14. bölüm · Göğün yıkılışı
13. Bölüm: Zaaf ve Görev
Ikimizde Adnan Albay'ın odasından toplanmıştık. Önce Elvin'in evine gidip Ateş'i sinirini dizginlemeye çalışmış, sonra ise hastaneden Demir'i aramışlardı. Demir ve ben haberi ilk kez duymuşuz ve hiçbir şeyden haberimiz yokmuş gibi rol yapmıştık. Ama içten içe tekrardan aynı haberi almak beni kahretmişti.
Ateş'in siniri bir anda yok olmuş Demir ile beraber hızla evden çıkmışlardı. Ne kadar erken varmaya çalışsakta etraf darmadağındı. Elvin ise Asena'nın haberini alınca gitmek ile kalmak arasında kalmış bana dönmüştü.
Olanları ona anlatıp askeriyeye gelmiştik. Şu anda da Adnan Albay'ın karşısında Komutan Sancar ve Asteğmen Elvin Korkut olarak duruyorduk. Ben buraya gelmeden önce üzerimde ki yırtık üniformayı değiştirmiş kendime çeki düzen vermiştim. Ellerimi binlerce kere yıkamıştım. Ama yinede baktığımda kan varmış gibi geliyordu.
Gelirken gördüğüm serçe ve yağan yağmurun etkisinden hala çıkabilmiş değildim. Adnan albay hepimizi birer, birer süzdü. En sonunda gözleri bende takılı kaldı. "Hazır mısın?" Cevabım gecikmedi "her zaman" Nereye gideceğimi nasıl bir şey ile karşılaşacağımızı bilmiyorduk.
Buna alışkındık ama özel bir görev olunca ve bunun için özelikle ben seçilince acaba ne? Diye insan ister istemez düşünmeden edemiyordu. Biraz tereddüt etsemde sorumu dile getirdim. "Komutanım biz nereye gideceğiz?"
Albay derin bir nefes verdi. "Bunu duymak istediğine emin misin?" Diye sordu. Daha da merak etmeye başlamıştım. Hemen cevap vermedim
Neresi olabilir ki?
Aklıma bir yer gelmeyince "evet" dedim. Albayın ne diyeceğini merakla beklerken hiç beklemediğim bir şey söyledi. "Moskova'ya"
Moskova'ya mı?
Bu cevabı beklemiyordum. Ben daha çok ülke sınırları içinde bir yerden bahsedeceğini sanmıştım. Ama albay Moskova diyerek başımdan aşağı kaynar suların dökülmesine neden olmuştu. Ülke içinde olan her sınıra hazırdım ama Moskova olmazdı. İstemsizce kafam hafifçe öne eğildi.
Her yer olur ama orası olmaz!
Nefes alış verişlerim hızlandı. "Yiğit" kafamı kaldırıp albaya baktı. "Emredin komutanım" diyebildim ama hala düzensiz nefes alıyordum. Bana sanki içimi okuyor gibi bakıyordu. Bakışlarını benden ayırıp Elvin'e döndü. "Bizi biraz yalnız bırakabilir misin?" Elvin cevap için çok beklemedi. "Emredersiniz komutanım" dedi ve hızla dışarı çıktı.
Albay ile ikimiz baş başa kaldığımızda hala nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Ona fatkettirmemeye çalışsamda albay sanki herşeyi anlamış gibi bana odaklandı. "Otur" masanın yanında duran sandalyeye yavaşça oturdum.
Hiçbir şey olmamış gibi albaya baktım. O ise ellerini önünde birleştirdi. "Neden Moskova'dan bu kadar korktun?" Bu sorunun cevabını bildiğine yemin edebilirdim. Beni deniyordu. "Korkmadım komutanım" diyerek yalan söyledim. "Sadece şaşırdım." Bana ne ile geleceğini merak ediyordum. Nefesim biraz olsun düzene girmişti.
"Peki o zaman buna da şaşırmazsın" dedi ve masanın üzerinde duran tableti eline aldı. Tablette bir yerlere girip bana çevirdi. "Bu şahısı tanıyor musun?" Avcuma tırnaklarımı geçirdim. Bütün vücudum yay gibi gerildi. Albay'ın bana gösterdiği fotoğrafa uzun uzun baktım. Sert yüz hatları, sarı saçlar ve kahve gözler...
"Tanıyorum" demek zorunda kaldım. Çünkü o da tanıdığımı iyi biliyordu. "Bu şahısın görevle bir alakası mı var?" Albay sorumu es geçerek tablette ki fotoğrafı sağa kaydırarak bir diğer kişi ile karşılaştım. "Bunu tanıyor musun?" Diye sordu albay.
Bu sefer bir önceki fotoğraf kadar gerilmedim. Bu sefer içimi bir öfke kapladı. "Tanıyorum komutanım" dedim. Evet, lanet olsun ki bunu da en yakından tanıyordum. Albay tableti masanın üzerine bırakıp tekrar ellerini önünde birleştirdi.
