FALLAND kitap kapağı

3. bölüm / 9

FALLAND

TOPRAKTAKİ İZ -3

Vaveyla Yazarı: Umut Kerem .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: TOPRAKTAKİ İZ -3

Sabahın ilk ışıkları ağaçların arasından süzülmeye başladığında, gecenin bıraktığı sessizlik hâlâ ormanın üzerinde asılı duruyordu. Kerem bir süre yatağında gözlerini tavana dikmiş halde kaldı. Uyumaya çalıştığı her seferinde zihnine aynı görüntüler geri dönmüştü; ağacın altında kabaran toprak, karanlığın içinden çıkan ilk zombi ve ardından birbirinden birkaç metre uzaklıkta ortaya çıkan diğerleri. Fakat onu asıl düşündüren zombilerin kendisi değildi. Yıllardır gördüğü hareketlerin arasında dün gece farklı olan bir şey vardı. İkisi, daha önce hiç bulunmadıkları bir bölgeye doğru ilerlemiş ve kaybolmadan önce aynı yolu takip etmişti. O yolun nerede başladığını ise artık biliyordu.

Dün gördüğü izde.

Perdenin arasından dışarı baktığında güneş henüz ormanın tamamını aydınlatmamıştı. Ağaçların uzun gövdeleri sabah ışığını parçalıyor, zeminde birbirine karışan soluk gölgeler oluşturuyordu. Gece boyunca yaşananlardan sonra her şeyin yeniden sıradan görünmesi tuhaf bir his bırakıyordu. Aşağıdaki ağaç, her zamanki gibi yerinde duruyordu. Evin ahşap gövdesi rüzgârla hafifçe ses çıkarıyor, uzaktan birkaç kuşun sesi duyuluyordu. Sanki birkaç saat önce toprağın altında bir şeyler hareket etmemiş, sanki karanlığın içinde üç ayrı zombi ortaya çıkmamıştı.

"Bugün bakacağız."

Sözler ağzından kendiliğinden çıktı. Ardından bir süre sessiz kaldı.

Bu kez gerçekten bakacaktı.

Aşağı indiğinde gece yaşananların izleri hâlâ yerli yerindeydi. Toprağın üç ayrı noktada bozulduğu açıkça görülüyordu. İlk bakışta birbirlerinden farksız görünen bu çukurların kenarlarında, toprağın nasıl açıldığını gösteren küçük farklılıklar vardı. Kerem bunları uzun süre inceledi. Elini toprağa sürmek yerine gözleriyle takip ettiği izlerin nereye bağlandığını anlamaya çalıştı. Zombilerin çıktığı yerler birbirinden farklıydı ama sonrasında kullandıkları yön aynıydı.

Ağacın arkasına doğru.

Bir süre sonra yerdeki yaprakların arasında beliren izleri fark etti. Gece nemi izlerin bazı bölümlerini yumuşatmış olsa da yönlerini hâlâ seçebiliyordu. Birkaç adım ilerledikten sonra arkasına dönüp evine baktı. Ağaçların arasında yükselen ahşap yapı, bulunduğu yerden küçük görünüyordu. Dışarıdan bakıldığında onu koruyan hiçbir duvar yoktu; yalnızca yıllar boyunca kendi elleriyle kurduğu yükseklik ve ormanın doğal sessizliği vardı.

Sonra tekrar önüne döndü.

İzin peşinden ilerledi.

Ormanın bu tarafına daha önce hiç girmemişti. Bunu fark ettiğinde ilk hissettiği şey korku değil, garip bir meraktı. Çünkü kendi çevresini bildiğini düşünüyordu. Hangi patikaların nereye çıktığını, hangi ağaçların arasında zeminin bataklığa dönüştüğünü, hangi bölgelerde geceleri dolaşmanın gereksiz bir risk olduğunu biliyordu. Fakat ilerledikçe bu güven duygusu yavaş yavaş geride kalmaya başladı.

Ağaçlar sıklaşıyor, dallar yukarıda birbirine yaklaşarak gökyüzünü daraltıyordu. Güneşin ışığı artık zemine bütün hâliyle ulaşamıyor, yaprakların arasından süzülen ince çizgiler hâlinde toprağa düşüyordu. Havanın kokusu bile değişmişti. Daha ağır, daha nemli ve uzun zamandır güneş görmemiş bir toprağın kokusunu taşıyordu. Ayaklarının altında biriken yapraklar her adımda hafifçe eziliyor, ardından ormanın sessizliği bu sesi hemen içine çekiyordu.

