12. bölüm · Göğün yıkılışı
11. Bölüm: Ateş
Başka ne olabilir dedikçe herşey daha da dibe batıyordu. Ben onları kurtarmak için yüzdükçe sanki bana inat dibe doğru ilerliyorlardı. Bana zarar vereceğini düşünmeyeceğim sayılı kişi vardı. Ve onlar da artık yoktu.
Elvin göreve gitmiş. Benim bundan daha yeni haberim oluyor. Nereye gittiğini bile bilmiyorum.
Ateş aşk acısından etrafta saatli bomba gibi dolaşıyor.
Demir Tuna'nın planına dahil olmuş, yıllardır tanıdığı komutanına bir plan uğruna araba ile çarpmış.
Ve Tuna.
Hayır. Tuna yok.
Yiğit. Artık sadece Yiğit var.
Tanıştığımız günden beri her kötü anımda yanımda olmuş, Ama en ihtiyacım olan zamanda beni sırtımdan vurmuştu. Bana umut vermiş, kalbime girmiş ve kalbimden çıkarken de herşeyimi alıp öyle gitmişti.
Yiğit Tuna Sancar kalbimi küle çevirip öylece arkasına bile bakmadan gitmişti.
Ölümümü göze alıp bana bir arabanın çarpmasını sağlamış, sonrada gitmişti.
Kısacası her güvendiğim kişi bana bir darbe daha atmıştı.
Ve ben artık içimde ki o Kardelen'e ulaşamıyordum..
Çünkü solmuştu.
Soldurmuşlardı...
Belkide Yiğit beni hiç sevmedi en başından beri kalbime girmek gibi bir amacı yoktu. Sadece ben öyle düşünmüştüm. Bilemiyorum.
Eskiden sen kimsin diye sorsalar Üsteğmen Asena Buryakova derdim. Hayata tutunmaya çalışan biri derdim. İçinde fırtına kopsada hiçbir ağacın sökülüp gitmesine izin vermeyen biri derdim.
Ama artık ne tutunacağım bir hayat nede ağaç kalmıştı. Benim içimde artık fırtına bile yoktu. Bomboştum.
Kısmen.
Demir hala yüzüme bakamıyordu. Hiçbir şey olamamış gibi ifademi düz tutmaya çalıştım. "Siz bana neyi söylecektiniz?" Şimdilik bir şey olmadığını düşünmeye devam edebilirlerdi. Demir bu sorumu görünce kafasını kaldırıp yüzüme şaşkın bir halde bakakaldım.
"Komuta-" diyecekti ki lafını yarıda böldüm. "Bana ne söyleyecektiniz?" Diye tekrar ettim sert bir sesle. Demir ona olan çıkışımı görünce başını tekrar öne eğdi.
Eğse iyi ederdi.
Çünkü benim artık hiçkimse ye eyvallahım yoktu.
"Bir şey demeyecektik Ateş orada sizi sakinleştirmek için küçük bir plan yapmıştı. Sizin boyunluğu istemeyeceğinizi tahmin etmek zor değildi." Sinirlerim bozulmuş gibi soğukça güldüm. "Orada da bir plan var tabi. Siz devam edin böyle tamam mı? Ama görevde falan yapmayın bak yere çakılırız sonra"
Gerçekten artık sinirlerim bozulmuştu. Herkes benim arkamdan iş çevirip duruyordu. Dayanamayıp yine devam ettim. "gerçi bir şey olmaz ölmüşüm, kalmışım" direklerimle yatağa dayanıp zar zor doğrulmaya çalıştım. "Sizin umurunuzda değil nasıl olsa! Bir plan uğruna herşeyi yapabiliriz" yatak örtüsünü üzerimden atıp ayaklarımı aşağı doğru sarkıttım.
"Bana ne olacak ki? Araba çarpmış, çarpmamış" ayağa kalkmak için hızlanmıştım ki bacağıma bir krambın girmesiyle iki büklüm oldum. Demir acıyla iki büklüm olan halimi görünce yataktan kalkıp bana doğru yaklaştı "Komutanım iyi misiniz" dedi endişeli gözlerle. Tam koluma girecekti ki hızla kolumu kendimi doğru çektim. "Dokunma bana" Demir öylece kalakaldı.
