FALLAND kitap kapağı

6. bölüm / 9

FALLAND

Bölüm 6- GİZEMLİ KORDİNAT

Vaveyla Yazarı: Umut Kerem .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 6- GİZEMLİ KORDİNAT

Koordinatları defterimin açık sayfasından bir kez daha kontrol ettim. Rakamları ezberlemeye çalışmak yerine parmağımla üzerlerinden geçtim. Şehrin kuzey tarafında, yıllardır kullanılmayan eski sanayi bölgesinin yakınında bir noktayı gösteriyordu. Aralanca Kütüphanesi'nde bulduğum haritanın üzerindeki işaretlerden biri de buraya yakındı. Bunun tesadüf olduğunu düşünmek artık giderek zorlaşıyordu.
Çantamı omzuma geçirip yola devam ettim. Kütüphaneden çıktıktan sonra sokaklar daha da tenha hâle gelmişti. Binalar arasındaki mesafe arttıkça şehir yavaş yavaş yerini eski yolların, boş arsaların ve yıllardır büyüyen bitkilerin kapladığı alanlara bırakıyordu. Yolun büyük bölümü çatlamıştı. Bazı yerlerde asfalt tamamen kaybolmuş, altında kalan toprak ortaya çıkmıştı. Bisikletimin tekerlek izleri bile yıllardır silinmemiş gibi duran ince toz tabakasının üzerinde belirginleşiyordu.
Bir süre sonra arkama baktım.
Kütüphane görünmüyordu.
Önümde ise birbirine yaslanmış gibi duran eski binalar vardı. Bazılarının camları kırılmış, bazılarının duvarları tamamen sarmaşıklarla kaplanmıştı. Bir zamanlar insanların yaşadığı bu yerlerde şimdi yalnızca rüzgâr dolaşıyordu. Şehrin bu kısmına daha önce hiç gelmemiştim. Belki salgından önce bile gelmemiştim. Haritayı tekrar açıp konumumu kontrol ettim. Birkaç sokak ilerlemem gerekiyordu.
Yol daraldıkça çevredeki sesler de azaldı. Ayakkabılarımın altında kırılan küçük taşların sesi bile olduğundan daha yüksek geliyordu. Sağ tarafımda uzun, paslanmış bir çit uzanıyordu. Çitin arkasında ne olduğunu göremiyordum; yalnızca aralardan yükselen ağaçların tepeleri görünüyordu. Birkaç metre ileride çitin bir bölümü çökmüştü. Oradan geçip diğer tarafa baktığımda eski bir bina gördüm.
Haritadaki koordinatları kontrol ettim.
Yanlış değildi.
Bina önümdeydi.
İlk bakışta ne olduğunu anlayamadım. Dört katlı, geniş ve ağır görünümlü bir yapıydı. Dış cephesi yıllardır yağmur altında kalmış gibiydi. Duvarların bazı bölümleri kararmış, pencerelerin büyük çoğunluğu kırılmıştı. Girişin üzerinde metal bir tabela vardı. Pas yüzünden yazıların çoğu okunmuyordu ama birkaç harf hâlâ seçilebiliyordu.
...RAŞTIRMA MERKEZİ
Bir süre olduğum yerde durdum.
Çantamdaki kitabı düşündüm.
Kütüphanedeki haritayı düşündüm.
Sonra tekrar binaya baktım.
"Burada ne arıyordunuz?"
Sözler ağzımdan istemeden çıktı.
Cevap gelmedi.
Zaten gelmesini de beklemiyordum.
Binanın girişine doğru ilerledim. Ana kapının camları tamamen kırılmıştı. Kapının bir kanadı aralık duruyordu. İçeriden soğuk bir hava geliyordu. Fenerimi çıkarıp ışığını içeri tuttum.
Giriş salonu neredeyse tamamen karanlıktı.
Duvarlarda eski tabelalar vardı. Bazıları yere düşmüş, bazıları ise paslanmış videlerinden zar zor tutunuyordu. Sol tarafta küçük bir güvenlik odası bulunuyordu. İçeride devrilmiş bir sandalye, masanın üzerinde eski bir bilgisayar ve yere saçılmış birkaç kart vardı.
Kapının önünde durup binanın içine baktım.
Dışarıdan terk edilmiş görünüyordu.
Ama içerideki hava farklıydı.
Burada zaman durmuş gibiydi.
İçeri girdim.
Ayakkabımın altında küçük bir cam parçası kırıldı.
Ses koridorda yankılandı.
Bir an durup dinledim.
Hiçbir şey yoktu.
Fenerimi yavaşça çevirdim. Koridorun iki tarafında camlı odalar bulunuyordu. Bazılarının kapıları açıktı. İçeride eski masalar, metal dolaplar ve kullanılmayan cihazlar görünüyordu. Duvarlardan birinde büyük bir tabela vardı.
BİYOLOJİK ARAŞTIRMA BİRİMİ
Tabelaya birkaç saniye baktım.
Çantamdaki kitabı çıkarmadım.
Fakat kitabın adını hatırlamam yeterliydi.
Biyolojik değişimler.
Radyasyon.
Meteorlar.
Hepsi aynı yere çıkıyordu.
Koridorun sonunda iki kapı vardı. Birinin üzerinde ARŞİV, diğerinde LABORATUVAR yazıyordu. Önce arşive yöneldim. Kapı kapalıydı fakat kilitli değildi.
Yavaşça açtım.
İçerisi raflarla doluydu.
Metal dolapların bazıları devrilmiş, klasörlerin bir kısmı yerlere saçılmıştı. Fenerimin ışığı rafların üzerinde dolaşırken tarihler dikkatimi çekti.

