Felaket Ulakları kitap kapağı

7. bölüm / 10

Felaket Ulakları

7.BÖLÜM= HAYDUTLAR

Vaveyla Yazarı: Rojhat Çelik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 7.BÖLÜM= HAYDUTLAR

Bir gece kasabada halk panik içinde uyandı. Ellerinde meşaleler ile sokağa döküldüler. Gecenin soğunda ilk işleri panik içinde demir ambarları kontrol etmek oldu. Bu demir ambarlar sadece bu büyük kente özeldi. Dışardan bir mezar gibi gözükürler fakat yakına varıldığında kocaman boyuttadırlar. Bunlar geçmişten, Wetanos'un 4.Çağı, 810 yılından yana kullanılıyordu. Kullanım amaçları o zamandan bu yana hep aynıydı: Jiyan saklamak.Jiyan Balassagor'da toprağın metrelerce altından çıkan bir madendi. Çok para ediyordu. Kentin en büyük para kaynağıydı bu yüzden Jiyan.
Başı örtüler içinde bir ihtiyar, evinin demir ambarını boş bulunca gözleri faltaşı gibi açıldı. "Canavar kanlılara lanet olsun." diye homurdanarak lanet okudu. Ellerini kalbinin üzerine götürdü. "Götürmüşler!" diye bağırarak yere çöktü. "Batırdılar beni!" İnsanlar ihtiyar adamın etrafını sardı. Onlarda boş ambarı görünce korkuya kapıldılar. Kaçakçıların işiydi bu. Ama öyle sıradan kaçakçıların değil, ülkenin en büyük kaçakçı örgütünün işiydi.
"Kurt çetesi." dedi halkın arasına karışan Hogir.
"Başkaları olamaz ya artık." dedi Gerrandin. İkiside uykularından uyanmışlardı. Soygun işi ikisi için de süprizdi. İnsanlar onların kim olduğunu merak edince Gerrandin öne çıkıp, "Sadık avcı üyeleriyiz. Açılın lütfen." diyerek kendini tanıttı. Onları tanıyan halk kesimi sevinçle onları karşıladı.
"Efendi Gerrandin, Yalvarırım onları bulun." diye yalvardı yerdeki adam. Sarışın avcı yerdeki ihtiyarın yanına eğildi. O sakallı yüzüyle Sırıttı.
"Sakin olun be amcacığım! Evinize gidip uyuyun." İhtiyar adam onun sözünü dinleyip yavaş adımlarla evine gitti. Kalabalıktan bir adam, "Avcılar, halk size güveniyor" diyerek lafa girdi.
Hogir, arkadaşı Gerrandin'e yaklaştı. "Balassagor büyük bir yer. Bence bir yerde saklanıyorlar."
"Her yerde olabilirler Hogir. Karşımızda koskoca kurt çetesi var." Elini çenesine götürdü. Balassagor'dan ayrılmak istiyordu ama bu son zamanlarda soygun vakaları artmıştı. Etrafında kendilerini izleyen çaresiz çöl halkına baktı. Gece gece gündelik sandaletlerle ayakta dikilmişlerdi. İnsanlar kurt çetesinden korkuyordu.
Kurt çetesi. Kim tarafından yönetildiği bilinmeyen bu örgüt Jiyan hırsızlarıydı. İnsanların en büyük gelirini alıyor ve sonrada yokluğa karışıyorlardı.
"Ülkedeki Jiyan ticaretinin yarısının yasa dışı olduğuna eminim." dedi kaba sakallı esmer Hogir. "Ne yapmamız lazım?" diye sorarak yanındaki ortağına döndü.
"Hogir, şimdi beni iyi dinle." dedi Gerrandin. Hogir'in o dağlık elbisesinin kolundan tutup yanına çekti. "Burada uzun birsüre daha kalacağız."
"Ne? Gerrandin sen..."
"Hogir, Balassagor geçmiş varlığını kaybediyor."
"Ama bunu krala bildirirsek kraliyet askerleri halleder." Hogir, ortağını ona anlamsızca baktığını farketti
"Hogir, bunu kraldan gizli tutacağız." dedi Gerrandin. "Ne bileyim, elimizdeki av kaçtı, onu arıyoruz deriz. Kraliyet askerleri bu mevzuya asla bakmazlar." Hogir bu fikri düşündü. Sonra başıyla onayladı. Gerrandin'e güveniyordu.
"Yarın başlayacağız o vakit."
"Elbette. Sana birşey soracaktım."
"Evet, dinliyorum?"
"Şu ticaret hakkında birşeyler öğrenmek istiyorum. Yarın bana bir şeyler anlatır mısın?"
Hogir biran durup şaşkın şaşkın ona baktı. "Sen şakayapıyorsun" dedi.
Fakat Gerrandin hiçte şaka yapmıyordu, her ne kadar ona muzipçe bakmasına rağmen. "Ciddiyim." dedi. "Jiyan ticaretini anlarsam eğer, kaçakçıların durak noktasını dabuluruz. Hatta bekle..."
