5. bölüm · Göğün yıkılışı

4. Bölüm: Özel Görev

Selen Kara

Saatler Önce
Yiğit Tuna Sancar
Omzumda uyuyan kadını izliyordum. Uyuduğu için onu doya doya izleme zamanı bulabilmiştim. Badem şekli gözleri vardı, her an açılmaya hazır tetikle olan göz kapaklarının üzerinde ki keman gibi kirpikleri dikkatimi bozan ikinci şeydi. Birincisi ise gözleriydi.
Ama şu anda uyuyordu gözlerinin yeşilini göremiyorum. Her şeyini ayrı severdim ama gözlerine ayrıca ölüyordum. Ben öyle bir yeşili başka hiçbir yerde görmemiştim. O kadar canlı bir yeşildi ki hayattan vazgeçene hayatı sevdirirdi. Kahve saçları omzuma dökülüyordu. Elimi kaldırıp saçlarını okşamak istiyrodum ama uyanmasından korktuğum için bu fikrimden vazgeçtim. Kuş kadar hafif bir uykusu vardı. Bu mesleğine bağlı bir alışkanlık değildi , yaşadığı hayatın ona kattığı korkuya bağlıydı. Her an bir şey olabilir her an bir yerden bir haber gelebilir aklıyla hareket ediyrodu. İçimi acıtanda buydu işte. Farkında değildi ama kendi içinde verdiği savaş onu öldürecekti. Ve ben Buna asla izin vermezdim , ama bazı şeyler benim kontrolüm dışında gerçekleşiyordu. Ben onu kontrol edeyim derken o beni kontrol ediyordu.
Soğuktu ve mesafeliydi. Aslında Onunla karakterlerimiz oldukça benziyrodu. Ama tam olarak aynı denilemezdi, o sakindir, ben sinirli o mesafeledir, ben sert. O insanına göre muamele yapar, ben ise herkese aynı davranırım. O göğün hükümdarı ben ise karanın. Birimiz gökte birimiz yerdeydik birbirimizden tamamen zıt iki kişiydik. Ama bir şekilde aynı noktada buluşmayı başarabiliyorduk. Bizi aynı yerde buluşturan ise acılarımızdı. Ne onun nede benim kolay bir hayatım olmuştu ama benim tek şansım bir abimin olmasıydı onun ise hiçkimsesi yoktu.
Yanında
Ben vardım ama görev gereği her anını göremiyordum. Neler yaşıyor ağlıyor mu gülüyor mu ne düşünüyor ... her anına eksiksiz Şahit olmak isterdim. Görevimiz vatandı. O da bunu iyi biliyordu , o yüzden üzülsem de yine o çok sevdiğim göreve geri dönüyordum. Özel hayatla görev ayrımını yapabiliyorduk herkes yapabilmeliydi. Onu incelemeye devam ettim
Aslında onu her fırsat izlesem de doyamıyordum. Ne ara bu kadar tutulmuştum ona? İşte onun cevabını veremezdim. Sanki o yeşil gözleri beni kendi ormanına çekmiş ve bütün çıkışları kapatmış gibiydi. Hemde bunu parmağını bile kıpırdatmadan yapmıştı. Hafif eğimli bir burnu vardı , her zaman pembe olan dudaklar ise en güzeliydi.
Hafifçe kafasını kıpırdattı. Yüzüne daha da yukarı kaldırmıştı sanki bilerek onu daha çok izleyeyim diye yapıyordu. Omzumda daha fazla rahat edemezdi. Kolumu onun başının altına koyup yavaşça oturduğum koltuktan kalktım elim hala onu başının altındayken diğer elimi dizlerinin altına attım elimi başından çekip sırtına koyunca başı doğal olarak yine omzuma düştü.
Bilerek uykusunun derinleşmesini beklemiştim eğer uyuduğu gibi kucaklamaya kalksaydım. Beni tüfekle vurma ihtimali oldukça yüksekti. Ateş ile bu kızlardan çekmediğimiz kalmamıştı. Elvin'de Asena'da birbirlerinin aynısıydı.
