Felaket Ulakları kitap kapağı

8. bölüm / 10

Felaket Ulakları

8.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Rojhat Çelik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 8.BÖLÜM

Raste, Balassagor'daki beşinci ayına girdi. İki avcı, Gerrandin ve Hogir ile beraber Samarkont'taki elçilerden gelen mektupları karıştırdı. Hogir, Samarkont kentine çok fazla Jiyan alımı olduğunu keşfetti. Raste tabiki bunların anlamını bilmiyordu. Ama avcı Gerrandin'in düşünceli olduğunu farketti.
Gerrandin atların kulübesiyle ilgilenmek için Raste'yi görevlendirdi. Çocuğun eline bir fırça tutturup, "Artık buradan sorumlusun." deyip sırıttı. Çocuk, Agiran'da bu işlere alışıktı. Ama iki avcının yapması gereken bir işti bu. Gerrandin'in yine kendisi ile eğlendiğinin farkındaydı. İki atın altını silip, samanlarını önlerine verdikten sonra Gerrandin, bu kez ona atları tımar etmesini söyledi. Bıkkın bıkkın tarağı alıp atların sırtınında gezdirmeye başladı. Gerrandin'de karşıdaki atı tımare derken bir şarkı mırıldanıyordu. Atın kuyruğu kamçı gibi yüzüne inince huysuzca homurdandı. Tüm bunları gören çocuk gülmekten alamadı kendini.
Akşam saatlerinde, Raste eline kılıcını alıp antrenman yapamaya başladı. Dostu Felit'in öğrettiklerini asla unutmak istemiyordu. Orta yaşlı adam yine yanına uğramaya başladı ama bu kez eline kendi kılıcını almıştı. "Gelde sana birkaç numara göstereyim." dedi. Koca kılıcıyla adım adım gösterdi. Gittikçe hızlandı. Kullandığı teknikler farklıydı. Gayet zarif ve sakindi. Gözüyle, çocuğun aynısını yapmasını istedi. Çocuk gayet acemice de olsa aynı zarif haraketleri taklit etti. "İyi iyi ,en azından hayatta kalırsın."
"Anlamadım. Yapamıyor muyum?"
"Bacaklarının duruşuna bak. Çelme taksam yeri boylarsın."
Böyle giden günlerde her akşam, bu kılıç idmanlarını sürdürdüler. Tecrübeli avcı, çocuğun kılıç yeteneklerinden pek etkilenmesede, çocuğun replekslerinin ve savunma odaklı yeteneğinin farkındaydı. Raste artık adamın sözlerini dinlemeye başladı. (Bundan utanması gerektiğini bile bilmiyordu.) Hala iyi bir kılıç ustası değildi tabi, ama ilk günlerinden bu yana bir gelişim katettiğine inanıyordu.
Hogir belge işleri ile ilgilenirken, Ortağı Gerrandin'in bu esir çocukla giderek daha çok zaman geçirmesi tuhafına gidiyordu. Yoksa bu çocuğun canavar kanlı olduğunu unuttumu? diye düşündü. Sonra bunu çok saçma bulup işine döndü. Hala Samarkont'un yüksek Jiyan alımına takılmıştı. Orası Krallığın kentiydi. Tek bir ihtimal düşündu: Krallık askerleri kaçakçıların malına el koyuyordu. Bu fikri ortağına sunmak için başını kaldırdı fakat ortağı hala eğlence peşindeydi.
Raste artık buraya alışmıştı. Kulağa çok saçma gelse bile, Gerrandin ve Hogir'e bile alışmıştı. Gerrandin sadece bir kez, bir gece şaka niyetine, "Hazır ol. Belki birlikte Simir çetesine savaş açarız." diyerek düşüncelerini onunla paylaşmaya başladı. Gerrandin ile bilikte Simir çetesine savaş açmak ha? Bu fikir şaka bile olsa kulağa güzel gelmekteydi.
Balassagor'daki olaylar yavaşça sakinleşmeye başladı. Artık kaçakçılar evleri basmıyor, demir ambarlar boşaltılmıyordu. Halk bu durumdan fazlasıyla memnundu. Gerrandin ve Hogir bu durum sayesinde azda olsa dinlenmeye, kafalarını dinlemeye karar verdiler. Raste bu ikisi ile artık sıkıntı yaşamıyordu. Neredeyse eski hayatını unutacak gibi hissetti. Sanki Annesi Lori'i aylar değil yıllardır görmemişti. Sanki Felit hiçbir zaman karşısına çıkmayacaktı.