"Evet, şimdi aklında ne var?" Hogir onun durduk yere gelen fikirlerine alışıktı. Gerrandin elini çenesine götürüp düşündükten sonra, "Sen ve ben at üzerinde oluruz. Bir tanede gözcü düşünüyorum." diyerek fikrini anlattı. Mütereddit kahverengi gözler, yere indi. "Koca evdeki şu çocuğu diyorum..."
Hogir uzun bir süre onun ne demek istediğini anlamaya çalıştı. "Sen...Ciddisin...Onu kullanmayı..."
"Tamam, evet o kötü kan. Ama mecburuz sonuçta." İkiside oradan ayrıldı. Saat geç olmadan uyumak istiyordu ikiside. İnsanlar evlerinin önünde dikiliyor canavar kanlılara lanet ediyordu.
Büyük eve vardılar. Gerrandin üzerindeki kalın pelerini duvara asarken tavana baktı. Tavandan kıpırdanma sesleri geliyordu. "Bu çocuk hala uyanık mı?" dedi.
"Küçük çocuklar gibi kabus görüyor."
"Boşver şimdi onu. Yarın çok iş var." İkiside kendi köşesine çekildi. Huzurlu bi uykuya ihtiyaçları vardı. İşte tam bu sırada, yukarı kattaki hücreli odada Raste yine bir kabus görüyordu. Sapsarı uzun saçlı Felit'i gördü; yüzünde bir telaş vardı. Tam arkasından gelen bir darbeyle yere düştü Felit. Canı yanmıştı. Eli beline uzandı. Elinde kan vardı. Koşmaya devam etti. Arkasına bakmadan koştu. Beyaz pelerini darmadağın haldeydi. Ben görünmezim! diye haykırdı karanlık silüet. Ben durdurulmazım! İki elinde de uzun kılıçlar vardı. Hareketleri hiç telaşlı değildi. Bu adam doğruca Felit'in peşinden gidiyordu.
Yüzü karıncalandı. Sanki o çift kılıçlar kesmiş kolları acıyla yandı. Olduğu yerde çırpınarak uyandı. Felit tehlikedeydi. Bunu artık çok iyi biliyordu. Elinde olsa onu kurtarabilirdi. "Burada kapana sıkıştım." dedi kendi kendine.
***
Ertesi gün Hogir'in aceleyle hücrenin parmaklıklı kapısını açmasıyla uyandı. Kirli elbiseli adam sert bakışlarını ondan ayırmadan, "Takip et beni." diye hırladı.
Çaresizce ayağa kalktı. Kılıcı hemen yerdeydi. Kapı açıktı. Bu bir fırsattı. Çocuğun kaçamak yan bakışlarını hızlıca farketti adam. Belindeki kılıcın namlusunu doğrulttu. "Sakın deneme bile." Adamın peşinden aşağı kata indi çocuk. Daha ne olduğunu anlamadan, adam bileğine bir zincir taktı. "Bu kaçmaman için." diye açıkladı. Koluna bağlı zinciri sertçe çekerek çocuğu arkasından sürükledi.
"Hogir, ne yapıyorsun?" Adam ona baktı. "Sakin ol. Seninle bir işimiz var." dedi. Kapıya yürüdüler. Tam karşılarında Gerrandin duruyordu. O kahverengi pelerini, koyu renk tüniğin altından beliren deri kemerle, ve belindeki asılı kılıflarla tecrübeli avcı kimliğindeydi.
Çocuğun iyi bir fikir olup olmadığını düşünerek, dudağını büktü. "Beni götürecekler mi yoksa?" diye sordu Raste. "Benimle ne işiniz var?"
Gerrandin birkaç adım yaklaşıp ona doğru eğildi. Yüzleri şimdi yan yanaydı. "Raste, Balassagor tehlikede."
"Tehlike mi? sorun ne ki?"
"Kenti kaçakçılar basıyor. Kurt çetesini hiç duydun mu?" Çocuk bu ismi zihninin derinliklerinde aramaya çalıştı. Sanki annesinin eskiden böyle bir isimden bahsettiği olmuştu.
"Yani...duydum."
"Merak etme. Hogir bize birkaç ders verecek. Kurt çetesi dün gece büyük miktarda Jiyan çaldı."
Jiyan'ın ne olduğunu tıpkı Simir çetesi gibi sadece duymuştu. "Balassagor'un madeni değil mi?" diye sordu. "Evet, çok doğru." dedi adam. "Ama ben ve Hogir bugünden sonra onlarla savaşmayı ve halkın elindekini geri almaya karar verdik."
Bu adam iyilik yapıyor ha? diye aklından geçirdi Raste. Bu fikir çocuğa komik geldi.
"Hogir bize önce Jiyan ile ilgili bilgiler verecek, sonrada kurt çetesinin duraklarını bulacağız."
"Dur...Peki ben niye...Bunların benimle ilgisi ne?"
"Çünkü sanada bir görev bulduk "Nöbetçilik."
"Ne? Yo yo hayır." Bu fikirden nefret etmişti. "Avcı olan sizsiniz. Bu görev size ayit. Ben savaşçı bile değilim."