Bir süre sonra izler kayboldu.

Kerem durduğunda karşısında yalnızca birbirine karışmış kökler ve kuru yapraklardan oluşan bir zemin vardı. İlk anda yolu kaybettiğini düşündü. Fakat birkaç saniye boyunca çevreyi incelediğinde toprağın rengindeki hafif değişikliği fark etti. Ağaçların arasında, neredeyse tamamen doğanın içine gömülmüş eski bir patika uzanıyordu.

Yol o kadar uzun süredir kullanılmıyordu ki bazı yerlerde ağaç kökleri taşların arasından çıkmış, sarmaşıklar kenarlarını tamamen kapatmıştı. Yine de belli belirsiz bir çizgi hâlâ seçilebiliyordu.

İzler burada devam ediyordu.

"Demek burası."

Kerem'in sesi bu kez daha alçaktı.

Patikaya girdiğinde ormanın geri kalanından ayrılmış gibi hissetti. Yol, ağaçların arasında kıvrılarak ilerliyor ve her virajdan sonra önündeki görüntüyü biraz daha gizliyordu. Birkaç dakika boyunca hiçbir şey görmedi. Sonra ağaçların arasındaki boşlukta gri bir şekil belirdi.

Önce ne olduğunu anlayamadı.

Biraz daha yaklaştığında yapının dış duvarını gördü.

Yapı, ormanın içine sonradan bırakılmış bir bina gibi değil, sanki yıllar önce ormanın kendisine aitmiş de zamanla ağaçların arasına gömülmüş gibi duruyordu. İki katlı değildi; tek katlı, geniş ve alçak bir yapıydı. Duvarlarının büyük bölümü kaba taşlardan örülmüştü. Taşların arasındaki harç zamanla parçalanmış, bazı bölümlerde duvarın iç kısmı ortaya çıkmıştı. Yosunlar özellikle kuzey tarafındaki duvarı neredeyse tamamen kaplamıştı. Yeşilin farklı tonları taşların üzerinde birbirine karışıyor, bazı yerlerde yosunların arasından küçük beyaz mantarlar çıkıyordu.

Çatının büyük kısmı çökmüştü.

Ahşap kirişlerden bazıları hâlâ yerinde duruyor, bazıları ise binanın içine düşerek zeminde çapraz şekilde uzanıyordu. Kiremitlerin çoğu çoktan kırılmıştı. Kalan birkaç parça ise rüzgârın altında hafifçe titreşiyor, aralarından içeri giren güneş ışığı binanın karanlığını ince şeritlere bölüyordu. Çatının çöken kısmının altında yağmur sularının oluşturduğu küçük çukurlar vardı. İçlerinde biriken su, üzerinde yüzen yapraklarla birlikte gökyüzünün soluk görüntüsünü yansıtıyordu.

Pencereler daha da garipti.

Çerçevelerin çoğu çürümüş, camların neredeyse tamamı kırılmıştı. Bazı pencerelerin önünde sarmaşıklar içeriden dışarı doğru uzanıyordu. Bir tanesinin camında ise yıllar önce oluşmuş büyük bir çatlak hâlâ duruyordu; çatlağın etrafındaki küçük cam parçaları güneş ışığında belli belirsiz parlıyordu.

Girişin üzerinde küçük, yarı çökmüş bir sundurma vardı. Tahta zeminin bazı bölümleri yok olmuştu ve kalan parçaların üzerinde koyu renkli nem izleri bulunuyordu. Kapının kendisi kalın, eski ahşaptan yapılmıştı. Boyası neredeyse tamamen dökülmüş, geriye griye dönmüş damarları belirgin bir yüzey kalmıştı. Kapının alt kısmı nemden şişmiş ve zemine sürtünecek kadar eğrilmişti.

Kerem birkaç metre uzakta durup yapıyı inceledi.

"Burada ne varmış?"

Sorusu havada asılı kaldı.

Cevap verecek kimse yoktu.

Kapıya yaklaştığında içeriden gelen hava dışarıdakinden daha soğuktu. Kapıyı hafifçe ittiğinde eski menteşeler uzun ve ince bir gıcırtıyla karşılık verdi. Ses, yapının içinde yankılanarak uzaklaştı.

İçeri adım attığında ilk hissettiği şey karanlık oldu.

