8. bölüm · Göğün yıkılışı

7. Bölüm: Kırılan Mühür

Selen Kara

Evet bana kapıyı açan kişi Elvin'in evinden çıkmak üzere olan Tuna'ydı. Tuna giderken ki o ne hissedeceğimi bilememe hissi içime tekrar doldu. Ama bu sefer ilk kez kalbimin kapıları aralandı ve içeri hayal kırıklığı girdi. Ben bu zamana kadar hep mantığım ile hareket etmiştim. O geceden sonra kalbimi mühürlemiş ve oraya ulaşmaya çalışan herkesi belki de hisleri yarı yoldan geri çevirmiştim. Ama bugün o kapılar aralandı ve içeri bir hayal kırıklığı girdi. Bunun nedenini ise anlayamadım.
Belki de anlamak istemedim.
Tuna bana göreve gidicem diyerek bana veda bile etmeden çıkmıştı.
Benim evimden çıkıp Elvin'e gelmişti.
Yani bana yalan söylemişti.
İkimizde kapı eşiğinden durmuş birbirimize bakıyorduk.
O endişe ile ben ise hissiz tutmaya çalışsam da büyük ihtimalle kırgın gözlerle ona bakıyordum.
Tuna'nın gözlerinde anlam vermediğim bir kırgınlık gördüm. Sertçe yutkundum ve aramızdaki sessizliği sonunda bozdum. "Sen göreve gitmemiş miydin?" Diye sordum. Sesim çatallı çıkmıştı. Gözlerinde ki endişe büyüdü. "Asena açıklayabilirim" bu sözleri duyunca kan beynime sıçradı. Kendimden hiç beklemediğim bir şekilde Tuna'nın üzerine doğru yürüdüm. "Sana evde ben senin neyinim ki diye sorduğumda bana arkadaşımsın dedin. Şimdi bana gelip neyin ve niye açıklama yapasın, senin hayatından bana ne Tuna!" Sesim haddinden fazla yüksek çıkmıştı. Benden böyle bir çıkış beklemiyordu. Bunu gözlerinde ki endişenin yerini bir anda alan şaşkınlıktan anladım.
Valla açıkçası bende kendimden böyle bir performans beklemiyordum.
Bana evde sadece benim arkadaşımsın deyip de her seferinde bana kendini açıklamaya çalışıyordu. Bundan sıkılmıştım artık. İnsan arkadaşına göreve gideceği zaman açıklama yapmazdı. Gider annesine babasına açıklama yapardı. Gelipte arkadaşına yapmazdı. Insan arkadaşına özel hayatı hakkında açıklama yapmazdı.
Onun da özel hayatı beni kesinlikle ilgilendirmezdi.
Tuna'nın özel hayatı beni ilgilendirmez
Sanki bunu kendime kabul ettirmeye çalışıyor gibi içimden binlerce kere tekrarladım. Ama her seferinde aynı yerde takılı kaldım.
Özel hayatı...
Kiminle ilişki yaşadığı kiminle birlikte olduğu beni ne ilgilendirir ki?
Gözlerim benim sesimi duyunca Tuna'nın arkasında beliren Elvin'e kaydı. Tuna'nın tam arkasında şaşkın gözlerle bana bakıyordu. "Asena" dedi şaşkınlıkla.
Ve nedense onunda gözlerinde gizlemeye çalıştığı kırgınlık ile karışık bir endişe vardı.
Ne oluyor lan burada?
Herkeste bir endişe herkeste bir kırgınlık zaten kafam bin tane soruyla dolu! Elvin'i inceleyince üzerinde ki üniformasını gördüm. Sırtında da siyah bir sırt çantası vardı. Sanki ben gelmeden önce hazırlanıp bir yerlere gidecekti.
Belki de Tuna ile Gidecekler di.
Sabahın altısında...
Daha fazla dayanamayıp sonunda lafa girdim. "Siz bir yere mi gidiyorsunuz?" Elvin sertçe yutkundu. Tuna hala dili tutulmuş gibi hiçbir şey demeden sadece yüzüme bakmaya devam ediyordu. Ama benim odaklandığım kişi Tuna değil Elvin'di. Tuna'ya bakarsam bu sefer gerçekten patlardım.