"Raste, bu görevi avcı olarak yapmıyoruz. Halkın yanında olduğumuz için yapıyoruz." Halkın yanında olma fikri çok güzel olsa da Gerrandin'e güvenmek konusunda çekinceliydi. "Ve sen geceleri gözcülük yapacaksın."
"Peki niye ben mesela?"
"Çünkü...Çünkü." Sustu. Gerrandin hiçbir lafını yarıda kesmezdi. Herşeyi olduğu gibi söylerdi. Ama bu soruya nasıl yanıt vereceğini şaşırdı. "Çünkü mecburuz." dedi. Ama verecek bambaşka cevaplar arıyordu. "Birde geç uyuyorsun." diyerek kurtardı kendini.
Hogir arkada masa sandalye çekmiş onları bekliyordu. Raste artık durumu kabullenmeye başladı. En azından boş boş evde kapalı kalmayacak ve görev başında olacaktı, kendisini yakalayan bu iki avcı ile beraber.
Hogir parşomen getirmişti.Üçüde masanın etrafına oturdu. Hogir ikisinin karşısında oturdu ve parşomeni açtı. Raste ve Gerrandin yan yana oturdular. "Şimdi nereden başlasak acaba?" diyerek lafa başladı Hogir. "Tamam buldum: Jiyan." Raste tüm dikkatiyle onu dinlemeye karar verdi. "Jiyan, sadece burada değil sanırsam; Morre'de çıkıyor." Kafasını parşomene çevirdi, sonra karşıdakileri kontrol etmek için bakındı. "Tamam ama iki kent'tin en büyük sıkıntısı da bu madenlerin içerden çalınmaları."
"Ne? Yani madenin kaçakçıları buralılar mı?" diye şaşırarak sordu Raste. Hogir onu başıyla onayladı.
"Ama son zamanlardaki mağdur evlere baktığımızda hep aynı yolları görürüz." Gerrandin ona devam etmesini işaret etti. "Karşımızda üç yol var. Biri doğuya, biri kuzeye ama sonuncusunun nereye bağlandığını bilmiyorum."
Raste kendi kafasında bu madeni tanımaya karar verdi. Aklına annesinin verdiği Berhilistin geldi. Eliha'dan çıkarılıyordu bu toz. "Berhilistin, hani Eliha'dan çıkıp ülkeye yayılıyorsa..." diye aklındakini söylerken, iki avcının gözünü üzerinde hissedip sustu. Hogir, "Devam et." dedi.
"Berhilistin bir direnç tozu. Jiyan ne için kullanılır?"
"Çok para eder; onunla saraylarda dekorasyon yapabilisin."
"Başka? Tek kullanım yolu bu mu?" Ne yaptığına inanamıyor gibi gözlerini yere düşürdü. Ama eğer bu işte olmaya mecbursa, elinden gelenin en iyisini yapmak istiyordu. İki avcı, onun sorusu üzerine bakıştı. Hogir çocuğun ne kastettiğini anlamıştı. Gerrandin sıkıntıdan arkasına yaslanmış bu ikisinin sohbeti götürmesine karar verdi.
"Çok maliyetli bir işlem vardır." dedi Hogir. "Eğer Jiyan'ı ezersen Jiyan tozu elde edersin. Ömrü uzatır, sağlıklıdır."
Raste bu kadar kıymetli bir madenin götürüldüğü yolları düşündü. Hogir şans eseri bu konuyu açtı. "Kuzeyde Kontis'e satıldığına eminim. Peki Doğu? Sonra üçüncü yolda var." Eliyle esmer saçını karıştırdı. Bu konulara tıpkı kendisi gibi Raste'nin de kafa yorduğunu farketti. Gerrandin sandalyesinde neredeyse uyur pozisyondaydı. "Peki ya Doğu gizli bir pazarlık bölgesine gidiyorsa?" diyerek aydınlandı. "Yani böylece Ülkedeki gizli müşteriler oraya çekiliyordur."
Geriye sadece üçüncü yol kalmıştı. Raste Üçüncü yolun belli bir yer olmadığını farketti. Madenin üçüncü durağı belkide en gizli olanıydı. "Hogir? Sence üçüncü yol kimsenin gitmediği bir yer olabilir mi?" Söylediği şeyin mantıklı olduğuna inanıyordu. Kimsesiz bir yer, insanların yaklaşmaktan hoşlanmayacağı bir durak.
"Nereyi kastediyorsun?"
"Kimsesiz bir yeri, Kırkara yapılarını" Hogir birden parşomeni kontrol etti. Kağıtta güzel bir bilgi yazmadığı için bir kenara attı. Çocuğun söylediği mantıklı gelmişti. Kırkaralar bir zamanlar lanetli, sevilmeyen Simirellerin yuvasıydı. Bir şehirdi aslında, ama artık sadece bomboş yapılardı. Kırkara'yı düşünen iki avcının gözleri karardı. Gerrandin, bir şey diyecekmiş gibi kıpırdandı ama sebepsizce durgunluğunu korudu. "Oralarda artık kimse yok tabi." diyerek düşünceyle konuştu Hogir.
