2. bölüm · Göğün yıkılışı

1. Bölüm: İçimdeki Fırtına

Selen Kara

Çok yakın bir zamanda bir söz duymuştum " insan büyür beşikte mezarda yatmak için kahramanlar can verir yurdu yaşatmak için" bu sözü kim söylemişti bilmiyordum ama kim söylediyse çok doğru söylemişti. Ama bence eksikti "kahramanlar can verir yurdu yaşatmak için" değil "bilinmeyen kahramanlar can verir yurdu yaşatmak için" biz bilinmezdik kim olduğumuz ne yaptığımız bilinmezdi. Bazıları denizin, Bazıları yeryüzünün, Bazıları ise gökyüzünün bilinmeyen kahramanıydı. Biz ise gökyüzünün kahramanlarıydık . Uçan kuştan, doğan Güneş'ten, batan Ay'a kadar her şeyden haberimiz olurdu. Biz bunun için yaşıyorduk ve öleceksek yine bu uğurda ölecektik.
Biz kim miyiz?
186. Kartal filosuna bağlı Göktürk Özel Görev Kolu olarak bilinirdik. Her birimiz zorlu eğitimlerden geçmiş, özenle hazırlanmıştık bu görevlere;
Lider boss Üsteğmen Asena Buryakov
Namıdiğer: Gökçe
Sağ wirgman Teğmen Ateş Soral
Namıdiğer:Barut
Sol wirgman Teğmen Demir Kara
Namıdiğer: Vurgun
Artçı comart Asteğmen Elvin Korkut
Namıdiğer Baykuş
Biz vatana için yaşar vatan için can verirdik. Üç sene önce kader bizi bir araya getirmişti . Havada beraber hareket eder karada ne kadar birbirimize kızsak da küs olsak havada tek vücut olmayı bilirdik.
Yine zorlu bir görevden dönüyorduk. Bu sefer gerçekten yorulmuştuk . Ama nedense dışarıdan bakınca sadece ben, Elvin ve Demir yorulmuş gibi duruyordu. Ateş'in keyfi gayet yerindeydi. Demir ise arkada uyuyakalmıştı.
Her zaman ki gibi
Demir aramızda ki en uykucu kişiydi. operasyoonun ortasında uyumadığına şükrediyordum. hepimizin evleri aynı güzergahta olduğu için hepsini evlerine ben bırakıyordum yada sadece benim arabam olduğu için ve onlar yürümek istemediği için mi bilemiyordum. Ateş'in evinin önüne gelince Ateş her zamanki cıvıklığına devam ederek önce Elvin'e dönüp "görüşürüz barut güzelim" dedi . Elvin ise ona en ters bakışıyla cevap verdi . Sonra bana dönüp " iyi günler komutanım" diyerek bana da veda etti. bende başımı hafifçe öne eğip kaldırarak cevabını verdim hiç konuşacak halim yoktu.
Bu hallerimi bildiği için daha fazla zorlamayıp bende kullanamadığı cıvıklık hakkını her şeyden habersizce uyuyan Demir'de kullanmaya karar verdi ve ona döndü. sert bir şekilde dirseği ile dürttü "alooo sözde lakabı Vurgun ama bizim ki vuruş haklarını rüyaların da kullanmayı tercih ediyor nedense" Ateş 'in bağırışı karşısında uyanmamak mümkün değildi. Demir'de derin uykusundan uyanıp ne olduğunu anlamaya çalışan gözlerle Ateş 'e baktı "ne var Allah'ın manyağı " Ateş ise Demir ' in bu çıkışına karşılık ona kınayan gözlerle bakti " bak alınıcam artık hee gidiyorum onu söyleyecektim ne kızıyorsun hemen " dedi ve kapıyı hızla açıp arabadan indi.
Demir kıyamayıp camı açtı " pişt " diyerek Ateş 'e seslendi Ateş ise apartmanın kapısının önünde durup Nazlı nazlı tam dönmeden omzunun üzerinden kaşlarını kaldırıp Demir'e bakti " ne var" dedi Demir de " bir şeyin kalmadı dimi arabada " Ateş ise Elvin'e bakıp "barut güzelim dışında hiçbir şeyim kalmadı rahat rahat uyuyabilirsin artık" Ateş'in bu laflarına yanımda oturan Elvin ya sabır çekti . Demir ise Ateş'in Elvin'e attığı lafla kıkırdayıp "valla bir gün o barut güzelin seni operasyoonun ortasında bırakıp kaçarsa hiç şaşırma " diyerek sohbeti uzattı
Ateş ise Demir'e ters ters bakıp "o bana kıyamaz bir kere" dedi Elvin daha da sinirlendi ve camını açıp Ateş'e bakıp " bak beni çıldırtma " diyerek çıkıştı Ateş ise hiç istifini bzomadan hafifçe sırıtıp Elvin'e döndü "en çok bu çıldırmış haline bayılıyorum barut güzelim" bu laftan sonra Elvin'in hiç üşenmeyip üzerine atlayacağını bildiği için koşarak apartman kapısını açtı ve içeri girerek gözden kayboldu.