Kardeş olsalar bu kadar benzerdi.
Sürekli birlikte vakit geçirdikleri için karakterleri bizim aksimize birbirine çok benzemişti. Biz iki keçi bir köprüde buluşamazken onlar her türlü o köprüde buluşabiliyorlardı. Onlara doğru attığımız tek bir adımda kafamıza silah doğrultacak kadar gözü karaydılar. Aralarında ki tek fark Elvin Ateş'i vurmazdı ama Asena eline silahı aldığı gibi beni vururdu. Bizim anlaşma şeklimiz buydu başka türlü yapamıyorduk. Koridora çıkıp yatak odasına doğru ilerlemeye başladım uzun bir holü vardı. Odaya girip geniş yatağa Yavaşça bıraktım. Hala uyuyordu. Onu uyandırmadan buraya getirmeyi başarmıştım. Kazandığım en büyük zafer bu olabilir di. O kadar inatçıydı ki şu yatağa ölse yatmazdı. Nedeni ni ise hiçbir zaman anlayamamıştım.
Çoğu şeyi anlatmış olsada hala benden sakladığı ufak detaylar vardı. Kıyafet dolabına doğru ilerleyip en sağda ki kapağı açtım en üst rafında siyah ince ama sıcak tutacak bir battaniye vardı onu alıp kapağı olabildiğince yavaş hareketlerle kapattım . Yatağa doğru gidip üzerini örttüm. Baş ucunda duran komidine değil de yatağın öbür tarafında ki komidinin yanına gidip üzerinde duran gece lambasını açtım. İçerisi loş bir ışıkla dolunca rahatladım. Karanlıkta kalmaktan nefret ederdi. Uyandığı zaman yanan ışığı görmesi daha iyi olurdu. Son bir kez Yüzüne bakıp odadan çıktım .
Kapıyı hafif aralık bırakıp mutfağa doğru ilerledim geldiğimde karnı açtı. Yemek bile yemeden uyumuştu. Uyanana kadar bir şeyler hazırlasam iyi olacak. Küçük bir mutfağı vardı Sağda tezgah tezgahın en sonunda buzdolabı onun karşısında ise balkon kapısı vardı solda ise duvara dayalı işini görecek bir masa vardı. Onun için eşyaların işini görmesi yeterliydi. Gerisi ile ilgilenmezdi. Ona Yoğurtlu makarna yapacaktım en sevdiği yemekti.
Aklımda kira vermeden yaşayan bir bilgi daha.
Sondan ikinci dolabı açıp içinden orta boylu bir tencere aldım. Kapağı kapatıp tencereyi yavaşça ocağa koydum nedenini bilmediğim bir şekilde kırk yılın başı zar zor uuyuyan kurdu ses çıkarıp uyandırmak istemiyorudm. Masanın kenarında duran su damacanasını aldım ve tencereye yeteri kadar döktüm. Bence bu kadarı yeter gibiydi su bir parmak aşağıda duruyordu. Fazla mı gelir acaba? Tam gelmesini umarak buzdolabına yöneldim kapağını açıp en alttaki Sağ çekmeceyi açtım. Açtığım gibi karşımda makarna paketi bulmayı beklemiyordum. Hemen paketi alıp kapağı tekrar kapattım. Paket açılmış ve oldukça kullanılmıştı. Bu kız her gün makarna falan mı yiyor acaba?
Of Asena of!
Adamı deli eder. Gerçi ben çoktan onun delisi olmuştum ama...neyse tencereye dört avuç makarna koydum. Fazla fazla koydum ki ben yokken de yesin. Makarnaları attığım gibi köpüklenen suya baktım başka ne koymam lazım dı?