Raste, iki avcının kasvetli yüzlerini çaktırmadan izledi. Önündeki adama tekrar döndü. "kurt çetesinin olası mekanları." dedi Esmer adam. "Kontis, Kırkara harabeleri ve..."
"Balassagor'un ta kendisi." Hogir kaçırdığı bu detayı doğruladı. Karşısındaki çocuğa baktı. Raste öğrenmeyi, bilgi yürütmeyi seviyordu. Ama o bir canavar kanlıydı, nefret edilen felaket ulaklarındandı. Hogir onun bir felaket ulağı olduğunu bir anlığına unuttu. Kendini bir öğretmen, çocuğu da öğrencisi zannetmişti. Sonra Raste'nin yanındaki Gerrandin'e baktı.
Gerrandin'in sohbet boyunca sessiz kalmasının nedenini şimdi anlıyordu. Sessiz kalarak ellerindeki esirlerini test etmek istemişti. İstediği sonucu almıştı. Sessiz sessiz sırıtıyordu sarı saç ve sakallı adam. Kahverengi gözleri memnuniyetle Hogir'edoğru parlıyordu.
Raste kendi kafasında yepyeni fikirler ararken, yanındaki adamın kendisine tatmin olmuş biçimde baktığının farkında değildi. "Kurt çetesi geceleri geliyorlar değil mi?" diye devam etti. "Kalabalıklar mı?" Gerrandin çocuğu izlemeye devam ederken Hogir, "Bir tek bu kentte yaygınlar, ama şimdilik. Malesef elebaşlarını bilmiyoruz." dedi.
Gerrandin oturduğu yerden sıkıldı. Kendi sırasının geldiğini farketti. "Bu gece başlıyoruz." dedi. "Gidip şimdiden atları bağlayalım. Atlar ile geceleri kasabayı turlayacağız. Ve Raste!" Çocuğa yaklaştı. "Çatı katında duracaksın. Her gece bekçilik yapacak, olurda birini görürsen bize söyleyeceksin."
"Tamam anladım."
Böylece saatler geçti. Üçüde gece için hazırlandı. Raste kendini bu beklenmedik görevde bulmaktan mutluluk hissetti. Tek korkusu sadece kendi lanetiydi. Hogir onu çatı katında bir kayaya zincirledi. Görevi basitti Raste'nin, tek işi yukarıdan kentin evlerini izlemekti. Uzun bir süre hiçbir şey olmadı. Öylece oturup bekliyordu.
Yanında bulunan bir parşomeni farketti. Hogir'in olmalıydı.
7.Çağ-1420 Kraliyet buyruğu ile görev yerlerine dağılan tüm avcılara, Saygıdeğer Avcı İharon'un Balassagor'a tahini kabul edilmiştir. Bir değişiklik olarak Avcı Hogir'in yeni görev yeri için seçim hakkı tanılmaktadır. Tüm avcılara lanetli halktan kurtulmak umidi ile saygılar.
Kağıt yıpranmıştı. Haber mesajı ancak aylar önceden gönderilmiş olmalıydı. Arkadaki demir kapak açıldı. Gelen Gerrandin'di. Çocuğu yerde otururken görünce yanına geldi. Çocuk ona mektubu uzattı. Adam elindeki mektubu okuyunca tek kelime etmedi. Adam çocuğun tam yanına çömeldi. Sarı saçları rüzgarda oynaştı. "Hogir ile uzun zamandır dostuz." dedi yüzünü karanlıktan ayırmadan. "Artık gitmek zorunda malesef."
"İharon kim?"
"Tanınmaya değmeyecek biri."
"Diğer avcılardan nefret mi ediyorsun?"
"Onlar sadece savaşçı olmak için yaşıyorlar, insan olmak için değil."
Raste diğer avcıları tanımamıştı. Sözlerini anlamayı beklemiyordu. Gerrandin yanındakine dönüp, "Sana onları anlatayım." dedi. "İharon kendini beğenmiştir. Rüstem geçmişte çok hata yaptı ve yapıyor. Ve Malîk..." Kısa bir ara verdi. Sessizce homurdandı. En sonunda yanındaki Raste'ye yan gözlerle baktı. "Malîk tam bir canavar, hem de en pislik olanlarından."
Uzun bir aradan sonra Raste parmaklıklı odasına döndü. Ertesi gün de hiçbir gelişme olmadı. Ondan sonraki günlerde de. Raste iki avcının elindeki üçüncü ayını tamamladı. Fakat bir gece Raste kasabada garip çığlıklar gördü. İki tane çocuk maskeli bir adamdan kaçıyordu. Adam elindeki hançeri tehditkarca sallıyor, çocukları kapana sıkıştırıyordu.
Ne yapacaksa, insanların iyiliği için yapacaktı. Bu işte müteşebbis olmasının nedeni de buydu. Sadece insanlar, avcılara sadakat değil.
