elimin üzerine üzerine ittirip kendisini sevdirmeye çalışırken ben hala salak salak yanımda yatan adama bakıyordum. Kıyafetlerle ne alıp veremediği vardı bu adamın bilmiyordum. Bu seferde tşörtünü çıkarmış fırlatmıştı odanın diğer köşesine. Elimin altında Baron'u severken mutluluktan savrulan kuyruğu Aras'ın suratını gıdıklıyor olmalıydı ki dayanamayıp uyanmıştı.
-Gördün güzel kadını bize kıçını dönersin tabi! Alooo? Benim oğlumsun ulan sen! Onun değil!
-Sana da günaydın Aras.
-Evet, evet aynen ondan.
-Kalk artık! Açım ben. Hem hani koltukta yatıcaktın?
-Yorgunluktan bayılmak nedir bilir misin sen?
-Evet bilirim ama bayılmadan önce tşörtünü çıkaranı ilk defa gördüm.
-Hava sıcak ne yapıyım?
-Tabi tabi tabi, öyledir! Ben donuyorum burda ulan ne sıcağı?
-Ne demek donuyorum? Söylesene kızım!
-Şaka yapıyorum sakin ol! Bu kadar korkma seri katilim lan ben üşür müyüm kolay kolay?
-Belli mi olur? Kadın kısmının ne yaşayacağı belli olmaz derdi abim.
-Abinin kadınlarla arası hep iyiydi galiba?
-Yenge ile çocukluk aşkı onlar çok özenirdik Berk ile ama olmadı.
-Belki de daha iyisini yaşarsın?
-Belki de iş ortağım beni öldürdüğü için hiç yaşayamam?
-Neden sürekli seni öldüreceğimi söylüyorsun?
-Senin yaşattığın sarsıntıdan haberin yok galiba bücür. Dün gece kafasını kestiğin adam iş adamları arasında tanınır birisiydi. Durduk yere ölmesi çok şüphe çekicek. Abimin arayıp neler oluyor demesi an meselesidir.
-Benim kimseden korkum yok. Canlarına susadılarsa onların da canlarını alırım.
-Yaparsın ama benim kökümü bu şekilde kurutamazsın bücür. Onların hepsi benim akrabam.
Tam konuşmaya başlayacaktım ki kapı çaldı. Kevin kahvaltının hazır olduğunu söyleyerek içeriye girmişti ki bizi gördü. Gözleri yuvalarından çıkarcasına bakakaldı birkaç saniye sonra özür dileyerek odadan çıkıp gitti.
-Hassiktir! Yanlış anladı!
-Nasıl yani? Aras, bişey desene ne suratıma bakıyosun öyle?
O hınzır bakışlarını tekrar atmaya başlayınca Kevin'in bahsettiği şeyi anlamıştım.
-Koşa koşa gittiğine göre kesin adamlara anlatır. Bişey yapsana Aras!
-Ne yapıyım? Çoktan gitti, bu halde onu tutamam artık. Hem sahte ilişkimiz daha gerçekçi olmaz mı?
Salak salak konuşmaya başladığı için başının altındaki yastığı alıp yüzüne çarptım.
-Başlama yine! Sana can borcum olduğu için kabul etmek zorunda kaldım sadece.
-Kim olsa aynısını yapardı.
-Benim seri katil olduğumu bilen biri beni yaşatmazdı Aras. Artık aşşağıya inebilir miyiz? Çok açım.
-Senin seri katil olduğunu bilerek susan bir sürü adamım var. Neden hiçbiri seni öldürmeyi denemek yerine sana saygı duyuyor?
-Çünkü senin adamların?
-Yanlış cevap! Albay ebemizi siker de o yüzden!
-Arkamın sağlam olması mi sizi korkutuyor?
-Arkanda kocaman bir orduyu yöneten adam var!
-Senin arkanda ne var acaba? Kim bilir kaç adamın var!
-Biz illegal yönlerindeyiz işin, karıştırma oraları. Gel gidelim artık hani çok açtın?
Ağzıma lafı tıkmış önce beni kucaklayıp banyoya götürmüştü. Yüzümü yıkadığıma emin olduktan sonra kendi yüzünü yıkamıştı. Çok sürmeden aşşağıyya inmiştik sonunda. Yemek salonuna geçtiğimizde Aras'ın 4'lü en yakın kankaları burdaydı henüz geldiğimizin farkında değillerdi.
-Oğlum nesini anlamıyorsunuz? patron'un üzeri çıplaktı ve hayatta bir kadını kendi yatağına almaz ama o kadın onun yatağında yatıyordu hem de patron ile birlikte! Sabah Baron'u odaya götürürken gördüm!
-Yiğit'e hak vericeğim hiç aklıma gelmezdi ama az önce bende gördüm amına koyayım!
-Yenge olarak bu kadından taşşaklısı bulunmazdı kardeşim ben dibine kadar yanındayım ilişkilerinin!
-Medyaya yayılan haberler için de kılını kıpırdatmadı henüz değil mi Yiğit?
-Evet!
-Ulan yoksa bugüne dek bizi ayakta uyutmuş olabilirler mi?
-İlk görüşte aşk olamaz mı Yavuz bey?
Derin'in eğlenen sesini duyunca sırıtmaya başladım. Dün gece kısaca ona durumdan bahsetmiştim. Olanların farkında olan sadece oydu.
-Olabilir mi Derin hanım? Siz bu konularda daha bilgilisinizdir.
-İlk görüşte mi? Sokağın ortasında amcama vurmak üzere olan Elina hanıma gördüğü an aşık mı oldu yani?
-Olamaz mı?
-Patronun bir kadında aradığı kriterleri dahi bilmiyoruz biz nasıl yakın korumayız lan!
-Öyle demeyin Kevin bey, bizde Elina'nın kriterlerini bilmiyoruz. Biz insanlarla flörtleşirken kendisi cesetlerle vakit geçirmeyi seçmişti. Adam akıllı ilişkisi en son lisede olmuştu. O da 1 hafta sürdü sürmedi.
Kucağında olduğum adamın bakışlarını üzerimde hissetmeye başlamıştım ki cırladım.
-Aras açım dedim neden hala içeride değiliz?
-Dün gece yeterince doyamadın galiba?
-ABOOOOOO!
İçeridekileri duymamış gibi davranmaya karar vermiştik anlaşılan ama son söylediği şey benim bile gözlerimi belertmeme sebep olmuştu.
-insanların içinde denirmi lan öyle!
-Yabancı mı var güzelim? Sen ben bide bizim davarlar var işte. Derin konudan bağımsız.
Biz konuşurken içeriye geçmiş yerlerimize oturmuştuk ama beklemediğim birşey olmuş beni masanın başına oturtmuştu.
-Patron?
-Noldu koçum?
-Abi, bu ne demek oluyor?
-Ne anlıyorsanız o koçum!
Koca koca adamlar yine ufacık çocuklar gibi atışmaya başlayınca onların şaşkın bakışlarından kaçıp muhabbetlerinden yararlanarak tam ağzıma patates kızartması sokucaktım ki Derin'in bakışları ile durdum. Önümdeki bardağı işaret ediyordu gözleri ile içinde zencefilli shot olduğuna kalıbımı basarım!
-Onu içmeden kahvaltıya başlayamazsın biliyorsun değil mi canım!
-Sikeyim verdiğim sözü be!
Bardağı tekleyip masaya geri koyduğumda şaşkın bakışlar tekrar beni bulmuştu.
-Neyin sözü bu?
-Bir keresinde evde sadece ikimiz vardık. Elina sabah yetişmesi gereken bi yeri olduğunu söyleyip masada ne var ne yok hepsinden kuş kadar yemiş "iyice cimrileştin Derin bu ne sik kadar şişede portakal suyu mu olur?" Diye söylene söylene şişeyi açıp teklemişti, içtiği şey portakal suyu değil benim yemek öncesi metobolizmamı hızlandıran zencefilli içeceğimdi. Bunun farkına vardığında çok geç olmuştu çünkü şişeyi tekte içmiş sonra bana söylene söylene bir kalmiştı. Bende ona şart koştum her koyduğumda içerse ona istediği AK-47'yi alıcaktım. Hemde kendi üzerine.
-Hala almadı. Beş ay oldu bu zımbırtıyı içmeye başlayalı!
-Sen dokuz ay nasıl bekledin Suna teyzemin karnında be!
-Cırlama bana!
-Sizin anlayacağınız AK-47 uğuruna beş aydır nefret ettiği şeyi içiyor. Dokuz ayın sonunda almaya karar verdim tam şuanda!
-Ulan sen iste abim sana silah şirketi devreder abla, dokuz ay nasıl bekliyeceksin?
-İkimizin arasında bir çekişme işte Berk dokuz ayın sonunda o AK'yi alamazsam o zaman düşünsün olacakları. Hem sen dökül bakıyım ne zamandır Güneş'im ile konuşuyorsunuz siz?
-Abla konu nasıl bana geldi ya?
-Ne demek nasıl sana geldi lan? Konuşsana gece bize yaptığın nispetleri anlatsana yengeye!
Tansiyonumun fırladığı nokta burası olmuştu. Kevin yenge diyince sinir dolu bakışlarım onu bulmuştu. Benden kaldırdığı bakışlar patronuna döndüğünde olduğu yere daha çok sinmiş ciddileşmişti.
-Burada konuşulanlar burda kalıyor değil mi arkadaşlar?
-Daima patron!
-Evet abi!
-Ashley? Neden kapıdan bizi dinliyorsun? İçeriye girsene.
Masaya bakarak konuşmamı sürdürmüştüm. Ashley kapıdan içeriye girmiş Aras'ın dün gece bana sözünü verdiği tabanca ve bıçağın özel yapım kutusunu vermek için yanıma gelmişti. Siyah kutuya uzun uzun baktığımda kendimi ister istemez huzursuz hissetmiştim.
-Sizi dinlemiyordum efendim, konuşmanızın bitmesini bekliyordum ki yanlış bir zamanda gelmiş olmayayım, buyrun.
-Kahvaltıdan sonra bakarım masanın boş bir köşesine koyabilirsin.
-Ama!...
-Kör müsün kadın yemek yiyor!?
Kimsenin beklemediği çıkış Derin'den gelmişti. Bu arada Ashley'in eline taktığı deri eldivenlere bakıyordu. Bu sıcakta ne eldiveni bunlar?
-Ashley, git onu salondaki orta sehbanın üzerine bırak. Kahvaltıdan sonra bakar sevgilim değil mi?
Ashley transa girmiş gibi ortada dikilmiş kalmış beş saniye içinde kendisine gelip odadan çıkmıştı. Bu odadaki herkesin birazcık aklı varsa o kutunun dışının zehirle kaplı olduğunu anlardı.
-Beyler bana o kutuyu kimin gönderttiğini bulun ve gerçek kutuyu yemekten sonra getirin bize.
-O iş bende patron, Rüzgar abi ile özel olarak konuştum. Kendisi bugün bizzat gelip hem Elina hanım ile tanışacak hem silahı getiricek.
-Ve sen bunu bana şimdi mi söylüyorsun Yavuz?
-Kahvaltıdan hemen önce konuşmuştular abi.
-Sen onun avukatı mısın Berk?
-Ben direkt ailenin avukatıyım abi...
-Neden bu kadar sinirlendin? Bir sorun mu var?
-Muhtemelen seni çok darlayacaklar abla onadır endişesi.
-"lar" derken?
-Şöyle Derin abla, bizim yenge biraz fazla konuşkan ve meraklı, Elina ablanın inciğine cinciğine sorgulatmıştır ama yine de gelir bide kendisinden dinlemek ister.
-Siz bana bir torba migren ilacı ayarlayın önden, şimdiden kafama ağrılar girmeye başladı.
-O derece mi Aras?
-O derece. Derin'den istediğin AK kadar seri konuşuyor kendisi. Çok şükür yiğenim anasına çekmemiş.
-Haklısın abi, küçük amcası gibi uslu olmuş.
-Sen onun yaşındayken düz duvara tırmanıyordun lan!?
-Oha nasıl hatırladın onu?
-Yere düşüp kafanı yardığın anı nasıl unutabilirim kardeşim?
-Ya abi! Kızın ablalarının yanında neden bunu anlatıyorsun şimdi!
-Bu düz duvara tırmanıyorsa bizim Güneş'e neler çektirir kim bilir! Yok ben kabul etmiyorum bu ilişkiyi Aras.
-Abla kulun köpeğin olayım yapma!
-Ne zamandır konuşuyorsunuz ulan siz?
-İki aydır.
Derin ile birbirimize bakakalmıştık çünkü bu iki aydır uyutulduğumuz anlamına geliyordu.
-Nasıl ya? Daha geçen hafta Güneş bana "Elofidi, çok sıkılıyorum bana birilerini ayarlar mısın motor grubundan?" Demişti!?
-Benden de hastanede gördüğü yakışıklı bir hemşirin sosyal medya hesabını almamı istemişti.
-N-nası ya?
Derin ile birbirimize bakıp kahkahalarla gülmeye başladığımızda masadaki erkeklerin suskunluğu devam ediyordu.
-Şaka lan şaka! Gül diye!
-Elina hanım rica ediyorum siz bir daha şaka yapmayın.
-Çocuk kalpten gidiyordu Elina o nasıl şaka?
-Gece bakışmamızın içine etmişti banane...
Beklenmeyen çıkışım içtiği kahveyi boğazına dizmişti. Öksürmeye başladığında yüzü kıpkırmızı olmuş bir halde gözlerini kaçırmaya başlamıştı. Anlattığım olay odasının merdivenlerinin sonunda yaşanmıştı gerçekten de. Berk de dediğim şeyi hatırlamış kendine lanet okumaya başlamıştı.
-Bu kadın daha dün gece dedi bize "bende bana ihtiyacınız olduğunda size yardım etmiyeceğim." Diye sözünün eriymiş gerçekten de.
-Karşında koskoca Dağhan duruyor Berk, boru değil!
-Keşke orda sana yardım etseymişim abla!
-Höst ulan! Git Güneş'i kucakla neden sevgilimi kucaklıyorsun!?
-Kahvaltım bitsin güneşi selamlarım abi merak etme.
-Anlamadın mı gerçekten de Berk...
-Sen nasıl benim kardeşim oldun ulan?
-Neyi Derin abla?
-Güneş'İ kucaklamak?
Gözlerinde parıltı ile bana döndüğünde bakışlarına kıyamadığım için gülümsedim. Abisi olucak yakışıklı herifin ufak versiyonu olduğu için onayı kaptığı gibi yemek masasından fırlayıp bahçeye koştu. Camdan onu izlerken Özgür'den arabanın anahtarını alıp bahçeden hızla uzaklaştığını görebilmiştim.
-Bebeye bak la nasılda ışık hızında gitti!?
-Genç işte kanı kaynıyor.
-Biz koca karı mıyız Kevin bey?
-Haşa Derin hanım ne diyorsunuz? Karı koca falan daha çok genciz evlenmek için?
-Ne diyosun lan sen? Aras, silahımı getirirt! Geri al lan o lafı!
-Bücürüm sakin ol! Sizin hepinizin tahtaları eksik mi bugün amına koyayım?! Ne bu salak salak tavırlar?
-İyice mahalle karılarına dönmüşler dimi Aras!
-Sen diyorsan doğrudur bücürüm.
-Biz yarrağı yemişiz beyler hadi daha ne yiceğiz kalkalım amına koyayım!
-Sofradayız Yavuz bey. Sofra adabı diye birşey var.
Korumalar ses çıkarmadan sofradan kalktığında bizde kalkmaya karar verdik. Artık yürümek istiyordum ama Aras izin vermiyordu. Tam masada belimi esnettim kalkıcaktım belime elini atıp iki büklüm olmama sebep olmuştu.
-Aras abi! Onun belinden tiki var! Özellikle esnedikten sonra!
-Hay amına koysunlar be!
-Yürümek istiyorum!
Barış içeriye girdi. Elinde birkaç evrak bize bakakalmıştı. Birkaç saniye sonra elindeki evraklar dibinde duran masanın üzerine dağılmış elleri ile ağzını kapatmıştı.
-Murat haklıymış! Sizin aranızda bişeyler var!
-Sik sik konuşma da ne sikime geldin onu söyle.
-İlaç testlerinin sonuçları geldi. Dün hemşire Rae, ameliyat sırasında aldığı birkaç tüp kandan bir araştırma yaptı. Kanda yüksek dozda Averon-17'ye rastladık.
-İyide benim kullandığım ilaçların hiçbirinde öyle bir ilaç isimi yok?
-Muhtemelen birisi siz evde yokken ilaç kutusunun içindeki ilaçları boşaltıp bahsettiğim ilacı koydu. Çünkü normalinden beş kat fazla bulduk. Kalp krizi geçirmemen büyük şans. Demir bey'de az önce kullandığın ilaçların testlerini Sedef hanım yolu ile gönderdi. Vitamin ilaçlarını Averon-17 ile değiştirmişler. Bu yüzden yaralandığını fark etmemişsin.
-Derin, evdeki kamera kayıtlarını incelesinler. Bu akşam ekibin hepsini tesiste istiyorum. Naomi'ye söyle Ceyda ile beraber incik cincik etsin o kayıtları! Barış, şu arkadaşına söyle artık yürümek istiyorum birde!
-Yaran sinirlerini parçalamak üzereymiş o yüzden bir süre lütfen yürüme, akşama yavaş yavaş yürüyebilirsin sana verdiğimiz ilaçlar etkisini etmeye başlayınca acı hissetmiyeceksin zaten şimdilik lütfen bir süre daha kucakta gez...
-Seninde bana ihtiyacın olucak! Bende o zaman sana böyle diyeceğim!
-Sağlık herşeyden önce gelir bücürüm o yüzden şimdi seni kucaklıyorum önce üzerimizi değiştiriyoruz sonra salona geçiyoruz!
Demiş ve beni canımı yakmadan kucaklamıştı. Ulan ben bu hallere düşecek insan mıydım be?! Tüm zamanların en iyi seri katiliyim ben benim kucakta bebek gibi ordan oraya taşınmam absürt geliyordu bana!

