15. bölüm · Göğün yıkılışı

14. Bölüm: Üç Gözyaşı

Selen Kara

Gelmemeyi sen anlat
Gidememeyi ben anlatayım
Demiş şair. Haklıydı. O gelememeyi nasıl anlatırdı?
Bilemiyordum.
Ama ben gidememeyi anlatırdım. Bu hayatta gerçekten ailem diyebileceğim sayılı kişi vardı. Ama yanımda olan bir tim vardı, birde o... Ben zamanında ailem dediğim insanların birini karanlığın içine ötekini ise mezara sokmuştum.
Toprak aldığını geri vermiyordu.
Üç gün önceye kadar ise ailem dediğim bir tim, birde o vardı. Bu sefer ikisinide toprağa kaptırmamıştım ama yine kaybetmiştim. Hangi yöne baksam çıkmaz sokaktı. Yollarım tıkanmıştı. Şu anda Yanımda kim vardı?
Hiçkimse...
Kimsesizim...
O bana gelmek istiyor muydu? İstemezdi. Nasıl olsa karısı vardı. Gelmek istese bana değil ona giderdi. Ama ben ona gitmek istiyrodum. Benim olmayan birinin yanına gitmek istiyordum. O hep benim yanıma gelirdi. Ben ona gitmek istemezdim. Ama şimdi deli gibi onun yanına gitmek istiyordum. Hayır, Ağlamayacaktım. Ben kendime tanıdığım zayıflık hakkını doldurmuştum.
Birinci gözyaşı:
Anneme düştü.
İkinci gözyaşı:
Kardeşime düştü.
Üçüncü gözyaşı ise
Ailem sandığım insana düştü.
Ama o gidip kendisine başka bir aile kurdu.
Ben kederin içinde boğulurken yanımdan gelen bir ses dünyaya dönmemi sağladı. "Komutanım" kendime gelince kafamı sesin geldiği yöne doğru çevirdim. Sonra ise yanımda beni dürten Ateş'i gördüm. Endişeli gözlerle bana bakıyordu. "Efendim" cevap verdiğimi görünce rahat bir nefes aldı. "Komutanım size seslenip duruyorum." Eliyle binayı gösterdi "geldik"
Ne ara gelmiştik ya?
Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Hastanede doktor ile konuştuktan sonra taburcu işlemlerini halledip çıkmıştık. Ateş ben rahat edeyim diye arabamı evden getirmişti. Ateş'e çok ağrım var diyip onun benimle gelmesini sağlamıştım. Arabayla Demir'i evine bırakıp Ateş ile benim evime gelmiştik.
Şu anda da sitenin otoparkında durmuştuk. Ateş arabayı çoktan uygun bir yere parketmişti bile. Kafamı aşağı yukarı sallayıp yavaşça kapıyı açtım. Ateş benden önce arabadan inip yanıma koştu. Kapıyı geri çekti. Tam ben bir ayağımı inmek için atmıştım ki Ateş üzerime eğilip beni kucakladı. Bir anda havalanınca şaşkın gözlerle Ateş'r baktım.
"Ateş ne yapıyorsun? İndir beni" ayağı ile kapıyı kapatıp bana döndü. "Sizi bu halde yürütecek değilim." Anahtarla arabayı kitledikten sonra asansöre doğru ilerlemeye başladı. "Beni indirir misin? Yürüyebilirim." Bir anda durup tek kaşınıkaldırdı. "Iyiseniz ben neden sizinle geldim?" Evet, işte işin bu kısmını unutmuştum. Hemen lafı çevirmeye çalıştım.
"Hayır yani ben sana zahmet olmasın diye dedim" kaşını indirip beni süzdü. "Iyiseniz gidebilirim." Deyince kendime ağız dolusu küfretmek istedim.
"Yok, yok ben kötüyüm. Zaten her tarafım ağrıyor. Hiç halim yok gibi" Dudağının köşesi kıvrıldı. Gözlerini benden ayırıp sessizce ilerlemeye devam etti. Bizim onu sırf gidip bir yerlerini yakmasın diye yanımızda tuttuğumuzu, o da biliyordu. Garip olan kısım bana ayak uyduruyordu. Bunu sonra çözmek için ve işleri daha da batırmamak için sustum.