"Bu iki mafya babasının Türkiye ile bağlantıları var. Elvin ve sen yeni kimliklerinizle yeraltı dünyasına bir mafya ailesiymiş gibi sızıp hem onların güvenini kazanacaksınız. Hemde Umay Buryakova'yı ait olduğu yere getireceksiniz" güvenlerini kazanma kısmı tamam ama Umay Buryakova?
Elvin ile buraya gelmeden önce hızlıca küçük bir nikah kıyıp evlenmiştik. Asena'ya söylediklerim doğruydu. Onu gerçekten seviyordum. Asena'ya ihanet mi etmiştim?
Asla
Elvin'i seviyor muydum?
Evet...
Ben kafamdaki sorulara cevap verirken albay anlatmaya devam etti. "Timur Buryakov yarın Türkiye'ye gelecek. İlk orada karşılarına çıkacaksınız. Ama bu görevin en başından sonuna kadar oldukça dikkatli olmanız lazım" Evet, haklıydı. Tek bir hata bütün görevi yıkabilirdi. "Bu haber kısa sürede Asena'nın kulağına gidecektir. İşte asıl o zaman işler karışacak"
Bunu tahmin etmesi zor değildi. Asena'nın Timur Buryakov'un dibine kadar geldiğini duyarsa harekete geçecektir. "Asena'nın yanına Ateş'i de alması olası. Bu yüzden bütün marifetlerinizi konuşturun. Asena zaten bir kartal iken yanına Barut'u da alırsa işler kontrolden çıkar."
Sonuna kadar haklıydı. Timur dibine gelmişken Asena ne yapar ne eder bir yolunu bulurdu. Aklıma gelen detayla kaşlarımı çattım. "Komutanım Asena tamam ama Ateş Elvin'in iki çift lafıyla durur ki" Asena'nın alacağı vardı.
Peki Ateş ne istiyordu?
"Asena'nın olduğu kadar Ateş'in de Timur Buryakov"la işi var" Ateş'in ne işi olabilir ki? Albay şaşkınlığımı anlamış gibi ben bir soru daha sormadan bana açıklamayı yaptı. "Asena kardeşini arıyor. Ateş ise annesini"
Annesini mi?
"Araların da ki tek fark Asena kardeşinin yaşadığını biliyor. Ama Ateş sadece ne aradığını biliyor. Ateş'in elinde sadece bir umut var. Asena ise emin" Şok üstüne şok yaşamaya devam ediyrodum. Duyduklarım ile kafam iyice çorba oldu. "Komutanım eğer bir mahsuru yoksa bana Umay Buryakova ve Ateş'in annesinin fotoğrafını gösterebilir misiniz?"
Albay başını olumlu anlamda aşağı yukarı sallayıp ayağa kalktı. Masanın biraz uzağında sağ tarafta kalan dolaba ilerleyip eline iki tane dosya aldı. Sandalyesine tekrar oturup her iki dosyadan da birer tane fotoğraf çıkardı. Ilk fotoğrafı bana uzattı. "Ateş'in bir umutla aradığı öldü denilen annesi Leyla Soral" vesikalık fotoğrafını alıp incelemeye başladım.
Ateş ile oldukça benziyorlardı. Onun gibi kahve saçları vardı. Yüz hatları ve siması Ateş'i andırıyordu. Ama gözleri açık maviydi. Bir diğer dikkatimi çeken fark ise kadının gözleri fazla boş ve sönük bakıyordu. Ateş'i pek görmezdim ama gördüğüm zamanlarda gözleri hep parlardı.
Yada bize o şekilde yansıtıyordu.
Albaya fotoğrafı verdim. Elimden fotoğrafı alıp Leyla Soral'ın dosyanın içine attı. Diğerine uzanıp oradan da küçük vesikalık bir fotoğraf çıkardı. Ve bana uzattı. Fotoğrafı hızla alıp incelemeye başladım.
Benim için önemli olan kısım burasıydı.
Asena'dan biraz daha açık kahve saçları vardı. Gözleri kahverengiydi.
Toprak ve ağaç gibiler.
Ve ağacın yaşaması için toprağa ihtiyacı vardır.
Su olmasa ağaç azda olsa yaşar ama Toprak olmazsa ağaç yaşayamayaz.
Ben olmazsam Asena yaşardı. Ama kardeşi olmazsa yaşayamazdı.
Ben mecbur değildim. Ama Umay mecburdu. Güzel tatlı bir kızdı ama eğer bu yedi yaşında çekilen bir fotoğrafsa yaşına göre çok küçük duruyordu. Yedi yaşında bir çocuğa göre hem küçük duruyor, hemde zayıftı. Boydan bir fotoğrafı olsa kemiklerinin sayılacağına emindim.
O psikopat kim bilir neler yaptı?
Daha fazla inceleyipte sinirlenmek istemediğim için fotoğrafı albaya uzattım. Albay fotoğrafı dosyanın içine koyup bana baktı. "Sakin olmalısın" dilimle dudaklarımı ıslattım. Geriye doğru yaslanıp ellerimi üzümde birleştirdim. "Ona yatacak yer bırakırsam ne olayım" diye söylendim.