Heh buldum! tuz koymalıydım. Tuzu da unutmazsın be adam! Aklıma gelenlerle tezgaha bakınmaya başladım. Önce sağa sonra sola bakınca tuz kavanozunu gördüm. Kavanozu elime alıp iki çimdik tuz attım umarım bu kadar yeterdi.
Elimde ki Tuzu tam aldığım yere koyacaktım ki cebimde ki telefonun titremesiyle duraksayıp Tuzu makarnalar ile birlikte kaynayan tencerenin yanına bıraktım ve hemen beni bu saatte kimin aradığına baktım. Telefonda ki Adnan albay yazısını görünce korkarak telefonu açtım. Korkum asla görev olabileceği için değildi. Daha yeni gelmişken göreve gidersem Asena'nın yine yalnız kalma ihtimaline karşıydı.
Onun hakkında ki herşey beni fazlasıyla korkutuyordu. Hayatında ne yapacağı belli olmayan birinin olmasının da bu yanı zordu işte ne zaman nerede ne yapacağını asla kestiremiyordum. Hele bu Asena ise
Telefonu Açtığım gibi karşıda ki sert ses kulağıma geldi
"Komutan Sancar" evet, tahminlerim doğruydu. Bana komutan dediğine göre görev vardı.
"Emredersiniz komutanım" karşıdan ne geleceğini kestiremiyordum. Eğer görev olsa bunu bana direkt söylerdi. Ne olmuştu?
"Benim bilmediğim bir zaafın varmı?" İstesem de zaafım olamazdı. Vatan için hiçbir zaaf göz önünde bulundurulmazdı.
"Yok komutanım" var diye bağırmak istedim.
"O zaman beni iyi dinle" pür dikkat albayı dinlemeye başladım. Ve anlattıklarıyla beynimden vurulmuşa döndüm. Her bir sözde daha da yıkıldım. Benden istediği şey akıl almazdı. Yedi aylık özel bir göreve gidecektim. Koskoca yedi ay... Buraya kadar her şey normal olmasa da normal karşılamaya çalıştım. Ama asıl sıkıntılı olan bundan sonrası söyledikleriydi.
Eğer albay özellikle benden bunu istiyorsa iş ciddiydi. Ve albayı dinledikçe bunu daha rahat anlamıştım. Benden istediği görevin sonu her türlü Asena'ya dokunuyordu. Kendimi bir kenara bırakalı uzun Zaman olmuştu.
Asena'yı gördüğüm günden beri.
Ama Asena bir kenara atılmayacak kadar değerliydi. Ve ben bunu ona nasıl yapacağımı düşünüyordum. Telefonda ki ses sustu. Ama benim zihnim konuşmaya devam etti. Telefonu cebime koydum. Ama ondan sonrası benim için bir film şeridi gibi geçmişti Makarnanın ne ara olduğunu ne ara süzüp te tabağa koyup birde üzerine yoğurdu koyduğumu ı bile hatırlamıyordum. Ellerimle tezgaha dayandım. Bir süre öyle kaldım ve düşündüm.
Ve Düşündükçe daha da boğuldum. Bu sefer kendi nehrimde boğulan ben oluyordum. Beni harekete geçiren ise yatak odasından gelen ince ama duyulacak güçte olan inleme sesiydi. Duyduğum inleme sesiyle beraber hızlı adımlarla yatak odasına doğru ilerledim. Kapıya vardığım da içeri girmedim. Aralık olan kapıdan Asena'nın çatık kaşlarını gördüm. Inleme sesiydi ondan gelmişti. Kabus gördüğü her halinden belliydi. Sağ elini yumruk olmuş alnından soğuk terler akıyordu.
Düzenli aralıklarla inliyordu. Çoğu halini görmüştüm ama kabus gören halini ilk kez görüyordum. Fatkettiğim şeyle kafamda ki şimşeklerin çakması bir oldu. Demek bu yüzden uyumaktan bu kadar korkuyordu. Her uyuduğunda kabus görüyor aynı geceyi tekrar tekrar yaşıyordu. Aynı acıları her gözlerini kapadığında tekrar yaşıyordu. Ve ben onu bu halde bırakıp göreve gidecektim. Nasıl olacaktı? Şimdi bu halde ise ben görevden geldiğimde beni gördüğü zaman neler yaşayacaktı?