Aras Korvaz;
Her şeyi anlarım ama bu sahte ilişkiden aldığım keyfi anlayamam işte! Kucağımda dünyaca aranan bir seri katil vardı ve ben ne desem yapmak zorunda kalıyordu. Yaralı olması bir bakıma işime yarıyordu çünkü ipleri elimde hissetmek beni güvende hissettiriyordu. Kucağımdaki yıkımcı ile önce odama gitmiştik onu rahat giyinmesi için odada bırakmış kendim Berk'in odasına geçmiştim. Kumaş pantalon beyaz gömlek kombinini yaptıktan sonra odadan çıkmış odamın kapısından içeriye seslenmiştim.
-Yardım lazımsa Derin'i çağırabilirim!
-Gerek yok! İçeriye gelebilirsin giyindim.
Kapıyı açıp içeriye baktığımda kendi bedeninde beyaz tşört ve siyah şort giymiş saçları ile uğraşan kadını görmüştüm. Herhangi bir toka kullanmadan saçını nasıl bağlamıştı?
-Hep böyle resmi giyinmek zorunda mısın?
-Abim gelicek mecburum. Şu yarana pansuman yapalım sonra ineriz aşşağıya.
-Kendim yapardım.
-Artık tek başına değilsin buna alış.
Sesini çıkarmadan beni izlemeye devam ediyordu. Önce su geçirmez bantı sonra badajı çıkardım. Yarasını temizleyip tekrar pansumanını yaptım. Ses çıkarmasa da kasılmalarından canının yandığını anlayabiliyordum ve bu iyiye işaretti canının yanması ilacın gerçekten etkisini yitirdiği anlamına geliyordu. Pansumanını bitirip yarayı kapattığımda kapı tıklatılmış içeriye hizmetçilerimizden birisi girmişti.
-Aras bey, Rüzgar bey'ler geldi sizi salonda bekliyorlar eşi ile.
-Hadi gidelim o halde. Burayı halledersiniz biz evden çıkınca.
-Tamam Aras bey, geçmiş olsun hanımım.
Elina'yı kucaklamış geri inmiştik. Salon'a girdiğimizde Yiğit,Kevin, Yavuz ve Derin abimler ile oturuyorlardı. Leyla yenge Derin'i yanına çekmiş sohbet etmeye dalmışlardı.
-Lan oğlum dediklerinizin mümkünatı yok! Bizim kodaman hem bizden gizli hayatına bir kadını alıyor üzerine sizinle sonradan tanıştırıyor üstüne birde aynı odada aynı yatakta kalıyorlar!
-Rüzgar abi, sana şunu da söylemeden duramıyacağım. Kadın yaralı diye üşenmeden kadını kucağında taşıyor odasına çıkarıp indiriyor!
-Berk için söyleseniz bunları inanırdım ama konu Aras olunca hiç uyuşmuyor.
Açık kapıdan içeriye girdiğimizi gören Derin ve yenge ile abim dışında herkes bize bakıyordu artık. Arkası bize dönük şekilde ayakta dikilmiş adamlarımı sorguya çekmişti resmen.
-Kocacığım, arkana dönde bak gerçek miymiş değil miymiş?
Abim arkasına döndüğünde yüzündeki hissiz bakışlar yerini şaşkınlığa bırakmıştı.
-Rüzgar Korvaz, hoşgeldiniz!
-Hoşbulduk yengeciğim! Abin şokunu atlatsın aramıza döner, ay merhaba! Ben Leyla!
-Elina bende memnun oldum. Aras, indir artık beni!
-Neden? Utanıyor musun yoksa?
-Utanıyordur tabi karşınızda ben varım. Kızı oturt Aras ve neler dönüyor anlat çabuk!
Boş koltuklardan birine rahat ediceği şekilde oturttum sonra yenge konuşmaya başlamıştı zaten.
-Magazinde gördüğünde bile inanmamıştın Rüzgar, kadın karşında capcanlı duruyor işte ben sana demiştim!
-Yenge istersen sessiz ol. Gelmekte olan bir yumruğun sessizliği de olabilir bu biliyorsun.
-Yengene laf yetiştiriceğine bana cevap ver! Neler oluyor?
-Kendine göre birini bul demediniz mi son aile toplantısında? Karşınızda işte, eğer iyi anlaşır ilişkimize bir isim koymak istersek haberiniz olur merak etme.
-Nasıl yani? İlişki olduğunu doğruluyor musun?
-Sinan Korvaz'ın evlen diye kıçıma taktığı kızlardan bin kat daha güzel ve akıllı, dün gece beni ölümden kurtarma pahasına yaralandı, ikimizin birbirimize can borcu var, güzel olduğunu söylemiş miydim?
-Nasıl seni ölümden kurtardı?
-Albay'ın zorlu görevlerini aşan sayılı insanlardan birisi de o abi. Gayet bilgisi var her türlü konuda.
Tam bir soru daha sorucaktı ki salonun ortasındaki cam sehpa üzerindeki Ashley'in getirip bıraktığı ahşap kutu ile paramparça olmuştu. İçinde ve dışında her ne var ise kutu hatta sehpa bile dayanamayıp parçalanmıştı. Bu kutuyu Elina'ya verip onu zehirleyeceklerdi resmen.
-Yok artık! Noldu az önce?
-Biri beni çekemiyor belli, zehirlemeye çalıştılar beni ama beceremediler.
-BASRİ! ASHLEY'İ BURAYA GETİR ÇABUK! (Kültür çakışması final boss amwnfjnskdjfb)
Adamım dışarıya çıktığında kükrememi duyan hizmetçiler de içeriye dalmıştı.
-Aras bey? Noldu burda?
Kadın ilerleyip yerdeki cam kırıklarına uzandığında Derin ve Barış korku ile kadını kollarından tutup engellemişti.
-Siz ellemeyin zehirli olabilir hala teyzeciğim!
-E ben toplamıyacağım da kim toplayacak kızım?
-Kim yaptıysa o temizler teyzecim siz bize kahve yapıp bahçedeki çardağı hazırlar mısınız? Bugün hava çok güzel orda oturalım. Hadi beyler, Derin hanım hadi sizi de alalım bahçeye.
Kevin odayı boşaltırken ben Elina ve Abim odada kalmıştık. Abim odanın diğer köşesine bıraktığı kutuyu getirip bana verdi, istediğim gibi bordo tonlarında bir kutuydu. Kutuyu elinden alıp Elina'nın karşısına geçtim, transa girmiş gibi karşısındaki patlamış cam kırıntılarına bakıyordu.
-Eğer onu elime alsaydım koca bir devir kapanıcaktı!
-Öyle düşünme, kutunun orjinali burada.
Elimdeki kutuyu kucağına bırakıp yanına oturdum. O kutuyu açmış içerisinde kendi eline göre tasarlanmış bordo kaplamalı G19'una bakıyordu detaylıca incelemiş geri koymuştu. Bıçağının da kabzasının ismini taşıyıp bordo detayları olduğunu görünce yüzündeki mutlulukla abime dönüp teşekkür etmişti.
-Teşekkür ederim Rüzgar bey, ben her ne kadar gerek yok desem de kardeşiniz beni dinlemedi.
-Bizde adettir Elina hanım, aileye yeni katılan birine o kişinin ilgi alanına göre ona bir hediye verilir. Bana aileye hoşgeldin demekten başka birşey demek düşmez. Aras biraz zor birisidir ama çivi çiviyi sökermiş, "kendim gibi biri" dediğine göre sizi birbirinizden başkası kesmez.
Ashley başı yerde içeriye girdiğinde hepimizin bakışları ona dönmüştü. Elindeki eldivenleri değiştirmişti, muhtemelen elindeyken zehirden dolayı erimeye başlamıştı. Abim bizi yanlız bırakmaya karar vermiş olmalıydı ki salondan çıkıp gitmişti.
-Beni istemişsiniz Aras bey.
-Kutudan başlayarak yerdeki tüm kırık parçaları topla. Ortalığı temizledikten sonra istifanı et.
-ama bu benim görevim değil.
-Aras, sana karşı geldiği için Gökay'ı sağ bacağından mı vurmıştun yoksa sol bacağından mı?
Elinde ona verdiğim silahın şarjörünü ne ara belimden aldığını anlamadığım silahımın mermileri ile dolduruyordu. Onu öldürmeye teşebbüs eden birini yaşatmazdı bunu en iyi ben biliyordum.
-Sol bacağından vurmuştum sevgilim. Hem sen silahımı ne ara aşırdın?
-Bana olan aşkından gözün kör olmuş iyice! Abin neden bizi yanlız bıraktı sanıyorsun?
-Sana olan aşkımı sorgulamayalım hiç bence boyumuzu aşıcak şeyler yapmayalım şimdi.
-Sırnaşma korumaların içindeyken! Utanıyorum anlasana!
Çok iyi oyuncuyduk amına koyayım. Fazla ilgiden kusacaktık birazdan. Biz flörtleşmeye çalışırken kutu yüzünden elindeki eldivenlerin erimeye başlaması ile Ashley cığılık atıp kutuyu yere düşürmüş elindeki eldivenleri yere fırlatıp salondan koşa koşa kaçmıştı. Gözümüzün önündeki eldivenler kül olurken Elina tekrar donuk bakmaya başlamıştı. Konuyu değiştirmek için kutuyu kucağından alıp kutunun iç gözündeki bacak kemerini çıkarmıştım.
-Bacağın iyileşir iyileşmez seni tanıdığım Elina'ya dönüş ve bunları asla çıkarma.
-Sussana ya kusucam şimdi o şeyi araştırmadan atmayın bir yere sakın! Nasıl birşey olduğunu aşırı merak ettim!
-Çok dikkatini çekti galiba, ne olduğunu bulup biyolojik silah mı yaptırsak?
-Bulunduğu silahın da içinden geçer bu emin misin?
-Araştırırız! İsterse sağlam bacağına takabiliriz kemerini?
-Evet evet!
Hala korumaların bizim çevremizde olmalarından dolayı oyuna devam ediyorduk. Kendisi kemeri bacağına takıp sabitledikten sonra silahın kılıfını ve bıcağın kılıfını da yerleştirip sağlamlaştırmış silahın emniyetinden emin olduktan sonra bıçak ile birlikte yerleştirmişti.
-Teşekkür ederim ama abinin dediği şey gerçekse biz napıcaz? Ya deden bizi evlendirmeye çalışırsa? Ben evlenmek için çok gencim!
-Gördüğüm kadarıyla onun dışında herşeyi yapmaya çalışıcak. Bu kutu da onun fikri olmalı. Sen endişelenme bücürüm.
-Bahçeye kadar yavaş yavaş yürüyebilir miyiz? Normalde şimdiye koşturuyor olurdum ben sürekli oturmak hiç alışkanlığım değildir.
-İnadından geri durmayacaksın değil mi?
-Ama çok sıkıldım! Gökay'ın yerini de söylemiyosun gidip azcık deşiyim onu!
-Siktirtme Gökay'ını şimdi hadi yürüyelim.
Kalkmasına yardım edip yavaş yavaş salondan çıkıp bahçe kapısına gelmiştik, biz salondan çıkarken Rae ve Barış ellerinde koruyucu eldivenler ile salona girmiş araştırmaya başlamışlardı. Bahçedeki kamelyaya yaklaştığımızda Elina birazcık daha rahat yürüyebiliyordu. Cidden fazla hızlı toparlamıştı. Bize ayırdıkları yere oturduğumuzda Derin söylenmeye başlamıştı.
-İnadını koskoca mafya babasına bile kırdırıp zorla yürüdüğüne kalıbımı basarım. Sedef olsa kulaklarımızın zarını bozar cırlamaya başlardı.
-Bana akşamın fragmanını önden verme lütfen!
-Yakışmış ama hediyen.
-Eh, tasarımını karım yaptı tabiki de yakışıcak.
-Yaaa kocacığım! Utandırmasana beni!
-Başladık yine...
-Rüzgar abi, sizin minik Korvaz nerde?
-Uykusundan uyanmıştır büyük ihtimalle koşa koşa gelir birazdan.
-Dünden beri kafası karıştı çocuğun Aras, lütfen yiğeninin gönlünü al amcam beni artık sevmiyor mu diye gezdi durdu tüm gün.
-Ben hallederim onu sen merak etme yenge.
Bahçe kapısında beliren araba ile herkesin odağı oraya dönmüştü ki kahvelerimiz de gelmişti. Berk sırıta sırıta arabadan inmiş anahtarı Özgür'e vermiş aynı sırıtışı gram bozmadan yanımıza gelmişti.
-Sevgili aile üyelerim, yengelerim Derin ablam ve arkadaşlarım hepinize tünaydın!
-Ne bu hal Berk? Piyangoyu mu tutturdun diyeceğim zenginiz zaten? Hayırdır?
-Hayır yengeciğim hayır!
-Bu bu sabahki gidişi ile kıza evlenme teklifi bile etmiş olabilir lan!
-Hanım abla, lütfen arkadaşının akıllı biri olup yeni tanıştığı birinin evlenme teklifini kabul etmez de!