Dışarıda güneş olmasına rağmen içerisi neredeyse akşam kadar loştu. Çatının çöken kısmından giren ışık, havada asılı duran toz parçacıklarını görünür hâle getiriyordu. Zemin geniş bir ana salondan oluşuyordu. Duvarların dibinde devrilmiş tahta raflar, kırılmış sandalyeler ve ne olduğu artık anlaşılmayan paslı metal parçaları vardı.

Sağ tarafta dar bir koridor uzanıyordu.

Koridorun duvarları taş değildi; eski ahşap panellerle kaplıydı. Panellerin bazıları yerinden çıkmış, arkalarındaki koyu boşluklar ortaya çıkmıştı. Tavandan sarkan kablolar ve kurumuş sarmaşıklar, koridorun bazı bölümlerini neredeyse perde gibi kapatıyordu.

Sol tarafta ise genişçe bir oda vardı.

Odanın ortasında, zeminin diğer bölümlerinden farklı bir düzen dikkat çekiyordu.

Taşlar.

Birbirlerinden belirli aralıklarla yerleştirilmişlerdi ve yukarıdan bakıldığında neredeyse kusursuz bir daire oluşturuyorlardı. Bazıları küçük, avuç içi büyüklüğündeydi; bazıları ise diz hizasına kadar yükselen ağır taşlardı. Taşların yüzeyleri diğerlerinden daha koyuydu. Bazılarının üzerinde yanık izleri vardı. Ortadaki taş ise diğerlerinden farklıydı. Daha koyu, neredeyse siyaha yakın bir renkteydi ve yüzeyinde ışığın altında belli belirsiz görünen çizgiler bulunuyordu.

Kerem dairenin kenarında durdu.

Burada bir şey yapılmıştı.

Ne olduğunu bilmiyordu.

Ama rastgele yapılmış bir şey değildi.

Duvarlarda da benzer izler vardı. Bazıları dairelerin etrafında tekrar eden şekillere benziyor, bazıları ise birbirini takip eden kısa çizgilerden oluşuyordu. Zamanın etkisiyle çoğu silinmişti fakat kalan parçalar bile duvarların belirli bir düzen içinde işaretlendiğini gösteriyordu.

Kerem birkaç saniye boyunca bunlara baktı.

"Bunu kim yaptı?"

Yine cevap yoktu.

Yalnızca çatının arasından giren rüzgâr, yukarıdaki kırık tahtaları hafifçe hareket ettiriyordu.

Tam o sırada dışarıdan kuru bir dalın kırılma sesi geldi.

Kerem'in bakışları kapıya döndü.

Ses tekrar gelmedi.

Bir süre bekledi.

Sonra yapının dışından hafif bir hışırtı yükseldi.

Çalılar hareket ediyordu.

Kerem'in yüzündeki ifade değişti. Gece yaşananlar henüz çok yeniydi. Ağacın altında ortaya çıkan üç zombi ve karanlıkta kaybolan izler hâlâ aklındaydı. Buraya kadar onları takip ederek gelmişti ve şimdi ormanın içinde, daha önce hiç bilmediği bir yapının ortasında duruyordu.

Hışırtı yeniden geldi.

Bu kez daha yakından.

Kerem gözlerini kapıya dikti.

Çalıların arasındaki gölge birkaç saniye boyunca kıpırdamadan kaldı. Sonra yavaşça hareket etti.

Bir anlığına gördüğü şekil ona bir zombiyi hatırlattı.

Omuzları gerildi.

Fakat gölge bir anda öne doğru çıktı ve çalıların arasından büyük bir geyik fırladı. Hayvan birkaç saniye boyunca yapının önünde durdu, Kerem'e baktı ve ardından başını çevirerek ormanın derinliklerine doğru uzaklaştı.

Kerem birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı.

Sonra derin bir nefes verdi.

"Harika."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Bundan sonra her çalıdan şüphe edeceğim."

Geyik çoktan gözden kaybolmuştu.

Kerem tekrar odanın içine döndü.

Fakat bu kez gözü yerdeki başka bir ayrıntıya takıldı.

Taş dairenin hemen dışında, toz tabakasının üzerinde bir iz vardı.

Eski değildi.

Kenarlardaki toz hâlâ dağılmamıştı.

Kerem çömeldi ve dikkatlice inceledi.

İzin şekli tanıdıktı.

Dün gece evinin çevresinde gördüğü izlerden biriyle benzerlik taşıyordu.