Albay dosyaları masanınvir ucuna itti. "Yiğit bunu söylemek istemiyorum ama siz bir göreve gitmiyorsunuz bir savaşa gidiyorsunuz. Asena kardeşini arıyor. Ve onun için herşeyi yapar. Siz Elvin ile kendinizi bir bilinmezliğin içine atıyorsunuz ve en önemlisi gideceğiniz yerde zaaflarınız var"
Zaaf...
Zaaf insanı öldürür.
Albay diliyle kurumuş dudaklarını ıslattı. "Büyük bir ekip sizin arkanızda olacak. Her adımınız, her hareketiniz en yakından izlenecek. Başınız sıkıştığı zaman sana vereceğim numarayı arayıp tek bir isim söylemen yeterli olacak" çekmeceden küçük bir kağıt çıkarıp bana verdi.
Kağıtta bir numara yazılıydı. Numarayı ezberleyip tekrar albaya verdim. "Söylememiz gereken isim ne?" Diye sordum merakla. Albay belli belirsiz tebessüm etti. "Size uygun bir isim seçtim." Ve ekledi. "Gökyüzünün Gölgesi" dedi ve ekledi. "Aynı zamanda görevin ismide bu"
Kaşlarım havalandı. Gerçekten güzel bir isim seçmişlerdi. "Sizin isminiz ise Göğün gölgeleri" burada ki gök kelimesinin Asena'yı temsil ettiğine adım kadar emindim.
Asena'nın gölgesi.
Asena'nın gölgeleri.
Bekle beni Timur Buryakov Azrail'in geliyor!
Timur'u öldürme düşüncesini bir kenara ayırıp başımı albaya çevirdim. "Bizim her adımımızı takip edecek ekip kim?" Albay büyük bir ekipten bahsetmişti. Peki kimdi bu ekip? "Sizin arkanızda ki ekip yakından tanıdığın birileri" diyerek içimde ki merakı ikiye katladı. "Bir düşün bakalım kim olabilir? Hangi ekip böyle bir işi üstlenebilir.?" Kaşlarını yukarı kaldırdı. "Hangi tim?"
Tim mi?
Aklıma gelen isimle hemen lafa atladım. "Gölge timi mi?" Diye sordum. Ama daha albay cevap vermeden kapı çalındı ve Gölge timinin yani benim komutanı olduğum timin üyesi olan benimde en sıkı arkadaşım Kıvanç Alkurt başını kapı aralığından uzattı. "Herhalde biz olucaz ben seni başka ellere bırakır mıyım?" Dedi büyük bir hevesle. Sonra gözleri albaya kaydı. Onunda burada olduğunu farkedince hemen kendini düzelttip "gelebilir miyim? Komutanım" diye sordu.
Kıvanç'ı görünce tebessüm etmeden geçemedim. Albay başıyla benim karşımda duran sandalyeyi işaret etti. "Gel Alkurt" Kıvanç içeri girip kapıyı arkasından kapıyı kapattı. Masanın önünde ki siyah deri koltuğa oturup bir bana, bir albaya baktı. "Bir haber verseydin be Alkurt" dedim sitemle.
En ters bakışıyla bana döndü. "Sen bize göreve gideceğini söylüyor musun Bozkurt" bana soyismim yerine lakabımla sesleniyordu. Bu konuda onun ağzını kapatamayacağımı bildiğim için hemen konuyu değiştirdim. "diğerleri nerde?" Sadece o gelmişti. Diğer tim üyeleri yoktu. "Onların daha hiçbir şeyden haberi yok beraber söyleriz diye düşündüm"
Zamanında okulda en sevdiğim kişiydi. Hala da öyle. Ne zaman başım sıkışsa onu arardım. O da beni. Birbirimizle yeri geldiğinde uğraşırdık birimizin başı sıkışsa öteki hep gelirdi. Tekrar albaya döndüm. "Sağolun" dedim kısaca neyden bahsettiğimi anlamış şekilde başını hafifçe öne eğip kaldırdı.
Sonra aklına gelenlerle çekmeceye uzandı. Kıvanç ile birbirimize kısa bir an ne oluyor dercesine bakıp tekrar albaya döndük. Albay çekmeceden iki kimlik çıkardı. "Yeni kimlikleriniz" bana doğru uzattığı kimlik kartlarını alıp isimlere baktım. Adnan Albay yine yapmıştı yapacağını Elvin bana oldukça uygun isimler seçmişti. "Hadi gidinde diğerlerine durumu anlatın pek bir zamanınız yok şimdilik benden bu kadar"
Albaydan aldığımız emir ile ayaklandık. Dışarı çıkınca Elvin'le göz göze geldik. Bizi kapının yanında bekliyordu. Ona kimliğini verip bizimkilerin yanına doğru ilerledik.
Hadi bakalım başlıyorduk!