Elina Dağhan;
Derin'in ve benim telefonuma durmadan düşen bildirimler ile herkesin bakışları bizi bulmuştu. Aras iç cebinden çıkardığı telefonumu bana verdiğinde ne ara alıp cebine atmıştı onu bile bilmiyordum. Ters bakışlarım yüzünde gezdikten sonra telefonu açıp grup mesajlarını açtım.

KESTANE'NİN HAREMİ_

Güneş:

BİLİN BAKALIM KİM EVLENME TEKLİFİ ALIP KABUL ETTİ 😭🥲🤧

Derin: NE DEMEK EVLENME TEKLİFİNİ İLK EN KÜÇÜĞÜMÜZ ALDI!
Ceyda: baygınlık geçiricem
LAN SEN DAHA DÜN DATEİNİ İPTAL ETMEDİN Mİ NASI OLDU BU?
Elina: allahta seni bildiği gibi yapsın kızım ya!

˜˜˜˜˜˜˜˜˜˜˜
Aras ile ekran'a bakakalmıştık. Güneş resmen evet demişti. Elimdeki telefon yeri boylamadan Arasın eline düşmüştü. Sabır dilemeye başladığımda herkes bize bakıyordu.
-Bizimkinin düzgün bir kararı olmaz ki hiçbir zaman! Kız evet demese teklif etmese bizimki 32 diş sırıtırmıydı böyle?
-Başıma ağrılar girdi! Bu kız ne zaman doğru kararı verebilicek! Elina bişey desene!
-Ne diyim Derin olmuş bitmiş artık. Kendi kararı ben laf söylüyorum ama havaya söylüyorum.
-O değilde Elina hanım şimdi kız tarafı mı oluyor erkek tarafı mı?
-Lütfen eksik IQ'lu muhabbetinizi prensesimin yanında yapmayın. Aras kızımın gönlünü al çabuk.
Kapının önünde dikilmiş gözlerini ovuşturarak etrafı izleyen ufaklığa döndü herkes. Aras yanımdan ayrılmış gözlerini ovuşturan yiğenini kucaklayıp öpe koklaya yanımıza gelmişti. Gelde bu adama mafya babası de şimdi amına koyayım. Geri benim yanıma oturduğunda kucağındaki çocuk hala uyukluyordu.
-Amca, sen beni hala seviyo musun?
-Ben seni sevmeyi hiç bırakmadım ki amcam.
-Ama annem dedi ki televizyondaki Ariel ile evlenicekmişsin.
-Televizyondaki Ariel mi? O kim amcacım?
-Yanındaki kırmızı saçlı abla işte.
-Uyumadan önce Deniz kızı Ariel'i izliyordu da benzetti herhalde. Annecim, sen Ariel'i de çok seviyordun hani bak yanında oturuyor.
Küçük kız kafasını amcasının boynundan kaldırıp bana baktı. Babası gibi koyu kumral saçları annesi gibi yeşil gözleri vardı. Ona bakarken gülümsedim ister istemez çok güzel bir kız çocuğuydu, belli ki usluydu da.
-Merhaba ben Elina!
-Amca bu abla Ariel'den daha güzel! Nerden buldun onu?
-Amcacığım o senin yengen hem kendini tanıtsana önce.
-Bende Sena memnun oldum... Aaa bacağına ne oldu yenge?
Sargılı bacağıma dokunmaktan çekinir gibi Aras'ın diğer dizine kaymış ayaklarını toplamıştı. Yaşına göre konuşması çok akıcıydı.
-İş kazası geçirdim tatlım.
-Çok acıdı mı?
-Hayır acımadı.
Yalan değil hissetmediğim için acımamıştı.
-Acıdıysa amcam öper geçer diycektim. Senin adın ne abla?
Dikkati çabuk dağılıp Derin'e kaydığında gülümsemeden alamadım kendimi. Kesinlikle annesi ve babasının karışımı bir çocuktu. O Derin ile konuşmaya daldığında telefonum çalmaya başladığı için ufaklık Aras amcasının kucağından inip Berk amcasının kucağına gitmişti. Telefona baktığımda Albay arıyordu.

Elina: dinliyorum Albay'ım.
Demir: kızım? İy misin nasıl oldun?
Elina: iyiyim Demir amca yavaş yavaş yürümeye de başladım.
Demir: sedef duymasın bunu uzaklaşayım biraz.
Elina: akşam tesise geleceğiz amca o zaman canıma okuyacak asıl.
Demir: şu anlık görev yok orda dinlenebilirsin.
Elina: senin haberin yok tabi... Akşam konuşalım olur mu küçük Korvaz yanımda rahat konuşamam şuanda.
Demir: öyle mi?! Demir dedesinin selamı olduğunu söyle ona. Babasına da söylersin.
Elina: bana ortak olduğunuzu söyleme yaşlı kurt!
Demir: tamam söylemem kızıl tilki. Kapatıyorum kızlarım çağırıyor.
Elina: anlaşılan Güneş kızının yaptığından haberin yok.
Demir: ne yapmış ki?
Elina: kendiniz öğrenseniz daha doğru olur Albay'ım.
Tam karşımdaki Berk'in korku dolu bakışları beni bulmuştu. Telefonu kapatıp önümdeki kahveyi içmeye başlamıştım. Derin benim için soğuk Americano söylemişti. Ona baktığımda kucağındaki çocuk ile keyfi yerinde gözüküyordu.
-Demir amcanın hepinize selamı var. En çokta sana varmış Sena.
Küçük kız gülümseyerek geri cevap verdiğinde ıssırasım bile gelmişti o anda.
-Ama sen kendini bana hiç sevdirmedin?
-Ben canın yanar diye kucağına gelmek istemedim yenge.
-Canım yanarsa Aras amcan iyileştirir değil mi? Sen söylemiştin!
İçtiği türk kahvesi ile boğulma tehlikesi atlatan Aras'ı kimse siklememiş Sena'yı sağlam bacağıma oturtmuş sarılmıştım. O da bu anı bekliyormuş gibi geri sarılmıştı bana. İkimizde şaşkın şaşkın Aras'a bakarken o zar zor kendine gelmişti.
-Amca? İy misin?
-Öhm, iyiyim amcacığım bişey yok, boğazıma kahve kaçtı sadece. Sen bişeyler içmek istemiyor musun?
-Gelirken içmiştim amca canım istemiyor.
Herkes kendi arasında muhabbete dalmışken bende kucağımdaki ufaklığın bugün gördüğü rüyayı dinliyordum. Ciddi ciddi anlattıktan sonra etrafına bakınmaya başlamıştı birden.
-Noldu tatlım neden yarıda kestin?
-Sana bunu özel söylemem lazım.
-Kulağıma söyleyebilirsin.
Kulağıma doğru uzanıp fısıldadığı şey çitlerin orada kameraları olan insanlar gördüğünü söylemişti. Bize en yakın çitler yaklaşık 5 6 metre uzağımızda olan dev çitlerdi. Kafamı çevirip baktığımda gerçekten de fotoğrafımızı çektiklerini görmüştüm.
-Bu bakışlarını sevmedim Ariel! Hemen beş saniye önceki Ariel olur musun?
Gülerek ona geri döndüğümde Aras dikkatini bize vermişti.
-Bir sorun mu var?
-Çitlerin orda paparazziler var onları görmüş.
-Yavuz, bi bakın koçum icaplarına hadi. Bodruma ayarlayın.
Dibimizde dikilen üçlü aynı anda başlarını eğip yanımızdan ayrılmış paparazileri yaka paça almaya gitmişlerdi. Aras yanımda yiğeninin görmemesi için bize doğru dönmüş konuşmamıza ortak olmuştu. Arada arkasına dönüyor adamlarını kontrol ediyordu.
-Elina yengesi sen yorulmadın mı daha?
-Sohbet ediyoruz amcası neden yorulucaz ki?
-Evet amca neden yorulalım?
-Bücürlere de bakın laf yetiştiriyorlar birde!
-Yandık! Sena amcana birşey der misin? Bana lakap takıyor.
-Amca neden yengeme lakap takıyorsun?
-Sen de Ariel diyorsun?
-Ariel çok güzel birisi çünkü aynı Elina yengem gibi.
-O zaman bende mi Ariel demeliyim?
-Çok mutlu olurum amca!