Bir süre hiçbir şey söylemeden ona baktı.

Sonra bakışlarını odanın geri kalanına çevirdi.

Dairesel taşlar.

Duvarlardaki işaretler.

Yanık izleri.

Ve şimdi bu.

Buraya gelmesine sebep olan şeyin yalnızca zombiler olmadığını düşünmeye başladı.

Fakat elindeki parçalar henüz bir anlam oluşturmuyordu.

Bir süre daha yapının içinde kalmak istedi. Özellikle duvarlardaki işaretleri ve yerdeki izleri daha dikkatli incelemek istiyordu. Fakat dışarıdaki ışık giderek değişiyordu. Ağaçların gölgeleri uzamaya başlamıştı.

Burada geceyi geçirmek istemiyordu.

Hem de hiç.

Son bir kez odanın ortasındaki taş daireye baktı. Ortadaki siyah taş, çatının arasından süzülen ışığın altında olduğundan daha koyu görünüyordu.

Kerem kapıya doğru ilerledi.

Tam çıkacağı sırada arkasından çok hafif bir ses duydu.

Durdu.

Başını yavaşça çevirdi.

Oda yine sessizdi.

Duvardaki işaretler.

Taşlar.

Kırık kirişler.

Hepsi yerli yerindeydi.

Birkaç saniye daha bekledi.

Sonra dışarı çıktı.

Patikaya geri dönerken arkasına bir kez daha baktı. Yapı ağaçların arasında gittikçe küçülüyor, çökmüş çatısı dalların arasında kayboluyordu. Bir süre sonra tamamen gözden kayboldu.

Kerem'in aklında ise tek bir şey vardı.

Dün gece zombiler evinin çevresinde ortaya çıkmıştı.

İkisi bu yöne gitmişti.

Ve şimdi bu yapının içinde, onların bıraktığı izlere benzeyen başka izler bulmuştu.

Henüz neyin neye bağlı olduğunu bilmiyordu.

Ama ertesi gün buraya tekrar geleceğini biliyordu.

Bu kez yalnızca yapıyı görmek için değil.

Ne olduğunu anlamak için.

