4. bölüm / 10
Felaket Ulakları4.BÖLÜM
Bölümler 10Şu an: 4.BÖLÜM
Ben avcıyım. Sende benim küçük farem dedi gece karanlığında konuşan bir silüet. Ağaçlar fırtınada eğiliyordu. Kara bulutlar gökyüzünü ele geçirdi. Uyuyayacaksın ve hiç bir şey için endişelenmeyeceksin yavrum dedi. Soğuk bir sesle kakaha attı alaycı ses. Biriniz elimde ve çok mutlu. Karanlıkta o korkun çelleri belirdi. Soluk, bembeyaz eller. Elleriyle çırmık attı.
İşte o an uykuda olan siyah saçlı çocuk sırtını kesip paraçalara ayıran bir acıyla uyandı. Yüzü ter içindeydi. Eli sırtına ulaşmaya çalıştı. Kan yoktu. Ama o acının etkisi hala tazeydi. Annesinin hazırladığı çantayı başının altına koydu. Birkaç saat önce Felit ve Mira ile beraber ağaçlık bir alanda gecelemek için ara vermişlerdi. Felit hemen yanında beyaz pelerinine sığınmış uyuyordu. Mira'yı ortalıkta göremiyordu. Gökyüzündeki yıldızlar yukarıda küçük küçük parlıyordu. Birkaç dakika boyunca gökyüzünü izledi. Neden olduğunu bilmeden aklına Berhilistin tozu geldi. Çantadan çıkardığı şişeyi gökyüzüne kaldırdı. Yıldızların ışığı toz taneciklerinin içinden gözüne yansıyordu adeta. Bu tozun ne işe yaradığını bilmiyordu, öğrenmeyi çok istiyordu.
Kuru otların üzerinde yürüyen birini farketti ve hemen o tarafa baktı. "Korkma, benim." Bu Mira'ydı. Bir ağacın gölgesinde dikiliyordu. Yavaşça kendini gösterdi. "Ben nöbet tutuyordum. Sen uyu, rahatına bak."
Kızın bu mesafeli tavrını anlayamıyordu çocuk. Mira birkaç adım daha yaklaştı ve bir kayanın üzerine oturdu. Her davranışını sessiz ve dikkatlice yapıyordu. Olduğu yerde gökyüzünü izleyen çocuğu izlemeye koyuldu. "Uyuyamıyosundeğil mi?" diye sordu kız.
"Kabus görüyorum." Yüzünü kıza döndü Raste. Mira'nın gözleri maviydi, deniz mavisi.
"Ben ve Felit'te kabus görürüz. Kabuslara rağmen uyumaya devam et. Acılara alışırsın."
"Acılara alışır mıyım?"
"Evet" Mira'nın gözleri kararlılıkla bakıyordu, tıpkı Felit'inkiler gibi. Ama tek farkla: Mira'nın duyguları belli olmuyordu.
"Sen çok alıştın galiba. Felit ile uzun yıllar birlikteymişsin."
"Zamanla öğreniyorsun. Erken uyu, avcılar bizi arıyor."
Kız yanından ayrılırken kendini uyumaya zorladı. Alışmalıydı kabus görmeye. Bunlar bir felaket ulağının hep yaşayacağı birşeydi.
***
Felit'in alaycı yüzü kendisini uyurken izliyordu. Uyuyan çocuk gözlerini açınca güldü. "abicim be!" dedi. "Uyurken ne masum gözüküyorsun öyle."
"Hey dalga geçmesene." Felit elini uzatıp onu kaldırdı. Raste onun yüzündeki şakacı ifadeyi farketmemişti. Felit onu hızlıca çekip yerde yuvarladı. Çocuk bu şakayı beklemiyordu. Felit bir kahkaha patlattı.
"Hadi seninle biraz güreşelim. Üzerime saldır." Sabah sabah bu oyunu hiç beklemeyen Raste derhal onun üzerine saldırdı. Bacağından tutup devirmeye çalışsada nafile, Felit bu basit numarayla devrilmeden onu yere çekti. Kollarını kenetledi ve anında onu yenmiş oldu. "Hadi be kardeşim! Çok çabuk yenilgiyi kabul ediyorsun."