O da zaten bunu bildiği için tek bir kelime bile edemiyordu.
Elvin derin bir nefes verdi verip omuzlarını dikleştirdi. "Bende size durumu açıklamak için geliyordum komutanım" gözlerimi devirdim. Herkes bana bir şeyleri açıklayıp duruyordu. Iki dakika uyumaya gelmiyor he! Gece onda yattım sabah altı da kalktım, sadece sekiz saat uyudum
Tabi ona da uyumak denilirse
Sekiz saat içinde olmayan şey kalmamış! Daha fazla uyusam ne olacak çok merak ediyorum gerçekten. "Acaba sen bana neyi açıklayacaksın Elvin" ne anlatacağını şu anki soruların en önemlisiydi. Tam bir şey söyleyecekti ki arkadan gelen sesle susmak zorunda kaldı. "Kapıda neyin dedikodusunu yapıyorsunuz yaa" ve ekledi "birde bensiz" dedi sonda ki i harfini uzatarak. Hepimiz sesin geldiği yöne doğru baktık. Sesin sahibi bahçe kapısından elinde poşetler ile bahçeye giren Ateş ve yanında ki her zaman ki gibi uykulu gözlerle bize doğru bakakalan Demir'di.
Onların bu saatte burada ne işi var ya?
Tuna benden önce lafa atladı. "Sizin burada ne işiniz var lan" lafı ağzımdan almıştı. "Kesinlikle katılıyorum" diye Tuna'yi destekledi Elvin. Ateş'in üzerine asker yeşili bir kazak ve siyah kot pantolon vardı. Saçlarını özenle sağa doğru yatırmıştı. Gözlerim Demir'e kaldığında ise gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Demir'in üzerinde ayıcıklı bir pijama ayağında ise terlik vardı. Bizim timde ki Vurgun ile uzaktan yakından alakası yoktu. Ateş'in aksine saçları dağılmış kızgın gözlerle etrafa boş boş bakıyordu. Demir benim ona bakışta gülmemek için zor durduğumu görünce "ya komutanım yapmayın yaa" bunu duyunca kendimi tutamayıp bir kahalaha attım. Kahkahamı bölen şey Tuna'nın ben gülmeye başlayınca anında yanımda belirip beni tebessüm ederek izlemesiydi. Bir anda her yer sessizliğe bürünmüştü. Gülmeyi bırakıp Tuna'ya ters ters bakıp kafamı Ateş'e doğru çevirdim. Ama orada da beklemediğim bir sahne ile karşılaştım. Ateş ile Demir'de bana hayret dolu gözlerle bakıyordu. Demir Ateş'in kolunu dürttü."Oğlum ben az önce komutanımın güldüğünü mü gördüm yoksa uykusuzluktan hayal falan mı görüyorum?" Ateş hala bana nutku tutulmuş gibi bakmaya devam ediyrodu en sonunda nefesim olduysa önce Tuna'ya bakıp sonra kafasını Demir'e çevirdi. "Ya ikimizde şizofren olduk yada komutanımızın başına taş düştü." Sonra ikiside beni es geçerek direkt olarak Elvin'e baktılar. Bunun nedenini kafamı kaldırıp Tuna'ya bakınca anladım. Tuna ikisinede öldürmek ister gibi bakıyordu.
Tuna gözlerini sonunda onlardan ayırıp bana döndü. Benim ona baktığımı görünce gözlerine ki kızgınlık hemen kayboldu. Bu seferde ben ona kızgın gözlerle bakmaya başladım. "Sen niye Demir ile Ateş'e öldürecekmiş gibi bakıyorsun?"
"O zaman onlarda adam akıllı yerlere baksınlar"
"Nereye bakmışlar da suç olmuş"
"Sana bakmışlar da suç olmuş"
"Bu seni ne ilgilendirir?"
"Bu beni çok ilgilendirir"
"E o zaman bana bakan herkesin gözünü oyalım Tuna"
"kaşıkla mı? Kepçeyle mi?"
Derin bir nefes verip ya sabır çektim. Ciddi ciddi bana bunu sormuştu.