Ellerim yumruk halini aldı. Onu nasıl bu hale getirebilmişlerdi. Göz kapakları titreşti. Uyanıyordu. Ne söyleyecektim ona? Ne diyecektim ki? Göz kapakları yavaş yavaş açıldı. Yeşilleri oda da oynandı ve yatakta hafifçe doğruldu. Baş ucunda yanan loş ışığa baktı. Yanan ışığı görünce Dudağının köşesi kıvrıldı. Bu kadarı bile onu mutlu etmişken elinde ki bütün mutluluğu alacaktım. İlk kez bir görevden bu kadar korkuyordum.
Farketmeden beni kendine ne kadar bağlamıştı. Hemde bunu parmağını bile kıpırdatmadan yapmıştı. Varlığı yetmişti beni etkilemeye. Ona bu kadar tutulduğumu daha yeni anlıyordum.
İnsanın içini korku kalapyınca kime ne kadar değer verdiğini o zaman anlarmış.
Ve ben bunu şimdi farkediyordum. Çok geç kalmıştım. Sonra gözleri beni buldu önce yüzüme sorna ise yumruk olan ellerime baktı. Ayaklarını yataktan aşağı doğru sarkıttı tam kalkacaktı ki aralık olan kapıdan içeri girip yatağa onun yanına oturdum. Hiçbir şey söylemedim
Söyleyemedim.
Sonra aklıma aç olduğu geldi " Yemek yaptım" buna şaşırmış gibiydi. Başta bir şey demedi. Bende ki değişikliği anlamış olmalıydı. Bunu anlayacak kadar beni tanıyrodu. Şaşkıngözlerle bana bakmaya devam ederken "Gerçekten mi?" dye sordu. Ona cevap vermeden Yataktan kalkıp Mutfağa doğru ilerlemeye başladım.Ve onu da yönlendirmek için " hadi mutfağa gel" dedim. Kendimi açıklamam lazım dı. Nasıl yapacağımı ise ben bile bilmiyordum. Ve ondan kaçmıştım. Bunu sorgulayacaktı. Başka şansım yoktu. Er yada geç anlatmam lazım dı.
Asıl sıkıntı ise anlatamadıklarımdaydı. Arkamdan Mutfağa doğru geldiğini gösteren adımlarını duydum. Masaya gidip en uzak sandalyeye oturdum. Tabağa düşünceli gözlerle baktım. Kafamın içi allak bullak olmuştu.
O da gelip karşıma oturduğunda kısa bir süre daha tabağa bakıp çatalı aldım ve önümde ki tabağa daldırdım. Üzerimde ki bakışlarım hissedebiliyordum. Ama yüzüne bmaya korkuyordum. Çatala doladığım makarnayı ağzıma doğru götürdüm. Çiğnemeye başladım ama makarna bile ağzımın içinde zor dönüyordu. Tuzu biraz az olmuştu, ama genede fena değil gibiydi. Adnan albay bana öyle bir şok yaşatmıştı ki Tuzu ne kadar koydum ona da dikkat etmemiştim.
Umarım o yaptığım makarnayı beğenirdi.
Tam ikinci çatalı tabağa daldırmıştım ki onun yemediğini farkedince kafamı tabaktan kaldırıp ona baktım.
Neden yemiyordu?
Ben ne olduğunu çözmeye çalışırken "bir şey mi oldu" diye sordu büyük bir merakla.
Başlıyorduk.
Boğazıma bir yumru oturdu.
Bütün askeriyenin korkarak baktığı sadece seçili görevlere giden yeryüzünün Bozkurt'u Komutan Sancar göklerin Kartalı olan Asena Buryakov'un yanında tek bir kelime bile edememişti. Ve bunu sırf onu üzmemek için yapmıştı.
