Felaket Ulakları kitap kapağı

9. bölüm / 10

Felaket Ulakları

9.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Rojhat Çelik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 9.BÖLÜM

"İharon hangi tarafta duruyordu Hogir?" Gerrandin, en ön sırada ilerliyordu.
"Fazla uzak sayılmaz." dedi esmer tenli, arkadaşının yanında dağ adamı bir izlenimi olan Hogir. İharon, Balassagor'a yeni atanmış avcıydı. İki tecrübeli avcı da, bu İharon denen adamdan hiç ama hiç hoşlanmıyordu. Hogir, meslektaş dostunun artık yoldaylen şarkı mırıldanmadığını farketti. İharon'a uğrama mevzusu tüm zevklerini bozmuştu. "Şu anlaşma konusunda diyorum, eminmisin acaba?" diye lafa başladı.
Gerrandin, yüzünü ona dönmeden alaycı bir ses tonuyla, "Ne önemi var ki? Nede olsa kazançlı olan taraf biziz." dedi.
"Şu Raste'ye güveniyor musun sen yoksa?"
"Ne Raste mi? Güldürme beni. Niye ona güveneyim ki? Hem onların ikiside canavar kanlılar zaten." Hogir, bu konuda şüpheliydi. Arkadaşının her an ne düşündüğünü sezmek çok güç oluyordu.
Devasa taş duvarlar önlerinde belirince hızlanmak zorunda kaldılar. Paslı demir kapıyı açıp içeri girdiler. Kraliyetin siyah giyimli, gümüş işlemeli askerleri kapıda muhafızlık yapıyordu. İharon, koca evini her tür tehlikeye karşı koruyordu. Askerlerin sevimsiz donuk yüzlerine şöyle bir baktı Gerrandin. Başıyla hafif selam verdi. Askerler, mızraklarını yoldan çekerek geçiş izni verdi. Hogir yan gözlerle onları izlemekteydi. "İharon, gereğinden fazla koruma kullanıyor" diye fısıldadı.
"Hmm, korkudan onların arkasına saklanıyor desene." dedi Gerrandin, sanki askerlerin düşmanı gibiymiş gibi bir edayla.
Zemin sapsarı mermerlerle kaplıydı. Duvarlardaki mumla kaplı süslemeler, iki avcının gözlerini üzerine çekiyordu. Ama bu binanın asıl dikkat çeken noktası, dev duvarlara asılı rengarenk portrelerdi. Her biri, altın zırhlı şovalyeleri resmediyordu. Ellerinde kanla kaplı kılıçlar vardı.
İlerdeki koridordan ayak sesleri duyuldu. Ve işte avcı İharon karşılarında duruyordu. İharon, avcı dostlarından biraz daha gençti. Sarı saç ve sakalını çok gösterişli bir şekilde taramıştı. Üstünde gayet bakımlı temiz bir gömlek vardı. Dışardan hiç de savaşçı gibi gözükmüyordu adam. Yüzündeki o dev sırıtışla, "Hey! Benim dostlarım gelmiş." diye haykırdı. "Buraya hoşgeldiniz." Önce karşısındaki Gerrandin'e elini uzattı. Uzattığı eli sıkıp, gayet yapmacık bir sırıtışla karşısındakine gülümsedi Gerrandin. Hogir, huysuz ve alaycı Gerrandin'i çok iyi tanırdı. İçinden İharon'a karşı alaylı şeyler söylüyor kesin, diye düşündü.
İharon, Hogir ile tokalaştıktan sonra, "Sizi buraya ne getirdi, bilmeyi çok isterim." dedi. Gözlerini kısmış, çaktırmadan iki adama alttan bakıyordu.
"Yalan yok İharon, sana azıcık başvuralım dedik." diye lafa başladı Gerrandin. Hogir, onun sesindeki alaylı tonu farketti. İharon, onlara güzel bir masa işaret ettikten sonra sohbete devam ettiler.
"Senin buradan çok yakın zamanda ayrılman gerekiyordu sanırsam Hogir?" İharon, iki avcıya birer fincan kahve uzattı.
"Hala gitmem gereken yeri düşünüyorum." dedi Hogir.
"Anladım. Galiba Gerrandin ile ayrılmakta zor olacaktır."
"Evet, çok uzun zamandır birlikte çalışıyoruz."
Gerrandin bu sohbeti bölmek için elini kaldırdı. İharon kaşlarını kaldırıp ona baktı. "Aslında İharon dostum." dedi orta yaşlı Gerrandin. "Sana önemli haberler vermek için geldik."
"Dinliyorum o zaman. Anlatabilirsiniz." İki elini açıp onlara baktı. Kahvesinden son yudumu aldıktan sonra öne doğruldu Gerrandin.
"Elimizde iki tane felaket ulağı var."
"Ne? Bu...Bu çok güzel bir haber. Neredeler?"
"Şöyle ki, onları biz bulduğumuz için onları tutsak almak bizim sorumluluğumuz altında."
"Ama...Sizler..." Sözünü yarıda kesti İharon. Yüzünde hafif bir küçümseyici bakış vardı.
"Bizler ne?" diye sordu Gerrandin.
"Sizin buradaki göreviniz bitiyor işte. Anlarsınız ya."
