Felaket Ulakları kitap kapağı

2. bölüm / 10

Felaket Ulakları

2.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Rojhat Çelik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 2.BÖLÜM

Birkaç gün sonra sabah erkenden kalktılar. Kahvaltı için sofraya geçip yemeklerini yediler. Geçen yaşananlardan sonra Raste iyice sessizleşti. Lori oğlunun sessiz ve sakin duruşuna alışıktı ama bu kez onun için üzülüyordu.
Çocuk önünde duran çorbayla oynuyor, etrafına bir kez olsun bakmıyordu. En sonunda Lori, "Bugün Talassa'ya git. Ev için biraz et al." dedi.
Çocuk başını kaldırdı. Dalgın dalgın başını salladı. Lori ayağa kalkıp hazırlandı. Kapıyı açıp gidecekken arkasını döndü. Oğluna hiç anlatmamış olmayı yeğledi.
Annesi evden ayrıldıktan sonra kendine geldi Raste. Erkenden yola çıkmalıydı. Deri Botlarını ayağına geçirdi. Üzerine kalın bir kürk aldı. Yol uzun sürecekti. Nede olsa Agiran'ın güneyi oluyordu.
Evden çıktı. Etraf bembeyazdı. Soğuk zamanlar başlıyordu. Hızlı adımlarla yamaç aşağı indi.Yamacın aşağısındaki yola doğru ilerledi.Yılın bu zamanlarında tüccarlar bu yolu kullanarakTalassa'ya giderdi.
Kısa bir süre yolda yürüdükten sonra yolda ilerleyen at arabasını görünce durdurdu. Şanslıydı ki bir atarabasına denk gelmişti. Cebindeki keseyi çıkardı, yol parasını peşin ödemek için adama uzattı. Adam pala bıyıklı, bol giyinmiş bir adamdı. Kalın kaşları yüzüne huysuz bir görünüş katıyordu.
"Yolculuk nereye?" diye çocuğa seslendi adam.
"Talassa'ya efendim."
Pala bıyıklı adam atı ilerletti. Araba ilerlerken Raste arkasında bıraktığı dağlara bakıyordu. O karla kaplanmış zirvelerinden gözlerini alamadı. Kısa süre sonra dağlardan uzaklaşmaya başladılar. Yol ortasında ağaçlı kalanlardan geçtiler.
Yol birkaç saatin sonunda bitiverdi. Raste Talassa kentinin pazar yolunda indi. Talassa büyük bir ticaret kentiydi. Güneyin köylerinden insanlar burada toplanır, epeyce kalabalık olurdu. Etrafta çocuk sesleri vardı. Örtülü kadınlar çocuklarının peşlerinden gidiyordu. Pazarda sayısız dükkan vardı. Dükkan sahipleri kalabalığa seslenip müşteri topluyorlardı.
Elini cebindeki keseye götürdü Raste. Ev için et almalıydı. Güneyden gelenlerin köylülerin et alıp satması çok yaygın olduğu için son zamanlarda kasaplara ilgi çoktu. Biryandan bir kasap ararken bir yandan etraftaki tezgahlara gözatıyordu. Burada dolaşmak öyle hoşuna gitmişti ki, son zamanlardaki derdini unutur olmuştu. Etrafında sayısız insan vardı ve onların bilmediği bir sır taşıyordu. Belkide sadece bu bölgenin değil, tüm Wetanos'un bihaber olduğu bir gerçek. Kimse benim kim olduğumu bilmiyor diye düşündü kendi kendine.
Nihayetinde bir kasap buldu ve aklındaki düşünceleri unuttu.Ahşap kapıyı açtı ve içerde et kesmekle meşgul olan kasabı gördü. Kasap elinde bir balta taşıyordu. Üstü kan içindeydi. Ete her vurduğunda bıyık altından lanet okurcasına konuşuyordu. Raste oraya yaklaşırken bir adam daha kapıdan geldi. Kasapla birbirlerine umutsuzca bakıştılar.
"Canavar kanlılara lanet olsun." diye öfkeyle söylendi kasap. Adam ona beklediği kötü haberi vermiş olmalıydı. Raste onların derdini anlayamamıştı. Et almak istediği zaman kasabın sıkıntılı yüzüyle karşı karşıya kaldı. Adam birini suçlamak istercesine bakıyordu. Yeterince et alınca oradan ayrıldı. Fakat o adamların sıkıntısını hala çözememişti.
