5. bölüm / 9
FALLANDARALANCA KÜTÜPHANESİ
Bölümler 9Şu an: ARALANCA KÜTÜPHANESİ
- 1 TOPRAKTAKİ İZ -11.658 kelime
- 2 TOPRAKTAKİ İZ -21.801 kelime
- 3 TOPRAKTAKİ İZ -32.985 kelime
- 4 DEFTERDEKİ UNUTULMUŞ ADRES899 kelime
- 5 ARALANCA KÜTÜPHANESİ1.340 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 6- GİZEMLİ KORDİNAT1.158 kelime
- 7 Bölüm 7- ARAŞTIRMA MERKEZİ895 kelime
- 8 Bölüm 8- ARAŞTIRMA MERKEZİ -II1.000 kelime
- 9 Bölüm 9- ARAŞTIRMA MERKEZİ -III963 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aralanca Kütüphanesi.
İsmi zihnimde birkaç kez tekrar ettim. Nedense kulağa hâlâ garip geliyordu. Belki de yıllardır kullanılmayan bir yerin adını yeniden düşünmekten, belki de o ismin arkasında gerçekten bir şey bulabileceğime inanmaktan.
Çantamın askısını omzuma biraz daha çektim ve yürümeye devam ettim.
Orman yavaş yavaş geride kalıyordu. Ağaçların arasından çıktıkça zemindeki toprak yerini eski asfalta bırakmaya başladı. Yolun bazı kısımları çatlamış, çatlakların arasından otlar yükselmişti. Bir zamanlar buradan arabaların geçtiğini düşünmek tuhaf geliyordu. Şimdi ise birkaç adım attığımda çıkardığım ses bile etraftaki sessizliği bozacak kadar belirgindi.
Şehre yaklaştıkça binalar görünmeye başladı.
Uzaktan bakıldığında hâlâ bir şehir gibi duruyordu. Fakat yaklaştıkça bunun yalnızca alışkanlıktan kaynaklanan bir görüntü olduğunu anlıyordum. Camların çoğu kırılmıştı. Bazı binaların dış cephelerini sarmaşıklar tamamen kaplamış, balkonlardan ağaç dalları çıkmıştı. Bir apartmanın girişindeki tabelanın yarısı kopmuş, kalan kısmı rüzgâr estikçe hafifçe sallanıyordu.
Bir süre yolun ortasında durup etrafa baktım.
Eskiden insanların burada yürüdüğünü düşünmeye çalıştım.
Olmadı.
Zihnimde canlandırabildiğim tek şey boş sokaklardı.
Yürümeye devam ettim.
Birkaç sokak daha geçtikten sonra adresi yeniden kontrol ettim.
L-17 Bölgesi, 43. Sokak, Bina 08.
Sonunda karşıma üç katlı eski bir bina çıktı.
Girişin üzerinde, yılların yıprattığı harfler hâlâ seçilebiliyordu.
ARALANCA KÜTÜPHANESİ
Bir süre binanın önünde durdum.
Burası, defterimde yalnızca birkaç kelimeyle anlatılmıştı. Fakat şimdi karşısında durunca o birkaç kelimenin arkasında ne kadar büyük bir yer olduğunu fark ediyordum.
Kapının camları kırılmıştı. İçerisi karanlıktı.
Fenerimi çıkardım ve kapıdan içeri girdim.
İlk dikkatimi çeken şey raflar oldu.
Her yerde raf vardı.
Bazıları hâlâ ayaktaydı, bazıları devrilmişti. Kitapların bir kısmı yere saçılmış, bir kısmı ise yıllardır dokunulmamış gibi raflarda duruyordu. Pencerelerden giren ışık, havadaki tozu belli ediyordu.
İçeride korkutucu olan herhangi bir şey yoktu.
Ama yine de rahat değildim.
Bunun sebebi binanın kendisi değildi.
Buraya birinin bir şey bırakmış olmasıydı.
Ve o kişinin kim olduğunu bilmiyordum.
Defterimi çıkardım.
Araştırmacının yıllar önce söylediği cümle aklıma geldi.
"Eğer bir gün gerçekten araştırmak istersen... kitabı bul."
O zaman bunun ne anlama geldiğini anlayamamıştım.
Şimdi ise elimde kitabın adresi vardı.
Kütüphanenin ilk katında biraz dolaştım. Tarih, edebiyat, coğrafya ve eski gazetelerin bulunduğu rafları geçtim. Aradığım kitabın burada olmadığını anlayınca ikinci kata çıktım.
Buradaki rafların çoğu bilimsel kitaplarla doluydu.
Fenerimi yavaşça rafların üzerinde gezdirdim.
Biyoloji.
Genetik.
Moleküler Biyoloji.
Radyasyon.
Adımlarımı yavaşlattım.
Tam olarak ne aradığımı bilmiyordum ama araştırmacının nasıl biri olduğunu düşününce kitabın bu bölümlerde bulunması mantıklı geliyordu.
Rafları tek tek incelemeye başladım.
Bir süre sonra gözüme diğerlerinden farklı duran bir kitap takıldı.
