2. bölüm / 9
FALLANDTOPRAKTAKİ İZ -2
Bölümler 9Şu an: TOPRAKTAKİ İZ -2
- 1 TOPRAKTAKİ İZ -11.658 kelime
- 2 TOPRAKTAKİ İZ -21.801 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 TOPRAKTAKİ İZ -32.985 kelime
- 4 DEFTERDEKİ UNUTULMUŞ ADRES899 kelime
- 5 ARALANCA KÜTÜPHANESİ1.340 kelime
- 6 Bölüm 6- GİZEMLİ KORDİNAT1.158 kelime
- 7 Bölüm 7- ARAŞTIRMA MERKEZİ895 kelime
- 8 Bölüm 8- ARAŞTIRMA MERKEZİ -II1.000 kelime
- 9 Bölüm 9- ARAŞTIRMA MERKEZİ -III963 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merdivenin önünde birkaç saniye daha bekledim. Gözlerimi yerdeki izden ayırmadan, bunun ne kadar zamandır burada olduğunu anlamaya çalışıyordum. Yağmur toprağın büyük bölümünü bozmuştu fakat bu iz hâlâ oldukça belirgindi; ayakkabının tabanındaki desenin bazı kısımları bile seçilebiliyordu. Dizlerimin üzerine çömelip biraz daha yakından baktım. Dokunmak aklımdan geçti ama vazgeçtim. Dört yıldır ormanda yaşıyordum ve bu süre bana, bilmediğim bir şeyin üzerine düşünmeden elimi sürmenin çoğu zaman gereksiz bir risk olduğunu öğretmişti. Üstelik izlerin devam ettiği yer, ağacın arkasındaki sık çalılıkların içine giriyordu. Güneş de artık ağaçların arkasında kaybolmaya başlamıştı. Ormanın rengi değişiyor, gün boyunca açık yeşil görünen yapraklar karanlığın içinde ağır ve koyu bir görüntüye bürünüyordu. Bu saatte izlerin peşinden gitmenin hiçbir anlamı yoktu. Sabah olduğunda tekrar bakabilirdim.
"Yarın bakarız."
Kendi kendime söylediğim bu cümleyle ayağa kalktım ve merdivene yöneldim. Gecenin gelmesinden korkmuyordum. Her gece aynı ormanda güneşin batışını izliyordum ve karanlık çöktüğünde nelerin değiştiğini fazlasıyla iyi biliyordum. Zamanla hangi sesin rüzgârdan, hangisinin hayvanlardan, hangisinin ise yaklaşan bir zombiden geldiğini ayırt etmeyi öğrenmiştim. Hatta zombileri yalnızca hayatta kalmak için gözlemlememiş, davranışlarındaki değişiklikleri de yıllar boyunca takip etmiştim. Bazıları diğerlerinden farklı hareket ediyor, bazıları farklı zamanlarda ortaya çıkıyor, bazıları ise çevrelerine karşı beklenmedik tepkiler veriyordu. Bunların nedenini kendi kendime defalarca düşünmüştüm ama bildiklerimin hepsini kimseye anlatacak biri de yoktu. Zaten artık anlatacak kimse kalmamıştı. Bu yüzden geceler benim için korkudan çok alışkanlıktı. Fakat bugün farklı olan gece değildi. Farklı olan, dört yıldır hiçbir şeyin yaklaşmadığı evimin birkaç metre ötesinde bir insan ayak izinin bulunmasıydı.
Merdivenlerden yukarı çıkıp kapıyı açtığımda içerideki tanıdık sessizlik beni karşıladı. Çantamı masanın üzerine bırakıp kapıyı kilitledim ve bir süre pencerenin önünde durarak dışarı baktım. Güneşin son ışıkları da kaybolmak üzereydi. Ormanın derinlikleri artık neredeyse tamamen karanlıktı. Normalde bu görüntü bana hiçbir şey hissettirmezdi; yıllardır aynı manzarayı görüyordum. Fakat bu kez gözüm istemsizce ağacın altına kayıyordu. Orada hâlâ o izin olduğunu biliyordum. Görmesem bile orada olduğunu bilmek yeterliydi. Bir insan buraya kadar gelmişti. Dört yıl boyunca kimsenin yaklaşmadığı yere. Üstelik geride yalnızca bir iz bırakmıştı. Ne bir ses, ne başka bir eşya, ne de kim olduğuna dair başka bir işaret vardı. Sanki biri sadece ağacın önüne kadar gelmiş, sonra hiçbir şey olmamış gibi ortadan kaybolmuştu.
"Kim geldiyse, umarım tekrar gelmez."