İşi bitmişti. Şimdiden eve dönebilirdi. Ama erkendenayrılmak hiçte içine sinmiyordu. Burada yapacak bir işi olmalıydı. Az da olsa eğlenebilirdi.
"Herkes kulağını buraya versin!" Bu ses meydanın ortasından geliyordu. Sesin geldiği tarafta metal sesleri çınlıyordu. Kalabalığın sesin geldiği tarafa doğru çekildiğini gördü. Onlara katılmayı seçti. İşte tam meydanda bir krallık askeri duruyordu. İri kalıplı, üzerine gümüş işlemeli kapkara bir zırhlı bir askerdi. Koca işlemeli miğferinin altında o kaba gözleri belirdi. Eline bir parşömen aldı. "Talassa halkı! Ülkecek zor bir dönemdeyiz." diyerek kalabalığın kontrolünü eline aldı. "Bütünşehir ve köy halkı evindeki erzakların bir kısmını ordumuza verecek."
Kalabalıktan hoşnutsuzluk sesleri yükseldi. İnsanlar krallığın artık kendi çıkarlarını aradığını düşünüyordu.
"Dinleyin! Hepiniz geçmişin kara günlerini hatırlıyorsanız, kralı değil asıl o lanetlileri suçlamalısınız."
İnsanlar bunun üzerine sustu. Ama yüzlerindeki uğursuz bakışları farkeden Raste, insanların düşmanı olan kişiler hakkında kötü şeyler düşündüğünü anladı. O an içindeki korku büyümeye başladı. Lanetli insanlar. Daha geçen gün Raste'nin hayatını değiştiren sırrı. Çok iyi biliyordu ki, artık kendiside onlardan biriydi. O da bir lanetliydi.
Öyle bir dalgınlığa girdi ki,hemen yanından geçen bir adam kendisine çarpınca kendisine geldi.
"Hey çocuk! Yoluna baksana be!"
Arkaya gerileyen Raste, " Özür dilerim bey amcacım." dedi.
Adam kendisine dalgın dalgın bakıyordu, sarhoştu. Üstübaşı dağınıktı. Yerde sürünmüş gibi korli bir hali vardı.
"Ne bakıyorsun çocuk?" Gözleri çocuğun elindeki torbaya kaydı. "Hmm et kokusu geliyor. Birlikte pişirmeye ne dersin?"
Hemencecik et torbasını geri çeken çocuk ondan uzaklaştı. Sarhoş adamın tavırlarına oldukça sinir olmuştu. Arkasına dönüp gideceklen, "Hey çocuk sana diyorum! Kör müsün?" diye çirkin bir sesle bağırdı adam. Kirli elini çocuğun üzerine attı.Tam elindeki torbayıda kapacağı sırada, kuvvetli bir el onu durdurdu.
"Çocuğu rahat bırakasana pis herif!" Sarhoş adamın öfkeli yüzü sesin sahibine döndü. Koluyla iteceği sırada boynundaki parlayan gümüş kılıcı görünce geri çekildi.
"Git vebir daha çocuklara bulaşma!" Raste şimdi sesin sahibini görebiliyordu. Bu bir gençti, kendisinden en az birkaç yaş büyükbir genç. Sarhoş adamın boynundan kılıcını çekti, belindeki kına soktu. Kını üzerindeki beyaz pelerinle gizledi. Sapsarı uzun saçları vardı. Kısa bir süre, sarhoş adamın gidişini izledikten sonra yüzünü Raste'ye döndü. Yüzünde bir tebessüm vardı.
Raste o ana kadar bu genci hayretle izledi. Ağzı kilitli kalmıştı çocuğun. Bu genç bir savaşçı olmalıydı. Belkide hayatında ilk kez kılıçtaşıyan birini görmekten, ya da belkide bu gencin kendisinikurtarmasından dolayı ağzı kilitliydi.
"Sen iyi misin?" diyerek çocuğu dalgınlıktan uyandırdı.
"Evet,sen beni kurtardın. Ben çok teşekkür ederim." Gözlerini bu gençteki karizmatik duruştan alamıyordu.