"Bana bakan herkesin gözünü falan oyamazsın ayrıca kendine gel" bana bir adım yaklaşıp kafasını bana doğru eğdi. Ve sesini olabildiğince kısıp "şüphen mi var?" Diye sordu. Şu anda Söylediğine değilde tamamen sesine odaklanmıştım. Sesi adeta bir fısıltı gibi çıkmıştı. Hem mavilerini yakından görmek hemde sesinin alçaklığı beni anlayamadığım şekilde rahatlatmıştı. Sanki o mavileri görünce güvende hissediyordum. Sanki o yanımda olunca herşey çözülecekmiş gibi geliyordu.
Kızım sen gerizekalı mısın? Dedi her anın içine eden beynim. Ve ekledi Adam sana yedi ay olmayacağım diyor sen hala o olunca kendimi güvende hissediyorum diyorsun.
Eh galiba haklıydı. Daha fazla gözlerine bakarsam aklımı kaybedebilirdim. O yüzden hemen kafamı sağa doğru çevirdim. Ama gördüğüm şeyle şok oldum. Daha beş dakika öncesine kadar bahçe kapısının önünde duran Demir ile Ateş şimdi orda yoktu. Ev kapısına doğru baktığımda ise Elvin'i de olduğu yerde göremedim ve kapı da kapalıydı. "Herkes nereye kayboldu yaa" diye Tuna'ya bakarak söylendim. Tuna ise bu durumu benim aksime gayet normal şekilde karşıladı. "Bizi bilerek yalnız bırakmak istemişlerdir" az önce son bulan atışmayı devam ettirdim. Çünkü her lafı beni deli ediyordu.
"Niye bizi yalnız bırakmak istesinler ne alaka yani" buna karşılık kıkırdadı. Daha da gıcık oldum.
"Ya sen niye gülüyorsun"
"Gülmeyeyim mi?
"Gıcık gıcık gülme"
"Normal mi güleyim"
"Git başkasına gül"
Arkasını dönüp bahçe kapısına doğru ilerledi." E gidip gülecek başka birini bulayım ben o zaman" eli bahçe kapısında omzunun üzerinden bana bakıyordu. Elimi yumruk yapıp çenemin altına doğru yaklaştırdım. "Bak kerpentenle oyarım gözünü" bir kahkaha patlattı. "Aaaaa Herkesin gözünü oyamazsın ama Asena" dedi benim az önceki lafımı taklit ederek. Bende aklıma gelenle sakince tebessüm ettim. Yumruk olan elimi indirip arkamı döndüm ve nazlı nazlı ev kapısına doğru ilerlemeye başladım.
Bu adam gerçekten benim dengemi bozuyordu.
Ben ve nazlı nazlı yürümek...
Ben ve gülmek hatta kahkaha atmak...
Bunlar bana ters şeylerdi. O yüzden gülünce bütün tim ve Tuna sanki güneş tutulması izliyormuş gibi bir anda beni izlemeye başlamıştı.
Sahi ben gülmeyeli ne kadar olmuştu?
Düşüncelerimin arasında çıkıp Tuna'yı deli edeceğinden neredeyse emin olduğum cümleyi söyledim."Eh bende gidip bari Ateş'e güleyim" dememle pişman olmam bir oldu.
Keşke söylemeseydim.
Kızım sen ölmeyi bayılmak mı sandın acaba? Herşeye muhalefet olan beynim yine konuştu. Ama bununla sonra ilgilenecektim çünkü şu anki durumum daha vahimdi.
Tuna Arkamdan bir anda gelip beni belimden tuttuğu gibi omzunun üzerine oturttu. Şu anda oldukça yüksekteydim. Yüksekte olmaya mesleğim dolayısıyla alışıktım ama
Onun omzunda...
Hayır yoldan biri geçse bunlar deli mi? diye bakar yaa! Yani şu anda tam olarak o durumdaydık "hele bir sen gülerken baksında göreyim bak bakalım ben o gözünü nasıl sik-" diyecekti ki kafasına bir tane yapıştırmam ile sustu.
Benim yanımda sövemezdi.
Hemde mahallenin ortasında
Sövsün de görsün!
Evet, sabahın altısında omzunda ben otururken bütün mahallenin duyacağı şekilde kükredi.