Sözler ağzımdan çıkınca kısa bir süre sessiz kaldım. Sonra kendi kendime güldüm. Dört yıldır insan görmek için neredeyse her şeyi verebilecek durumdaydım. Şimdi biri gerçekten ortaya çıkmış olabilirdi ve ilk düşüncem onun tekrar gelmemesini istemekti. Belki de yalnızlık insanın düşüncelerini de değiştiriyordu. Yine de içimdeki şüphe geçmiyordu. Çünkü bu ormanda yaşayan biri olsaydı, onu daha önce fark etmiş olmalıydım. Ben çevremi tanıyordum. Günlerce aynı bölgede dolaşan birinin bıraktığı izleri, kırdığı dalları veya ateş izlerini mutlaka görürdüm. Fakat dört yıl boyunca hiçbir şey görmemiştim.
Gece tamamen çöktüğünde ışıkları azaltıp masaya oturdum. Dışarıyı göremiyordum ama ormanın sesleri evin duvarlarının arasından içeri sızıyordu. Yaprakların hışırtısı, uzaklardan gelen hayvan sesleri ve arada bir kırılan küçük dallar... Hepsi tanıdıktı. Bir süre bunları dinledim. Sonra seslerin arasından farklı bir şey ayırt ettim. Çok hafifti. Önce önemsemedim. Birkaç saniye sonra yeniden duyuldu. Bu kez daha netti. Sanki toprağın altında bir şey hareket etmiş, ardından tekrar durmuştu. Sandalyemde doğruldum ve birkaç saniye hiçbir şey yapmadan bekledim. Sesin ne olduğunu anlamaya çalışırken aklıma doğrudan zombiler geldi. Bu düşünce beni korkutmadı; dört yıldır onları görüyordum ve geceleri nerelerde ortaya çıktıklarını biliyordum. Fakat sesin geldiği yönü fark ettiğim anda yüzümdeki ifade değişti.
Ağacın altından geliyordu.
Pencereye doğru yürüdüm fakat perdeyi hemen açmadım. Elimi kumaşın üzerinde birkaç saniye tuttum. Dışarıda ne olduğunu görmek için acele etmeme gerek yoktu. Eğer gerçekten bir şey varsa, zaten orada olacaktı. Sonunda perdeyi yavaşça araladım. İlk birkaç saniye hiçbir şey göremedim. Gözlerimin karanlığa alışmasını bekledim. Sonra ağacın dibindeki toprağın küçük bir bölümünün hareket ettiğini fark ettim. Çok hafifti; başka bir gecede bunu bir hayvanın hareketi sanabilirdim. Fakat bu kez ne gördüğümü biliyordum. Toprak aşağıdan yukarı doğru kabarıyordu. Birkaç saniye sonra yüzeyde ince bir çatlak oluştu.
Geri çekilmedim.
Dört yıldır bu bölgenin gecelerini biliyordum. Zombilerin nasıl ortaya çıktığını da defalarca görmüştüm. Fakat onları burada hiç görmemiştim. Bu ağaç, onların ortaya çıktığı bölgelerden biri değildi. En azından şimdiye kadar değildi. Gözlerimi topraktan ayırmadan bekledim. Çatlak biraz daha genişledi ve toprağın küçük bir kısmı yana doğru çöktü. İçeriden karanlık bir el yükseldiğinde artık bunun ne olduğunu anlamak için başka bir işarete ihtiyacım kalmamıştı.
Bir zombi çıkıyordu.
Fakat sorun bu değildi.
Sorun, onun burada olmaması gerektiğini biliyor olmamdı.
Zombi birkaç saniye boyunca toprağın içinde öylece kaldı. Başının tamamı henüz görünmüyordu; yalnızca elleri ve omuzlarının bir kısmı dışarı çıkmıştı. Onu izlerken aklımdan geçen ilk şey korkmak değil, şaşırmak oldu. Çünkü karşımdaki görüntü yabancı değildi. Zombilerin nasıl hareket ettiğini, çevrelerindeki değişikliklere nasıl tepki verdiklerini ve ortaya çıktıklarında ne yaptıklarını artık kolayca anlayabiliyordum. Fakat bu kez sorun onların ne yaptığı değildi. Sorun, bunu burada yapıyor olmalarıydı. Evimin çevresinde daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim.
Zombi kendisini toprağın dışına çekip birkaç saniye hareketsiz kaldı. Ardından başını yavaşça kaldırarak çevresine baktı ve yürümeye başladı. Adımları ağırdı fakat hareketlerinde tanıdık bir düzen vardı. Ağacın çevresinde dolaşıyor, belirli aralıklarla durup başını farklı yönlere çeviriyordu. Sanki bir şey arıyordu. Pencerenin önünde sessizce durup onu izledim. Bana doğru dönmesini bekledim ama dönmedi. Bunun yerine ağacın gövdesinin etrafında bir tur daha attı ve birkaç metre uzaklaştı.