Ateş, Elvin'i ilk gördüğü andan itibaren ona tutulmuştu Elvin Ateş'in ona olan ilgisinin farkındaydı ama hiç pas vermiyordu vermeye de niyeti yok gibiydi Ateş'te bunun farkındaydı ama Elvin'den vazgeçemiyordu . Bir gün onunla evleneceğine hepimizden çok inanıyordu. Elvin ise Ateş'i ne kovuyordu ne de istiyordu Bence Elvin de onu içten içe seviyordu, ama bunu belli edemiyordu.
Demir'de Ateş'in içeri girdiğini görünce camı kapattı kafasını içeri sokup "tam manyak ya" diyerek homurdandı . Ne kadar Ateş'e onu uykusundan uyandırdığı için kızmış olsada yinede ona ters cevap vermeye kıyamıyordu çünkü Ateş her seferinde ona kırılmış gibi rollere giriyordu. Ona kızıyorduk laf ediyorduk ama yinede onsuz yapamıyorduk. Ekibimizin neşesiydi o olmayınca eksik kalıyorduk. Ateş ile Demir'in sonunda biten sohbetleri sayesinde arabayı bir sonraki durak olan Demir'in evine doğru sürmeye başladım. Demir'in evinin önüne geldiğimizde bana ve Elvin'e veda edip sitenin içine girdi.
Arabada sadece Elvin ile ikimiz kaldık . Sessizliği bozan yanımda oturan Elvin oldu. "Asena , iyi misin?" bana ismimle hitap etmesi resmiyeti kaldırdığını gösteriyordu. Komutan olan bendim ama resmiyeti kaldıran oydu. Bu onunla aramızda bir şifre gibiydi. Benim iyi olmadığımı anladığında yada ben veya o tehlikede olduğunda bana ismimle seslendirdi. Ben izin vermeden aramızda ki resmiyeti kaldırabilecek tek kişi oydu. "iyiyim desem inanacak mısın Elvin " inanmazdı biliyordum herkes inanırdı ama ona inandıramazdım beni en iyi tanıyanlardan biriydi içimde nasıl fırtınalar koptuğunu bilirdi. " inanmam tabiki de Asena ama Böyle de sus sus nereye kadar kimseye içini dökmüyorsun bari bana dök bana anlat"
Nasıl anlatayım be Elvin?
"Anlatırsam boğulursun yapma" bana sert bir şekilde yan gözle baktı "boğulayım ya boğulayım! sen o fırtınada yok olacağına anlat beraber yok olalım Asena. iyi değilsin görmüyor musun ya bunu anlamıyor musun? böyle yaparsan daha da kötü olacaksın kendine yapma bunu anlat beraber çözelim " ağrıyan başım daha da ağrıdı. "Elvin" dedim kendimi sakin tutmaya çalışarak "bak beni biliyorsun üzerime gelinmesinden hoşlanmam yapma şunu ısrar etme bana" Elvin dediklerim karşısında beni daha fazla zorlamak istemedi.
. Gözlerini benden ayırıp önüne döndü. Bu laflarıma kızmıştı, anlamıştım. Gönlünü başka zaman alırdım şu anda daha fazla konuşmaya halim yoktu. İçimde ki fırtına beni yavaş yavaş öldürüyordu. Bunun farkındaydım ama yinede sustum, susmak zorundaydım. Konuşmaya başlarsam hiç iyi şeyler olmayacaktı. Ve bu sefer Elvin duydukları karşısında rahat durmayacaktı. Bunu adım kadar iyi biliyordum. Elvin'in evinin önüne geldiğimizde bana veda etmeden arabadan hızla inip kapıyı sertçe kapattı ve evin kapısını açıp içeri girdi müstakil bahçeli bir evde oturuyordu tek katlıydı Elvin'in kişiliğine zıt olarak şirin bir evdi.
