Elzem kitap kapağı

1. bölüm / 6

Elzem

Öfke. |1

Vaveyla Yazarı: gul kralicesi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Öfke. |1

(birinci kişi anlatımı.)

Hedef tam karşımdaydı. Eğer ıskalarsam büyük aptallık olur, herkesin önünde rezil olurdum.

“Hazırsan hedefi vurabilirsin.” dedi arkamdaki adam.

Ellerim yine titriyordu. Titrememesi için elimi sıktığımda nefesim hızlanmıştı. Rezil olmak istemiyordum. “Dur!” demişti adam. “Ateş!” Yanındaki sarışın kadın bana ve adama öfkeyle bakıyordu. Kadının adını bilmiyordum. Ama yemyeşil gözleri öfkeyle bize bakıyordu. Ateş, arkamdan sarılır gibi parmaklarımı silahtan ayırmış önce kendi elinde gösteriyordu. Kollarının arasındaydım. Dudağı kulağımın yanında dikkatle anlatıyordu. “Sol ayağın önde. Vücudun dengede kalsın.” diyerek ellerimi tutup silahla birleştirdi. “Sağ elin tetiğe, sol elin de sağın biraz altından destek verecek. Omuzunu kilitleme. Geri tepmede seni savurur.”

Onayladığında elim tetiğe gitti. “Şimdi.” dediği anda tetiği çekmiştim. Kurşun sadece hedefi hareket ettirmehe yetmişti. Arkamdaki gülüşmeleri duyduğumda sinirle gözlerimi kapattım. Gözlerim dolmuştu. “Kes gülmeyi!” dedi sertçe Ateş. Gülen herkes susmuştu.
Sarı saçlı kadının, “Ateş, daha önce silah tutmamış birine özel yerde eğitim vermen ne kadar doğru? Biz bile böyle eğitim görmedik. Neden o da herkes gibi başlangıca uygun yerde eğitim görmüyor? Ve neden onu sen eğitiyorsun?” Ateş’in sesli nefes alıp vermesiyle ona döndüm. “Çünkü ben öyle istiyorum. Doğru olan bu.” dediğinde Kadının gözlerinde hayal kırıklığını görmüştüm. “Başka sorun?” Kadın cevap vermek yerine kafasınaki gözlüğünü takmış, kollarını birleştirmişti. “Güzel, devam edelim.”

Tekrardan aynı pozisyonu aldığımda hiç düşünmeden birden vurmuştum. Tam ortadan. “Güzel.” dedi. Sırayla diğer hedefleri de vurduğumda. Ateş’in alkışlarına döndüm. “Bravo.” dediğinde tebessüm ettim. Sarı saçlı kadının “basit.” dediğini duyduğumda onu onayladım dalga geçer gibi. “Bugünlük bu kadar yeterli. Yavuz’un arabasına geç.” dediğinde kaşlarımı çattım. “Burada kalmak istemediğimi söylemiştim.” Adımları durdu. “Nereye gideceksin?” diye sordu. Bilmiyordum. Gerçekten bilmiyordum.

Bana kalsa bu ülkeden gidecektim. Cevap vermememden fırsat bularak “Burada kalıyorsun.” diyerek arabaya yürüdüğünde öylece kalmıştım arkasında. koşarak araba hareket etmeden önce çantamı koltuğa attım sonra da kendim bindim. “Napıyorsun sen?” dediğinde omuz silktim
“Hiçbir şey.” Alnını sıvazladı. Yanımdaki korumanın, öndeki şoföre “Devam et.” demesiyle araba harekete geçmişti. Sarı saçlı kadının öylece arabaya baktığını gördüğümde kaşlarım çatıldı.

“Işıl.”
“Ne?”
“Işıl. Adı Işıl.”
“Bana ne?”
Elini “ne var” dermiş gibi kaldırarak “Ne bana ne? Öldürecekmiş gibi bakıyordun. Ondan dedim.” yanındaki korumanın gülmesiyle kafasına bir tane geçirmişti. “Gülme lan!” benim yanımdaki koruma da gülünce uzattığı ayağıyla korumanın ayağına vurmuştu. “Gülme!” dedi. “Bana bak.” dedim dikkati üzerime çekmek istercesine. Hepsi ciddiyetle bana dönmüştü. “Anlamadım?” dedi. Çantamdan kırmızı bir dosya çıkarıp ona uzattım. “Ne bu?” dedi dosyayı alırken. “Bu, sizin saman altından su yürüttüğünüzü anlatan işlerin dosyası.”