Ateş asansöre binip dairemin olduğu katın sayısına bastı. Bir süre sonra asansörün kapıları açılınca eve doğru ilerledi. Elinde ki Anahtarla kapıyı açıp içeri girdi. Elinde bir anahtar olduğunu daha yeni farkediyordum. Sonunda evime geldiğimiz için rahat bir nefes alabilmiştim.
Ateş arkasından kapıyı ayağı ile kapatıp oturma odasına doğru ilerledi. Beni üçlü koltuğa yavaşça bırakıp o da yanıma oturdu. "Rahat mısınız?" Diye sordu. Başımı aşağı, yukarı sallayarak onu onayladım. Iyi gibiydim. Yani sanırım. Ateş'e döndüm. Beni inceliyordu. Sanki bir sey sormak istiyroduda sormaya çekiniyor gibiydi.
"Sor" dedim. Ne soracağına merak ediyrodum. "Komutanım yani bunu sormak konusunda pek emin değilim ama" dedi ve devam etti. "Hani kaza geçirdiniz ya babanıza falan haber mi verseydik"
Baba mı?
Burukça gülümseyip önüme döndüm. "Hayır" diyerek kestirip attım. Daha fazlasını anlatmaya gücüm yoktu. Anlatmak da istemiyordum. Ama Ateş devam etti.
"Beni yanlış anlamazsanız bir şey sorabilir miyim?" Dedi çekingen bir sesle. "Sor" sesim olduğundan kısık çıkmıştı. Bakışları benim üzerimdeydi ama dönüpte bakamadım. "Babanızla aranızda ne yaşandı?" Sinir bozucu bir şekilde güldüm. "Katildi." Diye cevap verdim. Bir anda gülüşüm soldu. Ateş'e döndüm. Şaşkın gözlerle bana bakakalmıştı.
"Kimi öldürdü?" Diye sordu. Cevabım gecikmedi. "Ruhumu..." bu sefer gözlerini kaçıran Ateş oldu. Adı baba olan vasıfsız kişi benim ruhumu öldürmüştü. Peki üzerine ilk toprağını kim atmıştı biliyor musunuz?
Elvin...
Yiğit'i sevdiğimi beni öldürmeye çalıştığı zaman anlamıştım. Ama Elvin...
Benim Yiğit aramda ki ilişkiyi biliyordu. Bütün askeriye arkamızdan aşk dedikoduları çıkarırken Elvin'in de kulağına gitmişti. Ve bana her zaman sana iyi gelen tek kişi o olabilir diyen de oydu.
Şimdi ne değişmişti?
Bana bunu neden yapmıştı?
Kendi derdimi bir kenara bırakıp Ateş'i inceledim. Ben ruhum cevabını verince gözlerini kaçırıp sessizce önüne dönmüştü. Ve sanki anılara dalmış gibi derin bir şekilde halıyla bakışıyordu. Yavaşça omzuna dokundum. "Ateş" dedim ama beni duymuyordu. "Ateş iyi misin?" Diye tekrarladım.
Benim sorumla beraber İrkilip bana döndü. "Efendim" dedi ama sesi içine kaçmış gibiydi.
Bir şey olmuştu değil mi?
Onun da geçmişi parlak değildi.
Hanginiz geçmişi parlak acaba?
Diye düşüncelerimi böldü beynim. Evet, bu sefer haklı olabilridi. Ilk kez!
"Daldın gittin ne oldu?" Yavaşça kafasını aşağı yukarı salladı. "Yok bir şey komutanım ne olabilir?" Yok bir şey diyordu. Ama bir şeyler olduğuna emindim. Gözlerinde ki ışık cevabımla birlikte solup gitmişti. "Anlatmak istemezsen susarım ama anlatmak istersende dinlerim." Anlatmak iyi gelirdi. Omuzlarında ki yükü biraz olsun hafifletirdi. Benim omuzlarımda ki yük belkide bu yüzden bu kadar ağırdı.
Hiçkimse ye bir şey anlatmadığım için...
Ateş ellerini önünde birleştirdi. Derin bir nefes verip anlatmaya başladı. "Ünlü bir aile... Çoğu bağışın sahibi bir yardımsever..." anlattıkça Ateş'in gözlerinde ki parıltı azalıyordu. "Herkese güler yüzlü ve şefkatli olan bir adam bana bir kere bile gülmedi."