Raste aceleyle aşağıdaki atlılara seslendi. Raste'yi duyan avcılar, işaret edilen yerde maskeli adamı yakaladılar. İlk işleri adamı sorguya çekmekti. Hogir kılıcını adamın boğazına dayadı. Gerrandin adamın yakasına yapıştı. "Diğerleri nerede?" diye kükredi adama. Adam hemen konuşmaya yanaşmadı ama "Ben onlardan değilim aptal herifler!" diye haykırdı. Bu ya bir yalandı, ya da değildi. Adamı doğruca Balassagor askeri garnizondaki mahsenlere kapattılar. "Ağzı açılır bunun şimdi." diyerek eğlendi Gerrandin.
Bundan sonraki günlerde belliydi ki, koca kaçakçı çetesi işlerini zora sokmayacaktı. Başka bir gün Raste yine sokakta bu kez dört adam görmüş fakat Gerrandin ve Hogir'in olay yerine varamaması nedeniyle elden kaçmışlardı. Gerrandin hemen suçu çatıdaki Raste'ye atmış, "Kafasız çocuk! Azıcık atik ol be!" diye azarlamıştı. Raste elinden gelen şekilde göreve sadık kalıyordu. Bazen "Ben ne yapıyorum şu anda?" diye soruyordu kendi kendine. Bir felaket ulağıydı ama iki avcının görevinde yardımda bulunuyordu. Sonra bunu onlar için değil Balassagor halkı için yaptığını farketti. Bir ay daha geçti ve dördüncü ayını tamamladı Raste.
***
Bir gece bir evden gelen gürültü üzerine yine avcı Gerrandin'i uyardı. Gerrandin elinde bir adamla dönmüş fakat adam hücresinden kaçmayı başarmıştı. Böylece ellerinde hiçbir gelişme yoktu.
Felit'i hatırlayıp hayallere daldı Raste. Onun tehlikede olduğunu kabuslarında defalarca kez görmüştü. Felit'i kurtarmak istiyordu. Onunla beraber o eski halkı bulacaktı. Hala bu hayale inanıyordu. Gerrandin onu bu hayallere dalmışken yakaladı. Huysuzca kaşlarını çatıp, "Biz seni keyif yap diye göndermiyoruz ufaklık." diyerek uyardı.
Ayağa kalkıp görev yerine geçti. "Arkadaşım Felit tehlikede." dedi sırtını ona dönerek.
"Onu düşünmen ne güzel! Azıcık sivilleri düşün şimdi." Raste istemeden güldü. Bu adamın huysuz tavırlarına artık alışmıştı. Çocuğun güldüğünü farkedince umursamadan terk etti orayı adam.
Sonraki günler de tüm günü elindeki bronz, kılıçla antrenman yaparak geçti; Bir sağ hamle, bir sol hamle. Felit'in kol hareketlerini hatırlamaya çalıştı. Saldırı ve savunma hareketlerini. Bacaklarını omuz genişliğinde açtı. Ortamda rahatlık sağladı. Zamanla koca evin duvarları arasında takılmaya başladı. Bu sebepsizce alınmış bir karardı. Öylesine izin vermişlerdi ona avcılar. İki avcının gözetimi altında kendi dünyasında keyifli saatler geçirdi.
Bir gün Gerrandin yanına uğrayıp, "Seninle bir şey konuşacağız." dedi. Adamın peşinden gitti. Ne olacağını bilmiyordu. Adam avcılara özgü kendi kılıcını çekti. "Bana saldır." dedi.
Bunu beklemiyordu fakat adamdaki ciddiyeti görünce kılıcını havadan sallayarak indirdi. Adam kılıcı göğsünde savurdu. Gerrandin'in kılıcı ağırdı, kuvvetliydi. Üzerindeki gümüş işlemeler de işin estetiğiydi. Uzun sakallarını sıvazladı. "Hadi be çocuk! Daha güçlü." Raste kılıcı daha güçlü indirdi. Adam bu kez sağ taraftan savurdu. Yön değiştirdi Raste. Kılıcının, adamın kılıcının yanında kısa olduğunu hatırladı. Kılıcı alttan indirdi. Gerrandin hiç güç kullanmadan kılıcı dizlerinin hizasından savuşturdu. Saldırı zamanı ona geldi. Koca kılıcı çocuğunkine indirmesiyle çocuğu yere yıktı. "Ben kazandım." dedi. Yerdeki çocuğa uzun süre güldü. Gülerken ağzı kocaman açılıyordu.
Raste bu kez sinirlenmediğini farketti. Bu adamın varlığına alışmıştı. Yaptıkları duello Felit ile yaptığı dersleri hatırlattı. Tıpkı o günlerdeki gibi bu duellodan keyif almıştı. Felit Raste'ye hayallerini hatırlatan, kendisine abi gibi gelen karizmatik bir liderdi. Fakat Gerrandin farklıydı. Adam kendisini sınıyor, onu kendisi gibi davranmaya teşfik ediyordu.