Acının şiddeti biraz olsun hafifleyince doğruldum ve kolumda ki serumu çıkarıp çıkışa doğru ilerledim. Her adımımda biraz daha canim yanıyordu. Demir'in üzerimde ki bakışlarını hissetsem de dönüp bakmadım. Ben hep arkama bakmıştım ama hiçkimse bana dönüp iyi mi diye bakmamıştı. Kapıyı açıp çıkmak için bir adım atmıştım ki karşımda gördüğüm manzara ile durmak zorunda kaldım.
Ateş kapının tam önünde elinde bir sürü koli ile karşımda şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. "Komutanım siz niye kalktınız? ben geliyordum" yüz ifadesi biraz olsun kendine gelmişti. Ama eskisi kadar değildi tabi. "O kolilerde ne var?" Aşina olduğumuz şekilde sırıttı. "Çikolata" gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. Elinde tam üç tane koli vardı. Ve hepside büyük boydu.
"Hepsi mi" cevabı gecikmedi "evet" Üç koliyide göğsünde sığdırmış alttan elleri ile tutuyordu. "Teşekkür ederimde ne gerek vardı bu kadarına?"
Bütün kantini boşaltmış olabilirdi.
"Siz seversiniz diye aldım." Tamam, severim de bu kadarda değil yani. Ben artık bunlar döndürüp, döndürüp yerim herhalde Ateş'in aklına geldiyse bir anda yüzünde ki eğlenen ifade soldu. "siz niye kalktınız" diye sordu merakla.
En güvendiklerim beni vurdu ondan.
Diyemedim.
"Çıkıcam buradan" elimi boynuma attım."şunu da söyle çıkartsınlar" Ateş arkamda duran Demir'e ne yapicaz der gibi baktı. Sinirlerim tepeme sıçradı. "Ateş" dedim dişlerimi sıkarak "beni resmi işlemler ile sen mi çıkartırsın yoksa ben buradan kaçayım mı?" En sonunda bana bunu yaptıracaklardı ya! "Tamam siz bekleyin ben çıkış işlemlerini halledip geleyim" dedi dehşetle. Gerçekten sicilime işleyecek olmasına rağmen kaçmayı göze alacağımı çok iyi biliyordu.
Elinde ki kutuları kapının yanına bıraktı. Arkasını dönüp yetkili birini aramaya gitti.
Yani inşallah öyle yapmıştır!
Bende o gözden kaybolunca kapıyı kapattım. Arkamı döndüğümde Demir'in yüzüne bakmadan yatağa doğru ilerledim. Kendimi yatağa bırakıp derin bir nefes aldım. "Komutanım biliyorum bana kızgınsınız ama sizden son bir şey istemem lazım" Demir'in aklına kafamı hareket ettiremediğim gelmiş olacak ki karşıma geldi. Ve önümde diz çöktü.
Ağzımdan çıkacak olan iki çift lafa umutla bakıyordu. "Ne istiyorsun?" Diye sordum soğuk bir sesle. "Ateş... nasıl yaparsınız bilmiyorum ama Ateş'i olabildiğince yanınızda tutmanız lazım" Evet, bu konuda haklıydı. Kafamı aşağı yukarı sallayarak onu onayladım. Nasıl yapacağımı konusunda tam emin değildim ama Ateş'i olabildiğince yanımda tutmam lazımdı.
Bırakırsam her an bir yerleri patlatabilirdi.
Ateş'in güler yüzün altında öyle bir şeytan öyle yatıyrodu ki bunu bize en iyi haliyle yaklaşık bir yıl önce göstermişti.
BİR YIL ÖNCE
22 Şubat
Yine bir görev dönüşüydü. Yakalanan hedef şahıslar bulunmuş askeriyeye getirilmişti. Ateş ile Demir'in evlerine gitmiş, Elvin ile benim bir kaç işimiz olduğu için askeriyedeydik. Adnan Albay'ın odasından çıkıp koridorda ilerliyorduk. Tam karşımızda bir zanlı ve onun koluna girmiş iki asker belirdi.
