18. bölüm · GÖLGE KELLERİ-II
16. BÖLÜM: GERÇEĞİN YÜKÜ
Selin'in elindeki kağıtta yazan isim mağaranın tavanında yankılanır gibi oldu. Yıllardır omuz omuza verdiğimiz, en karanlık gecelerde sırtımızı yasladığımız o kişinin adı, şimdi ihanetin en net kanıtı olarak masada duruyordu. İçimizdeki bu derin sessizliği bozan tek şey, mağara dışından gelen rüzgarın uğultusuydu.
"Bunu nasıl yapabildin?" diye sordu Serçe, sesindeki hayal kırıklığını gizleyemeyerek. Karşımızdaki isim, az önce yakaladığımız köstebeğin bile ellerini tetikte tutmasına neden olacak kadar büyük bir kozdu.
Kösterbek boynunu bükerek, "Ben sadece küçük bir piyonum," diye fısıldadı. "Asıl oyun kurucu, adını okuduğunuz o kişinin ta kendisi. Demir sadece görünen yüzüydü; asıl imparatorluk çoktan başka ellere geçti."
Göz göze geldik. Artık sadece bir köstebeği yakalamakla kalmamıştık; doğrudan başdüşmanın kalbine giden yolu bulmuştuk. Derin bir nefes alarak masadan uzaklaştım ve mağaranın çıkışına doğru yürürken odadakilere döndüm:
"O zaman maskeler tamamen düştüğüne göre," dedim, gözlerimdeki o kararlı ateşle, "asıl av şimdi başlıyor."