"Hayır, şuradan bir kurtulursam ayaklanacağım." İki genç gülüşe gülüşe güreşe devam etti. Her seferinde Felit kendinden yaşça ve boyca ufak çocuğu altına alıyordu. Raste bu oyunu gittikçe seviyordu. Altıncı denemesinde bu kez oyunun kontrolünü eline aldı. Felit'e çelme takmayı başarıp onu dizlerinin üstüne düşürdü. Fakat Felit asla kolay yenilecek biri değildi. O gerçek bir savaşçıydı. Raste'nin en zayıf anında bacaklarından saldırarak onu tepe taklak yere serdi. Böylece Raste yedinci malubiyetini kabullendi. Kaybetmesi umrunda değildi. Ne olsa karşısındaki Felit bu işte ustaydı. Bu oyundan gerçekten keyif almıştı Raste. Elini uzatıp çocuğu ayaklandıran Felit gülümsedi. "Kolay pes etmiyorsun, kazanmak için ilginç numaralar deniyorsun. Böyle giderse beni kılıçta yenebilirsin."
"Yo yo hayır. Sen ustasın resmen. Sen kılıç mı dedin?"
"Seni ben eğitirim Raste. Bir savaşçı olursun bizim gibi." Bunu söylerken köşeden kendilerini izleyen Mira'yıda işaret etmişti. Raste Felit'in elindeki gümüş kılıcı hatırladı. O kılıç elindeyken Felit'in karşısında olmayı merak ediyordu. Onun nasıl savaştığını görmek asla kaçırmak istemeyeceği birşeydi. Farkettirmeden yan gözle Mira'ya ayit olan bir kılıç aradı. Kızın kılıcı, çok gizli bir bölmede duruyordu, görebilmesi uzun bir süresini aldı. Elini karnının üzerinde gezdiren Felit acıktığını belirtti. "Kahvaltı için yanımızdaki yemekleri ısıtalım hadi." dedi. "Açlıktan öfkeli bir canavara dönüşüyorum."
Üçü kahvaltı yemeği için bir görev üstlendi. Felit ateşi yakmak için uğraşırken Mira torbalarındaki yiyecekleri çıkarıyordu. Raste kuru dal toplamaki için ortalıkta geziniyordu. Elleri kuru dallarla dolduğu vakit ateşin başına getirdi.
Bulundukları ağaçlık bölge eğimli bir yerdi. Yamacın yukarısında koca Uzun orman gözüktü. Uzun orman kilometrelerce uzanan deva bir ormandı. İsmide buradan geliyordu zaten. Güney dağları artık çok uzaktaydı. Bir ara Felit'e dönüp, "Biz şimdi neredeyiz?" diye sordu Raste. "Uzun ormanın hizasındayız ama yarılamdık bile. Büyük bir ormandır. Sanırsam Balassagor buradan baya uzakta."
Balassagor Wetanos'un en büyük kentiydi. Daha önce onun haritada ülkenin en merkezinde olduğunu hatırladı Raste. Oranın sıcak olduğunu söylemişti annesi, heleki yaz ayları.
Kahvaltı başına geçtiler ve aceleyle yemeğe başladılar. Felit koca bayatlamış bir ekmeği büyük bir iştahla yerken Raste, arkadaşının bu absürt haline güldü. Yaşça aralarındaki en büyük olan Felit, sofrada tüm edebini yitirmişti sanki. Keskin bir gözle, kurumuş peynirleri dikizliyor ve bir bir ağzına gömüyordu. Çimenlerin üzerinde gerindi. Boyunu kütletti. Ama yemeğinden son lokmaları aldı. Son olmalarına rağmen epey fazla miktardaydı, neticede onu doyuracak son lokmalarıydı. Raste, yan gözlerle sadece bir anlığına Mira'nın bile Felit'e bakıp gülümsediğini farketti. Felit'e kıyasla Mira, sofrada daha ölçülüydü. Aşırıya kaçmıyordu. Ağzındakileri gıdım gıdım çiğnemekteydi. Kahvaltı bittiğinde atlar hazırlandı.
"Off ya! Yine başladık işte." dedi Felit. Somurtuyordu. Beyaz pelerini sırtına atarken isteksizdi. Pelerinin altın kaplamalı klipsini bile gevşekçe kavramıştı. Aciz bir homurdanmayla yere uzandı. Raste, normal koşullarda endişelenmesi gerekirken onun yerine eğlenmişti. Çünkü lacivert tuniğini boynundan geçirirken o da aynı duyguyu yaşadı.