O da benden az şeyler yaşamamıştık. Bana laf ediyordu ama o da en az benim kadar kapalı kutuydu. Elvin içeri girdikten sonra bu sefer de arabayı kendi evime doğru sürmeye başladım hemen eve gidip uyumak istiyordum. Gerçi uyumak bile bana zulüm dü her gece aynı şeyleri görmekten her gece aynı korkuları yaşamaktan sıkılmıştım ama uykusuz da yapamazdım mecbur uyuyacaktım. Kendi evime geldiğimde arabayı sitenin otoparkında bırakıp eve doğru yürüdüm. Yedi katlı binanın en üst katında oturuyordum.
Karadan uzak göğe yakın olmak için.
Ben gökyüzüne aittim karada yapamazdım benim için yeryüzü karanlık gökyüzü aydınlıktı. Cebimden Anahtarımı çıkartıp içeri girdim . Kapıyı kapattım. banyoya doğru ilerledim. üniformamı çıkarıp kendimi sıcak suyun altına attım. Gözlerimi kapattım
Yok olmak ister gibi.
Sanki su bütün yükümü alıp götürecekmiş gibi uzun süre kıpırdamadan sıcak suyun altında durdum. Gözlerimden akan yaşlar suya karıştı. Omzumda ki yüklerimi atmak ister gibi oracıkta bekledim. Ama duştan çıktığımda yine her şey aynıydı. Yorgunluğum yerli yeridneydi. aynaya bakmaya tenezzül bile etmeden saçlarımı taradım . Aynalar benim için korkutucu şeylerdi. Ne kadar istesem de geçmiş peşimi bırakmıyordu. Temiz pijamalarımı giydim ve saçlarımın kurumasını beklemeden yatağa kendimi bıraktım Karnım acıkmıştı ama kalkıp kendime yemek hazırlayacak mecalim bile yoktu. Annesizliğin bir kötü yanıda buydu aç olduğunda kalkıp kimse bir kase çorba koymazdı. Hasta olduğunda kimse gelip ateşin var mı? yok mu? diye bakmazdı.
Uykum iyice gelmeye başlamıştı vücudum gevşedi tam uyuyacaktım ki zil çaldı. "Bu saatte kim gelebilir ki?" diye mırıldanarak yataktan kalktım ve ayaklarımı yere sürte sürte kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda gördüğüm yüz beni şaşırtmadı. Elvin yine yapmıştı yapacağını Ellerini göğsünde birleştirmiş Sol tarafıyla kapı eşiğine dayanmış üzerinde ise hala üniforması duruyordu . Görevden geldiği belliydi . Ayaklarına baktım postalları hala ayağındaydı. Görev zorlu geçmişti bunu alnına dağılan dağınık halde duran sarı saçlarından anlayabiliyordum. Mavi gözlerini bana dikmiş iyi olup olmadığımı anlayamaya çalışıyordu. Karışmda dikilen kişi Gölge timinin komutanı :
Yüzbaşı Yiğit Tuna Sancar'dı
Namıdiğer: Bozkurt
Benim tabirimle ise "Tuna nehri" herkese Bozkurt sert soğuk ve sinirli olabilirdi. Ama bir tek bana nehirdi.
İçine dalıp dinlenebildigim tek liman
Nehir gibi sakin ama istediği zaman herkesi içinde boğabilecek kapasiteye sahipti. Askeriyede ün salmış herkes tarafından bilinen iyi bir tim komutanıydı. Göreve gider sessizce tehlikeyi yok eder ve geri dönerdi. Hedefin şah damarına tek bir kurşun atardı, ıskalama ihtimali yoktu. bir göreve gidiyorsa iş ciddi demekti. Her göreve çağırılmazdı. Onunla yıllar önce tanışmıştık. Benim içimi bilen bir Elvin birde Tuna vardı. Diğer herkese kara kutuydum. İçeri girmesini istemiyordum girerse ne kadar kötü durumda olduğumu anlardı. O da benim kadar yorgun görünüyordu o yüzden daha fazla beklemeden lafa girdim "niye geldin" bakışları yumuşadı bu cevabı bekliyor gibiydi "iyi misin" o kadar içten söylemişti ki bir an Her şeyi anlatmak istedim kollarında bağıra bağıra ağlamak istedim. Ama yapmadım
Her zaman olduğu gibi
"iyiyim" kaşlarını kaldırdı. Bu cevabımıa Sinirlenmişti. Ama umurumda değil di göğsünde birleştirdiği kollarını çözdü ve içeri girip arkasından kapıyı kapattı. Aramızda ki bana göre iki adım ona göre ise tek bir adımlık olan mesafeyi kapattı. Benden çok uzun ve heybetli bir vücudu vardı. Dibime kadar gelmişti. Neredeyse burnu burnuma değecekti. Mavi gözleri yüzümü incelemeye başladı bir süre sessizce beni izledi, en son bakışları yeşil gözlerime değdi. "uykun var, ağlamışsın ,karnın aç yemek yememişsin " bu adam karnımın aç olduğunu nasıl anlamıştı şimdi? "karnımın aç olduğunu nasıl anladın yüzbaşı " dedim şaşkınlıkla " kapıyı açtığında beni incelerken karnın guruldadı Asena" ismimi bilerek vurgulamıştı. Ona yüzbaşı deme mi sevmiyordu o yüzden bana ismimle hitap etmişti. O rahat durmayan mideme de sonra hesap soracaktım yerinde dursa aklım şaşar!