"Buraya neden geldin?"
Sesim o kadar alçaktı ki söylediklerimi kendim bile zor duydum. Cevap beklemiyordum. Yine de uzun zamandır yalnız olduğum için bazen düşüncelerimi sesli söylemek garip gelmiyordu. Sessiz bir odada insan kendi sesini duymayı bile özleyebiliyordu.
Zombi bir anda durdu ve başını hafifçe yana çevirdi. Birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldıktan sonra bakışını başka bir yöne çevirdi. Pencerenin önünden ayrılmadım. Onun dikkatini üzerime çekebilecek gereksiz hiçbir hareket yapmıyordum. Kalp atışlarını duyabildiklerini bildiğim için böyle durumlarda sakin kalmak benim için artık düşünmeden yaptığım bir davranıştı. Zombinin bulunduğu mesafe, evimin yüksekliği ve aramızdaki kalın ağaç gövdesi şimdilik yeterli görünüyordu.
Tam zombi tekrar hareket edecek diye düşünürken ağacın biraz ilerisindeki toprak yeniden kıpırdadı. Gözlerimi oraya çevirdim. Önce küçük bir kabarma gördüm, ardından toprağın üzerinde ince bir çatlak oluştu. Çatlak birkaç saniye içinde genişledi ve toprak yavaşça dağıldı. İçinden başka bir zombi çıktı.
Onu da sessizce izledim.
Sonra ağacın diğer tarafında başka bir hareket fark ettim. Karanlığın içinde toprağın küçük bir bölümü daha kabarıyordu. Birkaç saniye sonra orada da çatlaklar oluşmaya başladı.
Aynı anda üç farklı noktada hareket vardı.
Bakışlarımı üçü arasında gezdirdim. Bu, artık tek bir zombinin yanlışlıkla buraya gelmesi değildi. Birkaç dakika içinde üçü de aynı bölgeden çıkmıştı ve bunun bir tesadüf olduğuna inanmak gittikçe zorlaşıyordu. Toprakta bir değişiklik olmuş olabilirdi. Onları buraya çeken bir şey olabilirdi. Ya da benim henüz fark etmediğim başka bir neden vardı. Şimdilik bunların hiçbirini birbirinden ayıracak kadar bilgim yoktu.
İkinci zombi ayağa kalktı ve ilkine doğru ilerledi. Birkaç metre sonra durdular. Birbirlerine bakıyor gibiydiler fakat aralarında benim duyabileceğim herhangi bir iletişim olmadı. Bir süre sonra ikisi farklı yönlere doğru hareket etti. Üçüncü zombi ise hâlâ kendisini toprağın dışına çıkarmaya çalışıyordu.
Gözlerimi ondan ayırmadan hareketlerini takip ettim. Adımlarının ritmine, ne kadar süre hareketsiz kaldıklarına ve çevrelerindeki seslere verdikleri tepkilere dikkat ettim. Birbirlerine benzeseler de tamamen aynı değillerdi. Bunu anlamak için uzun uzun düşünmeme gerek yoktu. Bazılarının hareketleri daha ağır, bazılarının tepkileri daha hızlıydı. Bazıları çevrelerindeki değişiklikleri diğerlerinden daha çabuk fark ediyordu. Ben ise bu küçük ayrıntıların her birini zihnimin bir köşesinde tutuyordum. Şimdilik bunun neden önemli olduğunu kimsenin bilmesine gerek yoktu.
Üçüncü zombi sonunda tamamen dışarı çıktı. Birkaç saniye dizlerinin üzerinde kaldıktan sonra başını kaldırdı. Tam o sırada ilk zombi aniden durdu ve başını benim bulunduğum ağaca çevirdi.
Olduğum yerde kaldım.
Nefesimi tamamen tutmak yerine yavaşlattım. Zombi birkaç saniye boyunca ağaca baktı. Sonra başını hafifçe aşağı indirdi ve bir adım attı. Ardından bir tane daha. Ağacın gövdesine biraz daha yaklaştı.
Onun ne aradığını anlamaya çalışıyordum. Beni duyup duymadığını bilmiyordum ama bunu öğrenmek için hareket etmem de gerekmiyordu. Bir süre sonra zombi olduğu yerde durdu. Başını başka bir yöne çevirdi ve sonunda ağacın yanından uzaklaşmaya başladı.
İçimden yavaşça nefes verdim.
"Tamam."
Bir an durup aşağı baktım.
"Şimdilik sorun yok."