"Yola çıkacağımız için mi?" dedi çizmelerinin düğümlerini bağlarken.
"Hem de hiç sorma. Anlamıyorum. Bu aralar baya soğudum şu işten."Artık bu kamp alanından ayrılmak gerekiyordu. Ateşin söndüğünden iyice emin olduktan sonra Felit atına bindi. Mira sürekli tetikteydi. Etrafını sürekli kolaçan ediyordu. Raste arkadaşı Felit'in sessizce birşeyler düşündüğünü farketti Felit gözlerini havaya kaldırdı. Kendi kafasında gözlem yapıyordu. O tam bir önder diye düşünerek onu izlemeye devam etti Raste.
"Şu ilerde duruyoruz."
"Biraz daha yol alabiliriz." diye konuştu Mira ama Felit kararlıydı. Atları bir kenara bağladılar ve ağaçlık alana geçtiler. Onlar kendisini meraklı gözlerle izlerken Felit bir eli çenesinde, bir o yana bir bu yana gitti.
"Anlamıyorum, yol güvenli." dedi sıkıntıyla. "Güvenli olması kötü mü yani?" diye sordu Raste.
"Kesinlikle." diyerek cevap yapıştırdı Mira.
"Yol boyunca hiç at arabasıda geçmedi." dedi Felit. "Sanki yoldan geçmek yasak gibi. Ormanda fazla ıssız." Felit her detayı düşünüyordu. Asla yanılmamak için elinden geleni yapıyordu. Mira'ya döndü. Kasvetli bir bakış attı. "Tetikte olmalıyız. Avcılar bizi izliyor." Bu saatten sonra dikkatli davranmalıydılar. Hiç farkında olmadan tuzağa düşmüş olabilirlerdi. Yolun geri kalanını yürüme kararı aldı Felit. Meraklı Raste'ye, atlar ile gitmenin gürültü çıkaracağını söyledi. Raste arkadaşına gittikçe onun fikirlerine saygı duyordu. Daha bu yaşında lanetli olduğunu öğrenmiş, kendine karşı bir inancı kalmamıştı. Annesinden ayrı kalmıştı ve bunun nedeni yine kendisinin ne kadar tehlikeli olabileceğiydi. Felit ona tüm insanların Felaket ulaklarından nefret ettiğini söylemişti. Çünkü onlar tehlikelilerdi. Geçmişin unutulmayan sayfaları vardı. Sonra Felit ile tanışmıştı. Tıpkı kendisi gibi olan ama pek çok farkı bulunan bu genç onu evden ayrılmaya teşfik etmişti. Bir dostu olmuştu.
Öyle dalıp gitmişti ki Raste, Felit'in arkasını dönüp atıyla bir yerde beklediğini fatketmemişti. Felit atından bir kılıf çıkardı. İçinden bronz renkte bir kılıç çekti. "Raste,bu kılıç artık senin." Kılıcı direk Raste'ye uzatmıştı.
"Ne?...yo hayır! Ben kılıç kullanamam." diyerek ters çevirdi fakat sonra Felit'in yüzündeki ciddi ifadeyi gördü."Raste, kendini koruman gerek." dedi srı saçlı genç. "Merak etme, sana kullanmayı öğretirim ben."
Daha sonra çocuğu açık bir alana çekip ona ilk eğitimin vermeye başladı. Tabiki ilk olarak etraftaki ağaç dallarıyla eğitim verecekti. Felit elindeki dalı basit hareketlerle salladı. Raste'nin önce izlemesini, daha sonra taklit etmesini istedi. "Duruşun çok önemli. Vücudunu sıkma. Olduğun yerde geniş yer kapla." dedi ve ona güzel bir şekil verdi. Raste onun yanında oldukça ufaktı. Kolları ve bacakları uzun bir kılıcı sallamak için kısaydı. İlk derste kendini ezik gibi hisetti Raste. "Raste, bana bak. Kılıç duellosunu bilmen gerek." Raste onu can kulağıyla dinliyordu. Bilgi edinmeyi seviyordu Raste. Felit bu işte harika bir öğretmendi. Onun söylediği öğütleri aslaunutmak istemiyordu. "Asla ama asla kılıçtan korkma. Kılıçtan korkarsan senin savaşta yerin yok, ölürsün." diyerek sertçe uyardı onu Felit.