Bir gece uykusuna yenik düştü. Raste, neredesin? Seni bulacağım kardeşim. Bu onun sesiydi. Felit bir kayanın altında çömelmişti. Raste onun kendisine seslendiğinin farkındaydı. Dayan kardeşim. Etraf çok tehlikeli. Buradan kurtulacağım ve seni bulacağım. Kara gözleri kararlılıkla doluydu. Yarıda kalmış hayalleri vardı çünkü.
Raste gözlerini açtı. "Hayalimiz." diye mırıldandı. Gerçek olamayacak mıydı? Felit'i bulması gerekiyordu. Ama nasıl?Ertesi gün elinde kılıcıyla dev duvarların altında oturuyordu. Bronz kılıcı incelerken düşüncelere dalmıştı.
"Sorunun ne şimdi?" Gerrandin yanına çömelmiş, derin kahverengi gözleri ile ona bakıyordu.
"Buradan gitmek ve dostlarımı, sevdiklerimi görmek isterdim."
"Hala o saçma hayali mi düşünüyorsun ha?"
"Evet. Onu düşünüyorum. Felit tehlikede..."
"Bak sen! Lanetli olsan bile böyle dertlerin varmış demek. Çocuk onun bu alaylarını çekecek halde değildi. Gözlerini ondan kaçırdı. Adam sakallını okşadı. Üstünde tuhaf bir sessizlik oluştu. "Yakında bende memleketime gidiyorum." dedi. "Tunsel'e yani." Yerdeki ağaç yaprağını eline alıp oynuyordu. "Raste, Felaket ulaklarından neden nefret ediyorum, biliyor musun?"
"Herkes gibi işte. Geçmiş olaylar falan."
"Resan ailesi çok soylu bir aileydi. Bende babam gibi olmak ve bir avcı olmak istiyordum. Çok fazla eğitim gördüm. Gençtim ve halkımı seviyordum." Adam gözlerini dev duvarlara çevirdi. Birkaç dakika boyunca o kasvetli bakışlardan sonra yüzüne bir tebessüm kondu. "Birine aşık oldum sonra. Çok güzel, çok terbiyeli bir kadındı, tıpkı bir melek gibi." Kısa bir ara verip yanındaki dinleyiciye baktı. "Onunla evlendim."
Çocuk, hikayesinin devamını beklemesine rağmen adam devam etmedi. "Ee? Sonra ne oldu?" diye sordu Raste.
"Ne olacak? Onunla bir ev kurduk işte." Gözleri başka bir tarafa bakıyordu. Sessizliğini koruyordu.
"Sen şu sorunun cevabını vermedin." dedi Raste. Birden, adamın hikayesinin geri kalanını öğrenmek istediğine karar verdi.
Gerrandin, kahverengi gözlerini nihayet çocuğa çevirdi. Elini havada boşver dercesine salladı. "Devamı önemli değil artık." dedi. "Avcılık görevi bitince eve döneceğim." Bu sözü, gizli tuhaf bir bir özlemle söylemişti. "Biliyor musun Raste? Sen iyi bir çocuksun. Yani hiçte tahmin ettiğim gibi bir canavar değilsin, belki de diğerlerine göre." Başka bir şey söylemesini beklemişti çocuk. Fakat adamın o sarı sakalla kaplı çenesi koca gülümsemesiyle doluydu. "Sen gerçekten iyi birisin." dedi. Bunu söylerken kaşlarını çattı. "Sen bize kurt çetesiyle uğraşmada yardım ettin. Eğer bir başkası olsaydı, emin ol ki bizi elindeki lanetle kül ederdi."
Raste ne diyeceğini bilemedi. Sonra en iyi cavabı buldu. "Sen de iyi birisin...Yani, beni öldürmedin."
"Seni zaten öldürmem yasak."
"Ama...Bana iyi davrandın."
"Tamam, övgü için sağol. Şimdi kalk." Birlikte eve geçtiler. Raste'nin artık bu saatten sonra kabul ettiği bir gerçek vardı: Gerrandin iyi biriydi.
Geç oluyordu. Kabusları hatırladı. Eğer kabus görürse Felit'i görebilecekti. Ama bununla beraber onun tehlikede olduğunu görecekti. Duvara yaslandı. Kabuslara rağmen uyumak istedi. Hayaller kurdu, yepyeni güzel günlerin umuduyla.
Hogir içeri geldi. "Kalk Raste. Bir kaçakçı içeri sızdı."
Hogir parmaklıkları açtı. Çocuk onun peşine takıldı. Aşağıda Gerrandin kılıcıyla onları bekledi. "Dışardaki sesi duydun Hogir. Biri içeri sızdı." dedi. Raste iki adamın arasına girdi. Gerrandin ona eliyle uzak durmasını işaret etti. Kapıyıvaçtılar. İki avcıda ellerinde koca kılıçlarla etrafı kolaçan ettiler. Raste ne olur ne olmaz kılıcını eline almıştı.