“Nasıl?” dedi yanındaki Sedat anlamamış gibi şaşkınlıkla. “Saymamı ister misin?” dedim Ateş’e bakarak. Elini yumruk yapmış maddeleri okuyordu. “Madde 1.” dedim ve arkama yaslandım. “Şirket arabasını alıp ‘müşteri ziyareti’ adı altında tatile gitmişsin. Pardon, gittin. Zaten zenginsin neden şirket arabası onu da çözemedim açıkçası.”

Sedat gülünce Ateş ters ters baktı. “Madde 2” dedim sesimi yükselterek. “Tasarımı bana ait olan elmas yüzüğün satışa sunulma fikrini reddettin. ‘Daha yeni kolye satışa çıktı. Biraz bekleyelim.’ diyerek, fikri reddettin. Biz de salak gibi tamam dedik. Ama asıl amacın,” dedim ve dirseklerimi dizlerime yaslayıp eğildim. “Asıl amacın tasarım fikrini çalıp kendininmiş gibi göstererek satışa sunmakmış.” dediğimde yuktundu. Yaslanıp bacak bacak üstüne attım rahatça. “Madde 3,”
“Ya sen manyak mısın? Şirket hesabından çekilen parayla rolex alıyorsun, hani nerede rolex? Kime gitti acaba?”

Herkes susmuştu. Ateş bile. “Daha saymamı ister misiniz?” dediğimde Ateş, “Kes artık!” demişti. Güldüm. “Ne istiyorsun?” diye sorduğunda elinden dosyayı sertçe çekip aldım. “Ne istediğim basit. Yüzüğün benim fikrim olduğunu herkese ispatla ve ellerini şirketten çek.” dediğimde kaşları sertçe çatıldı. Yumruk olan sağ elini koltuğun koluna vurdu. “Asla!” dediğinde kaşlarım havalandı. Omuz silktim. “Sen bilirsin.” Göleğinin yakasın çekiştirdi dışarıya bakarak. “Tamam, kabul. Yüzüğün senin olduğunu ispatlarım. Ama ortaklıktan çekilmem. Babanın izin vereceğini sanıyor musun? Biz olmazsak şirketiniz batar. Baban bunu göze alabilir mi?” dediğinde dudakları kıvrıldı. sinir bozucu!

“Şirket batmayacak. Çünkü yeni ortaklarla görüşüldü.” kaşları tekrardan çatıldı. “Kim?” diye sordu. “Demir Ulusoy” dediğimde sertçe kalkmaya çalıştığında korumalar oturtmuştu. Sedat, “Abi gözünü seveyim, dur bi’ otur.” dediğinde Ateş sertçe kolunu çekmişti. “Lan siz bana kafayı mı yedirteceksiniz! O adamı tanımıyorsun, Rüya!” diyerek hiddetle bağırdığında korkmuştum. Ama bozuntuya vermedim. “Bana ne canım! Bana ne bağırıyorsun? Git babamla çöz derdini.” Parmağını salladı. “Baban böyle bir şey yapmaz. Sen bunları öğrenince aklına girdin değil mi?” dediğinde susup yolu izledim. Bana seslense de aldırış etmeyip duymamazlıktan gelmiştim.

Yol bittiğinde kocaman bir binaya gelmiştik. Bir süre burada kalmamız gerekiyormuş. Nedenini sorduğum zaman kimse bana cevap vermiyordu. Ama öğrenecektim. Herkes hiçbir şey olmamış gibi kocaman salona geçip oturduğunda şaşkınlıkla bakıp ben de oturmuştum. Işıl, Ateş, Ada ve tanımadığım 2 adam daha oturuyordu koltuklarda. “Çok afedersiniz bölüyorum ama, ben neden buradayım?” dediğimde herkesin ilgisi başka yöne kaymıştı. Ada dahil. “Bakın, gerçekten ben neden buradayım bilmiyorum. Babam beni getiriyor buraya, ben birden silah eğitimi alıyorum. Sizce de çok mantıksız değil mi her şey?” Ateş elindeki bardağı sertçe sehpaya bıraktı. “Otur.” dediğinde göz devirip oturdum. “Baban bir şeyler planlıyor.” kaşlarımı çattım. Babam ne planlayabilirdi ki?