Mira onları sessizce bir köşeden izliyordu. Asla belli etmesede, o da Felit'in sözlerini dikkatle dinliyordu. "Ben...Ben anlamıyorum. Bizim gerçekten savaşmamız..." diye konuşuyorduki Raste, Felit eliyle onu susturdu. "Raste, Sakın böyle düşünme. Heleki sahip olduğun kanı düşünürsen asla bunu düşünme. İnan bana kendini koruman için elini kirletmen gerek. Elimi kirletmem gerek. Bu istek farklıydı. Felit'in herangi bir isteğini yerine getirebilirdi ama bu acımasızcaydı. Onun bu dalgınlığını farkeden Felit, "Biliyorum, bu çok korkunç. Ama yaşamanın kuralı bu."
Ona hak vererek başını salladı. Sıra Felit'in kendisine salladığı dala karşılık vererek kendini savunmaktı. İkide bir karşıdan gelen dal onu aldatıyor ve kollarına sertçe iniyordu. Bu iş gerçekten zordu. "Replekslerin eğer çalışırsan gelişir ama..." dedi Felit.
"Evet, ama?..."
"Kasların o kadar kuvvetli değil. Kılıç kullanmak için baya çalışman gerek." Sonuç hiç kendisini şaşırtmamıştı. Böyle bekliyordu zaten. Daha ilk dersten Felit gibi olamazdı.
Ders bittiği anda yorulduklarını farkettiler. Nefes nefese yere serildiler. Felit bu acemi çocuğun ustası olmaktan keyif almıştı. Kendisine ve Raste'ye karşı dürüst olmalıydı. Raste bir savaşçı olarak çok gelecek vadeden biri değildi. Ama onda sevdiği şeyler olduğunu farketti. "Sen hırslısın." dedi birden. Raste gülecek gibi oldu.
"Bu nereden çıktı." dedi. Felit biraz düşündükten sonra dudaklarını büzdü. "Nasıl desem acaba? Kazanmayı seviyorsun. Bu güzel, hatta çok güzel." Biraz bekledikten sonra olduğu yerde doğruldu. Siyah gözlerini Raste'ye döndü. "Raste, sen artık bizlesin." dedi nazikçe. "Seninle artık derinlemesine bir mevzuyu konuşabiliriz."
Böylece üç çocuk yerde çömeldi. Felit arkaşlarına şöyle bir baktıktan sonra yutkundu. Ellerini dizlerinin üzerine kavuşturdu.
"Size birşey soracağım. Bana karşı dürüst olun." İkiside başıyla onayladı. Raste Felit'i azda olsa tanımıştı. İçinde bir yerlerde kendini konuşmaya zorlar bir havası vardı. "Bana gerçekten ne düşündüğünüzü söyleyin." dedi. Kendini soruyu söylemeye zorlaması yarım dakikasını aldı. "Çocuklar! hiç lanetten kurtulmak istediğiniz oldu mu?" dedi. "Hem de sonsuza dek." İki çocukta şaşkın şaşkın ona baktı. "Bakın ciddiyim." dedi ve onları tarttı. Mira onun dilinden gerçekten anlıyordu. Ona doğru yaklaştı. "Hepimiz bunu çok isterdik. Felit, peki neden sordun?" Masmavi gözleri arkadaşı Felit'e derin bir anlamla bakıyordu.
"Raste sen söyle?" diye sordu Felit. Siyah saçlı çocuk ağzını açtı. "Tamam.Ben..." Sustu. Bu soruyu ilk kez düşünüyordu. "Sen ne?"diye onu kendine getirdi Felit. "Kendini böyle seviyor musun?"
"Hayır." diyerek gerçekten ne düşündüğünü belirtti Raste. Dürüst olması gerekiyordu. "Onca yıl annem içinde kendimi içinde tehlikeliymişim...Ben..." Felit kolunu omzuna atarak onu sakinleştirdi.
