27. bölüm · Gizli Aşk
27. Bölüm
Dün ki gergin olaydan sonra artık bir şeylerin yapmaya başlamam lazımdı. Asya'yla konuşup benimle derdinin ne olduğunu sormam lazımdı, çünkü bu böyle gidemezdi artık. Benimle uğraşmasından sıkılmıştım. Bugün ise işten çıkıp eve geldiğimde onunla konuşacaktım.
Bugün Burak'ın evindeydim ve gözümü onun odasında açmıştım. Bu benim için biraz garipti ve ne yapmam gerektiğini pek bilmiyordum. Ama şöyle ki onun için kahvaltı hazırlıyacaktım. O yüzden onun yatağından kalkar kalkmaz elimi yüzümü yıkadıktan sonra hemen mutfağa girmiştim ve hazırlıklara başlamıştım.
Buzdolabını açar açmaz elime ne geçtiyse elime alıp tezgaha bırakmıştım. Burak'ın az çok ne sevdiğini öğrenmiştim ve hazırlama işine koyulmuştum. Onun için bir şeyler hazırlamak beni aşırı derecede mutlu ediyordu ve huzurlu hissediyordum. Bir de onunla vakit geçirmek vardı tabii.
Ben kahvaltıyı hazırlarken mutfak kapısının yanında bir hareketlilik hissetmiştim ve kafamı oraya çevirip bakmıştım. Burak kalkmış ve beni izliyordu. Ona gülümseyerek baktığımda o da bana aynı şekilde bakıyordu. Biraz utanmış olabilirdim.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
“Ben hazırlasaydım. Neden sen hazırlıyorsun?”
“Sevgilim için bir şeyler hazırlamak istiyorum. Yapamaz mıyım?”
“Sevgilin için öyle mi? Ben kahvaltı niyetine seni yemek istesem?”
“Hayır, olmaz. Çünkü beni yersen bir daha beni göremezsin.”
Burak'la gülüşüp sohbet ettikten sonra ben kahvaltı işini halletmiştim. Burak biraz mızmızlansa da yine de onun için bunu yapmak benim için en güzeli olmuştu. Onu gerçekten çok seviyordum.
Kahvaltımız bittiğinde ben aşağıya inip üzerimi değiştirecektim. Çünkü Burak'ın yanında kaldığım için yanıma alıcağım kıyafete zaman bulamamıştım. Birde dünün gerginliği hepimizi etkilemişti.
Hemen eve girer girmez odama geçmiştim ve direkt üzerimi değiştirmiştim. Elif ile Oğuz'a günaydın der demez evden çıkmıştım ki Burak duvara yaslanmış beni bekliyordu. Burak'a her baktığımda onun kaslı kolları ile kaslı vücudu daha bir ön plana çıkıyordu. Ona hayranlıkla bakıyordum.
Artık Burak'ı süzmeyi bırakıp binadan hemen çıkmıştık. Hem biraz daha çıkmamış olsaydık sonuç başka olacaktı.
Burak'la beraber yolda yürüyerek işimize gitmeye başlamıştık. Yeri geldiğinde şakalaştık, yeri geldiğinde yerdeki karlardan alıp birbirimize atmışlığımız olmuştu. Çocukluğuma döndüğümü hissetmiştim. O kadar çok güzel eğlenmiş timsah ki bir daha ne zaman böyle bir an yaşayacağımı bilemiyordum.
~🍁~🍁~🍁~🍁~🍁~
Artık iş yerindeydik. İşte rafları düzenlerken içeriye Hüseyin girmişti. Bu ikilinin benimle ne işi vardı anlamıyordum. Zaten Asya ile konuşacaktım ama Hüseyin'in burada olsa beni daha çok sinirlendirmişti. Sanki yapacak başka bir işi yokmuş gibi.
Hüseyin etrafa bakına bakına yanıma gelmişti ve Burak'da yanımdaydı. İkimizi yan yana gördüğünde aşırı sinirlendiğini görebiliyordum ve bu onun hoşuna gitmiyordu. Onun hoşuna ister gitsin ister gitmesin ama ben, Burak'la birlikteydim. Asya ise onu seviyordu ve bilerek hiçbir şey söylemiyordu.
“Merhaba.”
“Merhaba.”
“Merhaba.”
“Erem seninle konuşabilir miyiz?”
“Burak'da yanımda olucaksa, neden olmadın?”
“Şey, dün yaşanan olaydan dolayı özür dilemek istiyorum. Asya'nın yaptığı çok yanlış bir şeydi.”
“Evet ve ben de bugün onunla konuşucam. İşten çıktıktan sonra onun yanına uğrayacağım.”
Burak şaşırarak bana bakmıştı. Benden bunu duymayı beklemiyordu ve anlaşılan beni onunla yalnız bırakmak bile dahi istemeyecekti. Ama yapılacak hiçbir şey yoktu. Onunla konuşmam gerekiyordu. Sonu her ne olursa olsun…
