Felaket Ulakları kitap kapağı

3. bölüm / 10

Felaket Ulakları

3.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Rojhat Çelik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 3.BÖLÜM

Birkaç hafta sonra Raste onaltı yaşına bastı. Annesinin gözünde büyümüş, kendi hayatı için kararlar verebilecek biri olmuştu artık. Tıpkı eşinin yaptığı gibi oğlu da birgün evden ayrılacaktı. Fakat tek bir farkla olacaktı bu. Oğlu doğuştan bir lanetle doğmuştu. Yaşadığı yerdeki insanlar bu gerçegi öğrenecek olursa herşey daha korkunç bir hal alacaktı. Geçen haftalarda Awir'in evebeynleri bunu öğrenmişti ama. Yıllardır aynı köyde birlikte yaşadıkları komşunun oğlunun, geçmişin korkunç kanını taşıyan "canavar" diye anılan biri olduğunu öğrenmiş ve doğal olarak buna epey sinirlenmişlerdi.
Lori oğlunun tartışmayı daha fazla duymaması için tartışmanın geri kalanını dışarda yapmıştı. Karşısındaki anne ve baba da bir yandan üzerine geliyor, "Bizi senelerdir kandırdın!" diye bağırıyorlardı. "Oğlun bircanavar kanı taşıyor. Bizi öldürmeyeceği ne malum?" diye sormuştu öfkeli adam.
Ona cevap olarak, "O bile kim olduğunubilmiyor." demişti. Lori o gün korkuyordu. Tüm köyün nefretini üzerine çekmek üzereydi sonuçta. Ama karşısındaki ailenin aklı başında insanlar olduğunu biliyordu. Tek çare onları sakinleştirmek ve bunu ortak bir sır olarak tutmaktı. "Ölmüşlerim, ailem üzerine yemin ederim ki, onu gözetim altında tutacağım." diye yalvardığını hatırlıyordu.
Öfkeli anne ciddiyetle, "Oğlunu elinden alabilirler" dedi.
Lori Lori ağlamıştı. "Lütfen, size yalvarıyorum. Bunu anlatmayın kimseye. O benim oğlum."Aile öfkeliydi. Nede olsa karşılarında asla unutamayacakları türden bir çocuk vardı. Ama karşılarındaki kadının gözyaşlarını görünce ses çıkaramadılar.
"En yakın zamanda onun buradan gitmesini sağla. O zamana kadar bunu gizli tutarız." dediler ve bu olay böylece aralarında kaldı. Onların söylediklerini bir kez olsun aklından çıkarmayan Lori, artık hem oğlunun hem de halkın iyiliği için onun gitmesini sağlamak zorundaydı.
Raste'nin onaltısına ilk bastığı yılın ilk haftasında, bir sabah onu karşısına aldı. "Artık Agiran'dan gideceksin" dedi. Oğlu sadece omzunu silkerek karşılık verdi. "İyi de, ben ne iş yapabilirim ki?" diye sordu. Haklıydı. Raste hiç bir işte çalışmamıştı şu ana kadar.
"Çıraklık yaparsın herhangi bir yerde." diyerek düşüncelere daldı annesi. "Mesela marangoz olabilirsin.Kasapta olabilir aslında." Daha fazla örnek vermeye hazırlanıyordu ki, oğlunun yeşil gözlerinin yere baktığını gördü."Raste,sorun ne?"
"Anne,sorun benim. Ben lanetliyim. Felaket ulağıyım."
"Felaket ulağı mı? Kim bunu sana söyledi?"
"Bunun ne önemi var? İnsanların arasında yerim yokbenim."İşin zor tarafı buydu işte. Lori oğluna bu sırdan bahsettiği için kendini çok pişman hisediyordu. Elbet birgün bunu öğrenmek zorundaydı ama bu gerçek oğlu için çok ağırdı. Onlar Wetanos'un, unutulmuş toprakların gördüğü en uğursuz insanlardı. Felaket ulağıydı onların ismi. Ve bu Felaket ulakları son üç devirdir ülkenin başına felaket getiren insanlardı. Güneyin dağları açlıktan kırılıyordu. Diğer şehir halklarının ise kendilerince sorunları vardı. Oğlunun bu insanlardan biri olması onun seçimi değildi. Ama o oğlunu seviyordu, kim olursa olsun. Ona çok sevdiği eşinin ismini vermiş, yıllardır bu sırı herkesten saklayarak onu yetiştirmişti. Şimdi ondan vageçemezdi. Olduğu yerden kalktı.