"İkinizin nedemeye çalıştığını anlıyorum." dedi sakince. "Peki tüm bunları değiştirebileceğimizi söylesem?" Mira şok geçirirmiş gibi sarı saçlı çocuğa dikti gözlerini. Tüm bunları değiştirmek mi dedi? diye düşündü içinden Raste. "Tamam tamam, şimdi beni deli zannedeceksiniz. İçimizdeki lanetten kurtulmanın bir yolunu biliyorum." İki çocuk hiç bir zaman yapmadıkları kadar dikkatle onu dinlemeye koyuldu. Felit derin bir nefes aldı. "Bundan aylar önce, Balassagor'dayken eski bir kütuphaneden bir kitapçaldım. Kitap Simireller bahseden tarihi bir kitaptı."
"Simireller mi? Felit, sen iyi misin?" dedi Mira. Gözleri, korkunç bir fikir duymuşçasına karamsardı.
"Mira, sadece dinle beni." dedi Felit, göğsünü şişirdi. Bu ikisinin muhabetine bir türlü karışamayan Raste, kafa karışıklığı içindeydi. "Simirel mi? Onlar gerçek mi?" Onu farkeden Felit anlayışla, "Bir zamanlar gerçekti. Simireller, Wetanos'un sevilmeyen bir halkıydı." dedi. Mira ona itiraz etmek istercesine izlerken Felit devam etti.
"Simirel halkının eski zamanlarda kullandıkları tozlardan bahsetti. Ama hangi toz olduğunu bilmiyorum. Ama bu önemli değil. Yani anlatmak istediğim şu ki, biz felaket ulaklarını lanetten ancak bir Simirel kurtarır. Simireller büyücü bir ırktı."
Bir büyücü fikri Raste'yi huzursuz etmişti. Yutkundu. Hayatında bir ekre bile büyücü görmemişti, görmemeyi diliyordu.
"İyide Felit, üç devir oldu." diyerek araya girdi Mira. "Neden şu ana kadar senin dediğini hiç bir felaket ulağı yerine getirmez ki?"
"Mira, kutüphanede sadece tek bir kitap buldum. Diğer kitapların yakılmış olduğuna eminim. Ülkede kutüphenelerin sayısı bir elimin parmağını geçmez. Elimde geçirdiğim kitap bile yırtıklar içindeydi. Anlasanıza, krallık bu halka düşman." Bu durum pek farklı gelmiyordu onlara. "Tıpkı bizlere düşman oldukları gibi." dedi Raste. Felit başıyla onayladı. Mira yerinde kıpırdandı.
" Felit,buna inanmıyorum. Simireller olsa bile tehlikeli olabilir." diyerek sesini yükseltti. "Tek bir tane bile kalmadı zaten." Mira, Felit kadar mantıklı konuşan biriydi. Bilgiye bir kanıt olmadan inanmayacaktı.
"Eskiden bu topluluklar Morre veya Kırkara yapılarındayaşarmış." dedi Felit. Gözleri uzaklara daldı. Bu işte kararlıydı, her ne kadar büyücüler yok olmuş bile olsa.
"Felit?...Sen de bundan kurtulmayı çok istiyorsun, değil mi?" diye sordu Raste. Soruyu onunda cevaplamasını istiyordu. Mira ona katılarak başını salladı.
"Ben mi? Evet, içimde bir umut var, inanıyorum buna." diyerek sırıttı sarı saçlı genç. "Hem sizin hem de kendim için bu lanetten kurtulmak istiyorum." Mira çaresizce ona katılmaya razı geldi. Raste hala düşünüyordu. Lanetten kurtulursa evine geri dönebilecekti. Kimsenin korkmayacağı biri olacaktı. "Ben istiyorum." diyerek iki ayak üstüne çıktı. "Yani seninle gelmek ve hayatımı değiştirmek."
"Aslansın sen be!" Ayağa kalktı ve elini ona uzattı Felit. Ellerini sıktılar ve kendi aralarında bir anlaşma yapmış oldular.
***
"Felit?"
"Efendim? Söyle."
"Şu lanet dediğimiz şey ne? Bunun hakkında hiç bir şey bilmiyoruz." Bir yandan Felit'in kendisine savurduğu dalı savuşturmaya çalışırken onun cevabını bekledi.
"Ne zaman çıktığı belli değil." dedi Felit. Sonra, bir köşeye derince baktı. "Sana ben ve Mira'nın bildiği bir şeyden bahsedeyim."
"Dinliyorum?"