Babası...
Onun durumu benden daha vahimdi. Çünkü normali cani olan bir adamın ailesine iyi davranması beklenemezdi. Ama Herkese iyi olan bir adam bir çocuğuna kötü olunca işte o zaman işler karışırdı. "Baban mı?" Diye sordum. "Adı Babaydı. Bana baba değildi." Düşüncelerimiz benzerdi.
Maalesef adı baba olan herkes baba olamıyordu. Bunu en iyi şekilde öğrenmiştim. "Evde ki Herkese iyiydi. Aslında evdeki herkes birbirine iyiydi. Ben hariç" annesi bu hikayenin neresindeydi? "Annende mi" diye sordum çekinerek. Nasıl bir cevap alacağımı bilmiyrodum. Dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu. Bana döndü. Hüzünlü gözlerle bakıp "annem hiç olmadı ki" dedi.
Boğazıma bir yumru oturdu. Daha fazlasını sormak istedim. Ama korktum. Benim annem olmuştu. Elinden geldiğince beni korumaya çalışmıştı. Ama o manyak bir adamın elinde savunmasızdı. Onu koruyacak hiçkimsesi yoktu. Tekrar önüne döndü. "Benim hiçbir şeyim olmadı. Onların ev dediği yeri cehennem içindekiler ise şeytandı."
Devam etti. Sanki canı yanmasına rağmen kendini zorluyordu. "Varlık içinde yokluk gördüm. Dışarıdan bakıldığında herşeyim var gibiydi. Ama hiçbir şeyim yoktu." İşte buda en acı kısmıydı. "Okuyup, kurtulurum dedim. Okudum. Bir mesleğim oldu." Burdan sonrasını tahmin etmek zor değildi. "Sonra birini sevdim. Ilk kez birinin benim olduğunu sandım" bana döndü. "Ben içimde ki bütün sevgiyi tek bir kişiye verdim"
Gözlerimi yumdum. Kulağıma sanki ağlayacak gibi iç çekişi geldi. "Ama o da gitti" dedi. Gözlerimi tekrar açtım. İşte şimdi bakışlarında ki ışık yok olmuştu. Bana doğru döndü. "İçimde azıcık bir umut kırıntısı kalmıştı. Ama onu da benden aldılar" dedi. Gözleri dolmuştu. Ağlamamak için kendisini zor tutarken "izin verirseniz... sarılabilir miyim?" Diye sordu.
Bunun için benden izin almasina bile gerek yoktu. Onun bu haline bakarken benimde gözlerim dolmuştu. Daha bugün bir daha ağlamam derken Ateş'in bu hali beni mahvetti. Kollarımı iki yana açtım. "Gel" gözlerini benden kaçırıp hızla bana sarıldı.
Bende kollarımı ona doladım. O kadar savunmasız duruyordu ki... o kafasını göğsüme gömdü. Bende başımı onun gür saçlarına...
Biz iki yaralı kişi birbirimize sarılarak kendimi avutmaya çalıştık. Ama ne onun kalbinde ki boşluk doldu ne de benim içimde ki kimsesizlik hissi son buldu. Kafam hala Ateş'in saçlarının arasındayken odada bir telefonun zil sesi yankılandı. Ateş benden ayrılıp elini arka cebine atıp telefonunu çıkardı.
Telefonu hızla açıp kulağına götürdü. "Söyle" diye emir verdi. Bende elimin tersiyle gözlerimi silip bir nefes verdim. Ateş'ten ne diye şaşkın bir ses gelince ne olduğunu anlamak için ona döndüm. Ateş kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Ne oluyor dercesine kafamı hafifçe iki yana salladım.
Ateş telefonda ki kişiye "konum at" dedi ve telefonu bir kenara fırlattı. "Ne oldu?" Diye sordum merakla. Ateş yavaşça bana döndü. "Bir şey söylemem lazım ama sakin olacaksınız" diyerek beni daha da meraklandırdı. "Söyle" dedim onu konuşmaya teşvik etmek için. Bir süre bekleyip sertçe yutkundu. "Timur Buryakov İstanbul'a gelmiş"