Yol boyunca aklımdaki düşünceler birbirini takip etmek yerine sürekli aynı noktaya dönüp duruyordu. Yapının içindeki taşlar, duvarlarda gördüğüm şekiller ve zemindeki iz, tek başlarına bakıldığında hiçbir anlam ifade etmiyordu. Fakat hepsini aynı yerde düşündüğümde ortaya çıkan görüntü, görmezden gelemeyeceğim kadar tuhaftı. Üstelik bütün bunlardan önce evimin çevresinde ortaya çıkan zombiler vardı. Onların buraya kadar gelip gelmediğini kesin olarak bilmiyordum ama içimdeki bir ses, bu iki olayın birbirinden bağımsız olmadığını söylüyordu.
Ormanın içinden ilerlerken güneş yavaş yavaş yükseliyordu. Sabahın serinliği yerini daha sıcak bir havaya bırakmış, ağaçların arasından süzülen ışıklar zemindeki gölgeleri kısaltmaya başlamıştı. Normalde bu saatlerde orman bana güvenli gelirdi. Fakat bugün aynı ağaçların arasında yürürken her şey biraz daha farklı görünüyordu. Daha önce dikkatimi çekmeyen küçük boşluklar, uzakta hareket eden dallar ve rüzgârın taşıdığı belirsiz sesler bile birkaç saniyeliğine bakışlarımı o tarafa çevirmeme yetiyordu.
Bunun sebebi korku değildi.
Henüz değil.
Sadece zihnim artık her ayrıntıyı olması gerekenden biraz daha fazla önemsemeye başlamıştı.
Eve yaklaştığımda ağacın gövdesini uzaktan gördüm. Yukarıdaki ev, sabah ışığında her zamanki gibi görünüyordu. Ahşap duvarlar, pencereler ve aşağı doğru uzanan merdivenler... Hepsi bana tanıdık geliyordu. Buraya döndüğümde içimdeki huzursuzluğun biraz olsun azalmasını bekledim.
Azalmadı.
Çünkü evin altındaki toprak hâlâ geceyi anlatıyordu.
Bir süre ağacın yanında durup üç ayrı noktaya baktım. Çukurların kenarlarında bazı yapraklar hâlâ ezilmişti. Birkaç yerde toprak ayakkabı izleriyle karışmıştı. Dün gece gördüğüm şey artık yalnızca zihnimde kalan bir görüntü değildi. Önümde duruyordu.
Birkaç dakika boyunca hiçbir şey yapmadan onları izledim.
Sonra yukarı çıktım.
İçeri girdiğimde çantamı masanın üzerine bıraktım. Pencerenin yanındaki sandalyeye oturup dışarı baktım. Orman uzaktan tamamen sakin görünüyordu. Yapının bulunduğu tarafı göremiyordum fakat orada olduğunu bilmek bile garip bir şekilde dikkatimi çekiyordu.
Masadaki defteri açtım.
Dün gece yazdığım birkaç kelime hâlâ sayfanın üstündeydi.
İlk kez evin çevresinde.
Altına bir şey eklemek için kalemi elime aldım fakat vazgeçtim. Çünkü ne yazarsam yazayım, henüz elimdeki bilgiden daha fazlasını söylemiş olmayacaktım.
Defteri kapattım.
"Yarın tekrar giderim."
Bu kez karar vermek zor olmadı.
Bugün gördüğüm şeyler yeterliydi. Hem yapı gündüz bile yeterince karanlıktı; gece oraya gitmek için hiçbir neden yoktu.
Bir süre sonra mutfağa geçip kendime bir şeyler hazırladım. Yemek yerken düşüncelerim yine yapıya dönüyordu. Özellikle taşların oluşturduğu daireyi kafamdan çıkaramıyordum. O düzenin rastgele oluşturulmadığından emindim. Birileri taşları oraya bilinçli olarak yerleştirmişti. Duvarlardaki işaretler de aynı şekildeydi.
Ama kim?
Ve daha önemlisi, neden?
Bunu düşünürken dışarıdan hafif bir ses geldi.
Başımı kaldırdım.
Ses bir daha gelmedi.
Birkaç saniye bekledim.
Sonra sandalye üzerinde tekrar arkama yaslandım.
"Her sesi de bir şeye bağlama."