"Sen istiyorsun bu görevi yani?" İharon, bir şey demedi ama göğsünü şişirerek başıyla onayladı.
Gerrandin şöyle bir Hogir'e baktıktan sonra, "Üzgünüz ama Hogir ile beraber son görevimiz olduğu için, bunu birlikte tamamlarız diye düşünmüştük." diyerek konuyu kapattı. "Ama asıl mevzu bu değil." dedi. İharon kaşlarını çatarak devam etmesini istedi.
"Evet, devam edin lütfen. Nedir asıl mevzu?"
Hogir, kalın deri yeleğinin içindeki çantayı çıkardı. İharon,kurnazca onun heraketlerini izliyordu. İçinden bir parşömen çıkardı Hogir. "Jiyan madeni hakkında konuşacağız." dedi. Gerrandin, karşılarındaki İharon'un bu konuyu duymaktan hoşlandığını görebiliyordu. Adamın gözleri kurnazca parlıyordu.
"Evet. Bunun için geleceğinizi tahmin etmeliydim." dedi ve arkasına yaslandı.
***
Gerrandin, uzandığı koltukta iki bacak üstünde istirahat ederken, Hogir şimdiye kadar edindiği gelişmeleri bir bir anlatmıştı. İki avcunu masada kavuşturmuş, sükünetle dinliyordu İharon. Üstüne bir sukünet basmıştı. Bulduğu fırsatta, ayağına denk gelen yerdeki muşambalarla uğraşıyordu. Cümleler sonlanmaya yaklaşınca Gerrandin, İharon'un sıkıntıyla bir of çekmesinden sonra somurtkanlığını sürdürerek, sakallarını sıvazlamaya daldı.
"Kurt çetesi tüm unutulmuş topraklar için tehdit." dedi Hogir. Elindeki listeleri bir bir İharon'a gösteriyordu.
"Ah evet, anlıyorum. Kaçakçılardan iyi anlarım."
Gerrandin kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun yani?" diye sordu. Karşıdaki adamın umursamaz suratına sinir olmuştu, her an bir yumruk sallayacak gibi hissetti kendini.
"Bu işten kar etmemek mümkün mü sizce?" dedi İharon eğlenerek. "Balassagor'da sudan daha önemli artık Jiyan. Hem size bir şey göstermenin zamanı geldi artık." Eliyle, iki avcı dostunu yanına çekti. Koca sırıtışı, iki adamı da içten içe gıcık etmekteydi. "Size bunu göstermekte pek çekinceliydim aslında."
Elini gömleğinin cebine götürdü. Küçük bir şişe çıktı cebinden. İçinde ufak bir miktarda, açık yeşil tonda hafif miktarda toz belirdi. İki tecrübeli avcı, başta bunun ne olduğunu anlayamadan şaşkın şaşkın bakıştı. Meraklı bakışları farkeden İharon, "Jiyan tozu." diyerek bilgilendirdi.
"Aslında ne olduğunu anlamıştım." dedi başıyla onaylayan Hogir. "Ama ilk kez yakından görüyorum. Çok pahalı bu şey." Gerrandin yerinden doğrularak şişedeki tozu dikkatle inceledi.
"Çok sağlıklıdır." dedi İharon. "Tek bir solunum ömrünüze ömür katar."
Gerrandin'in eli şişeye uzandı. "Ne kadar eder bu?"
"Neden sordun ki Gerrandin?"
"Sen sadece söyle."
"Evet, tam bin altın para."
Kulakları bunu duyunca iki avcının da ağzı sulandı. "Bin altın para." diye tekrarladı Gerrandin. Gözleri hoşnutlukla ışıldadı. Hogir, Gerrandin'in öyle acayip bir paragöz olmadığını bilirdi ama mevzu tek bir maldan büyük bir karşılık almaya gelince Gerrandin havalara uçabilirdi. Canavar kanlıları ele geçirmeyi bu yüzden istedi galiba, diye düşünürdü Hogir çoğu kez.
"Merak etme İharon dostum." diye alayla konuştu Gerrandin. "Senden onu alacak değiliz."
"Bizim daha mühim işlerimiz var." diyerek onayladı onu Hogir. "Kurt şetesi dedik. Onlar gittikçe büyüyor. Her yıl, bir sonrakinin iki katı kadar soygun olayı oluyor. Dahası Samarkont'tan hala bunun için bir tedbir gelmedi."
İharon şişeyi tekrar cebine koydu. "Siz de onlara karşı savaştınız yani?"
Gerrandin elini boşver dercesine salladı. "Savaşmak sayılmaz. Sadece işlerini yavaşlattık. İki kişiydik. Elimize geçenler de kaçtılar. Şehirde onları tutacak yerimiz yok."
İharon ayaklandı. Biraz olsun, bu konu hakkında ciddi ciddi düşünmeye karar verdi. "Şimdi ben de yardım edeceğim demek? Siz peki?" Gerrandin yanına geldi.
"Yardım değil, kısa süre ortalık sakinken, buralarda hazır sen varken devralabilirsin işi. Benyeni bir görev raporu vereceğim."
"Durun biraz! Ben tek mi olacağım?" Gerrandin, başını iki yana salladı. "Sana bahsettiğim iki felaket avcısını bir yere aktaracağım."