Onlar konuşurken ben adamları kontrol ediyordum hepsini bodruma aldıklarından emin olunca Aras'a artık rahat oturmasını gözlerimlere söylemiştim ve anlamıştı. Telepati yeteneğimiz yüksekti bunu inkar edemiyordum.
-Bunu işin için mi takıyorsun yenge?
Bacağımdaki kemeri sorduğunda onu onaylayacaktım ki konuşmaya devam etmişti.
-Amcam ve babamda işleri için bellerine takıyor. Bizi böyle koruyorlarmış sende mi koruyorsun bizi?
Bunu söylemem doğru muydu bilmiyordum yüzümdeki kararsızlığı gören Rüzgar bey rahatlıkla konuşmaya başlamıştı.
-Evet babacığım oda bizim gibi prensesimizi korumak için takıyor onu. Herkes seni çok seviyor.
Daha iyi anlatılamazdı herhalde. Gülümsemeye devam ettiğimde küçük kız tekrar sarılmıştı bana.
-Şuna da bakın! Bana bu kadar sarılmıyorsun Sena!
-Onunla yeni tanıştım ve kendimi güvende hissediyorum amca!
İşte bunu kimse beklemiyordu. Küçük kız bana sarılmaya devam ederken ben şaşkın bakışlarımı Aras'ın şaşkın bakışlarına kilitlemiştim. Abisi ve yengesi kim olduğumu bilmediği için kendi aralarında gülüp geçmişti ama Derin, Berk ve Aras şaşkın bakışlarını çocuktan alamamıştı. Ben bir katil olarak bu lafın altından kalkabilir miydim bilmiyorum ama bu kızı kolay kolay kimseye yem etmeyeceğim kesindi.