Raste evden ayrılmadan önce annesine el salladı. Bugün keçilerle ilgilenecekti Raste. Evden ayrılıp gitmekten önce düşünmesi gereken işleri vardı. Ahıra girdi. İçerisi öyle havasız kalmıştı ki, kapıları sonuna dek açması gerekti. Duvardaki fırçayı eline aldı ve yerleri fırlaçamaya başladı. Birden işin ortasında durdu. Annesini düşünüyordu. Artık Agiran'dan gideceksin. Bu sözü komik bularak gülmeki stedi. Ama bu söz aklından hiç çıkmıyordu. "Ben felaketin ulağıyım." dedi kendi kendine. Bu ismi ona Felit söylemişti. Daha geçen gün tanıdığı bu genç aklına gelince, onun teklifini tekrar düşündü. Kendisine tanışmalarının tesadüf olmadığını söylemişti. Raste'nin tek bildiği artık bir lanetli olduğuydu. Halkın nefret edeceği bir olduğuydu. Sonra savaşçı Felit'in silüetini gözünün önüne getirdi. Uzun sarı saçlı, elinde gümüş bir kılıç taşıyan beyaz atlı Felit, savaşçı Felit. Onunla arkadaştı. O da kendisi gibiydi. Hayır o bir savaşçı diye düşünerek kendisiyle dalga geçti
Fırçalama işi bittikten sonra keçilerin önünü samanla doldurdu. Bugünlük işi bitmişti. Bir kenara oturdu. Cebindeki küçük defteri çıkardı. Daha birkaç gün önce eklediği bir notu açtı: Felit. Onunla Talassa'da tanıştım. O bana hem çok benziyor, hem de benden epey farklı biri. Ama o harika birisi. Arkasındaki duvara yaslandı. Tam düşüncelere dalacağı sırada, dışarıdan değişik sesler geldi.
Hızla kendini dışarı atan Raste, köye gelen kara giyinimli ordudaki askerleri gördü. Askerler köylülerin hazırladıkları erzak çuvalları alıyorlardı. Bunu yapıyorken insanları buna zorluyor gibilerdi. Etraftakilere bağırıp çağırıyor, el kol işareti yapıyorlardı. Askerler yaklaşık yirmi kişilikti.
"Raste,buraya gel." bunu söyleyen kişi hemen arkasından gelen annesiydi. Daha birşey söylemeden oğlunu peşinden götürdü. Koşar adım telaşla onu eve götürdü. Raste daha birşey diyemeden pencereden dışarıyı izledi."Odana git hemen canım."
"Ne oldu? Söylesene anne."
"Raste odana git." Sesi yüksek çıkmıştı. Gözlerindeki huzursuzluğu gören çocuk odasına yürüdü. Annesinin ne sorunu olduğunu bilmiyordu. Bir saat kadar odada bekledi.Kapının girişindeki konuşmaları duyunca kulağını kapıyadayadı.
"İyi günler hanımım" diye konuştu bir yabancı. Onun ordudan bir asker olabileceğini tahmin etti. "İyi günler" diyerek ona karşılık verdi Lori.
"Çuval hazır mı?"
"Evet hemen yanda. Getiriyorum."
"Zahmet etmişsiniz." Hiçte iyimser bir sesle konuşmuyordu asker. "Tamam, gitmeden önce size bir meseleden bahsetmek istiyorum." Raste, kalbinin hızla attığını hisetti. "Bakın,hiç inanmak istemiyorum. Ama köyde dolaşırken bir çocuk bize birkaç şey zırvaladı."
Askerin neyden bahsettiğini anlıyordu. Bahsettiği çocuk Awir olmalıydı. O çocuk geçen günden dersini almamış, ağzını sıkı tutmamıştı.
"Acaba...Ne söylentisi?" diye sordu Lori.
"Umarım doğru değildir. Sonuçta o bir çocuk." Sonra sesini bir tık alçaltarak, "Köyde ismi anılmayacaklardan biri olduğunu falan söyledi." dedi.
"Böyle bir şey mümkün değil ama. Agiran küçüktür. Olsaydı bizde bilirdik." diyerek rol yaptı Lori. "Değil mi? Çocuklar işte, Tüm işleri hayal kurmak falan."
Uzaklaşan ayak sesleri askerin evden gittiğine işaretti. Birkaç dakika daha bekledikten sonra odadan çıktı Raste. "Askerler artık beni öğrendiler."