Hogir, masanın ucundan boğazını temizleyerek İharon'a baktı."O zamana kadar ben seninle olacağım İharon dostum."
"Tamam o halde. Size teyin ederim ki, bir kuş bile uçmaz."
"Olursa çok iyi olur." Gerrandin yapmacık şekilde sırıttı ve tokalaştılar. Hogir, yan gözlerle Gerrandin'in hareketlerini bir bir dikkate aldı. Gerrandin hala İharon'a karşı sahte bir sırıtışla bakıyordu. Karşılarındaki adama karşı güvensizliğini saklama yöntemiydi onun.
"Tamam. Kalkacaksanız geçireyim." diyerek iki avcı dosta döndü İharon.
"Sana son birşey soracaktım." dedi İharon'a ifadesiz bir ifadeyle yaklaşan Hogir. "Acaba Kontis'teki veya Balasaggor'daki kaçak yuvaları diyorum, saptayabilir misin?"
"Tabi ki. Size söz verdim." diye gülerek cevapladı taranmış sarı saçlı adam. Konuk severliğinin hakkını kendince veriyordu.
Kapıdan çıkan Gerrandin kıs kıs gülüyordu. Bunu farkeden İharon, sorun ne dercesine kaşlarını çattı. "Sözünü istemiyoruz İharon." dedi. Söyleyişi alaylıydı. Nihayet azda olsa gerçek hislerini açığa vurmuştu. "Bu işi gerçekten yapmanı bekliyoruz. "Bizim en büyük vazifemiz halkı tehlikeden korkumak sonuçta."
Gerrandin uzaklaşırken Hogir'de İharon'a baş selamıvererek peşinden gitti. Şehir meydanına vardılar. Kalabalığın gürültüsü tüm meydanı ele geçirmişti. İki avcı, kahverengi pelerinleri sayesinde kapalı giyimli halktan gibi gözüküyorlardı. Açık bir alana vardılar. Gerrandin bir duvar kenarında beklerken, Hogir yanından ayrıldı. Kendilerine ayit mülke bir uğrayışta bulundu. Ve tabi, geceden beri uyku uyuyamayan gece bekçilerini yola sokacaktı. İki felaket ulağı, koca evin hücreli odasında kilitliydi.
Hogir kilitleri açtığı vakit, hiç beklemeden dışarı atıldı Mira. Karşısındaki avcı Hogir'e ters bir bakış attı. Arkasından sessizce çıktı Raste. Eliyle kıvırcık saçını karıştırdı. "Artık gidiyoruz." dedi kendi kendine, uzun bir süre bunu beklemişti.
Mira, hızlı adımlarla oradan ayrıldı. Etrafı kolaçan etti.Neyi aradığı belliydi aslında. "Kılıcın bizde.Eğer..." diye konuştu Hogir ama kızın sert bakışlarını görünce susmak zorunda kaldı. Mira, avcı Hogir'e bile korku salabiliyor demek? diye düşündü Raste. Mira koşar adım evden çıktı. Arkasından ona yetişmeye çalışırken, "Arkama atla Raste!" diye seslendi Hogir. Yük taşıyan atına atlamıştı. Raste'yi arkasına aldı. Pür dikkatle kızı takip ediyordu. "Bu kız çok tehlikeli." dedi akrasındakine dönerek.
"O öyle biri işte." diyebildi Raste ancak. Arkadaşı için endişelenir bir haldeydi. Tüm süratiyle koşan kızı izleyince, onun abisi bildiği Felit'i en kısa sürede bulmak istediğini anlayabiliyordu. Vakit kaybedilemezdi.
Kentin kırmızı kumlu meydanında kısa bir yol aldıktan sonra, Hogir Gerrandin'i buldu. İki avcı ifadesiz yüzlerle bakıştılar. Ne düşündüklerini merak ediyordu Raste. Sormak istemişti bunu ancak düşünmesi gereken bu değildi. Sarı saç ve sakalı, kahverendi şapkanın altında parlayan Gerrandin, Raste'yi çatık kaşlarla tartıp, "Üstüne bir kapşön at. Halk şüphelenmesin."dedi emredercesine. "Sana uygun bir pelerin buluruz sonra belki." Dediğini yaptı çocuk. Hogir'in uzattığı bir pelerini üzerine attı.
İki atlı, kent meydanından uzaklaştı. Mira tek başına koca çöl boşluğunda koşuyordu. "Ne yapıyor bu kız Gerrandin?" diye sordu, kızın uzaklaşmasını izleyen Hogir.
Gerrandin sakin sakin öylece bekledi. "Kaçmıyor bence." dedi. Raste, arkadaşı Mira'nın kendisini arkada bırakıp gitmeyeceğini biliyordu. Bunu asla yapmazdı. Kız bir süre sonra öylece durdu. Bir şeyin olması gerekiyor gibiydi.
"Ha! Şimdi anladım." dedi Gerrandin etkilenmiş bir ses tonuyla. Daha net görebilmek için gözlerini kıstı Raste. Mira yalnız değildi. Şimdi yanında bir şey daha vardı.Sonra bunun ne olduğunu anladı. Mira'nın siyah renkli atıydı bu. Hayretler içindeki yüzlerin yanına vardığı saniyler sonra atına atladı kız. "Bu at. Seni..." diyecekti ki Raste, Mira'nın ne diyeceğini önceden tahmin ederek sustu. "Gece prensesi ismi." dedi atını okşayan Mira. "Yerimi her zaman bilir."