Hogir, "Bu tarafta!" diyerek seslendi. Hogir'in işaret ettiği tarafa, dev duvarın köşe tarafına baktılar. Yerde biri kıpırdandı. Tıpkı geceleyin gelen kara giysili kaçakçılar gibi. Fakat Raste bu kişinin siyah değil beyaz giyimli olduğunu gördü. İki avcı yavaş adımlarla bu beyaz kukuletalı kişiye yaklaştı. Kukuletalı tekrar kıpırdandı. Kimsenin tek bir ani harekete kalkışmadığı anda, kukuletasını indirdi bu gizemli kişi. Sarı saçları etrafa saçıldı. Raste şok içinde kaldı. Yüreği yerinde hopluyordu.
Bu gizemli kişi Mira'ydı. "Raste, seni buldum." dedi kız. Sesi çok kısık ve yorgun çıkıyordu. İki avcının şaşkın suratları Raste'ye yöneldi. Raste hızlıca yerdeki kızın yanına koştu.
"İyi misin Mira?" Kız konuşacak halde değildi. Nefes nefese kalmıştı.
"Raste, bu kız senin gibi felaket ırkından, Felaket ulağı." dedi Gerrandin. Raste kızı arkasına alarak yüzünü onlara döndü.
"Sakın ona dokunmayın! O benim arkadaşım." Yerdeki kızın elini tuttu
"Raste, sonunda seni buldum." dedi kız. Raste, uzun zamandır görmediği arkadaşına nazikçe gülümsedi. "Felit kayıp." dedi kız. Sesi çok kırılgandı. O masmavi gözleri korku içindeydi. "O kayıp."
***
"Mira, sen çok acıkmışsın." Raste, hayretle elindeki bir tas çorbayı bir çırpıda yiyip bitiren kıza bakıyordu. İkisi birlikte yukarı kattaki parmaklılklı odadalardı. Uzun bir yoldan gelmiş kız için, mecburen aşağıdan bir tas yemek daha istemek zorundaydı.
Birkaç dakika boyunca kız, sadece önündeki yemekle ilgilendi. "Raste, sonunda seni buldum." dedi en sonunda. "Aylar oldu ama buldum."
"Mira, seni ve Felit'i çok özledim. Söyle, Felit nerede?"
"Dediğim gibi, kayıp. Bak Raste, Sen kaçırıldıktan hemen sonra seni aramaya koyulduk. Fakat peşimizde bir avcı daha vardı." Sustu. Biraz dinlenmeye karar verdi. Belkide haddinden fazla uzun konuştuğunu bildiği içindi. Gözleri yerdeydi. "Felit, beni korumak için arkamızdaki avcı ile tek başına uğraşmak istedi. Ben istemedim....Ama gitti."
"Yani tek başına tehlikeye atıldı?"
"Evet. Uzun süre onu aradım. Çünkü onun için korktum. Sonra onun bana verdiği görev için uğraştım. Aylardır ara vermeden sadece at üstünde seni aradım." Suratında bir bıkkınlık yada bir üzüntü ifadesi yoktu. Raste kıza yaklaştı. Anlattığı hikayeden sonra bu kıza iyice yakınlık duyduğunu hissetti. Beni bulabilmek için bu kadar tehlikeye girdi, diye düşündü. "Demek sende bu iki avcının yanına beş ay esir kaldın, öyle mi?" dedi kız.
Hikaye anlatma sırası şimdi Raste'deydi. Kızın yanına oturdu. "Onlarla savaşamadım. Gerrandin ve Hogir beni yakaladı. Uzun süre burada kaldım." Sonra kızın kendisine farklı bir ifadeyle baktığını farketti. "Sana bir şey yaptılar mı?" diye sordu Mira.
"Hayır, beni öldürmediler bile. Hatta...şey...boşver."
"Raste, beş ay burada kaldın. Hiç kaçmayı denedin mi?"
"Yapamazdım. Beni yine yakalayacaklardı."
"Raste, biliyor musun? Sana inanmıyorum."
Kızın o suçlayıcı gözlerine baktı. Yoksa haklı olabilirmiydi? Raste bu evde kaçmak için çok fazla fırsat kaçırmıştı. "Mira, biliyorum. Tamam, diyeceklerim çok saçma olabilir ama..."
"Ne Raste? Söyle."
"Beni tutsak eden avcı yani Gerrandin. O iyi biri.
"Sen ne dedin? Raste sen aklını kaçırmışsın!" Kız her an saldırmak için bekleyen yırtıcı bir hayvan gibi bakıyordu.
"Biliyorum. Ama dinle. Gerrandin ve Hogir Balassagor'da kaçakçılarla savaşıp halkı koruyor. Ve bende insanları korumak için onlara yardım ediyorum."