Bu sorusunu görmezden gelmek zorunda kalarak çatalımı tekrardan tabağına daldırdım. Ve o an bir şey oldu. Kafamı tabaktan kaldırdığım da gördüğüm şeyle ne hissetmem gerektiğini bilemedim.Asena çatalı tutan elimi bileğimden yakalamış , benim ona bakmamı istemişti. Gözlerimi birleşen ellerinizden ayırıp yüzüne baktım. Benim hüzünlü bakışlarımın aksine onunkiler bana dik bir şekilde bakıyordu.
İnatçı derken şaka yapmıyordum, kafaya taktığı zaman peşini bırakmıyordu.
Belki de ilk kez ona hüzünlü bakıyordum. Daha fazla ondan kaçamayacağımı anlayıp yavaşça çatalı tabağa bıraktım. O da bunu görünce elini elimden çekti. Bir kaç saniye kafamda ona söyleyeceklerimi toparlamaya çalıştım. Ve en sonunda söze girdim. "Asena sen uyurken bir telefon geldi" dedim kendimi sakin tutmaya çalışırken bana anlamayan gözlerle baktı." Kim aradı?" daha en sorunlu kısmına gelmemiştim.
Derin bir nefes nefese verdim. "Bir görev varmış" bana bunda ne var? Der gibi baktı." Yedi aylık özel bir görevmiş özellikle albay beni seçmiş" düşündüğümün aksine hiçbir tepki vermedi. Görevdi ve albay beni seçmişti , yapabilecek hiçbir şeyi yoktu. Kısa bir süre hiçbir şey demedi.
Belkide çok şey demek istiyordu, ama ne söyleyeceğini bilemiyordu. Aynı benim olduğum gibi...
Gözlerinde küçük de olsa bir üzüntü yakaladım. Ama sonra hemen kayboldu. " Tamam git" bu beklediğim bir cevaptı acı olan ise bu sefer gözlerini kaçıran oydu.
Bunu yapmasını sevmiyordum.
Hemde hiç!
Hemen kendimi açıklamaya geçtim. "Asena sadece yedi ay sonra geri gelicem" demesi kolaydı, acaba o Yedi ay nasıl geçecekti? İşte orası ülkedeki merak konumuzdu. Ya olayın görev olmasıyla hiçbir alakası yok canım feda ama Asena'yı yedi ay boyunca yalnız bırakma fikri bana hiç cazip gelmiyordu. Albay bana zaafın varmı? Dediğinde yok demiştim.
Verdiğim cevaptan Pişman mıydım?
Asla
Asena kendi başına onca zaman rahat durur muydu?
Asla
Peki bu konuda ne yapacaktım?
Peşine adam takmak fena fikir değil gibi
Ama bunun sonunda yaşama ihtimalim yüzde bir bile değildi. Sadece benim değil timinde yaşama ihtimali yoktu. Bizi üst üste koyup F16'dan aşağı kurbanlık koyun gibi sarkıtırdı.
Bu konu hakkında sonra ayrıntılı olarak düşünecektin.
Tekrar gözlerime baktı. "Göreve seni seçmişler, ve sende gideceksin bu kadar bana kendini açıklamak zorunda değilsin ben kimim ki?
Sen kim misin?
Evimsin Asena
Ben bu zamana kadar hiçbir yeri evim olarak görmedim. Hiçbir yere evim gözüyle bakmadım. Ama onu gördüğüm gece... bütün dengelerini tek celsede yok etmişti. Beni ormanlarına alıp bir daha asla çıkmama izin vermemişti
Büyü gibiydi.