Avcı Gerrandin araya girdi. Konuşmak için boğazını temizledi. Tüm dikkati üzerine çekmek istiyordu artık. "Pekala, şimdi şu yoldan gidiyoruz. Sakın ama sakın bizden ayrılmayın. Hogir, sen istersen bize simdilik eşlik edebilirsin. Sonra geri dön."
Mira, yavaşça atını ona doğru sürdü. "Kılıcı bana ver avcı. Ben asla sizinle olmam." diyerek tehditkarca konuştu. Gerrandin dudaklarını büzdü. Bu duruşundan etkilenmişti.
"Üzgünüm ama bize verdiğiniz bir sözünüz var."
"Benim sana bir sözüm yok."
"Ama dostunun var. Değil mi Raste?" İki eliyle Raste'yi işaret etti. Kıza tekrardan dönerek, "Bizden öyle kolay kurtulamazsınız. Eğer kaçayım dersen, seni şimdi hemen burada halkın içinde ifşa ederim." diye ekledi. Kız bir cevap vermedi. Gerrandin halinden memnunca bakındı etrafına. "Sizi öldürmem yasak ama halkın bu yasağı pek umursayacağını...Ne bileyim ki? Sanmam." Bunu söyledikten sonra, iki tutsağın cevaplarını bekledi. Mira artık konuşmuyordu. Bir anlığına dostu Raste'ye kasvetlice baktıktan sonra arkasını dönüp önden yol aldı.
Beni suçluyor ve hep de suçlayacak diye içinden geçirdi Raste. Ama bunu mecbur olduğu için yapmıştı. Dalıp gittiği için yanına gelen kendisine bakan avcıları farkedecek zamanı olmamıştı.
"Yine aklında ne var Raste?" dedi, halinden son derece memnun şekilde memun olan Gerrandin. "Hadi hızlı olda kayıp arkadaşını bul." İki avcıda mutluydu içten içe. İşin sonunda üç felaket ulağıda ellerinde olacak ve ödülleri üç katına çıkacaktı, hatta daha fazla. Hogir, atını Gerrandin ile aynı hizda sürerken, dostunun yine şarkı mırıldandığını işitti. "Biliyor musun Raste? Bu anlaşma işi çok iyidi." Keyfini artık kimse bozamazdı sarı sakallı avcının. "Senin şu aklın, nasıl oluyorsa her zaman fikir yürütebiliyor. Yaratıcısın. Afferin." Yalan söyleyemdi, etkilenmişti. "Bunu ben düşünemezdim."
"Tamam, yolumuza bakalım yeter Gerrandin." Sesi, nadiren olduğu gibi yükselmişti. Bunun bir zaf gibi lanse edemezdi. Yeşil gözlerini adama bıkkınlıkla dikti.
"Öyle yapıyoruz zaten."
"O zaman işine bak. İşte yararda olan sensin. Mutluluğunun tadına bak." Keyfi bozuktu Raste'nin. Bu anlaşmadan gerçekten pişman olmak istemiyordu. Felit'in bu anlaşmayı öğrenince vereceği tepkiyi düşündü. Felit bundan asla hoşlanmayacaktı.
Nihayet zamanı geldi ve Hogir ekipten ayrılmak içindurdu. İharon'un yanında geçici süreliğine kalacak ve sonra bir yolunu bulup katılabilecekti dostu Gerrandin'e.
Raste, koyu esmer tenli adamın atından atladı. İki avcı meslektasın ama daha önemlisi, iki dostun vedalaşmasını dikkatle izledi. İki avcı birbirinin elini sıkıca sıktı. İkisi de bir şey demiyordu ama Hogir biraz çekinerek, "Şey dostum...Lütfen dikkatli ol." diyebildi ancak. Yetişkin insanlar bile duygusallaşırken, kelimeleri ağızlarından çıkaramıyordu demek.
Gerrandin kıs kıs güldü ama bu kez sadece alaydan değildi. "Sadık dostum benim!" diye gür bir sesle konuştu. "Yolumuz ayrılıyor ama tekrar buluşacağız. Sonra güzelce bir ziyafet çekeriz diyorum. Ne dersin?" Bunu söyleyince, Hogir tebessümle ona sarıldı. Sanki abisine sarılan küçük kardeş gibi.
İkiside yavaşça ayrıldıktan sonra Hogir, arkasında bıraktığı ufak tefek kısa çocuğa döndü. Bir şey ona zorluk yaşatıyordu. "Raste." dedi mırıldanırcasına. Gözlerini yere indirdi. "Görüşürüz."
Hogir sık sık çocuğa karşı soğuk davranırdı. Sonuçta, Gerrandin ile beraber nefret ettikleri bir avdı onun için. Ama Raste, bu ayrılık sırasında ağzını açmaya karar verdi. "Kendine iyi bak Hogir." dedi çekimserce. "Sana söz veriyorum. Kimseye zorluk çıkarmayacağım." Hogir gözlerini kaldırdı. Yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu. Atının dizginlerinieline alıp kente geri döndü.