"Şu Simireller ile ilgili kitabı hatırladın mı?" Çocuk başını salladı. Felit, sanki bir sır verme niyetindeymiş gibi yaklaştı. "Orada felaket ulakları hakkında birkaç şey öğrendim. İlki ile başlayalım." O simsiyah gözleri, Etrafına kısa bir anlığına bakındı. Söyleceklerinin çok gizli olabileceğini düşündü Raste. "Herşey en tehlikeli anlarda oluveriyor. Korku ya da öfke, hiç önemli değil. İnanılmaz bir noktaya geliyor. Biz Felaket ulakları buna "sınır nokta" deriz. Tabiki o anki öfke kontrolüne debağlı bu."
"Köydeyken bir çocuk benimle dövüşmek isterken olmuştu. Canımı çok sıkan biriydi zaten, öfkelenmiştim. Elleri yanmıştı sanki. Sonra üzerimden fırlayıverdi. Duvara çarptı...Neredeyse ölüyordu."
Felit kısa bir süre bu hikayeye güldü. "Sen yine iyimişsin. Bu "Izdırap etkisi". Vücudun, bir alev gibi yakıcı oluyor."
"Sen ciddisin, ızdırap mı?" Ellerini havaya kaldırdı çocuk. Onları ters düz edip konrol etti.
"Izdırap etkisi işte bu." dedi arkadaşı. "Ama bitmedi. Çok nadiren olur ama etraftaki alanı parçalayan, yakıp yıkan yan bir etki var. Buda "Yıkım etkisi"oluyor. Ama asıl olanı sende bilirsin." Raste gerçektende lanetin bu kadar yıkıcı olduğunu bilmiyordu. Sonuncusunu ister istemez bilmek istiyordu.
"Söyle, nedir o?"
"Sence Wetanos'un üç kara günü, üç devir boyunca olan felaketler nasıl oldu?" Bunu unutmuştu çocuk. İlk tanıştıkları zamanda aynısını söylemişti Felit. Siyah gözlerindeki bakış derinleşti. "Buna "felaket etkisi" derler. Her devirdeki felaket ulakları ülkeyi bir felakete sürükler. Devasa bir deprem olur. Fırtınalar yükselir. Ortalık can pazarına döner." Raste, Mira ve Felit, şu an üçü de onlardan biriydi. Üçüde bir felaket potansiyeli taşıyordu. İşte bu yüzden Wetanos halkı felaket ulaklarını istemiyordu. Onlar gerçekten lanetle doluydu.
Son birkaç hareketten sonra yüzündeki teri silen Felit kendini yere attı. Yorgundu. Raste yanında buluna çantayıçıkardı. İçindeki şişeyi çıkartıp Felit'e gösterdi.
"Sen bize büyücülerin tozlar kullandığını söylemiştin. Babam bunu ben doğmadan önce Eliha'dan getirmiş." Şişedeki sarı toza kısa süre bakan Felit, "Bu bir direnç tozu. Berhilistin. Eliha'da yaygındır." dedi. Onun tozu bildiğine sevinen Raste, "Ne işe yarıyor?" diye sordu. Felit yerinde esnedi. "Onu yanında tut. Sadık avcılar sana bir şey yaptıklarında bu toz sana lazım olacak.
"Bu tozun uyku karşıtlığı gibi bir etkisi var. Tüm uykunu silip süpürüyor." Şu son zamanlarda uyanık kalmak değil uyuma ihtiyacı duyan Raste onu çantaya attı.
Mira'yı siyah atını okşarken gördü. Artık bu kızın göründüğü gibi duygusuz olmadığını düşünmeye başladı. Felit'e bu kız hakkında ne düşündüğünü sormak için döndüğünde, uzun saçlı gencin bir şeyler gevelediğini farketti. Dudakları titreşiyordu. Genç, Yakalandığın farkedince, "Kusura bakma, birini düşünüyordumda." diyerek durumu anlattı.
"Kimi? Yani yanlış anlamazsan."