"Buradaki insanlara karşı dikkatli olsan iyi olur kardeş." Elini uzattı. Kendisine uzatılan eli sıkan Raste, çocuğun yüzündeki nazik gülüşü farketti.
"Adın neydi bu arada?" dedi genç.
"Raste" dedi çocuk
"Tanıştığıma sevindim Raste. Benim adım Felit." Siyah gözlerinde görünmez bir mesaj vardı. Başını, aşağı yukarı yavaşça sallafı. Tekrar konuştu: "Ve tıpkı senin gibiyim."Bu genç neyi kastediyor diye içinden geçirdi. Yeşil gözleritaş kesilmişti. "Anlamadım?" dedi. Felit iyice yaklaştı."Hadi! Beni aptal yerine koyamazsın. Hislerim beniburaya kadar getirdi. Senin sahip olduğun laneti biliyorum."
"Ben anlamıyorum, ama..."
"Tamam, seni korkuttuğum için özür dilerim." Ellerini ikiyana açtı. "Sanırım bu konuyu konuşmak için daha iyi bir yer bulmalıyız"
***
İki genç, geniş çaplı meyhanenin arkasındaki tenhada oturdular.Felit adlı genç, yanında taşıdığı bir keseye elini soktu. İçinden tane tane kurutulmuş yaban meyveleri çıkardı. Elindekileri ağzına atarken suratını ekşitti.
"Iyy! Bu ne be?" dedi. Elindeki keseyi havada süzdü. "Sanırım paramı geri isteyeceğim." Bu kötü alışveriş için pişmandı. Elindeki keseden son birkaç lokma daha ağzına attı vekeseyi bir köşeye bırakıp boğını temizledi.
"Tamam. Şimdi en basitinden başlayacağım." diyerek lafa başladı Felit. "Öncelikle sen ve benim gibi insanlar lanetlidoğdu. Ama asıl ismimiz bu değil."
"Asıl isim mi?"
"Evet. Bak kardeşim. Wetanos insanları böyleinsanlardan nefret ediyor. Ağızlarına almıyorlar. Ama buinsanlara "Felaket ulakları" derler."
Karşısındaki çocuğun anladığından emin olmak için araverdi. Çocuk başını kaldırınca devam edecek gibi oldu fakatyanındaki yemiş kesesi hala gözünün önünde olduğu için,içersinden birazcık daha avuçladı.
"Küçüklüğümde sürekli korkunç kabuslar gördüğümü hatırlıyorum. Acıdan kıvrandığım zamanlar olurdu."
Bu söylediklerinden sonra Raste ayağa fırladı. "Dostum! Bunların hepsini bende yaşadım." dedi hayretle. Felit ise başını sallayarak yanıtladı.
"Daha sonra öğrendim ki, bende bu nadir insanlardanım."
Raste farklı hisetti biden kendini. Şuncacık hayatında kendini anlayan biri çıkmıştı. Bu onun için çok farklı bir histi."Benim lanetli olduğumu ise annem öğrenmiş." dedi Raste. "Ama şey...işte ne bileyim."
Çocuğun takıldığı sorunları iyi anlıyordu bu Felit denen genç. Hemen, "Bu neyin laneti diye merak ediyorsun." diyerek tamamladı cümleyi. "Bende bilmiyorum.Ama şunu biliyorum: Biz insanlara zarar veriyoruz."
Bu söze başını sallayarak katıldı Raste. Daha geçen gün Awir denen çocuğun yaralanmasına sebep olmuştu. Bugerçektende acımasız bir lanetti. Can yakıyordu.Felit elini onun omzuna attı. "Seni nasıl buldumanlatmadım değil mi?" Karşısındaki çocuğun üzgün suratını görünce konuyu değiştirmek istemişti.
"Raste, Ben küçüklüğümden beri ülkenin dört bir yanını geziyorum. Hislerim çok güçlüdür. Benim gibi olanların acılarını, iç seslerini duyabilirim. Senide böyle buldum."
Raste ona döndü. Bu çocuğun nazik, arkadaşcanlısı tavrına güvenerek, "Peki söylesene, İnsanlar bizi hiç kabuletmeyecek mi?" diye sordu.
Felit, Raste'den yaşça büyüktü, deneyimliydi. Onun ne hisettiğini en iyi anlayacak kişiydi. Ona yalan söylemek istemiyordu Bu halk üç tane felaket yaşadı." dedi. "Üç devirde de birtane felaket oldu. Bunların hepsine bizim gibiler sebep oldu."