"Ve yine sizinleyiz." diye gürledi Gerrandin. Sanki bunu duygusallıktan kaçınmak ister gibi söylemişti. Kendinde olmadan, dalgınlıkla Gerrandin'i inceledi Raste. Adamın arkadaşını özleyeceğini biliyordu. Kazayla adamın gözlerine yakalandı ve ikisi de öylece bakıştı. Çocuk, diyecek söz bulamıyordu, adam ise mühim bir şey beklercesine kaşlarını çattı.
Nedeni bilinmeyen bir şekilde Gerrandin, başını sağa sola salladı. Zihnindekileri paylaşmayacaktı. Ağzını çıklattı, "Galiba senden olmaz." dedi ümitsizce. "Yada olabilir mi?" Elinin çenesine götürüp düşündü.
"Ne Gerrandin? Benden ne olabilir mi?" diye sordu Raste. Bunu bilmek istiyordu. Adam birkaç santim yaklaşarak, "Bak Raste, Seninle uzun zamandır tanışıyoruz." dedi. "Düşündümde..." Sözü yarıda kesti. Eliyle kahverengi pelerinini bağlayan klipsle oynuyordu.
Tüm bunlar olurken, hiçbir yerde gözükmeyen Mira, atını son sürat koşturarak yanlarına ulaştı. Nefes nefeseydi. "Şuraya gelin, Çabuk!" Kızın keskin gözlerinin gezindiği noktadan dumanlar yükseliyordu. Raste, Mira'nın gece prensesi diye andığı ata atladı. Atlar mahmuzlandı.
Kızıl kumlu tepenin etrafından döndüler.Otuz metre ilerde, dumanların meydana çıktığı yerde bir at arabası yen yatmıştı. Oldukça haşmetli bir arabaydı. Üstü kızıl bir tondaydı. Desen desen çizimlerle süslüydü. Etrafa materyaller dökmüştü; kıyafet veya bomboş şişelerle renklenmişti yerler.
"Koşumlarda zincilerler duruyor." diye yüksek bir sesle konuştu Gerrandin. "Atlar da ortalıkta yok." Altındaki kızıl tüylü atı yavaşça oraya sürdü. İki çocuk da gece prensesinin sırtında onu takip ettiler "Ani bir şey yapmayın sakın." diye duygusuz bir sesle emretti avcı onlara; Kızıl renkli, görkemli at arabasını tarıyordu. Dumanın kaynağı, arabanın girişinde tutuşan butik çorap yığınından geliyordu. Ateş iyice doymuş, canavar gibi kükrüyordu.
Çocuğun burnuna bulanık kokular ilişti. Kokunun geldiği yeri aradı. Gerrandin, şimdi kızıl atından inmişti. Mira, onun arkasından kıpırdanmadan bekledi. Yanındaki çocuğun kıvırcık başı, kendi saçlarına sürtünüp duruyordu. Çocuk da aşağı atlamıştı. İki kişi olay mahalini araştırırken, yakınlarda kimsecikler gözükmedi.
"İçerde kimse var mı acaba?" dedi Raste. Orta yaşlı avcı,içeriye adımını attı. Yanan kıyafet yığını, yerlerdeki boş şişeler tekrar çocuğun gözüne çarptı. Çok tekinsiz bir olay olduğu ortadaydı. Yerdeki şişe kırıklarına basmadan dikkatle yürüdü. "Kimse var mı?" diye tekrar seslendi Gerrandin'e. İçerden boğuk sesler geldi.
"İçeri gel!"
İçeri adımını atan çocuk, kısa bir şaşkınlık yaşadı. At arabasının içerisi rengarenk bir panayır tadındaydı; tavandan asılı boncuk boncuk süslerle kaplıydı. Bu boncuklar, gösterişli bir hayvan gözü gibi derindi. Tıpkı dışardaki şişeler gibi içeriside şişeler kaynıyordu. Gül pembesi perdelerin alındaki koltukta kalın kalın ansiklopediler dizilmişti. Kısacası, dışardaki havasından çok daha ihtişamlıydı at arabası.
Gerrandin karşıdaki devrik koltuğun arkasından gözüne çarptı. Adamın kollarına girmiş birinin kolu vardı. Baygın biriydi. Raste'yi gören avcı, çocuğu eliyle yanına çağırdı. Çocuk da adamın koluna girdi. Baygın adam çıkarıldığı vakit, yüzü daha net gözüktü. Kahverengi saçları renk renk kuş tüyleriyle süslü, üstübaşı ise sade turuncu bir tünikli bir herifti. Onu kayanın yanına yasladılar.
Adam, gözlerini açtığı vakit Gerrandin de yanı başındaydı. "Başım! Ah...Eşim nerede? Peki siz de..." diye şaşkın bir sesle panikle ayıldı adam. Elleriyle üstü başını yokladı. "Ne oldu burada?"
"Sakin olun biraz. Hiç bir şey hatırlamıyor musunuz?" diye yarı gülen Gerrandin. Elini adamın omzuna koydu. Adam yavaşça kendiliğine geldi. Gözleri bir yere kaydı. Başını sallayarak avcıya döndü.
Orta yaşlı avcı biraz eğlenerek, "Tamam, ne oldu şimdi size?" dedi. Görkemli at arabasının üstünde gezindi yerdeki adamın gözleri. Avcının gözü hala üstündeydi.