Kendi kendime söylediğim bu cümle, aslında biraz önce yaptığım şeyi fark ettiğimi gösteriyordu. Ormanda yaşayan biri için her sesin anlamı olmak zorunda değildi. Rüzgâr bir dalı kırabilirdi. Bir hayvan yaprakların arasında dolaşabilirdi. Ağaçların kendisi bile bazen hiç beklemediğim sesler çıkarabiliyordu.
Yine de pencereye gidip dışarı baktım.
Hiçbir şey yoktu.
Günün geri kalanını fazla dışarı çıkmadan geçirdim. Birkaç saat sonra güneş iyice yükseldiğinde ormanın üzerindeki sis tamamen kayboldu. Yapacak işlerimi tamamladım, bazı eşyalarımı düzenledim ve ertesi gün yanımda götüreceğim şeyleri düşünmeye başladım.
Yapıyı daha dikkatli incelemem gerekiyordu.
Özellikle o dairenin bulunduğu odayı.
Fakat akşam yaklaşırken içimdeki merakın yanında başka bir düşünce daha oluştu.
Dün gece.
Üç zombi.
İki tanesi aynı yöne gitmişti.
Ve o yön, bugün bulduğum yapıya çıkıyordu.
Bu bağlantıyı görmezden gelmek giderek zorlaşıyordu.
Güneş tamamen battığında pencerenin önündeki perdeyi kapattım. Dışarıda karanlık yeniden ormanın üzerine çökmüştü. Bu kez aşağıdaki ağaçlara bakmadım.
Bunun yerine yatağıma geçtim.
Uyumadan önce aklımdan son kez yapı geçti.
Yarın oraya tekrar gidecektim.
Bu kez daha uzun kalacaktım.
Ve ne olduğunu anlamadan geri dönmeyecektim.
Ertesi sabah uyandığımda hava kapalıydı.
Güneş kendini göstermiyor, bulutların arasından yalnızca soluk bir ışık süzülüyordu. Ormanın rengi de bu yüzden değişmişti. Önceki günün parlak yeşilleri daha koyu görünüyordu. Ağaçların gövdeleri neredeyse siyaha yakın bir renge bürünmüş, uzaklardaki patikalar sisin içinde silikleşmişti.
Pencereden dışarı bakarken birkaç saniye düşündüm.
Bugün gitmek için iyi bir gün değildi.
Sonra çantamı aldım.
"Tam da bu yüzden."
Aşağı indiğimde hava serindi. Toprağın üzerindeki nem gece boyunca yeniden artmıştı. Dün gördüğüm izlerin bazıları silinmişti ama patikanın yönünü hâlâ hatırlıyordum.
Ağacın arkasına doğru ilerlerken birkaç kez çevreme baktım.
Orman sessizdi.
Fazlasıyla sessiz.
Dün gördüğüm geyik de ortalıkta yoktu. Bu düşünceyi gereksiz bulup üzerinde durmadım. Bir hayvanın aynı yerde bulunması gerekmiyordu.
Patikaya ulaştığımda yürüyüşüm yavaşladı. Ağaçların arasındaki yol, dün gördüğüm hâliyle duruyordu. Yalnızca gece boyunca düşen birkaç dal daha yolu kapatmıştı.
İlerledikçe yapı yeniden ortaya çıktı.
Bu kez uzaktan gördüğümde bile farklı bir şey dikkatimi çekti.
Kapı açıktı.
Dün çıkarken kapıyı kapattığımdan emindim.
Birkaç saniye boyunca yapıya baktım.
Rüzgârın kapıyı açmış olabileceğini düşündüm.
Ama kapının açılma biçimi buna pek benzemiyordu.
Yine de hemen bir sonuç çıkarmadım.
Yaklaştıkça içerideki karanlık daha belirgin hâle geldi. Kapının önünde durduğumda soğuk hava yüzüme vurdu.
İçeri girmeden önce çevreyi kontrol ettim.
Hiçbir şey görünmüyordu.
Sonunda içeri adım attım.
Dün bıraktığım yapı aynıydı.
Ama değildi.
Taş dairesine doğru baktığımda ortadaki siyah taşın yanında küçük bir toprak parçası gördüm.
Yeni kazılmış gibiydi.
Bir adım daha attım.
Sonra durdum.
Çünkü bu kez duyduğum ses yapının dışından gelmiyordu.
İçeriden geliyordu.
Çok uzaktan, koridorun karanlığından gelen hafif bir sürtünme sesi.
Bir şey yerde yavaşça hareket etmiş gibiydi.
Nefesimi tuttum.
Ses kesildi.
Koridorun karanlığına baktım.
Uzun süre hiçbir şey olmadı.
Sonra, karanlığın içinde çok hafif bir hareket gördüm.