Kevin yanında Barış ile yanımıza gelmişti.
-Merhaba Sena hanım! Bugün nasılsınız?
-Çok iyiyim Barış amca!
-Hep iyi ol ufaklık! Seni babanın kucağına alabilir miyiz Elina hanım ve Amcan ile konuşmam gereken şeyler var.
-Bizde kalkalım artık kızım ha?
-Müsait bir gün akşam yemeğine gelin Elina. Sena seni çok sevdi sürekli sorar durur artık.
-Mutlaka geliceğiz Leyla abla. Sena ben gelene kadar kendine iyi bak tatlım.
-Sen de tatlım.
Son dediği ile herkesi güldürmüş amcalarından öpücüklerini almış bana el sallayarak anne babasının peşinden gitmişti.
-Senin çocuklarla bu kadar iyi anlaşıcağın aklımın ucundan dahi geçmezdi Elina.
-Uslu çocuklar favorim. Umarım ilerde gebermezsem bir tanede kendim yapıcam. Kafaya koydum tam şuanda.
-Babası abim olursa kesin sakin biri olur yenge!
-Dalga geçme lan!
-Dalga geçmiyorum abi. Aramızda en sakin sen varsın.
-Doğru, ne olmadık zamanda evlenme teklifi ettim ne çatışma ortasındayken çocuk sahibi olduğumu öğrendim. Bak rahat rahat takılıyorum işte.
Omzuna vurup söylendim hemen.
-Nazar değdiriceksin!
-Sustum. Sen ne diyordun doktor?
-Aşşağıya indirdiğiniz adamlar Sinan amcanın tuttuğu paparazilerdenmiş bu bir, ikincisi cam masayı bile patlatan zehirin Veyrith olduğuna karar getirdik. Deriye görünmez bir zehir ile dağılıyor ancak masanın tamamına dağılıp kırması biraz zaman almış siyah bir dumanı olduğundan ve çok az göründüğünden masa dikkatinizi çekmemiş ve en sonunda patlamış. Numune alırken kullandığımız özel eldivenlerin üzerinde bile delik açmayı başardı.
-Görünmez bir ısı ile zehir mi yayıyor demek istiyorsun yani?
-Aynen öyle diyorum.
-Tamam barış sen işine dönebilirsin.
-Biz ne yapıcağız abi?
-Sen işinin başına geçiyorsun Berk.
-Bende artık eve gideyim akşama hazır olmalıyım.
-Bende onu sorucaktım. Aras, Derin'e ne işi buldun?
-Bizim ana raporcumuz olucak, madem asistanlıkta master yaptı devam edebilir. Eminim Alaz abilerin bu konuda bir çalışması vardır.
-Tüm bilgilerin toplandığı bir insan olmak mı? Bu kulağa yorucu geliyor.
-Yorulmadan hiçbir iş yapılmazmış canım. En azından sahada kedi gibi ordan oraya atlayıp mermilerden kaçmayacaksın buna şükür et.
-Haklısın galiba.
-Kevin, Özgür'e söyle Derin hanımı evine bıraksın sende in aşşağıya bir bak biz dinlenmeye çıkıcağız.
-Bizde bakmayalım mı?
-Yorulma diye dedim.
-Yorulmam bizde inelim.
-Tamam.
-Çok hızlı ikna oldun?
-İkna olmazsam öldürücek gibi bakıyorsun.
Kahkaha atmış yanından kaplumbağa gibi geçip evin içine girmiştim bodrum kata inerken zorlanmaya başlamıştım ama belli etmedim sonunda adamların işkence çektirdikleri yere gelmiştik.
-Öten biri var mı?
-Hangisiydi hatırlamıyorum ama biri bağıra bağıra çoktan fotoğrafların satıldığını yakında heryerde ortaya çıkıcağını söyledi patron.
-Ekipmanları bunlar mı?
-Evet patron hepsi orada.
-Yiğit, bak bakalım tehlike arz edicek görüntüler var mı?
-YOK! BAKAMAZSINIZ!
-Sus lan sen dümbük! Patron bağırınan da buydu hatırlattı kendini.
-Ne var bu kadar kamerada da korkuyorsunuz?
-Dava edilmekten korkuyorlardır. Şimdiye kadarki tüm şantaj davalarını Berk sayesinde kazanmıştık.
-Patron, bunları görmelisiniz yenge sen de bak.
Yiğit kendi laptopunda açtığı görüntüde dün gece gördüğüm kamera açısı ile çekilmiş bir sürü görüntü ve video kayıdı bulmuştu. Yanılmadığımı anlamış az önce bağırınan adamın karşısına geçmiştim.
-Dün gece ağacın arkasına saklanan sendin öyle değil mi?
-Evet bendim.
-Para kazanmak için binbir çeşit meslek varken neden bir mafya ailesini gözetliyorsunuz? Deli mi sikti sizi?
Ani gelen küfrüm ile odadaki korumalar bıyık altından gülerken Aras kahkahayı patlatmıştı çoktan.
-Cevap versenize yengemize la?
Yavuz karşısındaki adamın yüzüne bir yumruk daha geçirmişti. Adam bilincini kaybedince yanındakine geçti. Adam sıranın ona geldiğini anlayınca ötmeye başladı.
-Bizi yönlendiren Gökay beydi! Sizin bir ilişkiniz olduğuna kanaat getiremiyordu o yüzden bizi tutmuştu.
-Neden herkes benim ilişkimin olamayacağını söyleyip duruyor?
-Patron zamanında herkesin içinde öyle söyleyerek racon kasmıştınız ya?
-Laflarımı yutturacak birisi çıktı o zaman ki karşıma vazgeçtim Yiğit.
-Tamam patron.
Aras tam konuşmaya başlayacaktı ki Özgür koşa koşa yanımıza gelmişti.
-Noldu koçum?
-Sinan Korvaz geldi patron!
-Ne diye gelmiş?
-Torunumu göremez miyim demiş Celal'e patron. Yanında o kadın da vardı.
-Cici nene ha?
-bunun hikayesini duymak için sabırsızlanıyorum işte!
-Sen gel kucağıma, beyler burası sizde. Yiğit, Kevin siz benimle gelin.
-Ne kucaklaması Aras dedenin karşısına çıkıcaz yürürüm ben.
-Ağrıdan canın çıkıyor birde merdiven mi çıkıcaksın? Bu eve neden asansör yapmamışlar lan?
-Zemin uygun değilmiş patron öyle demişlerdi.
-Sen bunu neden biliyorsun Yiğit?
-Bilmezsem patron beni kurşuna dizebilir yenge.
Bahçeye çıktığımızda karşımda botokstan balık gibi surata sahip olan saçları platin ve kaynak olduğu belli olan bir kadın yanında da yaşlı ama dik duran bir adam vardı. Aras kucağında benimle karşısında dikildi ve yavaşca yanına bıraktı beni. Ona yaslanmam için kolunu arkamdan omuzlarıma sarmıştı.
-Bacağına ağırlık verme yaslan bana.
-Tamam.
Sesim kıçıma mı kaçmıştı o an anlamadım ama tuhaf çıktığı kesindi.
-Aras, bu kadın kim oğlum?
-Ben senin oğlun değilim. Bu kadında sevgilim. Senin aksine benim sevgilim benimle yaşıt.
-Ne demek oluyor bu?
-Yanındaki kadını ne yüzle buraya getiriyorsun? Sizde hiç utanma duygusu yok mu?
-Neden utanıcaz Aras'cığım?
-Seninle konuşmuyor neden atlıyorsun? Sevgilim ben bu kadını hiç sevmedim gitsin burdan kocasıyla beraber!
-Sevgilimi duydunuz.
-Ne zamandır birliktesiniz siz?
-Sizi ne kadar ilgilendirir?
-Düne kadar torunumun hayatında kimsenin olmadığına eminim hanımefendi.
-Yanılıyorsunuz o halde çünkü biz beş aydır birlikteyiz bey amca.
-Ne demek oluyor bu? Aras, bu kadın ne diyor?
-Doğruyu söylüyor. Artık gidin evimden sevgilim rahatsiz oluyor.
-Bu saçmalık! Mümkün değil! Onunla olamazsın Aras!
-Buna sen karar veremezsin cici nene.
-Sen! Sen ne dedin? Kocacığım bişey de bana ne dedi!
-Sus be kadın! Yürü gidiyoruz ben duyacağımı duydum.
-Bana yardım edicektin hani?
-Ne diyorsun be!
-Yine bunaklığın tuttu değil mi? Hatırlamıyorsun hiçbirşeyi!
-Kes sesini ve yürü kadın!
Onlar bağırış çığırış giderken Aras beni odaya çıkarmış işleri olduğunu söyleyip bilgisayarının başına geçmişti.
-Aras, ben acıktım.
-Bende ne zaman söylenmeye başlayacsın diyordum. Hizmetliye en sevdiğin yemekkleri yapmasını söylemiştim birazdan ilaçlarınla birlikte getirirler.
-Sen benim en sevdiğim yemekleri nerden biliyorsun?
-Araştırmamızı sağlam yaptık herhalde. Derin'i buraya neden çağırdığımı sanıyorsun?
-Sana inanamıyorum ya!
-Sevgilimi tanımak istemem gayet normal bir kere.
-Aras...
-Bir kere daha sevgilim der misin?
-Koskoca mafya bana yalvarıyor hemde ona sevgilim demem için öyle mi?
-Evet sana bana sevgilim de diye yalvarıyorum çünkü kolay kolay demiyorsun. O kadının ağzının payını verdiğin için teşekkür ederim ayrıca.
-Kimdi o kadın Aras?
-Eski sevgilim.
İşte bu beklenmedikti. Ne demek eski sevgilisiydi?
-Sen o kadının nesine baktın? Kadının heryeri botoks.