Raste ve Mira arkada duruyordu. Mira sıkıntıdan oradan oraya dolanırken, Raste ise adamın yanına yaklaştı. Gerrandin'in huysuz gözleri, sadece bir anlığına üzerine yöneldi.Yerdeki süslü saçlı adamın dudağını büzerek hülyalara daldığını gördü. "Aha! Evet, hatırladım" diyerek parladı adam. Bu anlık neşe durumu, avcıyı şaşırttı. Süslü saçlü adam ayağa kalktı. "Eşimle beraber yoldaydık. Atlar huzursuzlandı. Şu kaçakçılar yüzünden."
"Kurt kaçakçıları size saldırdı yani." diyerek araya girdi Gerrandin.
"Evet yoldaş, doğru. Ama şanslıyız ki iyiyiz." Adamın yüzünde, sanki arabaları yan yıkılmamış veya atları elden kaçtığı için bir üzüntü yoktu. Adam kocaman sırıtıyordu. Başını şöyle bir gezdirdi. Islık çaldı etkilenmişlikle. "Vay be! Ne komik."
"Ne dediniz siz? Komik mi?" Gerrandin, iki kaşını da kaldırmıştı. Adamın bu umursamaz, alaycı tavrı fazlasıyla garip gelmişti onu için. Raste de aynı şaşkın ifadeyle kalakalmıştı.
Kıvır kıvır saçlarını karıştırdı adam. Her aklıselim kimse, şu durumda paniklerdi veya lanet okurdu; bu adam, boşverip geçmekle yetindi. Gerrandin, hayret içinde ayağa kalktı. Kaşlarını çatmıştı. Ata arabasının sahibinin, bir çocuk gibi ortalığı meraklıca araştırması üzerine peşine takıldı. "İsminiz neydi bu arada" diye sordu, ayağını yerdeki yanık kumaşlardan kurtarmakla meşgul olan avcı.
"Ben deniz, Doma. Eşimle beraber seyyarım."
"Seyyar mı?" dedi Gerrandin. Sanki bu işte ilgisini çeken bir şey varmış gibi gözleri parladı. "Yolculuk ne tarafaydı?"
"Evet,şey....biz Kontis'e yol alıyorduk aslında. Sadece her yıl yaptığımız gibi geziniyorduk işte. Bu sene de Talassa'daydık."
Talassa'dan bahsedilince, uzun bir zamandan sonra kulağına aşina olduğu, tanıdık bir yer gelmesinden ötürü Raste onlara yaklaştı. Adama sormak istediği çok fazla soru varmış gibi konuşmak için yeltendi. Doma adlı gösterişli adam hiçte dinleyecek durumda olmadığı için sustu.
Cafcaflı giyinmiş adam yerden bir kumaş parçası aldı. Eliyle ileriyi işaret etti. İki boz at, birinin üzerine elini havada sallayıp bağıran bir kadın eşiğinde yanlarına vardılar. "Solmi! Canım." dedi neşeyle şen şakrak oynayan Doma.
"Atları sonunda getirdim. Maskeli adamlar onları çok korkutmuş." Solmi adlı kadın, tıpkı kocası gibi esmer saçını rengarenk tüylerle süslemiş, cafcaflı etekler giiymişti. İki boz at da sahiplerinden pek farklı değildi. Eyerlerine cıvıl cıvıl boncuklar işlenmişti. İkisi de uzun yelelerini gösterişle salladı. "Benim ki seninkinin yanından ayrılmaz tatlım." dedi altındaki atı kibarca okşayan Solmi.
"Kaçakçılar size başka bir şey yaptı mı? Şu arabanızın harap olması dışında tabi." Gerrandin, iki seyyarın dikkatini çekmek için çabalasada, Doma ve Solmi hala birbirlerine sevgi dolu bakışlar atmakla meşguldu. Raste, orta yaşlının sıkıntıyla bir of çektiğini işitti. Gerrandin pes etmedi. Doma'nın omzundan kuvvatlice tutup adamı kemdine getirdi. "Kaçakçılar diyorum beyefendi!"
"Ha evet, dün gece eşkiya gibi aramıza dalıp her şeyi birbirine kattılar. Ama galiba başka sorun yok." Tüm yaşadıklarıumrunda değil gibi dudaklarını büzdü.
"Güzelim araba!" diye böğürürcesine ses çıkardı Solmi. Atları bulmuştu ama koca at arabası kötü bir haldeydi. Şimdi çift, yolun ortasında kalmışlardı.
"Size biraz el atarız. Düzeltiriz belki." dedi Gerrandin. Doma, avcının arkasından memnun bir ifadeyle yürüdü. Gerrandin, at arabasını oynatmayı denedi. Ters bakışlarla Doma'yı yardım etmeye teşfik etti. Doma bir şey söylemeden avcıya yardım etti.
"Oluyor, beni bekleyin" dedi Solmi. İki atı hızlı arabanın ters tarafındaki koşuklara bağladı. Raste de ona yardım etmeye karar verdi. Kadın, yanına gelen ufak tefek kısa boylu çocuğa gülümsedi. İki adam arkadan tüm güçleriyle arabaya göğüs veriyordu; atlar da ön taraftan şaha kalkmış, inatla çekiştiriyordu. Bütün uğraşlar sonucu görkemli koca araba düzeldi.