"Raste, sen ne?..."
"Mira, bunlar iyi insanlar. Yani...Ben böyle düşünüyorum."
"Raste, yeter! Azıcık gerçekçi ol. Bunlar sana iyi davranmış olabilir ama...Raste bu adamlar avcılar." Kız her konuda haklı konuşuyordu. Sonuçta Raste'den deneyimli olduğu konular vardı. Raste isteksizce başını salladı. Mira ona bakıyordu. "Avcılar bizzat kral tarafından seçilen görevliler. Asıl işleri senin ve benim gibi insanları avlamak. Bunlar senin iyiliğini isteyemez." Kız, çocuğun içten içe durumu kabullenmekte zorlandığını farketti. Doğru olanı anlayacaktır, diye düşündü. Uzun zamandır avcılarla mücadele etmişti sonuçta. Düşmanlarını iyi tanırdı, ya da kendisi öyle düşünüyordu.
Hava iyice kararmaya başladı. İki sessiz çocuğun konuşacak konuları yoktu. Raste yanındaki kızla konuşmak, hasret gidermek isterdi. Ama Mira o tip insanlar gibi değildi. Sonra ağırdan almanın en iyisi olacağına karar verdi. "Felit ile büyüdünüz değil mi?"
"Tam on yıl."
"On yıl mı? Kaç yaşındaydınız."
"Yetimhaneden kaçtığımızda ben yedi, Felit ise on yaşındaydı." Buna göre kız, şimdi on yedi yaşında oluyordu. Raste'den bir yaş büyüktü. Ama Raste'nin asıl düşünmesi gereken, Kızın bu on yıl boyunca, hatta daha önemlisi daha öncesinde neler yaşamış olduğuydu.
"Aileni anlatsana." dedi. Kız başını hayır anlamında sallayınca zorlamak istemedi. Bu kızla çok fazla muhabbeti olmadığından dolayı fazla ileri gittiğini düşündü.
"Yetimhanede çok fazla ağlardım." dedi kız sakince."Kabus görüyordum. Felit bana sarılırdı. O...O bir abiydi benimiçin."
"Felit oradaki tek dostundu değil mi?"
"Evet."
"Ben şimdideden annemi özlüyorum. Sen hiç aileni..."
"Neden bana ailemi soruyorsun?" Çocuk sustu. Bu sözden sonra utanarak büzüştü iyice. Kız onun amacını pekala biliyordu ama asla kensini ele vermiyordu. Saklıyordu. Elleriyle yerde değişik çizimler yaptı. "Kızdığım için özür dilerim."
"Ben de özür dilerim" Kıza sorduğu sorular yüzünden hala utanıyordu. "Bir daha bu kadar ileri gitmem, söz."
Kız uzun zamandır taranmamış sarı saçlarıyla ilgilenmeye başladı. "Saçlarım bayağı uzadı." Şaka yapıp yapmadığı kesin olmadığı için çocuk sadece gülümsemekle yetindi. "Felit bana annenin senin sırını öğrendiğini ve oğlunu koruduğunu anlattı."
"Evet, ona ben söylemiştim. Annem saklamakla kalmadı beni korudu da." Kızın saçlarıyla uğraşırken ara verdiğini gördü.
"Annen çok iyi biriymiş." dedi Mira. Gülümsüyordu, yaralanmış ve aldığı darbeler yüzünden incinmiş bir duyguyla hem de. Belki de, ondaki zayıf yön buydu. Onu çökerten her neyse ona çok yaklaşmıştı çocuk. "Raste, benim ailem beni terketti."
Dakikalar önce yaşadığı utancın yerini asla açıklayamayacağı boğuk bir his aldı. Ağırlık falan değildi. Öylece yer edinmiş bir sisti. Kalbi aynı tempoda atıyordu ama gönlü atmaktan yana değildi. "Ben...ben...üzüldüm...yani bu çok kötü."
"Üzülme, benim umrumda değil artık." Hakikaten de umrunda değildi. Artık başka bir dünaydaydı çünkü. "Annem ve babam beni beş ayşındayken o çirkin yetimhaneye bir canavardan kurtulur gibi terk ettiler. Onlara göre ben buydum çünkü." Kıvırcık çocuğun ağzını açmaya tenezzür etmemesi onuda sohbetten alıkoydu ki zaten bu konu hakkında tek kelime etme niyetinde değildi.
"Ben bir daha böyle bir şey sormam."
"Raste, bu gece kaçacağız."
Kızın kararlı gözlerine baktı. Gördüğü kabusları hatırladı. Felit tehlikedeydi. Birlikte kurdukları hayali hatırladı. Üçü birlikte lanetten kurtulacaklardı. Raste kararlılıkla başını salladı. O gün, bu gündü. "Bu gece, ikisi uyuyacağı zaman. Peki ya parmaklıklar?"