Elimi bir dosyanın üzerinde durdurdum.
17.09.2040
Dosyayı çekip masaya bıraktım.
Kapağı açtığımda ilk karşıma çıkan şey çeşitli ölçüm tabloları oldu. Tarihler, koordinatlar, sıcaklık değerleri ve anlamadığım birçok teknik ifade vardı. Sayfaları çevirdikçe bazı kelimeler tekrar tekrar karşıma çıkıyordu.
Radyasyon.
Numune.
Hücresel değişim.
Biyolojik reaksiyon.
Bir sayfanın kenarında el yazısıyla kısa bir not bulunuyordu.
"Tekrar test edilmeli."
Altında bir isim vardı.
A. Voss
İsme birkaç saniye baktım.
Sonra dosyayı çevirdim.
Bazı sayfalar eksikti.
Yırtılmışlardı.
Sanki birileri özellikle belirli bölümleri çıkarmıştı.
Dosyayı tekrar açıp eksik sayfaların bulunduğu bölüme baktım. Bir sonraki sayfanın yalnızca üst kısmı kalmıştı.
AŞAMA-
Devamı yoktu.
Parmağımı yazının üzerinde gezdirdim.
"Aşama... ne?"
Kendi kendime fısıldadım.
Tam o sırada koridordan bir ses geldi.
Tık.
Başımı kaldırdım.
El fenerinin ışığını kapıya çevirdim.
Hiçbir şey görünmüyordu.
Birkaç saniye bekledim.
Sessizlik.
Sonra tekrar:
Tık.
Bu kez daha yakından geldi.
Dosyayı kapattım.
Ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdüm. Koridora çıktığımda sağ taraf tamamen karanlıktı. Fenerimi oraya tuttum. Boştu.
Sol tarafa çevirdim.
O da boştu.
Bir süre olduğum yerde kaldım.
"Eski bina."
Sesimi mümkün olduğunca sakin tutmaya çalıştım.
"Metal bir şeydir."
Bunu söylerken kendimi ikna etmeye çalıştığımı biliyordum.
Arşive geri döndüm.
Dosyayı çantama koymak üzereyken gözüm rafların arasındaki başka bir klasöre takıldı. Üzerinde aynı tarih vardı.
17.09.2040
Elimi uzattım.
Tam klasörü çekecekken koridorun sonunda çok hafif bir sürtünme sesi duyuldu.
Bu kez ses metal değildi.
Bir şey yere sürtünmüştü.
Elimi geri çektim.
Koridora baktım.
Fenerimin ışığı yerde ilerledi.
Hiçbir şey yoktu.
Fakat koridorun en sonunda laboratuvar kapısının altında çok hafif bir ışık fark ettim.
Kaşlarımı çattım.
Işık.
Burada.
Dört yıl sonra.
Üstelik binanın geri kalanında elektrik yokken.
Çantamı kapattım ve arşivden çıktım.
Laboratuvara doğru ilerlerken adımlarımı mümkün olduğunca hafif attım. Kapıya yaklaştıkça ışık daha belirgin hâle geliyordu. Kapının altından sızan ışık beyaz değildi. Daha soluk, daha soğuk bir renkteydi.
Kapının önünde durdum.
İçeriden hiçbir ses gelmiyordu.
Elimi kapı koluna uzattım.
Duraksadım.
Sonra yavaşça çevirdim.
Kapı birkaç santimetre açıldı.
İçeri baktım.
Laboratuvar beklediğimden çok daha büyüktü. Ortada uzun çalışma masaları, duvarlarda cam bölmeler ve çeşitli cihazlar vardı. Bazı bilgisayarların ekranları karanlıktı. Bazılarında ise çok zayıf ışıklar yanıyordu. Odanın en uzak tarafında büyük bir cam bölüm bulunuyordu.