Rafın içinde biraz daha gerideydi.
Elimi uzatıp çıkardım.
Üzerindeki tozu sildim.
Başlık ortaya çıktı.
Biyolojik Mutasyonlar ve Radyasyon Etkileşimi
Kitabı çevirdim.
Arka kapağın alt kısmında eski bir kütüphane etiketi vardı.
L-17 / 43 / 08
Bir an durdum.
Defterimdeki adresle aynıydı.
Kitabı tekrar önüme çevirdim.
"Demek sensin."
Kitabı açtım.
İlk sayfalarda kütüphane damgaları ve kayıt numaraları vardı. Sayfaları çevirdikçe bazı bölümlerin kenarlarında kurşun kalemle yapılmış küçük işaretler fark etmeye başladım.
Birinin bu kitabı okuduğu belliydi.
Ama asıl dikkatimi çeken şey iç kapağın hemen altındaki küçük yazı oldu.
12
Başımı kaldırıp raflara baktım.
Sonra tekrar kitaba döndüm.
On ikinci sayfa.
Defterimdeki not.
"Araştırmacının bıraktığı kitap burada."
Sayfaları çevirdim.
On ikinci sayfayı açtığımda uzun bir bilimsel metinle karşılaştım. İlk bakışta diğer sayfalardan farklı değildi.
Fakat sayfanın alt köşesinde el yazısıyla yazılmış bir cümle vardı.
"Bu kitabı bulduysan, doğru yere geldin."
Elimi sayfanın üzerinde gezdirdim.
Yazı tanıdık geliyordu.
Defterimdeki eski notu açıp yan yana koydum.
Aynı kişi.
Bundan artık emindim.
Araştırmacı gerçekten bu kitabı buraya bırakmıştı.
Ama neden?
Sayfanın altındaki başka bir yazıyı fark ettim.
Daha küçük harflerle yazılmıştı.
"12. sayfa başlangıçtır."
Altında bir tarih vardı.
17.09.2040
Tarihin yanında tek kelime bulunuyordu.
METEOR
Bir süre hiçbir şey söylemeden sayfaya baktım.
Meteor.
Kelimeyi daha önce de duymuştum. Dünyanın farklı yerlerinde gökyüzünden düşen cisimlerle ilgili haberleri hatırlıyordum. O zamanlar herkes bunun ne olduğunu tartışıyordu.
Fakat kitabın içinde bu tarihin özellikle işaretlenmiş olması başka bir şey anlatıyordu.
Sayfanın devamını okumaya başladım.
Meteorik materyallerin biyolojik sistemler üzerindeki etkilerinden, hücresel değişimlerden ve radyasyonun canlı organizmalar üzerindeki sonuçlarından bahsediliyordu.
Sonra metin bir anda kesiliyordu.
Çünkü sonraki üç sayfa yoktu.
Yırtılmıştı.
Kitabı elimde çevirip tekrar baktım.
Sonraki bölümün başlığı görünüyordu.
Ama devamı yoktu.
Birileri sayfaları çıkarmıştı.
Kitabın birkaç bölümünü daha inceledim.
Bazı sayfalar yerindeydi.
Bazıları eksikti.
Eksik olanların çoğu aynı konuya aitti.
Meteorlar.
Radyasyon.
Biyolojik değişimler.
Artık kitabın buraya neden bırakıldığını daha iyi anlıyordum.
Araştırmacı bana bütün cevabı bırakmamıştı.
Sadece cevaba giden yolu bırakmıştı.
Defterimdeki on ikinci sayfa notu beni buraya getirmişti.
Buradaki kitap ise beni başka bir şeye yönlendiriyordu.
17 Eylül 2040.
Parmağımı tarihin üzerinde tuttum.
O gün ne olmuştu?
Ve araştırmacı neden özellikle o günü işaretlemişti?
Kitabı kapatıp çantama yerleştirdim.
Kütüphanenin raflarına son kez baktım.
Cevabı bulduğumu düşünmüyordum.
Hatta tam tersine, artık daha fazla sorum vardı.
Ama ilk defa elimde onları cevaplayabilecek gerçek bir şey vardı.
Defterimi çıkarıp yeni bir sayfa açtım.
Ortaya tek bir tarih yazdım.
17 Eylül 2040.
Altına da üç kelime ekledim:
Meteor. Radyasyon. Değişim.
Kalemimi bıraktım.
Bu üç kelimenin arasında nasıl bir bağlantı olduğunu henüz bilmiyordum.
Ama artık araştırmacının neden "kitabı bul" dediğini biliyordum.
Kitabı çantama koyduktan sonra hemen çıkmadım.
İçimde garip bir his vardı. Sanki kitabı bulmakla işim bitmemişti. Aksine, asıl iş şimdi başlıyordu.
Defterimi tekrar açtım.
17 Eylül 2040.
Tarihin altına birkaç soru yazdım.
O gün ne oldu?
Hangi meteor düştü?
Araştırmacı ne buldu?
Ve neden bu kadarını sakladı?
Bir süre sayfaya baktım.
Sonra aklıma başka bir şey geldi.