İçinin verdiği cevapla yandığını hisetti Felit. Bu çocuğu ilk kez tanımasına rağmen, ister istemez ona acıyarak, "Hey hadi ama! Boşver bunları. Hepsi geçmişte kaldı." dedi ve çocuğun sırtına bir şaplak attı.
Söylediklerine hak verdi Raste. Başını kaldırdı.
"Eminim çok kavga etmişsindir" diyerek ciddiyeti bozdu Felit.
"Hayır,kavgadan uzak dururum." dedi Raste ama bunu söyledikten sonra ikiside bir kahkaha patlattı. Artık ikiside gülüyordu. Ne oldukları, kim oldukları ikisininde umrunda değildi artık.
Bu kez Raste bu çocuğa yaklaşarak, "Eminim sen çokkavga etmişsindir." dedi.
Sarı saçlı çocuk kısa bir süre havaya bakarak düşüncelere daldı."Hmm...Evet geliba sayamayacağım kadar fazla. Ama kavga etmeyi bende sevmem."Birden içinde karşısındaki bu çocuğa karşı ilginç bir merak oluştuğunu hisetti Raste. Onun hayat öyküsünü dinlemek isterdi.
"Felit? Tüm ülkeyi dolaştığını söyledin. Sen nerelisin peki?"
"Aslına bakarsan bilmiyorum. Küçükken yetimhanelerde kısa bir süre kaldıktan sonra kaçtım. O zamandan bu yana dolaşıyorum. Bugünde buradayım. Senin gibileri arıyordum."
Karşılarındaki insan kalabalığının bir gidip gelişini izleyen Raste, Benim gibiler diye düşündü içinden.
"Hep tek miydin?"
"Hayır tek değildim. Yanımda Mira vardı. Çok sevdiğim bir arkadaş. Kız kardeşim gibidir. Onu tanıyınca çokseveceksin."
Uzun süre geçmiş, öğlen vakti gelmişti. Eve dönüş içingeç kaldığını farkeden Raste ayaklandı. Bu sohbeti çoksevmişti. Sanki yıllar sonra ilk kez bir arkadaş bulmuş gibiydi."Ben gitmek zorundayım." dedi istemsizce.Felit ayaklandı.Üzerindeki beyaz pelerini düzeltti. "Raste,daha çok görüşmeliyiz" dedi. "Hatta tanışmamız tesadüf olamaz."
"Anlamadım? Tanışmamız tesadüf değil mi?"
Felit onun bu kafası karışık haline güldü .
"Evden ayrılma zamanın geldi Raste. Eğer benimle..."
"Ne? Seninle gelmek mi? Kusura bakma ama seni tanımıyorum bile." Mesele aslında Felit'ti tanıyor olmak değildiaslında. Onun kendisinden istediği şey çok zor bir karardı.
"Kusura bakma kardeşim. Haklısın, daha yeni tanıştık.Ama şunu bilmelisin ki, burada kalmaya devam ettiğin sürece zamanla insanlar senin kim olduğunu anlayacak. Raste,evinden ayrılmanı istemem çok zor bir durum. Ama burada kalmaya devam etmek çok daha büyük bir tehlike."
Nede olsa ben lanetliyim diye düşümerek hak verdi ona Raste. Ama Agiran'da annesi vardı. Onu öylece terk edemezdi.Güney dağlarından ayrı kalamazdı."Ben...Ben...Bunu düşünmem lazım." diye geveledi.Felit siyah gözlerini onunkilere yaklaştırdı.
"İnan bana dostum, bekleyeceğim seni."
"Pekala, çok sağol."Felit'in gözlerindeki derin bakışı görünce sustu. Eve gitmek için içinde et olan deri torbayı eline aldı. Karnında hiç yaşamadığı bir yoğunluk vardı sanki. Çabucak karar vermesi ve kurtulması gereken bir şeydi.
"Seni atımla eve bırakabilirim." dedi Felit. Felit'in beyaz atı ilerdeki bir dükkanın arka duvarına bağlıydı.Tıpkı sahibi gibi karizmatik bir görünüşü vardı.Sahibinin sesini duyunca onların tarafına bakıp kişnedi. Felit atı bağlı olduğu yerden çözüp üzerine atladı. Yüzünde nazik bir bakış vardı. Elini uzattı ve kendisini izleyen çocuğun ata binmesine yardım etti.