"Ben seni incelemedim. Ayrıca aç olsam yemek yerdim" gözlerini gözlerimden ayırmadı. "aç olsan bile kalkıp kendine yemek koymaya halin yok saçlarını bile kurutmamışsın" beni benden daha iyi tanıyordu. Bu benim Nedensizce sevindirmişti. Ama içeri girmesini istemiyordum . Bir kere alışırsam bir daha bırakamazdım. "Yüzbaşı işine git aç falan değilim ve uykum var uyuyacağım." Bu laflarıma sinirlendiğinde şişen boyun damarlarından anlayabiliyordum. Aramızda yarım adım kalan mesafeyi de kapattı geriye doğru gittim dibinde olmak aklımı karıştırıyordu. Sırtım duvara çarptı. Bu harektimi görünce yarım ağızla sırıttı "git desem gitmeyeceksin dimi " diye sordum bıkkın bir ifade ile "cık " diye bir ses çıkarttı cevap verme tenezzülünde bile bulunmamıştı. yine ayaklarımı yere sürte sürte oturma odasına gittim ve Kendimi koltuğa bıraktım. O da gelip yanıma oturdu.
Ben sustum o da sustu konuşmayı sevmediğimi biliyordu. Yan gözle baktım bakmasam daha iyiydi çünkü beni izliyordu . Aramızda ki sessizliği ilk ben bozdum. "Beni izlemekten vazgeç yüzbaşı . Sana işine git uykum var dedim " sakin kalmaya çalıştım çünkü bir şeyleri tekrar etmek hoşuma gitmiyordu. Hele ki uykum varken hiç hoşuma gitmiyordu. Sanırım bizimkilerle fazla vakit geçirdim gitgide Demir'e benziyordum o da uykuluyken konuşmaktan nefret ederdi.
Dein bir nefes verdi. Elini kaldırdı ve bir rakamını gösterdi. Ve sonunda suskunluğunu bozdu "birincisi seni izliyordum evet çünkü iyi değilsin" ikinci parmağını da kaldırdı, gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmadı "ikincisi şu anda senden başka işim olamaz" üçünçü parmağını da kaldırdı ve eliyle omzunu göstererek "uykun varsa gel uyu Asena " dedi Yine adımı vurgulamıştı. Bir Elvin'den birde Tuna'dan kaçışım yoktu. Laflarım bir onlara işlemiyordu. Ve bu benim canımı sıkıyordu ayrıca iyice uykum geliyordu.
O da ayrı olarak canımı sıkıyordu. Grerçekten Yorulmuştum ve iyice uykum gelmişti. O yüzden gösterdiği omzuna doğru yaklaştım. Ve omzuna başımı yasladım. Sesini çıkarmadı. Deniz kokusu burnuma geldi içim huzurla doldu içimde ki yalnızlık hissi son buldu bu his bir ekibin yanında birde Tuna'nın yanında gidiyordu.
..O nehrin içine dalıp bir daha çıkmayasım vardı. Olur desem hiç itiraz etmeden olur diyeceğini biliyordum. Ama demedim diyemedim. Çünkü daha çok işim vardı. bir söz vermiştim ve o sözün arkasında durmam gerekiyordu. Düşüncelerimin arasında kaybolurken gözlerim yavaş yavaş kapandı ve karanlığa doğru yürüdüm.
Hep yaptığım gibi.