"Heyt be! Başardık." Doma yerinde zıpkıyordu. Karısı Solmi de ona katıldı ve el ele oynamaya başladılar. Raste, bu şenşakrak çifti gülerek izledi. Gerrandin artık huysuzlanmayı bir kenara bıraktı ve başını sallayıp gülmeye başladı. "Çok sağolun yoldaşlar." dedi Doma. "Ne yalan söyleyelim ki, size borçluyuz."
"Yok be canım. Ben görevimi yaptım o kadar." diye yanıtladı Gerrandin, ama aldığı teşekkür hoşuna gitmişti. "Aman siz Kontis'e gittiğinizi söylemiştiniz. Belki yolda bize eşlik edersiniz. Bizim yolumuzda Berfizer'e gidiyor."
"Ah, çok seviniriz." dedi Solmi. Az buçuk bekledikten sonra, "Acaba sizde mi seyyar falansınız?" diye sordu.
"Sayılır aslında. Yolumuz oraya düşüyor işte." dedi kafasını okşayan avcı. Kendi kızıl atını hazır yanındayken işaret etti. Kızıl, onun dilinden anlarmış gibi ayağıyla yeri eşeledi.
"Genç kardeşimiz ve şu arkadaki genç kız peki?"
"Bizde seyyarız." diye aceleyle lafa girdi Raste. "Küçükken heves ettik işte. Gezmeyi, yeni şeyler görmeyi çok severiz." Arkasını dönüp, başıyla Mira'ya yanına gelmesi için lütfetti. Kız inat etmeden atın dizginlerini çekip yaklaştı, ama fazla ilerlemeden sınırını korudu. Raste de, çiftin kendisine inanmasını umdu. Ne Mira'yı, ne de kendisini ele veremezdi. Normal insanlarla arasındaki duvarın farkındaydı. Mira, bunun zaten farkındaydı. Unutulmuş toprakların, ne vakit başına bir nusubet çıkaracağından adı gibi emindi. Karşısındaki çifte ilgiyle bakan Raste kendi kimliğini saklamanın, kendisi için olduğu gibi bu çift içinde iyi olacağını düşündü.
"Elbetteki çocuklarda seyyar." dedi yanındaki çocuğa bakan Gerrandin. "Gerçi şuan ikisi de çırak gibiler. Ama onlar yanımdayken öğrenirler diye düşündüm. Ben Gerrandin. Bu Raste. Şuradaki kız...adı...Mira! Evet. Onun kusuruna bakmayın, biraz utangaçtır." Hafif bir yapmacık mimikle kızı gösterdi. Sarı saçlı Mira, rahatsız olacak ki hemen Gerrandin'i ketum gözlerle izledi.
Doma, ellerini havada çırptı. Mutlu bir çekti. Onlara inandığı ortadaydı. Birkaç dakika sonra o ve karısı, yerleri temizledikten sonra atların zengilerini yerlerine oturup yol arkadaşlarına işaret verdiler.
***
Kızıl kumlu çölün yol izlerini takip ettiler. Doma ve Solmi şarkı söylüyordu. Gerrandin, kendi kızıl atını arabanın koşumlarına bağladı ve arabadaki yumuşak koltuklara yaslandı. Raste de onlara katılımıştı. Dizginleri eline alan Doma'nın yanına oturmuş, çiftin şarkılarını dinliyordu. Çift, hallerinden çok memnundu. Arada bir yırtık kahkahalar atıp, birbirlerine komik suratlarla bakıyorlardı. Raste onlarla çok fazla konuşamasa da bundan rahatsızda değildi. Doma,yanındaki çocuğun omzuna elini atıp oyunlarına eşlik etmesini istedi.
Gerrandin'in parmağıyla kendisini yanına çağırmasıyla yanlarından ayrıldı. İki bacak üstüne atmış avcı, pelerinini hemen yanına bırakmıştı. Koltukta otururken, göbeği daha net gözüküyordu. Raste, merakla ona baktı. "Bu çift kafadan kontak." diye fısıldadı avcı ona. "Çok fazla duramam burada. Yolumuzu hemen ayıralım da kurtulalım."
"Ama daha yeni bindik."
"Neyse boşver. Şimdi kulaklarını iyi aç ve dinle." Yerinde doğruldu Gerrandin. Ağırbaşlı gözükerek çocuğa yaklaştı. Sanki bir konuda tehdit ediyormuş gibiydi. Eliyle pembe renkli perdeyi araladı. Birkaç metre arkadan onları takip eden Mira'yı işaret etti.
"Siz ikiniz benim başımı dara sokacak."
"Ama kimliğimi saklıyorum işte. Ve o da aynısını yapıyor."
"Sen buna uymaya çalışıyorsun çocuk. Ama o kız kendi başına buyruk hareket ettikçe her şey daha kötü olacak."
"Tamam, onunla konuşurum, yani çalışırım. Onunla aram iyi değil."
"Konuşursan iyi olur." diyerek bıyık altından konuştu Gerrandin." İkinizde canavar kanlısınız sonuçta."
Mevzuyu burada bitirmek isterdi Raste. Ama eğer bu yolda üçü beraber olacaksa, avcının koşullarına uymaları gerekiyordu. Raste, dışarıdaki kıza izledi.Onunla artık tek bir muhabeti kalmamıştı. Avcılarla anlaştığıgün, kızın tüm güvenini kaybetmişti. Onun nasıl gönlünü alabilirim? diye aklından geçirdi çocuk.