"Hayır öğrenmediler, ama eğer şu Awir daha fazla konuşursa ögrenecekler." Eskimiş koltuğa oturdu Lori. Koltuğun arkasına elini uzattı. Deri kahverengi bir çantayı çıkardı."Bunu sennin için doldurdum." dedi. Oğlu ne demek istediğini anlamayarak ona bakınca, "Bu gece bir at arabasına bin ve git." diyerek açıkladı
"Yo yo hayır."
"Canım eğer seni aramaya karar verirlerse, buraya gelirler."
"Gitmek istemiyorum ama..."
"Seni benden ayıracaklar!" diyerek sesini yükseltti Lori." Bunu mu istiyorsun? Raste bak, güvende değilsin işte."
Felit'de aynı sözleri söylemişti. Şimdi haklı çıktı işte. "Felit diye bir arkadaşım var." Annesi merakla anlatmasını işaret etti. "O da benim gibi, yani lanetli biri. Geçen Talassa'dayken tanıştık. Bana birlikte gitmeyi teklif etti."
"İşte bak, onunla gidebilirsin"
Annesinin bunu söylerkenki tavrına takılmıştı. Sanki uzun zamandır bunu bekliyormuş gibiydi. "Aynı şey ama! Benden yine ayrılacaksın."
"Raste, bunu benim değil senin seçmen gerek." Haklıydı. Bu karar Raste'ye bağlıydı. Ama aklı karışıktı. Sonra annesine baktı. Bu kadın onca sene kendisi için büyük bir sır saklamıştı. Geçen günki aile bu sırı öğrenince tek başına sorunu çözmüştü. Kendi başıma idare etmem gerek diye geçirdi içinden. Bu annesi için gerekiyordu. Annesi çantayı açtı ve içinden bir şise çıkardı. Küçük şişe sarı renkte kumla doluydu. Bu kumun ne olduğunu hatırlıyordu.
"Berhilistin tozudeğil mi bu?" diyerek annesine baktı.
"Bu sende dursun. Kaç yıldır saklıyorum bunu nedense."
Berhilistin tozu bundan yıllar önce Eliha'da keşfedilmiş bir tozdu. Yıllar önce evden kısa süreliğine ayrılmış kocası bu tozu getirmişti. Ondan kalan bir hatıra olmasının dışında ne özelliği olduğunu hatırlamıyordu. Sonra kocasının toz hakkındasöyledikleri aklına geldi. "Yanında taşırsan illaki bir işine yarayabilir."
"Bu toz mu yani?" diyerek dalga geçti çocuk.
"En azından şans getirebilir." Şişeyi tekrardan yerine koydu. Tüm bunlardan sonra oğlunun artık kararını verdiğini anladı. "Üzerini giyin. Yoldan değil dağın yamacından gideceksin." Odasına fırladı Raste. Üzerine bulabildiği en temiz kıyafetleri giydi. Üstü için koyu lacivert tonda tüniğini giydi. Botlarını değiştirdi. Not defterini yatağın üzerinde unutmuştu. Bu defter ve içindekiler çok önemliydi onun için. Onu çantanın içine yerleştirdi. Artık hazırdı.
Uzun bir süre ortalığın yatışmasını beklediler. Askerler yavaşça gözden kaybolduktan sonra Lori oğluna işaret verdi. Kapıyı açtı. Köyde ortalık sakindi. Kimse farketmeden ayrılmanın daha güvenli olacağını çok iyi biliyorlardı. Ahşap evin arkasına geçtiler. Dağın ters tarafından gidecekti çocuk. Yolda askerlerle karşılaşmaması gerekiyordu.
Annesi oğluna sımsıkı sarıldı. Ağlamak istiyordu Raste. Ama şuan kendini karar vermekte zorlanan, duygusuz bir herif gibi görüyordu.
"Lütfen dikkatli ol canım."
"Sende dikkatli ol." diye karşıladı çocuk. Bu ayrılık fazlasıyla erkendi Lori için. Ama bu tek çaresiydi. Ağlamamaya çalıştı ve tıpkı eşi gibi evden ayrılacak olan bu çocuğa gülümsedi.
"Sen benim küçük ufağımsın."
"Birgün geri geleceğim, söz veriyorum." dedi sesi titreyerek. Bunu olabildiğince inanarak söyledi Raste. Ya da gerçekten inançlı olmaya çalışıyordu. Güçlü olmaya ihtiyacı vardı; şu zamanlarda en çok eksikliğini çektiği durumdu. Annesinin gözlerine baktı. Aradığı şeyi belkide orada bulabilecekti ancak.