Bu adamın sinirli hali çok sıkıntılı
Bahçe Kapısına doğru ilerledi. Kapıyı hızla açıp sokağa çıktı ve kaldırımın üzerinden yürümeye başladı. Sinirden gülmeye başladım. O sırada yanımızdan geçen bir amca önce bana sonra ise Tuna'ya baktı ama Tuna'da ne gördüyse gözlerini korkuyla önüne çevirip hızla yoluna devam etti. Ve ben rezil olduğumuz için daha fazla gülmeye başladım. Tuna Bunu görünce kafasını kaldırıp bana sinirli gözlerle bakmaya başladı. "Ya Asena şöyle herkese gülüp gülüp durmasana!"
Bunu duyunca sinirlerim tepeme sıçradı.
"Ya ben kime güleyim Tuna? Anlamadım ki." dedim gülmeye devam ederken.
"Kime mi güleceksin?" Diye sordu yürümeye devam ederken
"Evet, kime güleyim? Söyle. " Dedim merakla ama cevap hiç beklediğim gibi olmadı
"Baa gül."
Gülüşüm bir anda kesildi. İstemsizce kaşlarımı çattım. Onaylamak istercesine "saa mı güleyim?" Dedim. Cevap için beklemedi. "Baa gül." Dedi ve ekledi. "Sen bir tek baa gül." İşte Yiğit Tuna Sancar böyle bir şeydi. Sizin dengelerinizi hiç beklemediğiniz bir zamanda alt üst edebilirdi. Beni bu gece omzuna alması, Elvin'in evinden çıkması, bana yakınlaşması ve sinirlendiği zaman Karadeniz şivesi yapması ve daha nicesi bu gün Yiğit Tuna Sancar'ı sanki bir kez daha tanımıştım. Bu sabah beni sinirle de olsa güldürmeyi başarmıştı. Ben gülmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Yıllardır tebessüm dahi etmeyen ben bu sabah hiç olmadığım kadar çok gülerek hem time bir güneş tutulması etkisi yaratmış, hemde Tuna'yı oldukça kızdırmıştım. Ben sözde Elvin ile dertleşmeye gelmiştim ama şu anda İstanbul sokaklarında Tuna'nın omzunda oturarak büyük ihtimalle arabaya doğru ilerliyordum. Bir kez daha benim dengemi bozmayı başarmıştı. Son bir kez daha Elvin'lerin nereye kaybolduğuna bakmak için kafamı evin balkonuna doğru kaldırınca gördüklerime sinirlenip ile gülmek arasında kaldım. Ateş, Elvin, Demir ve ayıcıklı pijaması balkonda oturmuş çekirdek çitleyerek bizi izliyordu.
Ah Ateş bütün bunlar senin başının altından çıkıyor!
Elvin'de bir köşeye oturmuş bize doğru bakıyordu. Onun da gözlerinde Diğerlerinde ki gibi bir mutluluk aradım ama bulamadım. Burada olduğunu acilen çözmem lazımdı. Hepten kafam karışmıştı işler iyice sarpa sarmıştı.
Ve benim ne yapacağım konusuna hiçbir fikrim yoktu...

Asena'nın aksine Tuna büyük bir sinir ile ama Asena'yı yıllar sonra ilk kez gülerken görmenin verdiği huzur ile omzunda Asena ile arabaya doğru ilerliyordu. Tuna o zamana kadar en büyük pişmanlığının abisi olduğunu düşünüyordu. Ama hayatının en büyük pişmanlığını şu an yaptığının farkında bile değildi. Ve bunu anladığında herşey için çok geç olacaktı.
İki kişi birbirini sever ve kavuşursa onun adı aşk olurmuş. Ama iki kişi birbirini severde kavuşamazsa onun adı sevda olurmuş.
Ve o sabah Asena kendi içinde ne kadar inkar etmeye çalışsada Asena'nın kalbinde ki mühür tamamen kırıldı. Ve içeri bir his sızdı. Asena o hissin adını koyamadı belkide koymak istemedi. Ama bütün benliği anladı, Ruhu ne olduğunu sonuna kadar hisetti. Asena'nın kalbinde ki mührü kırıp Sessizce içeri sızıp ruhuna işleyen hissin adı
Aşk değildi.
Sevda idi.