Fakat rahatlamam uzun sürmedi. Aşağıdaki üç zombiden biri, diğerlerinin gitmediği bir yöne doğru yürümeye başlamıştı. Gittiği yer, dün gördüğüm izin devam ettiği yöndü. Ağacın arkasına doğru ilerlediğini görünce gözlerimi ondan ayırmadım. Çalıların arasına girdi ve birkaç saniye sonra tamamen gözden kayboldu. Ardından diğerlerinden biri de aynı yöne döndü. Sonuncusu ise ağacın dibinde kalmaya devam etti.
Dün gördüğüm iz yeniden aklıma geldi. Merdivenin önünde başlayan, ağacın arkasına doğru ilerleyen o iz... Şimdi iki zombi aynı yolu takip ediyordu. Bunun tesadüf olduğunu düşünmek giderek zorlaşıyordu.
Masama geçip defterimi açtım. Kalemi elime aldım fakat birkaç saniye boyunca boş sayfaya baktım. Gördüklerimi yazmak istiyordum ama henüz ne anlama geldiklerini bilmiyordum. Sonunda sayfanın üstüne tarihi yazıp altına yalnızca birkaç kelime ekledim.
İlk kez evin çevresinde.
Kalemi masaya bıraktım ve defteri kapattım. Daha fazlasını yazmak için erken olduğunu düşündüm. Önce görmem gereken başka şeyler vardı.
Pencereye geri döndüğümde dışarıda yalnızca bir zombi görünüyordu. Diğer ikisi ağaçların arasında kaybolmuştu. Kalan zombi ise ağacın dibinde hareketsiz duruyordu. Başını kaldırmış, evimin bulunduğu yere bakıyordu. Bir süre hiçbir şey yapmadı. Sonra çok yavaş bir şekilde ağacın gövdesine yaklaştı ve elini kabuğun üzerine koydu.
Birkaç saniye öylece kaldı.
Ardından elini çekip başını yana çevirdi.
Bir şey dinliyordu.
Ben de istemsizce sessizleşip dinlemeye başladım. Ormanda neredeyse hiçbir ses yoktu. Sonra ağacın arkasındaki bölgeden hafif bir dal kırılma sesi geldi. Zombi anında başını o yöne çevirdi ve birkaç saniye bekledikten sonra yürümeye başladı. Kısa süre içinde karanlığın içinde kayboldu.
Pencerenin önünde yalnız kaldım.
Dışarıdaki sessizlik geri dönmüştü fakat artık bana eskisi kadar tanıdık gelmiyordu. Birkaç dakika boyunca gördüklerimi zihnimde tekrar ettim. Önce evimin önünde bana ait olmayan bir ayak izi vardı. Ardından gece çökerken, daha önce hiç görmediğim bir yerde zombiler ortaya çıkmıştı. Üstelik içlerinden ikisi, dün gördüğüm izin devam ettiği yöne doğru gitmişti.
Bunların birbirinden bağımsız olma ihtimali hâlâ vardı. Belki iz önce oluşmuştu ve onları buraya çeken şey onunla bağlantılıydı. Belki zombiler başka bir nedenle bu bölgeye gelmiş, iz ise onların gelişinden sonra ortaya çıkmıştı. Daha garip olan ihtimal ise ikisinin de aynı şeyin sonucu olmasıydı.
Henüz hangisinin doğru olduğunu bilmiyordum.
Pencereyi kapatıp perdeyi çektim. Odaya döndüğümde saat oldukça ilerlemişti. Yatağa gitmek yerine sandalyeye oturdum ve ellerimi masanın üzerinde birleştirdim. Gördüklerimi tekrar tekrar düşündüm. Beni korkutan şey zombilerin ortaya çıkması değildi. Onları ne yapacaklarını bilmeden izlemek de değildi. Asıl rahatsız edici olan, yıllardır bildiğim düzenin ilk kez önümde değişmiş olmasıydı.
Bu gece dışarı çıkmayacaktım.
Bundan emindim.
Karanlıkta, nedenini bile bilmediğim bir şeyin peşinden gitmek gereksiz bir riskti. Sabah olduğunda her şeyi daha rahat inceleyebilirdim. Ayak izini takip edebilir, toprağın neden hareket ettiğini araştırabilir ve zombilerin hangi yönden geldiğini anlamaya çalışabilirdim.
Şimdilik beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.
Başımı pencereye çevirdim. Perdenin arkasında orman vardı. Ağaçların arasında ne olduğunu göremiyordum ama orada bir şeylerin değiştiğini artık biliyordum.
Bir süre sonra sandalyeden kalkıp yatağa geçtim.
Gözlerimi kapattığımda aklıma yine o ayak izi geldi.
Sonra toprağın hareketi.
Ardından üç zombinin aynı gecede evimin çevresinde ortaya çıkışı.
Uyumadan önce aklımdan geçen son düşünce şuydu:
Bunların hiçbiri tesadüf değildi.
Bölüm etkileşimi