Kız parmaklıkları incelemek için ayaklandı. Elini üzerlerinde gezdirdi. Sonra pelerinin altındaki bronz kılıcı gösterdi. Bu kılıcı yanında saklamayı başarmıştı. Raste onun neyin peşinde olduğunu bilmiyordu. Meraklı çocuğa döndü kız. "Parmaklıkları kırarım ben." Sesi gayet kendinden emin çıkıyordu. Sıra beklemeye gelmişti. İki avcı uyuduğu ve ev sessizleştiği vakit harekete geçeceklerdi.
İki çocuk bu süre boyunca hiçbir şey yapmadan oturup sırtlarını yasladılar. İkiside kendince sessizdi. Raste çekingenliğinden dolayı, Mira ise doğası gereği soğuk biriydi. Kızın sarı saçlarını, sonra o deniz mavisi gözlerini inceledi çocuk. Hala aklı, bu kızın Felit ile beraber on yıl evsiz barksız bir şekilde dış dünyada yaşamış olmasındaydı. Kendini, kıza dolu dolu soru sormaktan alıkoyamıyordu. "Felit, bana bir keresinde bir kardeşi olduğunu söylemişti."
"Evet, bana da sıkça söylerdi."
"Yani, sen onu görmedin."
"Felit, bana kendi sırlarından çok fazla bahsetmezdi." Biraz bekledi. "Ama Felit'in bile kendinden saklamak istediği sırları var." Yanındaki çocuğa dalgın dalgın baktı. Ayağa kalktı. Raste, bunun anlamını biliyordu. Hareket zamanı gelmişti.
Mira, önce bulunduğu köşeden ortalığa göz gezdirdi. Bronz kılıcı belindeki kılıftan çekip çıkardı. Şimdi kılıcı parmaklıkların hizasındaydı. Kılıç demirlere sürtündü. Mümkün olduğunca az cızırtı çıkartmaya çalıştı. Alt kattakiler sesleri duyabilirdi.İşini sakin ve yavaşça yapıyordu. Ve en sonunda üç adet demiri kesmeyi başardı. Arada dar açıklık oluştu. Mira önden geçti. Raste arkasından yavaşça ilerledi. Merdivenden inerken daha dikkatli davrandılar. Raste elinden geldiği kadar sessiz olmaya çallışıyordu, Mira'nın bir hayalet gibi hareket ettiğini düşündü. Kız bu işlerde bir ustaydı.
Alt kata indiler. Mira'yı şaşırtan, kapının açık olmasıydı. Kendilerini dışarı attılar. Özgürlüğe çok yakındılar. Demir dev kapıya doğru ilerlerken Raste, bir an durup arkasında bırkatığı koca eve baktı. Kız bunu farkedince, yüzünde sinirli bir ifade oluştu. Çocuğun kolundan çekti.
"Mira,ben..."
"Ne var?"
"Bu yaptığım. O avcılar..." Konuşamadı. Bunun nedeni, ne söyleyecek ise Mira'nın bunu anlamak istemeyeceğini bilmesiydi. Raste arkasında bıraktığı avcıyı düşündü: Gerrandin. Ona tek bir kelime etmeden gitmek içini kötü hissettiriyordu. Ama gitmesi gerekiyordu işte! Olması gereken buydu. Peki kendisini durduran neydi böyle?Önündeki kızgın kıza döndü.Yola devam ettiler. Artık demir kapı önlerindeydi.
"Vay vay vay! Bizimkiler yola çıkmışlar bile." Raste bu sesin sahibini artık çok iyi biliyordu. Demir kapı açıldı. Gelen Gerrandin'di. Yüzünde yine o huysuz bakış vardı. "Bir yere kaçacağınızı çok iyi biliyordum." dedi alaycı sesiyle. "Önlemimi önceden aldım." Mira kılıcını adama doğrulttu. Gerrandin hiç kılıçtan çekinir bir halde değildi. Mira birkaç adım gerilediği anda, yanındaki kılıçlı avcıyı gördü. Hogir gece karanlığında, elindeki kılıcı kıza doğrultuyordu. Mira geri çekilmedi. Kılıcıyla havadan bir karşılık verdi. Hogir, bu saldırıyı beklemiyordu. Mira kılıcını çok hızlı sallıyordu. Adamın tek yapabildiği kendini savunmak oldu.
