29. bölüm · Gizli Aşk

29. Bölüm

Cemre Kızılateş

Burak'a beraber valizlerimizi hazırlamıştık. Yanımıza pek fazla da eşya almamıştık çünkü çok uzak bir yere de gitmeyecektik. Ormanda sadece Burak ve ben kamp kurup birkaç gün ormanda kalacaktık. Hem bu ikimize de iyi gelecekti. Asya ise biz çıkıp gidene kadar Hüseyin'i oyalayacağjna söz vermişti ve ikiside dışarıya çıkmışlardı.
Burak hazırdı ve ben de hazır olduğumuz için evden ve binadan tamamen çıkmıştık. İlk olarak bir markete girmiştik çünkü yanımıza atıştırmalık ve yemeklik bir şeyler almamız lazımdı. Ormanda ne olucağı belli olmazdı.
Burak'la beraber market işini bitirir bitirmez hemen yola çıkmıştık. Çünkü Hüseyin'lerin eve dönüş saatlerine denk geliyorduk. O yüzden fazla oyalanmadan ormana gelmiştik. Ormanda kendimize bir yer seçmiştik ve ikimizde kendi çadırlarımızı yapmıştık. İkimiz ayrı ayrı çadırlarda olucaktık. Bu yüzden de ikimiz için en iyisi olucaktı.
Akşam yemeği için kendi çadırlarımızdan çıkmıştık ve akşam yemeği için bir şeyler hazırlamaya başlamıştık. Akşam yemeğini hazırlarken birbirimizle şakalar yapıp gülüp eğlenir hale gelmiştik.
Uzun uzun kendimizle ilgilenip yemeklerimizi yaptıktan sonra artık yeme faslına geçebilirdik. Yoksa ikimizde birbirimizi yiyebilirdik.
“Bu kamp işi ikimiz için çok iyi oldu. Yoksa başka türlü olmayacaktı.”
“Gerçekten de öyle. Hüseyin peşimi, peşimizi bırakmayacak. Asya'nın da biraz yardımıyla herşey iyiye gitti.”
“Hüseyin, Asya'ya bizim nereye gittiğimizi ve ne yaptığımızı sormasın?”
“Büyük bir ihtimalle bunu yapacaktır ama öğrenemeyecek. Çünkü ne Asya'nın, ne Elif'in, ne Oğuz'un bizim kamp yapacağımızın haberi yok. Olsaydı eğer işte o zaman bizi tamamen rahat bırakmasdı.”
“Haklısın ama Hüseyin'in derdi ne? Neden seninle uğraşıyor? Neden seni rahat bırakmıyor?”
“Ben seninle çıkmadan önce ona tutulur gibi olmuştum. Ona aşık olmak üzereyken Asya mâni oldu. Bana, ondan uzak durmamı ve ona aşık olduğunu söylemişti. Ne diyeceğimi bilememiştim ve Elif'le, İstanbul'dan taşınıp buraya Antalya'ya geldik. Ne yazık ki biz buraya geldikten sonra onlarda buraya taşındılar. Hüseyin'in bana galiba aşık olmuş durumda ama ben artık onu istemiyorum. Seninle olmak istiyorum.”
“Peki ben olmasaydım hayatında, yani hayatına girmeseydim ona tekrar döner miydin?”
Burak'ın bu sorduğu sorusunda afallamıştım. Eğer o hayatıma girmeseydi ben, Hüseyin'e geri döner miydim? Onunla olur muydum? Onun için Asya'yla savaşır mıydım? Kafamın içinde dönen bu sorular hiç net verebileceğim cevaplar değiller. Bu yüzden Burak'a ne diyeceğimi bilmiyordum.
“Cevap vermek zorunda değilsin. Seni anlıyorum. Kafanın içinde dolaşıp duran o soruları görüyorum. Zamana ihtiyacın varsa sıkıntı etmem. Ama şunu bilmeni isterim ki ben hep yanındayım canım.”
“Teşekkür ederim.”
Burak'la akşam yemeklerimizi yedikten sonra biraz sohbet etmiştik. Ormanda kamp kurmuş ve güzel bir şekilde sohbetler edip eğleniyorduk. Ben bu kadar çok eğlendiğimi hiç hatırlamıyordum. Hele ki Burak yanımda olup beni eğlendirene kadar. Onunla vakit geçirmek çok güzel bir duyguydu ve onun yanında kendimi daha rahat hissediyordum.
Biraz daha sohbet ettikten sonra benim uykum gelmişti ve yavaştan esnemeye başlamıştım. Bunu gören Burak ise artık yatma vaktinin geldiğini söylemişti. Ben de, o da artık çadırlarımıza girip yatmıştık.
~🍁~🍁~🍁~🍁~🍁~
Sabah olduğunda çok güzel bir güne gözlerimi açmıştım. Çadırdan dışarıya çıktığımda ormanın güzel kokusunu tamamen içime çekmiştim. Ben ormanın kokusunu içime çekerken Burak'da kendi çadırından çıkmıştı ve benimle göz göze gelmişti.
“Günaydın.”
“Günaydın. Ne zaman kalktın?”
“Biraz önce kalktım.”
“Kalkar kalkmaz da ormanın kokusunu içine çekmeye karar versin öyle mi?”
“Aynen öyle.”
Burak'da tamamen çadırdan çıkarken yanıma gelip beni sımsıkı kollarıyla sarmalamıştı. Onunla sarılmak dünyanın en huzur verici şeyiydi. Onunla olmam beni gerçekten çok mutlu ve huzurlu hissettiriyordu. İyi ki Burak gibi bir sevgilim olduğu için mutluydum.