İç güdülerine teslim oldu ve annesine sarıldı. O sıcacık kalın kürkünün kokusunu çekti içine. Yüzleri çok yakındı. Annesi parmakları arasına aldı onun yüzünü. "Hadi canım, git artık." Çantayı sırtına alan çocuk annesini arkasında bıraktı. Karlı yamaca çıkarken arkasına bakıp el salladı. Annesi oradaydı.
"Sen özleyeceğim, hem de çok." Dudaklarının arasından çıktı ve rüzgarla bütünleşip annesine ulaştı bu söz. Her adımını tamamlamak, bir öncekine göre çok daha güçtü. Bir şeyler yanlıştı sanki. Gözleri arkaya döndü. Hala oradaydı Lori. Devam etti. Yamacın zirvesine kadar çıktı. Son kez arkasına baktı. Annesi şimdi küçük bir noktaydı.
Ağzından sıcak buharlar çıkardı. Burnuna, asla bilmediği bir hayalin kokusu geldi. Lori artık yok muydu? Arkasına baktı Raste. Komutu anlarmış gibi ayaklar geriye dönmek için süründü. Hayır, bu saatten sonra dönemezdi geriye. Burnunu çekip derin bir nefes aldı. Lori tüm bunları onun için yapmıştı. Kim bilir? Annesi ayrılık zamanı oğlunu arkasından ağlıyor da olabilirdi. Göz yaşlarını saklamış ve hepsini yalnız başına silmiş olabilirdi Raste Ayaklarını artık daha sert basmaya başladı yere. Hayatbir şekilde devam ediyordu. Raste annesini bir gün tekrardangörecekti.
***
Güneş batıyordu. Hava kararmadan bir yol bulması gerekti. Uzun süre dağda yürüdükten sonra yol çizgisi göründü. Adımlarını hızlandırdı. Bacakları kar yüzünden donuyordu. Ellerini birbirine kavuşturdu ve buhar üfledi. Üşüyordu ama asıl sorun bu değildi. Nereye gideceğini bilmiyordu. Gidecek bir yeri olsa bile yoldan kimsecikler geçmiyordu. Çaresizce yolda yürümeye başladı. Eve dönemezdi artık. Uzun bir süre dönemeyecekti. Talassa'ya gidebilirdi. Ama orada kalacak yeriyoktu. Tek umudu yoldan geçecek herangi bir atlıydı.
Kısa bir süreden sonra arkasında bıraktığı dağlara baktı. Dağdan gelen iki atlı gördü. İkiside meşale ışığıyla nokta nokta parlıyordu. Atlılarla arasında büyük mesefe vardı. Durup onlara katılmayı düşündü.Tek yapması gerek yolda durup gelmelerini beklemekti.
"Raste! Çabuk ata atla."
Sesin geldiği tarafa başını çeviren Raste, karşısında Felit'i gördü. Beyaz atıyla yolda yakınına geliyordu."Felit?"
"Raste,sana dedim ben? Çabuk yanıma atla."
"Tamam geliyorum" Felit'in sesinde ilginç bir telaş farketti. "Sorun ne? Anlatsana."
"Sorun şu dağdan gelen atlılar."Ne kastettiğini anlamayan çocuğa,"Onlar senin peşindelerdi."
"Onlar kralliyet askeri mi Hayır, daha da kötüleri. Onlar sadık avcılar."
Felit atın başını hızlıca çevirdi. Beyaz at sahibinin komutlarını çok iyi anlıyordu. Koşar halde hızlandı.
"Felit senin yolda olman ne büyük şans." dedi Raste. Ama sarı saçlı çocuğun meşgul olduğunu düşünerek sustu.
"Kusura bakma Raste. Tüm gün canım şu sadık avcılar yüzünden sıkkındı. Senin birgün evden ayrılacağını bildiğim için, hem seni hemde onları izliyorum."
"Sadık avcılar kim?"
"Onlar kralın özenle seçtiği sadık yedi adet avcı."Sesindeki tondan, bu gencin onlarla çoğu kez başının belaya girmiş olabileceğini tahmin etti Raste. "Amaçları bizleri yakalamak değilmi? Felaket ulaklarını."
"Aynen düşündüğün gibi Raste.Onlar bizi yakalamak için eğitim almış uzman savaşçılar." Arkadaşı Raste'nin öğrenmesi gereken çok fazla mevzu vardı. Bu yüzden ağırdan almak istiyordu. "Tamam Kardeş! Sen evinden ayrıldın yorgunsun biliyorum. Ama Sende artık benimle aynı yoldasın ve bu hayattaki ilk kural: Sadık avcılar bizim için çok tehlikeli düşmanlar."