Beyaz at uzun yol boyunca yorulmadan ilerliyordu.Yol boyunca ikiside konuşmadı. Raste karşısına çıkan bu genç ile arkadaş olmasına şaşırıyordu. Sahip oldukları özellik, onların ortak yanıydı. Sarışın çocuğun saçları rüzgarda uçuşuyordu. Yüzü, rüzgara karşı dimdikti. Eli atının dizginlerini hiçte sıkı tutmuyordu. Olduğu yerde rahattı.
Nihayet güney dağları belirince, Raste parmağıyla işaret etti.
"Agiran köylüsü Raste ha?" dedi bir zorba rolüne giren Felit.
"Hey komik değildi bu."
"Ama bence komik, hadi sen de gül."
"Sen ciddi misin?" dedi Raste ama Felit'in kendisini gülmekten zor alıkoyduğunu görünce ses çıkarmadı. Felit kısa bir kahkaha attı. Raste de ister istemez gülümsedi bu duruma.Yamaca doğru uzanan yola geldiklerinde, Raste attan indi.
"Ben nasıl teşekkür etsem bilemiyorum." Felit ona anlamlı bir bakış attı. Raste'yi en çok zorlayacak kararı düşünüyordu.
"İnan bana kardeşim,kararını bekleyeceğim"
"O zaman kendine iyi bak." dedi ancak ona Raste.Sarışın çocuk başıyla karşılık verince, oradan ayrıldı.
Felit. Bu ismi unutmayacaktı. Çünkü bu genç onun bir arkadaşıydı artık. O bir savaşçıydı. Elinde gümüş bir kılıçtaşıyan beyaz atlı bir savaşçıydı. Yamaç boyu yürürken onun teklifini düşündü. Neye karar vermesi gerektiğini bilmiyordu.Agiran evleri nokta nokta belirince, koşar adım eve gitti. Evlerin kapılarına çuvallar yerleştirilmişti. Krallığın buyruğu erkenden tüm köylere yayılmıştı. Lori eve gelen oğlunu görünce yolunu değiştirdi. Elindeki et torbasını aldı. Annesinin meraklı bakışlarını farkedince, ona anlatması gereken büyük bir hikayesi olduğunu farketti. Ama yorgundu. Bu gece sadece annesi ile beraber sıcacık bir yemek yemek ve hiçbir dert olmadan uyumak istiyordu.
Kapının önünde duran dolu çuvalı farkeden çocuğa, "Ordu yardım topluyor." diyerek açıklama yaptı.
"Ama köy halkınında sıkıntıda olduğunu bilmiyorlar mı?Aceleleri ne böyle? Tek dertleri erzak mı?"
Annesi birşey demeden sofrayı hazırlamaya koyuldu.
Sıcak yemeğin kokusu burnuna gelince, bunları düşünmeyi bırakarak annesine katıldı. Oğlunu geçen anlattığı sırdan sonra gülerken görmek kadını mutlu etmişti.
***
Ondan sonraki gün Lori, Raste'yi yine Talassa'ya gönderdi. Çocuğun eline kaçırılmayacak bir fırsat geldiğini bilmiyordu. Oğlu da ona pek konuşmuyordu bu mevzu hakkında. Ama ne olursa olsun, oğlunun yüzünde küçücük bir nur görmek bile onu mesut ediyordu.
Elinde dolu torbayla çarşıda gezindi Raste. Meyhanelerin çevrelerini yokladı. Onunla tanıştığı noktaya bakındı. Felit, bekleyeceğini söylemişti. Vazgeçmeden ortalıkta ona bakınmayı sürdürdü.
Felit yoktu o gün. Bu sebeple yapabileceği bir şey yoktu çocuğun. Oysaki, önceki gün o çocukla karşılaşmıştı; bu buluşmanın tesadüf olmadığını söylemişti Felit. Aklında onun sözlerini hatırladı. Hep böyle bir hayatı mı varacaba diye düşününce, onun "felaket ulağı" hayatını merak etti.
