13. bölüm · Göğün yıkılışı

12. Bölüm: Son Bir Yalvarış

Selen Kara

Yiğit Tuna Sancar
Kaza Günü
Sevdiğim kadın kollarımda yatıyrodu. Yaşıyordu. Ölmemişti.
Ölebilirdi.
Bunu Demir'i ararken göze almıştım. Bana olacaklardan az çok bahsetmişti. Ama görev için herşey kusursuz olmalıydı. Asena'yı inceliyordum. Bir elim kollarımda ruhsuzca yatan kadının boynundaydı. Nabzını kontrol ediyordum. Ambulans birazdan gelirdi. Ama Asena'nın her zaman sert atan kalbi bu sefer sanki zorla atıyordu.
Dayanmalıydı. İçimden Benim için yaşa diyemedim. Buna hakkım kalmamıştı. O yüzden kardeşin için yaşa dedim. Yine yak yık dedim. Ama yeter ki yaşa dedim. Ben yaptığım veya planladığım şeyden pişman değildim.
Vatan için Asena'yı yakmayı göze alırdım.
Ateş ile aramızda ki farkta buydu işte. Ateş görevin bozulmasını umursamadan Elvin'e ulaşırdı. Ama ben görev bozulmasın diye Asena'ya göz göre, göre bir arabanın çarpmasına izin verebilirdim.
Vermiştim de.
Yüzü morluk, ve çiziklerle doluydu. Kanayan eline kendi tişörtümü yırtıp sarmıştım. Ama gene de kanamaya devam ediyrodu.
Demir'de Asena'ya çarptıktan hemen sonra arabadan inip hızla yanımıza Asena'nın başının dibine çökmüş, Asena'ya ne olacağını düşünüyordu. Ambulansın siren sesi gelmeye başlayınca ikimizde kafamızı sesin geldiği yöne çevirdik. Ambulans yolun başında bize doğru vakit kaybetmeden geliyordu.
Ambulans tam yanımızda durup içinden sağlık görevlileri indi. Demir ayağa kalktı. "Nabzı çok zayıf Çabuk!" Diye kükredi. Ben ise sesimi bile çıkartamadım öylece ellerinde sedye ile sağlık görevlilerinin bize doğru gelmesini bekledim.
Ne diyecektim ki?
Ben evim dediğim kadına bir arabanın çarpmasına sebep oldum hatta planının sahibi bile benim mi diyecektim?
Asena'yı kollarımdan kaldırıp sedyeye aldılar. Ambulansa götürdüler. Sağlıkçıların konuşmaları kulağıma geldi
"Nabzı çok zayıf"
"Boynunda zedelenme var"
"Hayati tehlikesi var kalp masajına başlayın"
Hayati tehlikesi var...
Ambulansın kapıları kapandı, motor çalıştı ve hastaneye doğru hızla gittiler. Ben ise Asena'yı aldıkları gibi kollarım açık bir şekilde boş boş ellerime bakıyordum. Ellerimde Asena'nın kanı vardı.
Benim yüzümden Asena'nın kanı akmıştı.
O kanın akmasına ben neden olmuştum.
Demir ağır adımlarla yanıma gelip kolumu tuttu. "Komutanım kalmanız lazım" beni kaldırmaya çalıştı ama olmadı. Her tarafım uyuşmuş gibi hissediyordum. Ben Asena'nın yüzüne son bir kez bile bakmamamışken Demir benden ayağa kalkmamı bekliyordu. "Komutanım görev var haydi! Ateş'in yanına gidicez daha" soğukkkanlı olmaya çalışsa da onunda sesi çatallıydı.
Demir karşıma geçip diz çöktü. Ellerini omuzlarıma koydu. "Kendinize gelin beni duyuyor musunuz?" Her şey sanki etrafımda dönüyor gibiydi. Demir'in sesini duyuyordum. Ama cevap verecek durumda değildim. Demir ellerini omuzlarımdan çekti. "Böyle bir riski aldığıma inanamıyorum" dedi ve ben neyden bahsettiğini anlayamadan. Sağ taraftan yüzüme bir yumruk geldi.
Yumruğun etkisiyle yüzüm Sol omzuma düştü. Anında kendime gelip Demir'e sinirle döndüm. "Sen bana vurdun mu lan?" Diye sordum. Sesim istemsizce yüksek çıkmıştı. Demir ona cevap verdiğimi görünce rahat bir nefes aldı. Ama sonra benim ateş saçan gözlerimi farkedince rahatlaması hızla paniğe dönüştü.
"Komutanım ben siz kendinize gelin diye vurdum. Yoksa hiç öyle bir şey yapar mıyım?" Dedi ve ekledi "Bu genç yaşımda ölmeye niyetim yok" evet, beni kendime getirmeyi başarmıştı ama bunu bana vurarak yapmıştı. Ölmeye niyetim yok diyordu. Ama burdan bakınca gel beni öldür der gibiydi.
İşaret parmağımı tehditkâr yüzüne yaklaştırdım. "Ulan dua et işimiz var yoksa ben seni denizde boğmasını iyi bilirdim" Demir sinirli halimi görünce arabaya doğru ilerledi. Ben ise bir süre daha orada kaldım. Kalkmam gerekiyordu. Biliyordum ama aklımda ki düşünceler buna izin vermiyordu. Deniz deyince aklıma Asena'nın bana nehir demesi geldi. Hiç yüzüme karşı söylememişti. Ama onun aklında Tuna Nehri'ydim.
Hayır dur.
Eskiden onun gözünde Tuna nehri olabilirdim. Ama artık değildim. Gitmeden önce bana Yiğit deyişi geldi aklıma. Ben ismimden hiç bu kadar nefret etmemiştim. Aklıma gelen detay ile canım bir kez daha yandı. Sanki kalbimi söküp kor bir ateşe atmışlar gibi hissediyordum.