"Raste benim bir kız kardeşim var. Yani öz kardeşim." Felit'in bu dalgınlığının nedeni de buydu. Gözlerini yumdu. Zihnin derinliklerinden birşey hatırlamak ister gibiydi. "Sana hiç anlatmadım biliyorum. Ailemi hiç göremedim ama onun varlığını hatırlıyor gibiyim. Tıpkı benim gibi sapsarı saçları vardı. O benimle aynı yetimhanedeydi, sonra birgün onu götürdüler." Onca yıl olmuştu bu anlattıklarından. Ama her şey dün gibi aklındaydı. Felit ile ilgili her öğrendiği yeni şey onu iyice etkiliyordu Raste'yi. "Sanki...Sanki onun yaşadığını hissediyor gibiyim. Evet, o yaşıyor. Ve eğer...Bu lanetten kurtulursam ilkişim onu bulmak olur." Mira arkadan yaklaşmış onca yıllık dostunu izliyordu.
Güneş batıyordu. Bu günlük çok fazla yorulmuşlardı. Felit atını bağlı olduğu yerden aldı. Gecelik için başka bir taraf bulmayı düşündü. Raste sesizce arkasından onu takip ederken, "Kendini tehlikeye atacak böyle giderse." diyerek kulağına fısıldadı Mira. Bu sessiz kız artık kendisine güveniyor, azda olsa iletişim kuruyor gibiydi.
"Onu benden daha iyi tanıyorsun sen. Haklısın."
"Onunla beraber on yıl geçirdim." dedi ve adımlarını hızlandırıp oradan uzaklaştı. Yine kendi dünyasına çekiliyordu. Onun bu davranışına alışmıştı çocuk, daha doğrusu iki arkadaşına da alışmıştı. Bu ikiliyi sevmişti. Onlar kendini kabul eden, anlayan insanlardı. Geceleyin için güzel bir ağaçlık alan buldular. Raste her zamanki gibi çok geç uyudu.
Ertesi gün Felit ona kılıç dersi vermeye devam etti. Ona saldırı yapmayı öğretti. Zaman böyle geçip gitti. Raste arkadaşlarıyla beraber nerdeyse bir ay geçirdi. Felit arkaşlarına Uzun orman civarlarında kalmayı tavsiye etti. Burada kısa bir süre daha kalmalarını gerekiyordu. Kılıç kullanmada yine bir acemiyidi. Yollarını uzatmaya kara verdiler. Mira sürekli yolu gözlüyordu. Bir gece yine kamp dinlenmek için ara verdiler. Ateş yakmadılar. Açık bir alanda duruyorlardı. Üçüde birbirine yakın duruyordu.
"Raste anneni özledin mi?" diye sordu bir ara Felit. Raste annesini düşündü. "Evet." dedi. Ama onu henüz göremezdi. Felit'in bahsettiği halk gerçekten varsa onları bulmayı istiyordu artık. Ama herşeyden önce Felit ve Mira ile beraber olmayı çok sevmişti. Onları artık kader ortağı gibi görüyordu. Onlarla beraber hayatım değişecek diye düşündü aklından. Kendimi sevebileceğim bir kişi olacağım.
Uyumak isiyordu. Mira'nın tavsiyesi üzerine kabuslara rağmen uyumaya çalıştı. Daha güzel rüyalar görmeye çalıştı. Agiran'ı hayal etti. Ahşap evin önünde kendisine el sallayan annesini. Sonra kapıdan çıkacak başka birini hayal etti, yani babasını.
"Uyanın! Avcılar geliyor!" diyerek onları uykudan uyandırdı Mira. Felit aceleyle kılıfından gümüş kılıcını çekti. Yaklaşık ikiyüz metre ilerde hızla gelen parlayan iki noktaya baktı.
"Kahretsin! Buldular bizi." diye bağırdı. Mira belinden bronz bir kılıç çıkardı. Her an dövüşmeye hazırdı. "Raste, kılıcını eline al çabuk!" diye parlak bir haykırış kopardı Felit. Aceleyle çantasına koyduğu kınından kılıcı çekti.
Sarı saçları, havada uçuşarak, hızla yanlarına vardı kız. "Felit savaşmayız. Bizi bu açıkta yakalarlar." dedi Mira. Haklıydı. Fakat Felit ileri hareket etmeye devam etti. "Mira sen benimle gel." Sarı saçlı genç, o an onu dikkatle izleyen Raste'ye baktı. "Raste kılıcını eline al. Sakın arkana bakma. Ormanın içine koş."
"Peki siz?" diye sordu fakat onların ne yapacağını gayet iyi biliyordu.
"Raste! Sana dediğimi yap. Biz onlarla savaşacağız. Sen dövüşmeyi bilmiyorsun, kolay yemsin."