-Benimleyken öyle değildi. Hazal Aktaş'ın eski hali diye aratırsan benimle çıkan eski haberlerini görürsün.
Telefonu elime alıp direk arattım. Burada sıradan kahverengi saçlı kahverengi gözlü doğal güzelliği olan bir kadın vardı.
-Ama bunlar hiç benzemiyor? Neden ayrıldınız?
-Beni aldattığını yakalamıştım hemde kimle tahmin et.
-Kimle olabilir ki?
-Tahmin et sadece.
-Gökay iti olucak hali yok ya?... Yok artık onunla mı?
-Evet. Muhtemelen o yüzden gönderdiği mesajda ima yapmaya çalışmıştı.
-Kadının bu hale dönmesinin sebebi neydi o zaman?
-Tamamen kendi aptallığı hem ben hem Gökay onu terk edince benim canımı yakmak için dedemi kullandı. Dedem ona kandı babannemden boşanıp onunla evlendi. Babannemde o boşanınca yurt dışında yaşamaya karar verdi Norveçte yaşıyor kadın.
-Kraliçe kendini kurtarmış resmen.
-Her sene belirli zamanlarda beni ve bizimkileri görmeye gelir. Bu sene daha gelmedi gelince tanıştırmalıyım sizi. Çok iyi anlaşırsınız kesin.
-Farkında mısın gittikçe ailenin içine alıyorsun beni.
-Sevgilimsin çünkü.
Kapı çalmış Barış elinde tepsi ile kafasını içeriye sokmuştu.
-Müsait misiniz psikopat ikili?
-Gel lan gel.
-Yengeciğim buyur ilaçların ve siparişini vermesende yemen gereken şeyler.
-Yuh! Ben bunları nasıl yicem?
-Hepsinden azar azar ye doyduğuna emin olmalıyız.
-Lan sen niye getirdin tepsiyi? Hizmetçi nerde?
-Zehirin anavatanını bul demedin mi? Al dosyası.
Ben yemeğimi yemeye başlamışken o da eline tutuşturulmuş tabletteki yazıları okumaya başlamıştı.
-Ne uzatmışsın be birader!
-Kısa tutsak bu niye bu kadar kısa diyosun kardeşim karar ver.
-Meksika mı?
Ağzıma attığım sarma o kadar güzel olmuş ki ömrümün sonuna kadar bu sarmayı yiyebilirdim. Ama konu dikkatimi çekmişti. Ülke sınırları içerisinden yasal olmayan yollarla gelen bir zehir vardı işin içinde.
-Meksika ne alaka bende bilmiyorum. Adamlarına Sinan amcanın Meksika ile bağlantısı var mı yok mu onu araştırtıyorum yakında Yiğit raporu getirir.
-Bu iş bizi aşıyor Barış konseyle de paylaşmalıyız bunu.
-Sevgilim haklı. Tek başınıza hareket edemezsiniz bu saatten sonra.
Ağzıma laf arasında attığım sarmayı yutup konuşmaya devam ettim.
-Boran abi bu işin icabının ne olucağına Albay'la birlikte karar verir. Muhtemelen sahaya inmemiz gerekebilir. Meksika turu yapabiliriz. Gerekli izinler vesaire derken bir aya gideriz diye tahmin ediyorum.
-Akşam bu işi konuşalım tekrar Barış sende bizimle olucaksın bu süre boyunca.
-Sen nerdeysen ben ordayım kardeşim biliyorsun.
-Saol kardeşim.
Onlar konuşmaya devam ederken ben sarmamı bitirmiş çayla birlikte ekler yemeye başlamıştım. Barış odadan çıkınca karşımdaki adamın bakışları bana dönmüştü. Yüzümde ne gördü bilmiyorum ama sırıtmaya başlamıştı hınzır ifadesi ile. Dolu ağzımı elimle kapatıp konuştum.
-Noldu bo?
Sessizlikle yanıma kendini attı elimi ağzımdan çekip baş parmağıyla dudağımın kenarındaki çikolata sosunu sıyırıp kendi ağzına attı. Kendi kendine mırıldanıp konuştu.
-Hmm güzelmiş, ne bu bana da ver azcık.
-Ömründe hiç ekler yemedin mi?
-Çok tatlı tüketen birisi değilim.
Ben ona bir lokma ekleri yedirirken odaya Yiğit ve diğerleri girmişti. Zamanlamanıza sokayım kapıdan bakınca çok ter anlaşılıyor olabilirdi çünkü o yan gelmiş yatıyordu yanımda ben ise elimde çatalsız ekler ile ona bakıyordum o an.
-Abooo! Çık oğlum çık çık çık! Çok ters zamanda gelmişiz!
Ben olduğum yerde sabır dilerken Aras doğrulmuş adamlarını geri çağırıyordu. Neyseki ağzında benimki gibi sos falan yoktu.
-Gel buraya gel gel. Gelin lan buraya amınıza koydurtmadan! Ne var derdiniz ne?
-Adamları istediğiniz gibi ıssız bir sokakta kaza süsü vererek bıraktık kameralarını ve SSD kartlarını parçaladık size ait olan bütün görüntüler galerinize gönderildi patron.
-Güzel. Sen niye burdasın Yiğit?
-Sinan Korvaz'ın Meksika ile bağlantısı var mı yok mu onu araştırdım patron.
-Sonuç?
-Yok. Tüm ortakların tek tek memleketlerini araştırıp baktım Allah'ın unuttuğu bir memleketten bile ortağı var ama Meksikadan yok.
-O zaman o bunağı eliyoruz demek mi oluyor bu?
-Eh yani mecburen. Ama tamamen de gözlerimizi ondan çekelim demek değil bu. Peki, Meksika ile bağlantısı olan herhangi birisi var mı çevremizde?
-Şey patron duymaktan sıkıltığını ve bıktığını biliyoruz ama Gökay'ın bazı kartellerle tanışıklığı varmış.
-Beni Gökay mı zehirlemek istedi yani bunu mu demek istiyorsun?
-Ben değil araştırmalar söylüyor.
-Bu egoist piç çok ileriye gitmeye başladı. Aras acaba tesis'e gitmeden önce onun bu sefer kafasını kırmaya gidebilir miyim? Burnu yetmemiş galiba?!
-Yengecim siz hiç yorulmayın bize emir verin biz gider kafasını kırarız. Yaralısınız siz sakin olmalısınız.
-Adamlarım haklı sonra bacağına ağrı giriyor kramp giriyor söylemiyorsun da beni sinir ediyorsun sonra.
-Siz fikirleri bize verin ve bekleyin sadece.
-Durur musunuz? Ben şimartılmaya alışık biri değilim tamam mı?
-Aboo! Alışıcaksınız o zaman yenge hanım yok öyle. Biz yanımızdaki kadını el üstünde tutarız her zaman.
-Eksik olmayın Yavuz. Bu arada sen neden geldin?
-Adamları yollayınca sizi merak ettim patron. Sinan Korvaz'ı o yellozla görünce sinir krizleri geçirmiştiniz en son.
-Artık yanımda tam olarak sol tarafımda yeni bir kadın oturuyor Yavuz. Sinirlenemiyorum uzun zamandır farkında değil misiniz?
-Harbi lan! Patron uzun zamandır hiçbirimizi kurşuna dizmeye kalkışmadı.
-Kaç hafta oldu bu arada
-En az beş, altı ayı vardır.
-Yenge! Sakın ama sakın hayatımızdan çıkma! Ayrılmayın sonsuza dek yalvarıyorum! Bu adamı dize getiren sensin yemin ederim yenge!
-Lan!
Adamlar yatağın yanına yere kapanmış yalvarmaya başlamışlardı resmen.
-Saçmalamayın! Kalkın beyler napıyorsunuz?
-Sana demedim mi? İste adamlarım sana diz çöksün diye?
-Ama istemiyorum. Kalkın lan! Bundan sonra istemediğim hiçbirşey yapmayın lütfen.
-Çıkın dışarıya.
-Aha böldüğümüz işin devamı gelcek evi terk edin ekip!
Adamlar odayı hatta villayı koşar adımlarla terk etmişti gerçekten de. Aras ise sakin sakin benim olan çayı içmeye devam ediyordu.
-En salaklarını en yakın korumalarım olarak seçmişim amına koyayım. Erdem'e söyleyeyim de adamlarını bana versin bari.
-O kim?
-Yakın korumalarımdan birisi. En başından beri benimle birlikte. Ona ayarlanan ekip daha ciddi.
-Boşver en azından adamların sağdık insanlar.
-Arada Ashley gibi çürükler de çıkıyor tabi de onun dışında iyi insanlar.
-Ashley senin adamın değildi ki? Sinan Korvaz'ın kuklasıydı.
-Bu kadar haklı olma be kadın! Bu arada gözümden kaçmadı değil tüm sarmaları yedin gayet. Hemde Barış odadan çıkmadan tüm tabağı bitirmiştin. Beş dakikanı aldı o tabağı yemen.
-Nerden biliyorsun beş dakika olduğunu?
-Barış benim yanımda sekiz dakikadan fazla bulunmaz eğer dosya sunacaksa.
-Anladım.
-Akşama kadar kestirebilirsin. İlaçlarını da iç sonra uzan biraz.
-İlaçlar sersemleştiriyor zaten.
Dedikten sonra ilaçlarımı içip elimdeki su bardağını yanımdaki komidine bıraktım.
-Ben seni iki üç saate uyandırırım kalan işlerimi halledicem bende odadayım.
-Tamam.
Yatağın içine girmiş en rahat yatabiliceğim pozisyonu almış gözlerimi kapamıştım...