"Raste,koru kendini!" diye bağırdı kız. Raste, hemen karşısındaki orta yaşlı avcıya baktı. Adam, yerinde öylece durup olanları keyifle izliyordu. Raste'nin eli çantasındaki kılıca gitti. Evet, savaşması gerekiyordu. Mira, karşısındaki avcı Hogir'e karşı çoktan bir üstünlük sağlamıştı bile. Hogir'in bir boşluğunu bulup çelme taktı. Adam, yerinde afalladı. Öfkelenip durumu düzeltmeye çalıştı.
Tüm bunlar olurken Gerrandin, harekete geçmeye karar verdi. Eli sarı saçlarında gezindikten sonra koca kılıcına uzandı. Karşısındaki çocuğa baktı. "Kılıcını çekte korkaklık etme." Kılıcını nihayet çekti Raste. Gerrandin çoktan yaklaşmıştı bile. Adamın yüzündeki sırıtışa baktı. Yine kendisini küçümsüyordu.
Raste, kendini korumak için kılıcı havalandırdı. Hemen hizasındaki rakip kılıca savurdu. İşlemiyordu. Pes edemezdi. Tekrar savurdu. Adam, hiç kıpırdamadan sadece izliyordu. Bu gidişle asla bu adamı yenemeyecekti.
Kılıcı alttan savurdu, adamın bel hizasına. Gerrandin, hızlı bir hareketle kılıcı karşıladı. Karşılamakla kalmadı, hemen sonra çocuğun zayıf anını yakalayarak elindeki kılıcına kuvvetlice vurdu.
Raste tüm gücünü, karşıdan gelen bu güçlü darbeye karşı korunmaya verdi. Şanslıydı ki refleksleri kuvvetliydi.
"Geri çekilmesene! Üzerime gel!" dedi avcı. Çocuğa meydan okuyordu.Avcının o koca kılıcıyla defalarca kez çarpışmayı denemişti Raste. Bu sefer farklıydı. Dirençli olmalı ve erkenden malup olmadan kurtarmalıydı kendini. Eliyle kılıcının kabzasınıdaha sıkı kavradı. Arkaya geriledi. Gerrandin üzerine doğru yürüyordu. Ona karşı yapabileceği tek şey savunma yapmaktı. Savunmada yetenekliydi. Ama avcı Gerrandin'in ikinci vuruşu çok daha kuvvetliydi. Raste yine hazırlıklıydı. Fakat avcı hiçte hafife almıyordu onu. Yerinde tökezledi. Nefes nefese kaldı. Yine zayıf mı gözükecekti? Buna izin veremezdi artık. Sola kaydı. Pozisyon değiştirdi. Alan yarat. Felit'in, aklının derinliklerine kazıdığı ilk dersti bu. Bir işlevi olmalıydı. Kılıçtan korkma. Evet, hepsi bir bir dökülüyordu ortalığa. Korkarsan ölürsün!
Yutkundu. Parmakları yogunlukla titreşiyordu. Bacaklarında bir ağrı oluşmuştu. Avcı bir darbe daha indirdi. "Lütfen dur artık Gerrandin!" Bunu yalvarmak için değil, avcıyla uzlaşmak için söylemişti. Kılıcını ters hamle için kaldırdı. Avcının iri cüssesi için zayıf bir numaraydı. Kolları ağrıyordu. Kalbinin güm güm atışını işiti ir olmuştu.
Gerrandin, karşısındaki çocuğu her türlü şekilde zorluyordu. Üçüncü darbeyi indirdi. Kılıcın keskin sırtıyla korundu çocuk. Raste zayıf bir pozisyondaydı. Çocuğun kılıcı elinden fırladı.
"Ben kazandım Raste." dedi adam. Ama bunu söylerken kaşlarını çatmıştı. Öfkelenmişti. Hogir'i yere seren Mira, Gerrandin'e karşı saldırıya geçti. Art arda gelen hızlı kılıç darbeleri, adamı şaşırttı. Adam yerinden kıpırdanıp gerilemeye başladı. "Sen baya dik başlı bir kıza benziyorsun." diyerek eğlendi. Son bir darbeden sonra kılıcını kaldırdı. Kız, ne olduğunu daha anlayamadan kılıcını elinden kaybetti. Peki bu kadar hızlı nasıl olmuştu?
Hogir, Kılıcını kıza doğrulttu. Şimdi iki çocuk da silahsız kalmıştı. "İçeri gidin!" diyerek yükseldi Gerrandin. "Ve bir daha kaçmaya çalışmayın, sizi canavar kanlılar." Bu laflar, kızın ağrına gitti. Adamın üzerine atılmak için hareketlendi fakat baş hizasındaki kılıcı görünce durdu. Hogir, kızdan öcünü almış gibi sırıtıyordu.
Böylece Raste ve Mira'nın kaçış hayalleri de suya düşmüş oldu. Hogir, kızı önüne alarak ilerlemeye başladı. Raste, elinden fırlayıp iki metre uzağa uçan kılıca baktı. Yine yenilmişti.