Günler böyle geçti. Raste yine görev yerinde tetikte bekliyordu. Uzun süredir bir tane bile kaçakçı görmemişti.Gözleri artık uykusuzluğa dayanmaz haldeydi. Tam arkasını dönüp gideceği sırada beklenmedik bir ses duydu. "Yaşlı bir kadın mı? Evet öyle" dedi kendi kendine. Güçsüz ve kapana sıkışmış bir kadının yardım çığlığı. Gözleri aşağıdaki iki avcıyı aradı. Görünürde yoklardı. "Gerrandin!" diye seslendi. "Hogir! Neredesiniz?" İki avcıdan cevap gelmedi. Uyumuşlar mıydı bunlar
Kadının yardım çığlıklarını duyabiliyordu. Bir kaçakçıyı gördüğü kesindi. Eğer oraya varmazlarsa kadın zarar görebilirdi. Sonra bağlı olduğu zincire baktı. Hiç düşünmeden kılıcını kapıp zinciri kesmek için uğraştı. Kalın zincir kesilmiyordu. Bir çizik bile yoktu. Zincirin bağlı olduğu koca kayaya baktı. Aklına bir çılgınlık gelmesini istedi. Kayayı parçalamalıydı. Kılıcı kayaya indirdi. Tekrar indirdi. Hiçbir işe yaramıyordu.
"Yalvarırım yardım edin!" Bu kadının sesiydi. Kadının sesi kulağında çınladı. Ya ölmek üzereyse? Bu çok korkunç olurdu. Raste kadının ölmesini duymazdan gelemezdi. Korkuyordu, bir diğer olasılıkla asla tarif edemeyeceği bir duygu içindeydi. Üzerine bir sıcaklık vardı sanki. Kanı mı kaynıyordu? hem de gerçek anlamıyla. Başını sallayarak silkelenmeye çalıştı. Hala ısıyı hissediyordu üstündeki. Zincire sabilenmiş kayaya eline koydu. O an aklından tek şey geçti. Çekil, lütfen. Kayaya elinin çarpmasıyla koca kaya korkunç bir sesle ikiye bölündü. Artık zincirden kurtulmuştu. Bunu yapan kendisiydi. Fakat bunu düşünemezdi.
Merdivenlerde inip kapıya yöneldi. Demir kapıdan dışarı attı kendini. Kadının sesini daha yakından duymaya başladı. İlerdeki ahçap çitlerin üstünden atladı. Evin penceresi açıktı. İçeriye atlayınca darmadağın olmuş bir evde buldu kendini. Tüm kıyafetler, devasa kilimler bir oraya bir buraya fırlatılmıştı.
"Yapmayın, Ne olur!" Kadın köşede korkudan büzülmüştü. Raste kadına yaklaştı. Perişan kadının gözleri korkuyla parlıyordu.
"Korkmayın geçti." dedi Raste. Ama şu durumda en az kadın kadar korkuyordu aslında. Karşısındaki kara maskeli adamı görünce geriledi. Eli kılıcındaydı. "Hey sen! Kadını rahat bırak!" Sesi çatlak çıkmıştı çocuğun. Maskeli, çocukla veya kadınla ilgilenmiyordu. Karşısındaki sarı kasayı açmaya uğraşıyordu. "Git dedim sana!" diye hakırdı Raste.
Kılıcı sıkıca tuttu. Adamın artık karşısındadaydı. Maskeli ani hareketle kendi kılıcını çekti. Raste daha anlayamadan maskeli saldırıya geçti. Bu tür numaralara hazır olan Raste, kılıcıyla kendini korudu.Tökezledi. Maskeli hızlıydı. Kılıcı omzuna doğru salladı. Sağ tarafa kaydı Raste. Kılıcını kullanarak omzunu korudu. Bir sonraki hamle soldan geldi. Kılıçtan gelen darbe çocuğun yerinde sendelemesine neden oldu. Tekrar vurdu kara maskeli. Kılıç bu kez göğsünü hedef alıyordu. Anında arkaya geriledi. Maskeli ona kolayca üstün geliyordu. Fakat Raste, gelen her saldırıyı erkenden farkebiliyordu. Daha saniyeler öncesinden kendini savunmaya çekebiliyordu. Maskeli adam son vuruşunu, kılıcı havada sallayarak yaptı. Kılıcı havada durdurmayı başardı Raste. Bir fırsat yakaladı. Maskelinin açık noktasını gördü. Saldırısını yaptı. Adam koltuk altından gelen hamleye karşı hazırlıksız yakalandı ve gerileyip kaçtı. Doğruca kırık camdan kaçtı.Raste onun peşinden gitti.
"Raste ne oluyor?" Bu Gerrandin'di. Uzak bir evden atıyla gelirken çocuğa rastlamıştı. Raste kaçan adamı işaret etti. Gerrandin arkadan gelen Hogir ile beraber maskelinin peşine verdi. Onlar giderken, sakinleşti ve bu dövüşün kazandırdığı stresten kurtulmaya çalıştı. Aklındaki tek şey, ne kadar iyi savunma yapabildiğindeydi.
Ortada kalan genç yaşlı kadınla tekrar karşılaştı. Kadın o darmadağın elbiseleriyle çocuğa sarıldı. "Çok teşekkür ederim genç avcı savaşçı!" Kadının kırışık yüzündeki o masum mutluluğu görünce gülümsedi. "Siz iyisiniz değil mi?" Kadın mutluluktan ve yorgunluktan konuşamayacak haldeydi.