Anladığını işaret etmek için başıyla onayladı Raste. Felit yol boyu arkasına bakıp, arkalarından gelen atlıları kontrol etti. İzini kaybettirmeyi başarmıştı. Derin bir nefes aldı. Elini uzun saçlarında gezdirdi. Yanındaki çocuğa nazikce gülümsedi. "Sonunda be! Kurtulduk. Evini özlüyor musun?"
"Evet.Öylece ayrılmak...Çok erken oldu." Çocuğu büyük birilgiyle dinledi Felit. "Bende yetimhanede büyüdüm.Gerçi aynı şey değil. Oradan kurtulduğuma çok sevinmiştim. Oradaki hergünüm işkence gibiydi. Kim olduğumu öğrendikleri gün, kaçmaktan başka çarem yoktu." Anlattıklarını sıkıcı bulmuş olacakki güldü.
"Aileni hiç göremedin değil mi?"diye sordu Raste.
"Evet. Acaba oğullarının bir faleket ulağı olduğunu öğrenince benden kurtulmak mı istediler diye düşünüyorum. Ama galiba hiç bilemeyeceğim."
Felit'i azda olsa yakından tanıyınca, onun o karizmatik duruşunun arkasında çok zor bir küçüklük yaşamış olduğunu anladı Raste. Ama tüm bunlara rağmen Felit iyi biriydi. Bir kere Raste'nin iyiliği için buralara kadar gelmişti.
Yolun ilerisinde meşaleli bir atlı gördüler. Felit sakin sakin geleni izlerken, Raste merak ve biraz korku içinde olduğu yerde kalakaldı.Gelen kişi bir kızdı.Tıpkı Felit gibi sapsarı saçlı bir kızdı.
"Mira! İyisin değil mi? Bir gelişme var mı?" Diyerek dostça konuştu Felit. Raste'nin tuhafına giden, bu kızın suratındaki o sert bakıştı.
"Sadık avcıların iki üyesi etrafta. Dikkatli olmamız gerek." diye sakince konuştu kız.
"Onları az önce Raste ve bende gördük." Sonra birbirleriyle bakışan çocukları tanıştırma gereği duyan Felit, "Raste, bu Mira. O benim hem bir dostum hemde kardeşim. Ve Mira, bu Raste. Artık aynı yoldayız." Mira siyah atının üzerinde soğuk bakışlarla karşısındaki çocuğu süzdü.
Kızın sert, bir yırtıcı gibi avını arayan bakışları çocuğun içini ürpertti. "Aramıza hoşgeldin o zaman Raste." dedi kız. Bunu söylerken kısa bir süreliğine gülümsedi ve daha sonra yine o ciddi bakışa geçti. "Çok sağol." diyebildi ondan çekinen Raste.
"Buradan uzaklaşalım." dedi Felit. Mira önden giderken, Raste ve Felit'te arkadan onu izledi. Böylece üç kişilik yolculuk grupları tamamlanmış oldu. Felit'in kulağına yaklaştı Raste.
"Mira'da bir felaket ulağı değil mi?"
"Aynen öyle."Raste, biraz istemeden kekeleyerek, "Nereye gideceğiz?" diye sordu. Felit göğsünü şişirdi. "Bakacağız." dedi esneyerek. "Ama azıcık yol alırsak iyi olur.Mira'ya da sorarım. Felit bunları söylerken Mira'yı izliyordu. Raste, önden giden bu kızı izledi.
"Felit? Mira ile sen birlikte mi büyüdünüz?" diye sordu yanındakine dönerek. Başını sallayarak onayladı bunu sarı saçlı çocuk. "Yaklaşık on yıldır." dedi. Sonra biraz tebessüm ederek. "Merak etme. Zamanla onunla anlaşırsın. O normalde de sessizdir. Kardeşim gibi olduğu için onu iyi tanırım." Felit'in söylediklerini dinledikten sonra tekrar kızı izlemeye koyuldu Raste. Nedenini bilmiyordu ama Bu kızın geçmişini öğrenmek istiyordu.
Wetanos'ta, unutulmuş topraklarda, Felaket ulakları sahip oldukları özellik yüzünden sevgiden oluyorlardı. Bu yaşanması çok olası birşeydi. Mira ve Felit bunun en büyük örnekleriydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

81okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.