Kolundan kuvvetli bir güç onu çekti. Gerrandin, esirinin kaçmaya çalışmasına öfkelenmişti. "İçeri git dedim sana Raste!"
Ama böyle olamazdı. Öylece yenildikten sonra tüm hayallerini yırtıp atamazdı. "Hayır!" diye bağırdı birden. İlerdeki Hogir ve Mira bile arkalarını dönmüştü. Gerrandin, sözüne karşı çıkan Raste'ye doğru eğildi. Öfkeli suratını ona yaklaştırdı.
"Ne dedin sen?"
"Gerrandin, Sana gitmeyeceğim dedim. Ben..." Ses tonuna hakim olmaya çalıştı. Yeterince güçlü ve çatlamadan kullanmalıydı.
"Sen ne? Kaçıp ne yapacaksın ha?"
"Arkadaşımı kurtaracağım. Felit'in bize ihtiyacı var." Adam, biran ciddiyetini kaybedip kısa bir kahkaha kopardı.
"Sizler canavar kanlılarsınız. Tehlikelisiniz."
"Sen bana, benim iyi biri olduğumu söylemiştin." Bunu inanarak söyledi. Yani, avcının ağzından duymuştu bu sözleri. Avcıdan aldığı bu sözleri kullanarak, onun damarına basmaya niyet kıldı.
"Evet, ama bunun hiçbir önemi yok Raste. Dostunu kurtarıp ne yapacaksın ki?"
"Sana anlattım...Üzerimizdeki lanetten sonsuza dek kurtulacağız." Gerrandin, tartışmaya yanaşmadı. Çocuğu önüne aldı. Yürürken homurdanıyordu. Ama Raste bu kez pes etmek istemedi. Vazgeçmeyi reddediyordu. Hiç değilse onca şeyden sonra bunu yapmak zorunda hissediyordu. O an her yöntemi denemeye hazırdı. Yerinde durdu. "Bir anlaşma yapalım." dedi.
Avcı, ne demek istediğini anlamak için durdu. "Ne anlaşması?"
Raste, bunu hiç düşünmemişti. Ama aklına geldiği sürece, ezberden konuşarak, "Sana para veririm." dedi. Gerrandin, hep beklemediği gibi güldü buna. "Sen bana para vereceksin ha köylü çocuğu? Söylesene ne kadar? Eminim çantan altın doludur."
O an, daha iyi bir şey düşünmesi gerektiğini anladı Raste. Avcı adamla bir anlaşmayavgirecekse, ona iyi bir çıkar sunmalıydı. "Eğer bize Felit'i bulmamız için yardım edersen, üçümüzüde tutsağın edebilirsin." Bunları söylerken, Mira'nın sinirli bakışlarını üzerinde hissediyordu. Yapma Raste, Sakın! diyordu kız sanki. "Dediğim gibi, eline üç felaket ulağı geçer." Gerrandin'e döndü.
Adam, bu fikri düşünüyor gibiydi. Eli çenesindeydi. "Üçünüz de elimde olacak ha?" diye sordu
"Evet, ve böylece krallık sana fazladan ödeme yapacak." Ağzından çıkanlara inanamıyordu. Tum bunları kendisi mi düşünmüştü? Bunlar asla onun ağzından çıkmayacak sözlerdi. Ama zayıf gözükemezdi. Avcıya gözlerini dikti. Zor olsa da bakışlarını kaçırmamak için uğraştı. Tecrübeli avcıya karşı bu tavrı haddini aşsa bile kararlıydı. Derin bir nefes aldı. "Lütfen bunu düşün."
"Bu doğru! Elime iyi bir fırsat geçti işte. Ama dur! Kaçmayacağına nasıl güvenebilirim söylesene." Temkinli davranıyordu. Felaket ulaklarının ne kadar gizemli bir halk olduğunu defalarca kez duymuştu. Eğer yanında bunlardan iki kişi olacaksa, kendini garantiye almalıydı. Diğer taraftan, elden kaçırmazdı onları tabi.
"yol boyunca seninle olacağız. kaçmayacağız. Söz veriyorum Gerrandin."
Adam şimdi sırıtıyordu. Bu işten hoşlanmıştı. "Aslında, Balassagor'daki son olaylar da beni iyice strese sokmuştu zaten." Dostu Hogir'e baktı. "Rapor vereceğim ve yeni bir görev isteyeceğim.
Hogir karanlığın içinden çıktı. Kaba sakalını sıvazladı. Düşünceliydi. "İyide Gerrandin, Nereye gideceksiniz?"
Bu soruya yanıt vermek için yeltenen Mira oldu. Son zamanlardaki olayları, Felit ile beraber gittiği mekanları hatırladı. "Berfizer'e." dedi. "Felit orada."