Sonra çocuğun elini havaya kaldırdı. "Delikanlı, yaralanmışsın." Sol elini pencereden atlarken cam kesmişti. Elini nazikçe çekti çocuk. "Geçer bu. küçük bir yara." dedi.
"Yo hayır. Gel benimle oğlum. Elini saralım." Kadınla beraber eve geçti. Kadın elini sararken acıdan yüzünü ekşitti.Kalkıp gitmek isterdi. Ama yaşlı kadına evi toplamak için yardım etmek istedi. Kilimleri, halıları birbir yerleştirdiler. Kadın bir köşeden çıkardığı bir adet yarım ekmeğin içine elindeki son peynirden kalanını koyup çocuğa uzattı. Çocuk da ihtinayla bu ikramı kabul etti.
Beyaz saçını örttükten sonra, "Sana tekrardan teşekkür etmeliyim çocuğum." dedi. "İşinle gurur duymalısın."
Kadın çocuğa tatlı tatlı baktıktan yerdeki halıya oturdu. Kadının ellerindeki ve yüzündeki kırışıklıkları farketti çocuk. "Keşke zamanında buralardan gidebilseydik." diyerek kederlendi Kadın. "Bu kent eskisi gibi değil."
Raste onun yanına oturdu. Kadın yalnız yaşıyordu. Kaçakçıların kolaylıkla zarar vereceği biriydi. "Artık güvendesiniz." diyebildi ancak.
Kadın ona şefkatlice baktı. "Baksana halime delikanlı." dedi. "Gençken ne çok severdim buraları." Biraz bekledikten sonra, "Akılsızdım tabi" diye ekledi. "Ama ailemle onca kavga ettikten sonra dayanmadım ve eşimle evlendim. Bu hayatımı seviyordum."
Raste bu hikayeyi bir yerden tanıdık buldu. Evet, yanılmıyordu. Yaşlı kadın, annesi Lori ile benzer şeyler yaşamıştı. Sonra kendisi, Raste doğmuştu. Lori'nin hayatını değiştiren de oğlu olmuştu. Kendini iyice kötü hisetti.
Yaşlı kadın yanındaki üzgün çocuğu farketti. "Ne oldu evladım? Bir sorun mu var?" diye nazikçe sordu. Nazik kadına güvenerek, "Şey...Acaba hiç bu anlattığınız şeylerden sonra..." dedi. Sesi giderek kısıklaştı. " Bu yaşadıklarınız...Boşverin işte." Kadının gülümseyerek, yıpranmış elini dizlerine koymasıyla başını kaldırdı.
"Bir sorunun var galiba?"
"Sadece...Bakın, annemi düşündüm. Onun için bir yük gibiyidim bende.."
Kadın, şevkatle bakmaktaydı hala. "Bu yaşta böyleşeyler düşünmen çok normal." dedi. "Ben de kendimden utandığım zamanlar yaşadım. Gençken hep kendini böyle suçlarsın." Çocuk bu söylediklerini düşünmeye başladı. "Sen benim canımı kurtardın evladım. Hangi insan böyle yiğitçe oadamın karşısına çıkabilirdi ?" Başını sallayarak ona hakvermek istedi Raste. Kadının tatlı bakışları ona ilaç gibi gelmişti.
Kapı vurulunca kadın ayağa kalkıp kapıyı açtı. Kapıdaki Gerrandin ve Hogir'di. Gerrandin gözleriyle Raste'yi bulduktan sonra kadına gülümsedi. "Umarız ki iyisinizdir Teyzeciğim."
"Delikankı sağolsun. Beni kurtardı."
"Maskeli ile dövüştü demek." Kaçlarını kaldırdı. Hafif bir şaşkınlık içindeydi.
"O kaçakçının karşısına yiğitçe çıktı." dedi yaşlı kadın. Hogir Raste'ye gelmesi için işaret edince çocuk kadına veda etti ve oradan ayrıldılar.
İki avcının peşine takıldı çocuk. Söyleyecek bir şey bulamıyordu. Kaya mevzusunu bildikleri için kızgınlardı avcılar. Kimse yol boyu konuşmadı. Hogir'e yan gözlerle bakan çocuk, suretinde bir duygu belirtisi bulamayınca geriledi. Zor bile olsa, kısa bir saniyeliğine çıkardıkları bıkkın homurtuyu işitti çocuk.
Raste iki adamın peşinden koca eve girer girmez Gerrandin tehditkar bir suratla, "Kayayı parcalamışsın." dedi. "Nasıl yaptın bunu?"
Başlıyordu işte. Kapana sıkışmıştı. "En başta kılıçla denedim." diyerek savundu kendini. "Nasıl olduysa anlamadım."