Şikayet eden de yoktu. Halimden memnundum. Ama benim asıl takıldığım şey ise Gerçekten kendini benim gözümde bu kadar değersiz mi görüyordu? Ona o an binlerce şey söyleyebilirim. O gece ona hiç olmadığı kadar çok şey söylemek istedim. Aklımdan geçenleri bir bir anlatmak istedim. Ama albayın söyledikleri kulaklarımda çınladı. Ağzımı açıp tek bir kelime Söyleyemedim ona. Kısa bir an durup sırf cevap verebilmek için konuştum
"Sen benim gözümde ki yerinin farkında değilsin Asena" dedim. Bana sorgulayan gözlerle baktı. " senin gözünde nasıl bir yerim var Tuna"
Al şimdi cevap ver!
Gözlerine derin bir şekilde baktım. Ağzımdan çıkacak iki çift lafım bekliyordu. "Değer verdiğim bir arkadaşımsın Asena herşeyden önce can yoldaşımsın" hayatımda ki en boş cümleyi kurmuştum. Acilen Ağzımı sirkeli suyla yıkamak istiyrodum. Daha fazla burada durursam herşeyi anlatabilirdim. Oturduğum yerden kalkıp mutfaktan çıktım. Kapıya doğru ilerlemeye başladım.
Daha fazla burada kalamayacktım.
Belkide ilk kez ondan kaçıyordum. İlk kez onun yanında durmak istemiyordum.
Kalktığımı görünce o da kalkıp peşimden gelmeye başladı. Bunu yere sürten ayaklarından anlayabiliyordum. Kapıya varınca adımlarım yere sabitelndi. Ve yavaş yavaş ona döndüm. Tam arkamda duruyordu.
Bakmasam daha iyi gibiydi.
Arkamı döndüğüm gibi yeşilleriyle karşılaştım. Hiç olmadığı kadar uzun baktım gözlerine. Bir daha onunla karşılaşamayacaktım. Bir daha onunla konuşma şansım ya olur ya olmazdı. Albay yarın akşama hazır ol demişti. Aslında yarın da onunla görüşebilirdim. Ama yüzüne baktıkça daha da kötü oluyordum.
Sanrım ondan ayrılmak istemiyordum.
Kendimden hiç beklemediğim bir şekilde ona birden sarıldım. O ise bana ne sarıldı, nede itti. Hiçbir şey yapmadı. kafamı boynuna gömdüm ve kokusunu doya doya içime çektim. Lavanta kokuyordu.
O kadar güzeldi ki...
Zaten gitmek istemiyordum, kokladıkça da hiç ayrılmak istemedim. Ayrılmam lazımdı. Yavaş yavaş kafamı boynundan kaldırıp doğrudan gözlerine baktım. Gözlerinde duygu kırıntısı aradım, Ama bulamadım. Ya duygularını çok iyi gizliyordu yada gerçekten beni arkadaşı olarak görüyordu.
Birinci ihtimale inanmayı seçtim.
"tezgahın üzerinde uyku ilacı var her gece uyumadan önce bir tane iç iyi gelir" dedim ve arkamı dönüp hızla evden çıktım.
Bütün hislerimi orada bırakıp çıktım
Bir daha o kardeleni göremeyeceğimi bile bile çıktım.
Sevgimi, korkumu, kızgınlığımı, ve daha bir çok duygumu orada bırakıp çıktım.
Kalbimi orada bırakıp çıktım.
Tek bir şeyimi bırakmadım.
Mesleğimi...
Ona çok daha önceden ne olur ne olmaz diye aldığım bir ilaçtı ama vermek bu güne nasip olmuştu. İlacı Gözümle görmeden vermek istememiştim. Hızla apartmandan çıkıp otoparka doğru ilerledim. Vardığımda parkettiğim kuryeci motoruna binip son gaz siteden çıktım ve yine yollara düştüm. Bu sefer nereye gittiğimi nereye gideceğimi bilmeden sürdüm. Hayatımın en büyük pişmanlığını yaşıyordum. Kendime o kadar kızgındım ki...
Ve yine içimde hayatımın en büyük çelişkisini yaşıyordum. Bir yanda Adnan albayın söyledikleri bir yandan vatan görevi bir yandan ise Asena.
Belkide Asena'm.