Artık gidecekleri yer hazırdı. İki avcı birbirlerine baktılar. Yolculuğun ne kadar zor olabileceğini biliyorlardı. Raste, Mira'nın o sinirli gözleri ile karşı karşıya kaldı. Kız, bir konuda onu affetmeyecekti. Ama ne olursa olsun, buna mecburdu Raste. Öylece oturup dostunu kabusunda görmeye devam edemezdi. Buradan ayrılamanın tek yolu Gerrandin ile anlaşma yapmaktı.
İki avcı, çocukları koca eve aldı."Ben berfizer'e atanacağım." dedi Hogir. "Seçme özgürlüğüm var." Gerrandin dostunun omzuna elini koydu. Dostunun her koşulda yanında olması mutlu ediyordu kendisini.
"Bende kısa süre izindeyim diyelim. Sen artık burada görevli değilken bende sözde bir görev raporu veririm. O zaman, yarın yola koyulacağız." dedi Gerrandin. "Ama önce Eski bir dostu ziyerete gideriz diye düşünüyorum."
Hogir, dostunun bunu söylerkenki isteksiz, somurtkan duruşunu farketti. Kesinlikle sevmedikleri bir dostu ziyarete gideceklerdi.
Raste, son kez yukarı kata çıktı. Bu gece Balassagor'daki son gece olacaktı. Mira'nın suçlayıcı bakışlarının hala üzerinde olduğunu hissediyordu. Kız, Raste'nin avcılarla olan bu anlaşmasını kabul edemiyordu. Yanına gidip konuşmak için ağzını açtı. Sarı saçlı kız, kaşlarını çattı. Artık daha da tehditkar bir havası vardı. "Tek çaremiz buydu." dedi Raste.
"Sana inanamıyorum." Mira, kısa bir süre karşısındaki çocuğu süzdü. "Çok safsın!" diyerek sesini yükseltti. "Bu adamlara gerçekten güvendiğine inanmıyorum."
"Ama başka yolu yok ki." diyerek kendini savunmak zorunda kaldı. "Hem Gerrandin aslında..." Mira'nın sert bakışından çekinerek sustu. Kız biraz sakinleşmeye karar verdi.
"Raste, gerçekçi ol.Bu insanlar senin iyiliğini isteyecek insanlar değiller." Bunu söyledikten sonra koca eve yürüdü. Ailesi tarafından rededdildiği için bu güvensizlik? diye düşündü çocuk.
Raste,yaptığı isten pişman değildi. Ama Mira'nın söylediklerinden sonra durup başını yere eğdi. "Eminim." dedi kendi kendine. Bu kendi kafasında sorduğu pek çok soruya vermek istediği bir cevaptı. Yaptığı işten emindi, olmak zorundaydı.
Yukarı geçtiler. İkiside araya mesafe koydu. Ne Raste, uzun süredir görmediği dostuna sorular sormak istiyor, ne de Mira içindeki düşünceleri dökmek için bir çaba gösteriyordu. Erkenden kalkıp herkesten gizlice tek başına kaçmak iyi fikir olabilir, diye düşündü. Ama birde Raste vardı. Tıpkı kendisi gibi "Felaket ulağı" diye anılan çocuk. Hayatlarının bir bölümünü gayet normal yaşadıktan sonra tek bir anormal olayla beraber lanetli görülüyorlardı.
Mira, Raste'yi ve diğer kendisi gibi olanları çok iyi anlıyordu. Bazen kendi geçmişini hatırlıyor ama Felit gibi bir abi, bir dost hayatında olduğu için asla o zamanlara özlem duymuyordu. O günler hatırlanmaya değmeyecek kadar kötüydü. Ailesi tarafından terk edilmişti. Onlar bir canavardan kurtulmuştu. Beş yaşında küçücük bir kız, kim olduğundan bihaberken öylece bir ihtiyacından edilmişti. Bu kadardı onun için. O günler geçti bitti. Artık küçük biri değildi. On yedi yaşında, kendi ayakları üzerinde duran bir kızdı.
Yanı başındaki çocuğa baktı. Evet, ona kızıyordu ama bir gün kendisini anlayacağını ve avcı denen adamlara güvenmeyeceğini umarak suskunluğunu korudu.
Raste, çantasındaki not defterini çıkardı. O gece, uzun süre boyunca defterinin sayflarını çevirdi. Annesi Lori'yi bir kere daha görebileceğini ummaktaydı. Agiran'a dönüp gerçekten sade bir hayat yaşamak ve asla bir dert için kaygılanmayacaktı. Bu yüzden Gerrandin'e güvenmek zorundaydı. Bambaşka bir yol düşünemiyordu geleceği için.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.