Kitabın içindeki kütüphane damgası.
L-17 / 43 / 08.
Kitap yıllardır burada duruyorsa, kütüphanenin kayıtlarında da bulunması gerekiyordu.
Çantamı tekrar yere bıraktım ve giriş katına indim.
Danışma masasının arkasında eski bir bilgisayar vardı. Ekranı çoktan kararmıştı. Yanındaki raflarda kartoteks kutuları bulunuyordu. Kütüphanelerde eskiden kitapların yerini bulmak için kullanılan küçük kartların tutulduğu sistemlerden biriydi.
Kutulardan birini açtım.
Kartlar alfabetik sırayla dizilmişti.
Bir süre aradıktan sonra kitabın adını buldum.
Biyolojik Mutasyonlar ve Radyasyon Etkileşimi.
Kartı çekip önüme koydum.
Kitabın kayıt numarası yazıyordu.
Altında ise daha eski bir tarih vardı.
03.10.2040
Kitabın kütüphaneye giriş tarihi.
Gözlerimi karttan ayırmadım.
17 Eylül.
3 Ekim.
Arada yalnızca birkaç hafta vardı.
Araştırmacı kitabı buraya sonradan getirmişti.
Bu bilgi önemliydi.
Çünkü kitabın eski olması başka, araştırmacının onu özellikle buraya bırakması başkaydı.
Kartın arkasını çevirdim.
Boştu.
Neredeyse kapatacaktım ki kartın en alt köşesinde silik bir kalem izi fark ettim.
Kartı ışığa doğru tuttum.
Yazının yalnızca küçük bir kısmı seçiliyordu.
L-17
Başka hiçbir şey yoktu.
Defterime not aldım.
Sonra kutuyu yerine koydum.
Bir süre kütüphanenin içinde dolaşmaya devam ettim.
Araştırmacının bıraktığı başka bir şey olup olmadığını bilmiyordum. Belki de sadece kitabı bulmam gerekiyordu. Belki de bütün bunların anlamını çözmek için başka bir yere gitmem gerekiyordu.
Ama çıkmadan önce bir şeyi daha kontrol etmek istedim.
İkinci kata geri çıktım.
Kitabı aldığım rafın önünde durdum.
Yanındaki kitaplara baktım.
Aynı konudaki kitapların çoğu hâlâ yerindeydi. Fakat bir tanesinin sırtında dikkatimi çeken başka bir başlık vardı.
Atmosferik Olaylar ve Meteorik Düşüşler.
Kitabı çektim.
Sayfalarını karıştırdım.
Meteorların dünyaya düştüğü bölgelerle ilgili eski haritalar vardı. Tarihler, koordinatlar ve çeşitli gözlemler...
Sayfaları hızla geçerken 2040 yılına geldim.
Bir harita açtım.
Bazı bölgeler işaretlenmişti.
Kırmızı kalemle.
Dört farklı nokta.
Sonra altındaki açıklamayı okudum.
17 Eylül 2040 - Aynı gün içerisinde kaydedilen meteorik düşüşler.
Elim sayfanın üzerinde kaldı.
Dört nokta.
Aynı tarih.
Aynı gün.
Bu artık tesadüf değildi.
Haritanın kenarında küçük bir not vardı.
"Kayıtlar eksik."
Sayfanın alt kısmında ise koordinatlar bulunuyordu.
Koordinatların bir kısmı silinmişti.
Ama bir tanesi hâlâ okunabiliyordu.
Bir an durup koordinatı defterime geçirdim.
Sonra haritaya tekrar baktım.
İşaretlenen noktaların hiçbirinin neresi olduğunu bilmiyordum.
Fakat bir şey artık kesinleşmişti.
Araştırmacı yalnızca bir kitap saklamamıştı.
Bir şeyin izini sürmüştü.
Ve benim bulmam için geride bıraktığı ilk ipucu, o kitabın kendisiydi.
Defterimi kapattım.
Çantamı omzuma taktım.
Kütüphaneden çıkmak üzere merdivenlere yönelirken son kez arkamı döndüm.
Raflar hâlâ aynıydı.
Tozlu kitaplar, boş masalar, kırık pencereler...
Her şey sessizdi.
Ama artık buraya geldiğimde gördüğüm şey yalnızca terk edilmiş bir kütüphane değildi.
Burası bir zamanlar bir araştırmanın parçası olmuştu.
Ve o araştırmanın bazı parçaları hâlâ burada duruyordu.
Ben ise onlardan birini yanımda götürüyordum.
Kapıdan dışarı çıktım.
Güneş hâlâ yüksekteydi.
Şehrin boş sokaklarına baktım.
Sonra defterimdeki koordinata tekrar göz attım.
Nereye ait olduğunu öğrenmem gerekiyordu.
Belki de araştırmacının bıraktığı bir sonraki şey oradaydı.
Çantamdaki kitabın ağırlığını omzumda hissederken yürümeye başladım.
Bu kez nereye gittiğimi bilmiyordum.
Ama ilk defa elimde bir yön vardı.
Bölüm etkileşimi