Aşk böyle bir şeydi miydi?
O yüzden mi bu kadar canım yanıyordu?
Kafamı yukarı kaldırıp gökyüzüne baktım. "Anne" bu sözü yıllardır ağzıma almamıştım. Ama Asena'ya yaptıklarımdan sonra ona hiç olmadığı kadar ihtiyacım vardı. "Ben evim, yuvam dediğim insanın ölümünü göze aldım." Bu sefer Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı.
Sanki Asena'ya yaptıklarım için bana kızmıştı. Ve maviliğini yitirmişti. "Benim ellerimde sevdiğim kadının kanı var. Ben kendi evimi kendim yıktım. Aşk bu kadar acıtıyor mu?" Diye sordum. Ama cevap gelmedi. "Aşk bu kadar can yakıcı bir şey mi?" Diye sordum. Ama yine cevap gelmedi.
Bir süre gökyüzüne bakakaldım. Bir cevap, belki bir işaret bekledim. Ama gelmedi. Halbuki ne kadar isterdim onun bana yol göstermesini, ne kadar isterdim yanımda olup bana yardım etmesini. Hani olmaz ama ne kadar isterdim ellerimde ki kanın silinmesini.
Bakışlarımı gökyüzünden ayırıp ellerimi yere bastırarak ayağa kalktım. Yavaş adımlarla arabaya doğru ilerken bir serçe arbada ki kanın üzerine kondu. Evet, arabada bile Asena'nın kanı kalmıştı. Demir sürücü koltuğuna oturmuş beni bekliyordu ama şu anki odağım tamamen arabanın kaputuna konan serçedeydi.
Sanki bana bir şeyler anlatmak ister gibi ötmeye başladı. Sonra birden sustu ve hiç beklemediğim bir şey yaşandı. Gördüklerim sertçe yutkunama neden oldu. Serçenin gözünden bir damla yaş düştü.
Serçeler ölen kişinin söyleyeceği bir şey olduğunu ifade eder
Ve bu serçe bana bakarak gözyaşı döktü...
Eğer bu serçe annemin söylemek istedikleri için geldiyse vicdan azabım katlanarak arttı. Başka kim için gelmiş olabilirdi ki? Evet, kabul etmek istemesemde benim için değerli olupta ölen başka biri yoktu. Kafamı tekrar gökyüzüne kaldırdım. "Özür dilerim..."
Ben bin kere de özür dilesem kendi içimi bile soğutamayacaktım. "Affet oğlunu Sema Sancar" dedim ve ekeldim "affet beni Asena... eğer bir gün yollarımız tekrar denk düşerse beni affetmiş ol" diyerek ikisinden de af dieldim ve hızla arabaya atladım. Demir şaşkın gözlerle beni süzdü. "Kiminle konuştunuz?" Bir ya sabır çektim. "Seni ilgilendirmez hadi sür" diyerek konuyu değiştirdim. "Kimi kaybettiniz?" Bu soruyu beklemediğim için donup kaldım. Yavaşça kafamı ona doğru çevirdim. "Annemi..." diyebildim sadece.
Ve Sanırım artık Asena'yıda diyemedim.
Demir aldığı cevapla önüne dönüp arabayı çalıştırdı. Kaputun üzerinde ki serçe gitmişti. Ama kan hala orada duruyordu. Demir başka soru sormadan sessizce arabayı Elvin'in evine doğru sürmeye başladı. Kafamı cama yaslayıp yolu izlemeye başladım.
Bu sürede hava daha da karardı. Gökte mavi adına hiçbir şey kalmadı. Yağmur yavaş yavaş camlara vurmaya başladı. Serçeden sonra yağmuru da görünce kafamı bir yerlere gömesim geldi. Benim gözümde serçe annemi, yağmur ise Asena'yı temsil ediyordu.
Ve ikside ağlıyordu.
Kalbimde ki vicdan azabı ile yolu izlemeye devam ettim. Birazdan Ateş'in öfkesi içinde yanıp sonra Asena'nın hastaneden gelen haberini alıp tekrar kahrolacaktım. Daha sonra ise Elvin ile birlikte albayın karşısına Komutan Sancar olarak çıkmam gerekiyordu.
Bir çift Asena'yı arayan göz ve yanan kalp ile hayatın karşıma ne çıkaracağını bilmeden kaderime razı geldim. Asena olmadan bu kader benim için zulüm olacaktı. Onunla yine yollarımız denk düşecekti ama bu sefer ne o eski Asena olacaktı. Ne de ben onun gözünde eski Tuna...
Yine gözlerim istemsizce gökyüzüne kaydı. Ama gökyüzü bile artık bana küsmüş gibiydi. Maviliği yoktu. Artık hiçbir renk eskisi gibi değildi. Ne yeşil yeşildi, ne de mavi maviydi. Asena gidince hayat sanki siyan beyaz olmuştu. Bütün renkler solmuştu. Tıpkı benim Asena'nın kalbine yaptığım gibi...
Tuna belkide artık sadece Yiğit kalbinin acısı ile göreve giderken onu ağacın arkasından elinde sigarası ile sessizce izleyen abisinden habersiz kafasında ki düşüncelere boğulmuştu.
Abisi Yavuz Fırat Sancar kardeşinin nasıl bir çıkmaza düştüğünü ve gökyüzüne bakarak söylediklerini duymuş ve yanında ki annesinin hayali ile baş başa kalmıştı.