Nalbant dükkanının önünde kimi yabancıların konuşmaları kulağına geliyordu. Nalbant dükkanının önünde yine gözüne aşina gelen gümüşten işlemeli kara zırhlı askerler göründü. Onca eski püskü insanın arasına, silme koyun arasına tek bir kurt gibiydi. Adamın sert yüz hatları içine karamsar bir his kattı. Haddinden fazla adamı incelerse, yaklanacağından ya da adamın üstündeki ağırlık yüzünden bunalacağından ayrıldı oradan.
"Hey buradayım." dedi hiçte uzak olmayan bir ses. "Solunda!"
Bir düzine kasa tezgahlara yerleştirilmişti. Tahta boşluklara uzanıp kulağını kabarttı çocuk. Artık sesin sahibinin nefes alıp verişlerini de duyabiliyordu. O gece karası gözlerle bakıştı.
"Yanıma gel. Çabuk ol!" dedi ses. Bu Felit'ti. Onun süpriz belirişleri için önceden hazırlık yapması gerektiğini düşündü Raste. Gölgelerin arasından sebepsizce çıkıvermeyi herkes kaldıramayabilirdi.
"Raste, benimle gelebilir misin? Sadece...sana azıcık soru sormam gerek." dedi Felit. Özür diler gibi utanarak söylemişti bunu. Raste başta ne demeye çalıştığını anlayamadığı için,
"İnsanlar hakkında sadece." diye açıklayıverdi. Kara zırhlı asker bir müdddet ortalıkta dolandıktan sonra gözden kayboldu. Felit, beyaz pelerininden kurtulurak yüzünü açığa verdi. Raste, onun beyaz pelerinini eline alıp inceledi. Sonradan dikilmiş yırtıkları, desenli başlığı ve geniş kolları parmaklarında gezdirdi.
"İlgini ne çekti acaba sorabilir miyim?" dedi Felit "Hep bununla mı dolaşırsın acaba?"
"Ee tabi, kendimi saklamam gerek." Hızlıca kıyafeti kaptı."Soru sorması gereken bendim sanıyordum." Raste bir şey söylemeye tenezür edemeden, "Sizde hep Talassa'dan et mi alırsınız saygıdeğer vatandaş?" diye sordu. Ciddi miydi yoksa,dalga mı geçiyordu?
"Güney taraflarında herkes et alır."
"Buralardaki çocuklar ne oyunlar oynar?" Felit'in değiştirdiği soru çocuğun afallamasına sebep oldu. Kafasını kaşıdı Raste."Sen buraları neden böyle merak ediyorsun?" dedi tozlanmış lacivert tuniğini silkerken. "Çocukların oyunları falan,ne bileyim..."
"Şaka yapıyorum tamam. Çok nadiren şehire iniyorum. Ama sen biliyorsun."
"Öyleyse ilk kural şu: İnsanların karşısına hayalet gibi hortlamayın." dedi Raste, ona az bile olsa kızarak.
"Hakikaten hayalet gibi mi gözüküyorum?" dedi Felit. Ellerini havada süzerek. Kıvırcık saçlı Raste'nin kendisiyle altan altan dalga geçtiğini anlayınca aceleyle döndü. "Bunu bir cüceden duymak ne güzel."
Hayatında en zoruna giden şey, bir cüce diye anılmaktı. Ama bu kez gülmesini tutamıyordu. Bizzat ihanet emiş oldu kendine. Devam etmek ve yanındaki sarı saçlı gençle daha fazla sürtüşmek istedi. Denemekten zarar gelmezdi. Zaten Felit bunu uygulamaktan asla çekinmeyen bir renkteydi tam bu anda.
"Hmm...Buldum!" diyerek yüzünü ona yaklaştırıp aydınladı Raste.
"Çok merak ettim. Ne buldun acaba?" dedi alaylıca Felit.
"Sana buraları gezdirelim ha, ne dersin?"
"Tüm Talassa'yı mı?" Felit, kaşlarını şüpheyle kaldırdı.Raste başını hızlı hızlı sallıyordu. Aslında bunu en başında ona takılmak için söylemeye niyetlense de daha çok bu yeni arkadaşıyla vakit geçirmek istediği içindi. Felit'in üzerini kuşanmasıyla, cevabını almış oldu.
"Önce şu meydana bakalım diyorum..." diye parmağı havada konuşuyordu ki, Raste onun kolunu fafifçe çekti.