Bir gölge.

Koridorun karanlığındaki gölge birkaç saniye boyunca hiç kıpırdamadı. Gözlerim içerideki loşluğa alışmaya çalışırken şeklin ayrıntıları yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Önce omuzlarını seçebildim. Ardından başının bulunduğu yeri. Fakat onu asıl garip yapan şey görünüşü değil, hareketsizliğiydi. Orada bir şey vardı ve benim onu fark ettiğimi biliyor gibiydi.
Elimi çantamın üzerinde tuttum.
Bir adım geri çekilmek yerine olduğum yerde kaldım.
Karanlığa birkaç saniye daha baktığımda gölge hafifçe hareket etti. Çok yavaş bir şekilde öne doğru geldi ve koridorun duvarından süzülen soluk ışığın içine girdi.
Bir zombi.
Bunu anladığım anda vücudumun gerildiğini hissettim. Fakat birkaç saniye sonra zihnimde başka bir düşünce belirdi. Bu, dün gece evimin çevresinde gördüklerimden biri değildi.
Zombi bana bakıyordu.
Ya da en azından öyle görünüyordu.
Başını hafifçe eğmişti. Kolları iki yanında duruyor, ağırlığını bir ayağından diğerine aktarıyordu. Normalde gördüğüm hareketlerden farklı bir şey vardı. Sanki bulunduğu ortamı anlamaya çalışıyor gibiydi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey yapmadan beni izledi.
Sonra bir adım attı.
Ayağının zemindeki kuru yapraklara değmesiyle küçük bir ses çıktı.
Zombi durdu.
Ben de durdum.
Aramızdaki mesafe çok fazla değildi.
Kalbimin hızlandığını fark ettiğim anda nefesimi yavaşlatmaya çalıştım. Zombilerin seslere karşı nasıl tepki verdiğini biliyordum. Burada gereksiz bir hareket yapmak, sadece kendimi daha zor bir duruma sokardı.
Zombi başını biraz daha kaldırdı.
Bir süre sonra koridorun diğer tarafına baktı.
Sonra tekrar bana döndü.
Bu kez yüzünü daha net görebiliyordum.
Çürümüş ve solgun teninin altında yüz hatları hâlâ seçilebiliyordu. Gözleri karanlıkta neredeyse tamamen siyah görünüyordu. Ağzı hafifçe aralıktı fakat herhangi bir ses çıkarmıyordu.
Birkaç saniye daha geçti.
Zombi bir adım daha attı.
Ben geriye doğru çekildim.
Ayakkabımın altında küçük bir taş ezildi.
Ses çok küçüktü.
Ama zombi anında durdu.
Başını bana çevirdi.
İşte o anda içimdeki huzursuzluk arttı.
Çünkü tepki verme biçimi bana tanıdık gelmiyordu.
Normalde bir ses duyduklarında yönlerini doğrudan sese çevirirlerdi. Bu ise önce duruyor, sonra kaynağı değerlendiriyor gibiydi.
Bir süre onu izledim.
Sonra yavaşça geriye doğru bir adım daha attım.
Zombi de ilerledi.
Bir adım.
Sonra bir tane daha.
Koridorun karanlığından çıkıp ana odaya doğru yaklaşıyordu.
Gözlerimi ondan ayırmadan kapıya doğru ilerlemeye başladım. Koşmuyordum. Koşmak istemiyordum. Ne kadar hızlı hareket edersem onun da o kadar hızlı tepki vereceğini biliyordum.
Zombi arkamdan geliyordu.
Ayak sesleri ağır değildi.
Bu da garipti.
Bir süre sonra kapıya ulaştım ve dışarı çıktım.
Ormanın serin havası yüzüme vurduğunda ilk kez rahatladığımı hissettim. Fakat arkamı dönüp yapıya baktığımda kapının karanlığında hiçbir şey göremedim.
Zombi ortada yoktu.
Bir süre bekledim.
Sonra kapının iç kısmında hareket eden bir gölge gördüm.
Geri çekildim.
Gölge bir adım daha attı.
Zombi kapının önünde durdu.
Güneş ışığının altında birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.
Ben ise onu izliyordum.
Gündüzdü.
Bu tek başına yeterince tuhaftı.
Fakat asıl dikkatimi çeken şey, doğrudan üzerime gelmemesiydi.
Zombi başını kaldırıp çevreye baktı.
Sonra bana döndü.
Bir süre öylece kaldık.
Aramızda yalnızca birkaç metre vardı.
"Sen nesin?"
Sözler ağzımdan istemeden çıktı.
Zombi cevap vermedi.
Elbette vermedi.
Fakat başını hafifçe yana çevirdi.
Ardından bir adım attı.
Ben geri çekildim.
Bir adım daha attı.
Sonra durdu.
Birkaç saniye boyunca birbirimizi izledik.
Daha sonra zombi aniden başını ormanın başka bir tarafına çevirdi.
Sanki bir şey duymuştu.
Ben de o yöne baktım.
Hiçbir şey göremedim.
Tekrar zombiye döndüğümde hâlâ aynı yere baktığını gördüm.
Sonra yavaşça ormanın içine girdi.
Peşinden gitmedim.
Bir süre yapının önünde kaldım.
Zombinin kaybolduğu noktaya bakarken aklımdan onlarca düşünce geçti. Fakat hiçbirini kesin bir sonuca bağlayamıyordum. Tek bildiğim, dün gece gördüklerimin bugün karşıma çıkan bu şeyle bağlantılı olabileceğiydi.
Ve bu bağlantıyı anlamadan buradan ayrılmak istemiyordum.
Yine de arkasından gitmek doğru değildi.
En azından bugün değil.
Bir süre sonra yapıya tekrar baktım.
Kapı hâlâ açıktı.
İçerisi yine karanlıktı.
Fakat artık o karanlığın içinde yalnızca eski bir bina görmüyordum.
Orada bir şey vardı.
Eve dönüş yolunda normalden daha sessizdim. Ormanın içindeki her ses dikkatimi çekiyor, birkaç metre önümde hareket eden yaprakları bile istemsizce takip ediyordum. Fakat hiçbir şey çıkmadı. Ne dün geceki zombilerden biri, ne de az önce gördüğüm şey.
Ağaca ulaştığımda yukarı çıkmadan önce bir kez daha arkamdaki ormana baktım.
Gözüm yapının bulunduğu yöne takıldı.

Orası görünmüyordu. Ama bir şeyler döndüğünü anlamıştım.

ARC Final ~

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.