Onlar bize doğru büyük ihtimalle Adnan Albay'ın odasına doğru bizde Sağ da kalan merdivenlere gidiyorduk. Yanımızdan geçecekleri sırada zanlı ters kelepçeli olmasına rağmen bir anda Elvin'n üzerine atlayıp ona saldırdı. Elleri kelepçeliydi ama Elvin'e kafa atarak oldukça zarar vermişti. Adnan Albay olaya dahil olarak Elvin revire zanlı ise hızla ifade odasına alınmıştı.
Elvin'inn burnunda kırık ve yüzünde bir sürü morluk vardı. Elvin'i bir süre revirde tuttuktan sonra onuda alıp askeriyeden çıktım. Onu evine götürdüm bende o gece ne olur olmaz diye orada kaldım. Sabah kalktığımızda ise gelen haberlerle şok üstüne şok yaşamıştık.
Ateş Elvin'e olanların haberini almış ve askeriyeye gitmişti.
Daha doğrusu basmıştı.
İfade odasına girmiş adamı öldüresiye dövmüştü. Revirde ki doktorun dediğine göre kaburgaların da altı tane kırığa yol açmıştı. Ona engel olmaya çalışan herkes ondan nasibini almış, Adnan Albay bile onu durduramamıştı. En son adamın bilinci kapanınca zar zor durdurulmuştu. Ama sonrada albaydan ceza alıp bir süre görevlere katılamamıştı.
İşte o gün Ateş Soral adı gibi bir Ateş olduğunu sadece bize değil bütün askeriyeye göstermişti. O yüzden hem timde ki lakabı hemde askeriyede ki lakabı Barut idi.
Bu ismi öylesine almamıştı.
Aşkı için mesleğini kaybetmeyi göze almış biriydi o.
ŞİMDİKİ ZAMAN
Aklıma gelen anıyla Demir'e daha da hak verdim o zaman sadece biri Elvin'e zarar verdi diye bunları yaptıysa şimdi aşkını kaybedipte rahat duracağını asla sanmıyorum. "Evet, Haklısın. Nasıl yapacağımı daha bilmiyorum ama bakıcam" Demir sonunda rahat bir nefes alabildi. Sonra kapı açıldı ve içeri doktor girdi. Demir ayağa kalkıp doktora "buyurun" dedi
Doktor önce bana sonra Demir'e baktı. "Bizi biraz yalnız bırakabilir misiniz?" Demir başta tereddüt edip bana döndü. "Git" diyerek onu ikna etmeye çalıştım. Bana karşı duyduğu vicdan azabı ile beni yalnız bırakmak istemiyordu. Bunu gözlerinde ki tereddütten anlaması zor değildi. "Emin misiniz? Kalabilirim" gözlerine en samimi halimle baktım. "Eminim" sesim istemesem de sert çıkmıştı.
Evet, ona kızgın olabilirdim. Ama bu hallerine de dayanamıyordum. Beni korumaya çalışırken Tuna'nın planına uymuştu. Demir emin olan halimi görünce odadan çıkıp bizi doktor ile yalnız bıraktı. Ayağa kalkıp doktorun karşısında durdum. "Şu boynumda ki lanet şeyi artık çıkaracak mısınız?" Doktor derin bir nefes verdi.
"Ben hayır desem de siz onu çıkaracağınız için siz bir el atmadan çıkaralım" boyunluğa uzanıp bir şekilde hızlıca çıkarıverdi.
Bu kadar kolay mıydı ya?
Boyunluk çıkınca o kadar rahat hissetmiştim ki. Gerçekten tarifi olmayan bir duyguydu. Artık başımı istediğim gibi oynayabilirim! "Ama kafanızı bir süre hareket ettirmemeye dikkat ederseniz sevinirim" deyince bütün hayallerim yıkıldı. Omuzlarım düştü ve zaten somurtkan duran yüzüm daha da soldu. Kendimi yatağa bıraktım.
Doktor boyunluğu bir kenara koyup yanıma oturdu. Şaşkın bir şekilde doktora döndüm. "Hayırdır?" Doktor yavaşça kırkırdadı. "Sizce buraya sizin durumunuzla alakalı konuşmak için mi geldim?" Mavi gözleri beni süzdü. Evet, gözleri mavi saçları sarı ile kumral arası erkek bir doktordu.
Tuna'ya çok benziyordu.
Özellikle gözleri.
"Ya ne için geldiniz?" Diye sordum şaşkınlıkla. Önüme döndüm. Ama yan gözle onu izledim.