Aras Korvaz;
Elina'nın uykuya daldığından emin olduktan sonra önce hizzmetçiye haber saldım tepsiyi odadan alıp götürdükten sonra işlerimin başına geçmiştim. Saat akşam üzeri beşi gösteriyordu. Kafamı bilgisayara çevirip beni bekleyen belgeleri okumaya başlamıştım. Ekrana bakmaktan sulanan gözlerimi dinlendirmek için ekrandan kafamı kaldırıp karşımdaki yatağa baktım rahat rahat uyku çeken kadın bana dün tanışmamıza rağmen çok uzun zamandır hayatımızda gibi hissettiriyordu bir şekilde. Belki de amacı buydu? Beni kendisine bağlayıp bir anda bırakıp gitmezdi umarım. Ben bu duyguyu daha önce ailemde yaşamıştım tekrar yaşamayı bırak düşünmek dahi istemiyordum.
Baron ağzında oyuncağı ile odama geldiğinde adamlarımdan birisi ile oyun ıynamış yorgunluğunu atmaya gelmiş olabileceğini anladım. Oyuncağını rasgele bir köşeye atmış camın önündeki yatağına kurulmuştu saate bakınca birazda ben uyusam fena olmayacak gibiydi. Üstümdeki ceketi ve gömleği çıkarmış bilerek odanın farklı yerlerine savurmuştum pantalonumu da çıkarıp altıma rahat bir şort geçirmiş kendimi Elina'nın yanına atmıştım. Telefondan 2 saat sonrasına alarm kurup kendimi uykunun kollarına bıraktım. Uyandığımda ne alarm çaşmıştı ne de beni uyandıran birisi olmuştu. Saate baktığımda bir saat anca uyuyabildiğimi görmüştüm. Yataktan kalkarken kolumun Elina tarafından esir alındığını fark etmiştim. Çekmeye çalışsam da daha çok kendisine çekiyordu. Daha önce bunu yaptığına şahit olmadığım için rüya görüyor olabilir diye yanında yatmaya devam ettim. Ona bakmamaya çalışsam da tepkisiz gözüken yüzünün aksine sol gözünden akan yaş beni dumura uğratmıştı. Ne yapıcağımı bilememiş halde elimi telefona atıp Derin'e yazmayı akıl edebilmiştim.

Aras: Derin acil bakman lazım.
Derin: sorun ne enişte?
Aras: elina uykusunda ağlamaya başladı ama yüzünde hiçbir ifade yok napıcam
Derin: kolunu da kolları arasına hapsetti mi?
Aras: evet
Derin: uyandır onu kabus görüyor olmalı

Telefonu elimden atıp Elina'yı sarsmaya başladım. Ne ile alakalı kabus gördüğünü bilmiyordum. İşi korktuğum kısmı gözlerini açmıyordu. Açmadığı gibi hareket de etmiyordu. Kalp atışlarını kontrol etmek istediğim için göğüsüne doğru diğer elimi uzattığımda sarsılarak uyandı.