"Bana yalan söyleme çocuk!" diyerek çıkıştı adam. "Kayayı lanetle parçaladın." Gözleri öfkeyle parladı. Raste olacak şeylere hazırdı. Ne yaptıysa çaresiz olduğu için yapmıştı. Bunun için karşısındaki adamın öfkesi onu korkutmuyordu. "Biz olmadığımız için evden ayrıldın değil mi?" diye sordu adam. "Kadını kurtarmak için mi?" Çocuk başıyla onayladı. Avcı ağır adımlarla yaklaştı. Son anda gözlerini yere kaçırdı çocuk. Adamın yumruğunu sıkan eli, gözüne çarptı.
Dik dik ona bakan adamın suratındaki ifade donuklaştı, şimdi daha sakindi. Derin bir nefes aldı. "Kadını kurtarmak için o maskeli ile dövüştün yani?" Çocuk başını kaldırdı. Adamın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. "Aslanım be!" diye yüksek sesle haykırdı. Sonra bu yaptığından utanarak, "Yani, şey...Aferin.Şimdi yukarı çık." dedi.
Yukarı kata çıkan çocuk şaşkındı. Ama garip şekilde adamın bu tepkisi hoşuna gitmişti. Alt katta, iki avcı tartışıyordu. Hogir, "Çocuk tehlikeli, lanetini kullandı." dedi. Fakat bu durum artık Gerrandi'in pek umrunda olmadı. Sadece kurt çetesi hakkında kafa yormak istiyordu.
Raste arkasını bir duvara yasladı. Bu geceki yaşlı kadının sözlerini hatırladı. Sen benim canımı kurtardın. Doğruydu. Hiç düşünmeden yapmıştı tüm bunları. O an laneti kullanmayı aklından bile geçirmemişti. Acaba geçirmiydi? Neyse ne. Büyük bir kaza olabilirdi, ama olmadı. Bunu sadece o an istediği için, iyi birşey yapmak istediği için yapmıştı. İyi bir şey yapmak için, hayırlı bir şey yapmak içindi bu. Ama kendisi bir felaket ulağıydı. Bu isim en başında, tüm korkunç olayların haberini taşıyan kimse demekti. Felaket ulakları "Canavar kanlılar" dı. Ve her çağda bu bahsi geçen şağıslar, unutulmuş topraklara uğursuzluk saçmıştı. Bu bir gerçekti.
Zihnini daha fazla bunlara veremeden esnedi. Yorgundu, hem de hiç olmadığı kadar. Tatlı bir rüyayı hakkettiğini düşünüyordu. Lacivert tuniğinin koluyla gözlerini ovdu.
"Hey! Raste, uyudun mu?"
Bu Gerrandin'di. Parmaklıkların önünde duruyordu. Elindeki bir tas çorbayı yerden eğilerek uzattı. "Sana biraz yemek getireyim dedim." Sesi dümdüzdü.
"Yemek mi? Şimdi mi?" Aslında aç olduğunu hissediyordu ama geç saatte bu uğrayış beklenmedikdi. Olduğu yerde başını kaldırıp acvının tası yere uzattığını farketti. Doğruldu ve tası aldı. "Teşekkür ederim." dedi çocuk.
Gerrandin kendisine gülümsüyordu. Hakikaten çocuğa gülümsüyordu. "Bu aralar yaptıkların için sana teşekkür etmeliyim." dedi. Bunu söylediği esnada tebessüm ve utanma arası bir renge büründü, sadece bir an. "Bu topraklar böyle işte. Boşuna "unutulmuş topraklar" demezler. İnsanlar başkalarının malına çöker."
Parmaklıklara yaklaştı Gerrandin. Adam, yerinde rahatsızca kıpırdanırken birşey söyleyecekmiş gibi ağzını açtı. "Bak, sen tabiki canavar kanlılardansın." Ne söyleyecekse, zorlanıyordu. "Lanetsin." Bir oraya bir buraya kaçamak bakışlar atıyordu. Bakışları netleşti. "Ama...Bu gece yaptığın şey çok iyidi." Raste bir şey demedi. Eli sıcak tası tutuyordu.
"Tamam, çok geç oldu." dedi Gerrandin. "İyi geceler." Elini parmaklıklardan sürtüne sürtüne çekti. Oradan ayrılmaya başlarken, birden sırtını çevirip çocuğa baktı.
Odanın havası bu kez çok farklıydı. Hiç yaşanmamış olduğundan her türlü yabancı gelen bir atmosfer hakimdi artık odaya. Gerrandin'in bu tavrı, çocuğa tuhaf kaçmıştı. Bu adamı daha önce hep o özgüvenli duruşuyla tanımıştı. Ama şimdi adamın, dilinin ucundakileri bile söylemesi güçtü. Yüzü yarı karanlıktaydı. Pelerinin arkasından sureti belirdi. Hayır, yüzü yarım yamalak okunuyordu.
"Hey Raste!"
"Efendim?"
"Bu gece beni gururlandırdın." Yavaşça oradan ayrıldı ve Raste, elindeki sıcak yemekle bir başına kaldı.

Yazar notu= Selam. Beğenmeyi veya yorum yapmayı unutmayın. Görüşleriniz çok önemli.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

65okunma 0beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.