"Ama...Ben...Şey işte..." diye konuşuyordu ki çocuk, Felit koluyla onu dürttü.
"Onları bir yere çekeriz işte! Git sen." Sözü ikiletmeden arkasına yöneldi Raste. İçi hala rahat değildi. Arkasına döndü. Felit'i kılıcını havaya kaldırıp koşarken izledi.
"Durmasana! Ormana koş." diye uyardı onu Mira. Oda gitti.
Elindeki kılıcı sımsıkı tuttu. Durmadan ormana koştu. Felit ve Mira için korkuyordu. Sadık avcılar onları yakalayabilirdi. Belkide daha kötü şeyler yapabilirlerdi. Kaçıp saklanmaktan başka çaresi yoktu. Ormana girdi. Bir ağacın gövdesine saklandı. Nefes nefes kalmıştı. Korkuyordu. Felit, Mira iyi olun diye sayıkladı içinden.
Yaklaşık yarım saat boyunca onları bekledi. Kimsecikler yoktu. Daha fazla bekleyemezdi. Sonra atların toynak seslerini duydu. Bu Felit olmalıydı. Yavaşça oradan çıktı.
"Sence üçüncüsü burada mıdır Gerrandin?" dedi yabancı silüet. Bu Felit değildi. Bir atın üzerinde duran iri yarı bir adamdı. Sadık avcılar onu bulmuştu. Daha fazla durmadan oradan ayrıldı. Nefes alışlarını, kalbinin güm güm atışını ve adımlarının sesi kulağına yankılanıyordu. Karanlıktı, açık seçik bir yol gözükmüyordu. Eli bronz kılıcında, sessiz adımlarla rastgele yürüdü.
"Vay vay vay bir yere mi gidiyorsun dostum?" Hemen karşısındaydı. Tıpkı az önceki adam gibi iriyarı biriydi. Sesindeki alaycı ton rahatsız etti Raste'yi. Geri adım attı. Kılıcını hatırladı. Felit'in dediği gibi onu kullanmalıydı. "Hogir! Onu buldum." diye seslendi karşısındaki alaycı kişi. "Ufaklık bana kılıç çekiyor. Beni öldürecek galiba. Aman çok korktum!"
Raste arkasında bıraktığı adamın yaklaşan seslerini duydu. Kapana sıkışmıştı. Karşısındaki adam üzerine yaklaşıp kılıcını kaldırdı. O da Kılıcı savurdu. Tıpkı Felit'ten öğrendiği gibi. Karşısındaki adamı karanlıkta göremiyordu. Ama kendisiyle alay edip güldüğüne emindi. "Bu kılıç bile kullanamıyor." diyerek bir kahkaha patlattı adam. Arkadaki de ona katıldı. "Oynamayı bitirde erkenden gidelim." diyerek ciddileşti. Raste karşısındaki adamın kılıcı daha güçlü savurmasıyla tökezledi. Yere düştü. Kaçamazdı. Teslim olmaktan başka çaresi yoktu. "Aferin be iyi savaştın." diyerek onunla dalga geçti karşıdaki adam. "Ama artık bu kadar. Artık hiç bir yereka çamazsın."
Raste kollarının arkadan bağlandığını hissetti. Karşıdaki adam atından atladı. Sarı saçlı, elli yaşlarında bir adam. O kahverengi gözlerini çocuğa dikmiş sırıtıyordu. "Artık bizimsin." dedi adam. Raste tek bir kelime edemedi. Dilini yutmuştu sanki. Ağzı oynamıyordu. "Hadi Hogir, gidelim artık."
"Baş üstüne Gerrandin. Emrin olur." diyerek eğlendi Hogir denen adam. Gerrandin. Raste'ye dalga geçip onu yakalayan kişinin ismiydi bu. Tam karşısında duruyordu.Yakaladığı avına sırtını döndü. Bu gece mutluydu. Kayda değer bir zafer vardı çünkü. Raste artık içinde umutsuzluk hissetti.Felit ve Mira ortalıkta yoktu. Felit'in iyi olmasını istiyordu. Felit gelecek ve elindeki gümüş kılıcı ile kendisini kurtaracaktı. En kötü ihtimalle, kendisi kaçacaktı. Ama o zamana kadar, ne olacağını bilmiyordu.
Bölüm etkileşimi