Ay kızım sen hepten delirdin he! Dedi akılsız beynim.
"Size arkadaşlarınız hakkında bir kaç şey söylemem lazım"
Ne alaka?
Yeni farkediyordum. Doktorun gözleri Tuna'ya benziyordu. Ama tam aynısı değildi.
Tuna'nın kiler daha güzeldi.
Boğazımı temzileyip kendime gelmeye çalıştım. "Sizi dinliyorum" hızlıca ne söylecekse söylesin ve gidelim artık! Bu hastane bana hiç iyi gelmemişti. İçim dışım Tuna! Göreve gitmişti ama ben hala Tuna diyip duruyordum. "Siz yoğun bakımdayken hiçbiri yanınızdan ayrılmadı. Hespi sizin durumunuzu en yakından takip etti." Bunu tahmin etmesi zor değildi. "Onlara kızgın olmanızı anlıyorum ama bunları da bilmenizi isterim."
Biliyordum. Ama onlara kızmadan edemiyordum. O kazada ölebilirdim. Hepsi bunu göze almıştı.
Tuna-
Hayır, değiştir
Yiğit bile.
"Sizin yanınıza her gün girip sizinle konuştular. Bu şahit olduğum bir durum. Ama bir gün önce Ateş bey sizin yanınıza girdiğinde ki konuşmasına kulak misafiri oldum" işte şimdi dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Doktora meraklı gözlerle bakmaya başladım.
Doktor sonunda dikkatimi çekmeyi başarabildiği için tatmin olmuş bir şekilde anlatmaya devam etti. "Sizinle konuşurken ağlayacak gibiydi. Söylediği bir kaç şeyi hatırlıyorum." Doktor kaşlarını çatıp Ateş'in sözlerini hatırlamaya çalıştı. "İnsan öldürür mü sevdiğini? Benim sevdiğim beni öldürdü komutanım. Ben onunla evlilik hayali kurarken onun için herşeyi göze alabilmişken o bana bunu nasıl yaptı? Omu kaybettim ben komutanım. O da gitti benden... O benim yüzüme baksa dünyalar benim olurdu. Bir çift bakışıyla beni yerle bir ederdi. İki sözüyle diz çöktürürdü. Hiç mi değer vermedi bana? Bana karşılık vermese olurdu. Öyle yaşardım. Ama. O başkasının helali olmuşken... diyordu. Devamı var sanırım ama hatırlayamıyorum" Doktor bir süre bekledi sonra bana dönüp "onlara kızgın olabilirsiniz ama bu söylediklerimi bir düşünün sizi sizin düşündüğünüzden daha çok önemsiyorlar" dedi ve odadan çıktı. Ben ise düşüncelerim ile baş başa kaldım.
İnsan öldürür mü sevdiğini?
Mantığım: hayır dedi.
Kalbim: evet dedi.
Aynı Yiğit'in sana yaptığı gibi. Dedi ve bir darbe daha vurdu.
Ateş Elvin'e olan aşkını bir kere daha göstermişti. O Elvin'e ölesiye aşıkken, ondan rahat durmasını istememiz imkansız gibi duruyor. O rahat durmazdı. Ama ben yanında olursam en azından kontrollü bir şekilde gidebilirdi.
O an kendimden hiç beklemediğim bir şekilde içimde ki kırgınlık öfkeye dönüştü. Olanlar bir, bir aklıma geldi. Tuna'nın planı, Demir'in ona yardım edişi, Elvin'in ihaneti... içimi kor bir ateş ve bir intikam duygusu kapladı. İşte bu iyiye işaret değildi. Bilen bilir tersim pistir ve ben uzun yıllardır ters tarafımı hiç göstermemiştim.
Yiğit'in yanında ki patlamam hiçbir şeydi. Ama bu sefer içimde yanan Ateş'ten ben bile korktum.
Madem Ateş tek başına ortalığı yakardı. O zaman birlikte kontrollü bir şekilde ortalığı yıkabiliriz.
Demir bana Ateş'i yanında tut dedi bende yanımda tutacağım işte.
Madem Ateş tek başına ortalığı yakardı. O zaman birlikte kontrollü bir şekilde ortalığı yıkabiliriz.
Şimdilik kontrollü.
Sonrasını Allah'a havale.