-Hassiktir! Kızım ödümü kopardın amına koyayım ya! Neden sarstığımda uyanmadın?
Bir süre cevap veremedi uyandığının bile farkında değil gibiydi bana daha çok sarıldığında kendimi tutamayıp tamamen ona sarıldım.
-Tamam geçti. Birşey yok sakin ol.
Galiba karabasan gibi birşey musallat olmuştu. Olurdu tabi yemek yediği yatakta uyumuştu çünkü! Yada hep yaşadığı birşeydi. Kendisine geldiğinde sorardım artık. Yavaş yavaş kendine geldiğİni aldığı nefeslerin sakinleşmesinden anlayabiliyordum.
-Arada oluyor böyle endişelenmene gerek yok.
-Normal değil ama hiç doktora gittin mi bunun için?
-Küçüklükten kalma olduğu için psikolojik ilaçlar ile düzelirmiş ama onları kullanırsam sadece uyuyorum başka hiçbirşey yapamıyorum. Normalde belirli bir saatten fazla uyumuyordum bunun yüzünden.
-Kaç saat uyuyorsun?
-Beş saat.
-Sen nasıl yaşıyorsun öyle? Barış ile konuşup buna mantıklı bir çare bulmasını isteyebiliriz. Ne halde olduğunu bilmiyorsun bile. Çok korkuttun beni!
Konuşmasına bile izin vermeden telefondan Barış'I arayıp durumdan bahsettim. Bunun için psikolog arkadaşı ile görüşeceğini söyleyip telefonu kapattı. Konuşmasına bile izin vermediğim için sürekli konuşup kafamı ütülemesini bekledim ama yapmadı. Aksine sessiz kalıp olduğu yerde koluma sarılmaya devam etmişti.
-Ne gördüğünü anlatmak ister misin?
-Sonra anlatsam olur mu?
-Olur nasıl olsa bol bol vaktimiz var.
-Azcık daha böyle kalabilir miyiz? Normalde Kestane'ye sarılırdım ama o yok.
Ses çıkarmadım. Biz sarılırken Baron uyanmış yanımıza atlayıp gelmişti. Kendini kucağıma atardı normalde ama ayak ucumuza geçmeyi tercih etmiş kıçını bize çevirip oturmaya başlamıştı. Trip atıyordu bana.
-Bi Yavuz'un birde senin triplerin bitmiyor Baron. Gel buraya.
Yan yan bize bakmış sonra yanımıza kuyruğunu sallaya sallaya gelmişti. Saate baktığımda biraz daha yatakta vakit geçirebilirdik.
-Sen neden yine çıplaksın?
-Çıplak değilim! Şortum var üstümde. Sıcakta sen nasıl üzerinde birşey varken yatabiliyorsun asıl.
-Yanımda bir erkek varken çıplak yatamam. Senin kadar rahat değilim o konuda.
-Bak sen! Çok kasma kendini bu konuda iradesiz birisi değilim. Senin karşına çıkan sapık piçlerden hiç değilim.
-Öyle bişey demedim.
-Ben diyeceğimi dedim.
Onu yatakta bırakıp ayağa kalkıcaktım ki o benden önce davranıp once kollarımdan ayrıldı sonra banyoya girdi. Elini yüzünü yıkadığına emin olunca dolaba ilerleyip ikimize kıyafet seçtim. Neden bunu yapıyorum bilmiyorum ama yaptım. Kendime lacivert gönlek siyah kumaş pantalon çıkardım. Ona da lacivert tşört siyah rahat şort çıkardım. Kendi üzerime pantalonumu giydiğimde o da içeriye girmişti.
-Neden hep aynı renklerde kıyafet ayarlıyorsun?
-Alışkanlık.
-Nerden alışkanlık?
Tam cevap vericektim ki telefonum çalmıştı. Arayan Barış'tan başkası değildi. Telefonu açıp kulağıma dayadığımda sadece küfür ediyordu.
-Neye sövüyorsun? Düzgünce konuşsana artık.
-Zehir Ashley'i öldürmüş. Önce ellerini hissetmemeye başlamış sonra vücuduna yayılmış o his gözlerimin önünde öldü hiçbirşey yapamadım!
-Nerdesin?
-Bahçede, doğu köşesindeyim. Acıyla çığılık atan birini duydum ve bahçeye çıktığımda çığılık atan'ın Ashley olduğunu öğrendim. Gözümün önünde yere yığıldı.
Balkona çıkıp doğu tarafına baktığımda yerde yatan vücudu siyahlaşmaya başlamış kadını gördüm kutuda olduğu gibi onunda heryerine yayılmıştı. Elina yanıma merakla gelip baktığım yere bakmak istediğinde ona izin vermedim.
-Çekil önümden bakıcağım.
-Hayır.
-Barış'ın dediği herşeyi duydum bırak beni bakıcağım.
-Hayır bu seni daha berbat edebilir bakmanı istemiyorum.
-Aras, ben küçük bir çocuk değilim bir ergen hiç değilim ben seri katilim tahmin edemeyeceğin türde ölümlere şahit oldum o ölümleri kendim yarattım. Şimdi bırak beni bakayım.
Dedi ve beni beklemediğim gücü ile geri yerime itip baktığım yere baktı. Kadının bedenini görünce herhangi bir tepki vermedi.
-Sana karşı gelen herkesin bir şekilde ölmesi yada yaralanması artık beni şaşırtmıyor çünkü aynı şey benim için de geçerli. Bu tür şeyleri benden saklama aksine bana göster ki birlikte çalışabilelim eşit şartlarda.
Demiş içeriye geçmişti. Arkasından bakakaldığımda konuşmaya devam etti.
-Yakından görmeye vaktimiz yok o doktora söyle fotoğraflarını çeksin. Bizde gidelim artık Tesis'e bizi bekliyorlardır.
-Tamam.
Odadan çıktığımızda normalinden daha iyi gözüktüğü için kendisi yürüyebiliyordu. Her ne kadar gördüğü kabusun etkisinden çıkamamış gibi gözükse de yanında ben olduğum için unutturmanın yolunu illahaki bulurdum. Kapıya çıktığımızda arabalar hazır bir şekilde adamlarım bizi bekliyordu. Henüz bahçede olanlardan haberleri yoktu anlaşılan. Arabaya binip tesise doğru yol aldığımızda araba çok sessizdi. Bu sefer arabayı ne Özgür ne Yavuz sürüyordu. Erdem vardı direksiyonun başında.
-Kevin?
-Patron?
-Yavuz nerde Kevin?
-kadınlar'ın yanına gitti patron Berk ile siz uyuyordunuz o sıra. Arkadan gelenler Sait ve Özgür'ün ekibi.
-Sait burdaysa kızların başında kim var Yavuz dışında?
-Sait'in adamlarının çoğu ordaymış patron kadınlar güvende merak etmeyin. Tesisin çevresi yüksek güvenlik önlemeriyle çevrelenmiş dışarıdan kimse giriş yapamıyor. Kapılarda yüz tarama sistemleri var önden sizi görüp algılıyor ve kapıyı açıyormuş.
-Sen bunları nerden biliyorsun peki Yiğit?
-Bu tür şeyler dikkatimi fazla çekiyor patron Alaz abi ile konuşmuştum.
-Tesisin konumu bize ne kadar uzaklıkta?
-Karayonca taraflarındaymış yengeciğim. Tesisin batı cephesi şehire doğu cephesi denize bakıyor her türlü harika bir manzaramız oluyor.
-Anlaşılan Albay bolca overthinklememiz için deniz manzarası seçmiş.
-Albay da orda mıdır ki?
-Eğer acil görevi çıkmamışsa gelmiştir.
Bulunduğumuz yer ile tesisin bulunduğu ilçe arasında on beş dakikalık bir araba mesafesi vardı. O mesafeyi de aştığımızda karşımızda tesis bulunuyordu. Kimseden ses çıkmamış sessizce arabalardan inmiştik. Alaz abi tesisin içinden çıkınca yanımıza gelmişti.
-Hoşgeldiniz! Bu tesise girdikten sonra yaptığınız tüm illegal ve legal işler tesis adına yapılmış olucak. Ekipten habersiz hiçbir şekilde illegal bir iş yapılmaması önerilir.
-Bunu ülkenin ileri gelen bir mafyasına ve seri katiline anlatman kadar saçma bir durum yok Alaz abi!
-Bu açıklamayı sizin dışınızda kimseye yapamadım siz ana sahada olucaksınız. Buyrun içeriye geçelim.

O kapıdan içeriye girdiğimizde bundan sonra yapılan herşeyin ülke sınırları içerisinde legal sayılacağı gerçeği ile yüzleşmek zorundaydım. Bu sözleşmeyi imzalamasaydım eğer ömür boyu hapis ile yargılanıcaktım. Bende güzel ülkemin orospu çocuklarından arındırmak varken elimdeki güçle neden kendimi hapislerde çürüteyim ki? Benzer bir durum Elina'nın başında da olmalıydı ki burada yanımdaydı. Bundan sonra bu ülkenin sınırları içerisinde ve dışında ucu bana dokunan ne var ne yok yok edicektim. Hemde hiçbir ceza almadan.

Tesise girip içerideki alanları gezmemiz için bize izin verdi Alaz abi. Etrafta dolaşmış odaları gezip ezberimize almıştık çoktan.
-Aras'ın belirli adamlarının yüzlerini tarattırdık çok fazla adamın olduğu için çoğunu ek binamıza kullanırızz gibi geliyor.
-Hangi adamlarımı taradınız peki?
-Yakın korumaların şoförün ve Erdem'i
-Erdem ne alaka?
-Yakın adamlarımdan birisi çünkü Kevin?
-Bizim kadar yakın değil ama patron?
-Ama lazım olabilir. Onun dışında başka potansiyel birini maalesef ki bulamadık.
-O kadar insan içerisinden cidden bulamadınız mı?
-Diğer korumaların hepsi kart ile giriş yapabilir ana binaya. Kartın o kişiye ait olduğunu anlamak için kamera sistemlerimiz yedi yirmi dört aktif halde olucak.
-Diğerleri nerede abi?
-Onlar ana salondalar bizi bekliyor olmalılar. Tek bakmadığınız yer de orası zaten.
-Artık burada mı yaşayacağız peki?
-Odalarınız bile hazır. Ana salonun olduğu tarafta kalıyor.

Ana salona geçtiğimizde herkes bizi bekliyordu. Elina arkadaşlarına sarılırken bende Boran abi ile tokalaştım. Rasgele bir odadan Albay'ın geldiğini fark ettiğimde önünde saygı ile eğilip konuşmaya başladım. Adam önce benimle tokalaştı daha sonra kızı gibi gördüğü kadının yanına gidip ona sarıldı.
-Kızına kendimden iyi baktım Demir amca.
-Bir sorun yok değil mi kızım?
-Yok amca. İyileşiyorum yavaş yavaş.
-Siz iyi misiniz beyler?
-İyiyiz Albay'ım. Gelmeden önce ufak bir kayıp yaşadık sadece. Onun dışında bir sorun yok.

Adamlarımın bakışları merak ile bana dönerken diğerleri de bana dönmüştü. Herkes kendine ayrılmış koltuklara sıralanırken hala gözler benim üstümdeydi. İçeriye dışarıda bıraktığım Erdem ile giriş yapan Barış dediklerimi duymuş olmalıydı ki konuşmaya başladı.
-Ashley'i kaybettik arkadaşlar. Kimin yaptığını bilmiyoruz ancak Veyrith adında Meksika asıllı bir zehir ile Elina'yı zzehirlemeye çalışırken kendisi zehirlenip öldü.
-Nasıl ya? Bu kadın nasıl senin koruman oldu Aras? Bu kadar beceriksiz birisi miydi?
-Yok Boran abi, zehir Elina'ya vericeğim bir hediyenin sahtesi ile elimize geçti. Biz dokunmadık ama dokunan kişinin temas ettiği uzuvlarını önce uyuşturup sonra vücudun diğer parçalarına dağıldığını öğrendik.
-O kutuyu gördüğümde içime bir kuşku çökmüştü.
-Kadınlar hissediyor işte. Elina'nın kutuya attığı bakışları görmeniz gerekiyordu. İğrenmiş gibi bakıyordu resmen.
-Kokusu vesaire de yok o zaman bu zehrin?
-Gözükmüyordu bile abi kutunun üzerinde siyah bir buğu vardı sadece. Onu görünce içime kuşku düştü.
-Ayrıca kutuyu bir başkası getirecekti Elina bunu da biliyordu.
-Evet o da var.
-zehir'e ait olan çalışmalarımız Ashley'in üzerinde devam ediyor hala insan bedenine olan etkisinin zamanlamasını ayarlamaya çalışıyoruz. Ancak Ashleyin elleri tanınmaz hale gelmişti. Kömür karası oldu resmen.
-Ay iyiki dokunmamışsın o kutuya Elina!
-Kimin yaptığını buldunuz mu?
-Şüphelerimiz arasında bir kişi var.
Demiş bakışlarımı Boran abiye dikmiştim.
-Kim?
Diye sormuştu.
-Gökay Doğan.

Bilmem kaç defa kendi kendine silinip bana sinir krizleri geçirten bu bölümün daha sonuna gelmiş bulunuyoruz
DÜZENLENME TARİHİ:14.09.2026

O

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

75okunma 12beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.