"Sevgili yoldaşım Gerrandin. Size bir hediyemiz var." dedi Doma. Duvarda asılı bir kaftanı kurcaladı. Kaftanın içinden bir şişe çıkardı. Yeşil toz, ne kadar uzak ya da yakın olsa bile kendini belli ediyordu. Gerrandin ilgiyle şişeye baktı. Aralarında, şişedekinin ne olduğu hakkında tek bir fikri olmayan tek bir Raste vardı. "Bu şifa tozunu eşimle sizin gibi hoş insanlar vermek isteriz." dedi kocaman sırtına Doma. Gerrandin şişeyi eline alınca, Doma adamın sırtına eline koydu.
"Buna hiç gerek yoktu." dedi Gerrandin. Lafı mı olur dercesine elini salladı Doma. Hediyeyi geri çeviremezdi Gerrandin.
"Bunu en güzel günlerinizde kullanın." dedi Solmi. Başını selam verircesine eğdi. Çift işlerine tekrardan dönmek için arkalarını dönünce, aldığı hediyeyle gözleri parlayan Gerrandin son anda, "Tozu nerede bulduğunu sorabilir miyim?" diye sordu. Bunu bilmek çok önemliydi onun için.
Toz. Bu çok tanıdık geldi çocuğa. Sonunda aklındaki soruyu yanıtladı. Jiyan tozu. Şişedeki Jiyan tozuydu.
"Hmm,bir düşüneyim." dedi Doma. "Geçenlerde bazı seyyar dostlarımız Balassagor'da almışlar." Gerrandin ve Raste, ilgiyle başlarını sallamakla ve akıllarındaki soruları düşünmekteyken, süslü giyimli Doma devam etti. "Bizim kiler yine eğlence peşinde. Çok yakında onlara katılırız umarım."
Gerrandin, küçük silindir şişeyi deri kemerinin bir boşluğuna tıkıştırdı. Ama bu sırada Doma'nın benzer bir şişedeki tozu avcuna boşalttığını gördü. Doma önce koklar gibi soluk aldı. Sonra tozu burnuna çekti. Herkes onu ilgiyle izlerken, adam silkindi. Yüzünde soğuk bir çarpıntı vardı. Elini alnına götürdü.
"Çok fazla çektin canım. Dozu aşma lütfen." dedi eşinin kollarına yapışan Solmi.
"Galiba eşimle beraber uzun bir ömür yaşamak istiyorum." Bayılacak gibi ağırlaştı Doma.
Raste ilk kez bu tozu bu kadar yakından görüyordu. Adamın, tozu içine çekerken yaşadığı çarpıntı kendisini merak düşürmüştü. Uzun bir ömürden bahsetmişti Doma. Uzun bir ömrü gerçekten sağlıyor muydu ki bu Jiyan tozu? Her vakit, belinde taşıdığı deri çantaya elini götürdü. İçindeki Berhilistin tozunu çıkardı. Tıpkı Jiyan gibi Berhilistin de bir işleve yarıyordu. Felit, Berhilistin için bir direnç tozu demişti. Uykuya karşı yararlı oluğunu.
Akşam olunca gelecek için kaygılandığını hissetti. "Hey çocuk! Uyu çabuk." diye azarlarcasına konuştu Gerrandin.
"Gerrandin? Sana bir şey soracağım?" Aklındaki soruları ona sormak istiyordu. Çok yakında bilinmezliğe yol alacaklardı.
"Soramazsın. Uyu çocuk." dedi adam. Böylece çocuğu susturduktan sonra derin bir uykuya daldı. Horlayarak uyuyordu Gerrandin. Buna ilk kez şahit oluyordu Raste. Avcının konuşmaya yanaşmaması zaten sinir bozucuyken, şimdi gece boyu onun gürültüsüne katlanmak zorundaydı.
Ahşap duvar düzenlice tıkladı. Emekleyerek sesin geldiği noktaya ilerledi Raste. Pencerenin aralığından Mira'yı gördü. Bir şey söylemek için ağzını açtı fakat kızı atının sırtında görünce sustu. Mira kaçmaya karar vermişti. Dürüstçe başıyla onay verdi ona. Kızla daha fazla zıtlaşamazdı. Tekrar kaçmayı deneyebilirdi.
"Bana bir söz verdin Raste." dedi kavetli bir ses. Gerrandin uyanıktı. Karanlıkta doğrulmuştu. "Bana kaçmayacağına söz verdin. Seninle beraber dostunu kurtaracağız."
"Yo hayır, kaçmıyorum."
"Merak etme. Dostunu kurtaracağız. Ondan sonra istediğiniz gibi kaçarsın. Ama şimdi, ikizin benimle bir anlaşması var."
Raste, yanındaki avcıya bağlılık sözü verdiğini biliyordu. Belkide, Gerrandin haklıydı. O olmaz ise, Felit'i kurtaramayabilirlerdi. Bir zemin boşluğa uzandı. Avcının gözleri üzerindeydi. Vücuduna çarpan soğuk dalga sayesinde, ağır ağır uykunun ellerine teslim oldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.