Fenerimi oraya tuttum.
İlk başta hiçbir şey göremedim.
Sonra camın arkasında bir hareket fark ettim.
Çok yavaştı.
Bir gölge.
Feneri biraz daha yaklaştırdım.
Gölge durdu.
Bir saniye sonra iki küçük ışık karanlığın içinde belirdi.
Gözler.
Olduğum yerde kaldım.
İçerideki şey de kıpırdamıyordu.
Yüzünü göremiyordum.
Vücudunun tamamı karanlığın içinde kaybolmuştu.
Sadece gözleri görünüyordu.
Bana bakıyordu.
Nefesimi tuttum.
Bir adım geri çekildim.
Gözler hareket etti.
Başını hafifçe yana çevirdi.
Sanki beni inceliyordu.
Kalp atışlarımı duymaya çalışıyormuş gibi...
Bir adım daha geri çekildim.
İçerideki şey aniden başını kaldırdı.
Sonra laboratuvarın derinliklerinden başka bir ses geldi.
Tık.
Gözler o tarafa döndü.
Ben kapıyı yavaşça kapattım.
Bu kez içeriden bir hareket sesi geldi.
Kapıya yaklaşan bir şey yoktu.
Ama orada hâlâ bir şey olduğunu biliyordum.
Koridorda birkaç saniye boyunca kıpırdamadan kaldım.
Sonra arşive baktım.
Dosya.
Kitap.
17 Eylül.
Araştırma merkezi.
Ve içerideki şey.
Bunların hiçbirinin birbirinden bağımsız olduğuna artık inanmıyordum.
Fakat cevabı burada aramak için daha fazla kalmak da istemiyordum.
Binadan çıkmaya karar verdim.
Girişe doğru yürürken arkamdan çok hafif bir ses geldi.
Bir ayak sesi.
Durmadım.
Bir tane daha.
Yürümeye devam ettim.
Ses hızlanmadı.
Beni takip etmiyordu.
En azından şimdilik.
Kapıya ulaştığımda dışarıdaki gün ışığı yeniden yüzüme vurdu. Birkaç saniye boyunca orada durup derin bir nefes aldım. Sonra arkamı dönüp binaya baktım.
Dışarıdan hâlâ terk edilmiş görünüyordu.
Hiçbir pencerenin arkasında hareket yoktu.
Hiçbir kapı açılmıyordu.
Her şey sessizdi.
Ama artık binanın gerçekten boş olmadığını biliyordum.
Çantamın içindeki klasöre dokundum.
Bir şey bulmuştum.
Fakat bulduğum şey cevap değildi.
Yeni bir soruydu.
İçerideki şey neydi?
Ve daha önemlisi...
Neden beni öldürmemişti?
Başımı çevirip yola baktım.
Güneş yavaş yavaş alçalmaya başlamıştı.
Eve dönmek için fazla oyalanmamam gerekiyordu.
bir kaç dakika sonra
Araştırma merkezi arkamda kaldı.
Ama bir istemeden bir kez daha arkamı çevirdim.
Binanın en üst katındaki kırık pencerelerden birinde bir gölge vardı.
Hareketsizdi.
Bana bakıyordu.
Gözlerini seçemiyordum.
Ama orada olduğunu biliyordum.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra gölge pencereden çekildi.
Ben de hiçbir şey söylemeden yoluma devam ettim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.