"Herşey sırayla."
Raste'nin yüzünde bir parıltı vardı. Felit etraftaki taş duvarları ardından da kalın tünikler içindeki insanları izlerken, oda içindeki heyecan dalgasını işitti. İlk dikkatini çeken şey, tüm bunlar olurken hiç bir şekilde ikisininde tek bir kere felaket ulakları hakkında konuşmamış olduğuydu. Ama sahip oldukları şey önemliydi.
Meydanda toz kaldıran oyunbaz çocukları izlediler. Felit, bir köşeden çocuklara el sallıyordu. Kendini onlara dahil olmaktan zor alıkoyuyordu. Raste de onunla keşfetmek için yeni bir durak bakındı.
"Gelsene şöyle." dedi hevesle. Bir eli Felit'in kolundan yakaladı.Sarı saçlı genç tek bir yorumda bulunmadan rehberinin izinden ilerledi. Bir barın girişinde durdular. Talassa'nın gezgin veya yolcular için ayırdığı, ucuzdan ürün satan küçük bir bardı
"Sorun olur mu?" dedi Raste hafifçe utanarak.
"Yo, hayır! Denemiş oluruz."
Ellerine daha önce hiç tatmadıkları bir içecek aldılar. Dolu bir maşrapayı ağzına diken Felit, ağzının çevresini eliyle sildi. Raste de bir yudum aldı. Felit hemen ardından elindekini hızlıca bitirdi."Bu şahane!" diye gür bir sesle haykırdı Felit. Bir eliyle boş maşrapayı havaya kaldırdı. "Bir tane daha içebilirim."
Raste, onun peşinden bitirdi. Başını aşağı yukarı salladı. Ona katılıyordu. Konuşacak ve aklındakini söyleyecekti. Ama şuan sadece sustu.Sarı saçlı genç üç maşrapa daha içecek daha içmişti.Ağzını eliyle sildi. Geyirmek üzereyken, son anda kendine hakim oldu. Muzipçe yanındakine gülümsedi. Raste'deki durgunluğu şimdi gördü. Onun omzundan tuttu.
"İyi misin? Bayılma sakın!" Gözlerini ondan kaçırdı Raste. Tabi böylede olmazdı. İfade etmesi gerekiyordu. Sormakta Tereddüt ettiği canını yakacaktı zaten.
"Felaket ulakları." dedi fısıldayarak. "Mutlu olabilir misence?"
"Tabi ki. Bu saçma soru nereden çıktı."
"Hani üç kara gün vardı? Bizler...ondan sorumluyuz."
"Raste, bana bak." dedi Felit. "Sen de ben de bunu seçmedik." Ama Felit devam etmedi. Ya da belkide devam edecek gücü bulamadı. Raste elindeki dolu keseyle bardan çıktı. Felit gecikti çıkarken. Beyaz atının eyerini düzeltti."Anlayacaksın Raste." dedi atıyla meşgul olurken.
Dönüşte sorduğu son soru yüzünden kötü hissediyordu. Derin bir çekti. Rüzgar yüzüne vururken yine karmaşık sorulara daldı. Öyle bir sıkışıklık vardı ki etrafında, asla akışına bırakamayacağını biliyordu. Ama Bilmeliydi ki, dünya rastlantılarla dolu bir yerdi ve Felit de bunun en çarpık örneğiydi. Öylece yokluktan varolmuş bir kişiydi onun için. Bir dostu.
"Üzme kendini." dedi Felit. "Böyle hissetmen çok normal."
"Anladım." El sallayıp sarı saçlı çocuğun gitmesini izledi. O giderken, Evden ayrılma mı istiyor acaba ? diye aklından geçirdi. Felit'in dediği gibi zamanı gelecek ve sahip olduklarına veda etmesi gerekecekti. Elbet vakti geldiği vakit kararverecekti. Agiran'da ebedi bir yaşam süremezdi.
Lori, erzak çuvalının ağzına düğüm atıyordu. Kapının gıcırdamasıyla başını kaldırdı. Oğlu gelmişti. Gözleriyle annesine selam verdi. Masa başına geçince, yine erzak çuvalı ile dikkati dağıldı. Ama zihnini bunlarla yormak niyetinde değildi. Annesinin o berrak temiz yüzüne içtenlikle gülümsedi

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

97okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.