“Baban durup dururken birden ortaklık teklif ediyor, ve senin o saydığın maddelerin hepsinden babanın haberinin olmadığını mı sanıyorsun? Karttan çekilen tek bir kuruştan bile haberi oluyor babanın.” Halâ bir şey anlamamıştım. “Yani?” dediğimde Işıl ofladı. “Tatlım, babanın başka adamlarla işbirliği yapıp, Ateş ile yapılan ortak tasarımları onlara sattığını düşünüyoruz.”

“Saçmalık!”
“Değil, Rüya.” dedi Ateş. “İnan ki değil. Baban son zamanlarda şirkete adım atmaz oldu, kimse haber alamıyor. Çünkü bizim şirketimizi bitirmeye çalışıyor. Para için. Güç için.” Babam yapmazdı öyle bir şey. Yanlışlık olmalıydı. “Saçmalamayı keser misiniz artık? Babam neden sizi ortak alsın o zaman? Ayrıca kimle işbirliği yapıyor?” O da benim gibi dirseklerini dizlerine yaslamış eğilmişti.

“Çünkü kendine güvenmemizi sağladı. Tasarımlarımızı beğeniyordu. Güzel para kazandığımızın farkında olunca kendisine güvendirmek için ortaklık teklif etti böylece kendi şirketimin tasarım fikirlerine daha çok dahil olup işbirlikçisi her kimse bilgi gönderecek ve oradan para koparacaktı.” Başımı ellerimin arasına aldım. “İyi de babamın paraya ihtiyacı yok ki!” Babam ne zamandır bunlarla uğraşıyordu kim bilir!

“Ya aç gözlülükten ya da tehdit altında. Bilmiyoruz. Ama birlik olduğu insanlar tehlikeli insanlar, Rüya. Bu yüzden seni buraya bıraktı.” Ayağa kalktım. “Sen nasıl kabul ettin? Ne dedi ki sana? Ben şirketinizi batırmayı hedefliyorum, peşimde adamlar var siz de mafyasınız kızım size emanet, mi dedi?” Ateş oturduğu yerden bileğime uzanıp çekti kalktığım yere oturttu. “Bak, Rüya. Babanın bir işler çevirdiğini seni buraya 1 hafta önce bıraktığında anladık. Kızıma eğitim vermenizi istiyorum, dedi ve gitti. Bizim eğitim verdiğimiz her insan 1 hafta burada kalır ya da her gün eğitim için gider gelir. Ama senin baban seni getirdiği günün akşamında bütün eşyalarını buraya getirtti. Kıyafetlerin, takıların, makyaj malzemelerin ne varsa. Odandaki her şeyi işte.” Arkama yasladım. Öylece yere bakıyordum.

Babam beni bırakıp gitmişti yani.

Kaç dakikadır öylece durduğumu bilmiyordum. Yanımda iş sohbetlerine dalmışlardı. Fikir değerlendirmesi yapılıyor, bazıları da alkol alıyordu. Buradaki insanları daha tanımıyordum. Tanımama da gerek yoktu çünkü bir süre sonra buradan gidecektim. Kararlıydım. Ya ikna edecektim ya da kaçacaktım.

Şuan eğitim verilen binalarında değildik. Kocaman bir villadaydık. Sessizce ağlamıştım. Muhtemelen gözlsrim kıpkırmızıydı. Babamın beni bırakmasına ağlamıştım. Ne işler çevirdiğini nasıl görmemiştim? Ben babamı tanırdım. Hareketlerinden, sesinden… Nasıl olur da sezmezdim?

Belki de Ateş yalan söylüyordur? Belki de şüphelendiği kişi yanlış kişidir? Babam yapmazdı. Yapamazdı. Açıklaması olmalıydı.

Gözlerimden tekrar bir yaş düştüğünde önümde birinin elini görmemle irkildim. Ateş önümde diz çökmüş , kafasını eğik yüzüme bakmak için eğemiş ve kaşlarını kaldırarak yüzüme doğru elini sallıyordu. Göz göze geldiğimizde “İyi misin?” diye sordu. Etrafıma baktım. Herkes bir anlık durmuş bize bakıyordu. Masada bardaklar, etrafta birkaç adam ve kadın vardı. Hepsi de iş için gelmişti sanıdım. Ellerinde çizimler ve analiz kâğıtları vardı. Boğazımı temizledim. “Evet, iyiyim.” dedim. Ayağa kalkmadan elindeki bardaktan son yudumunu kafasına dikip ayağa kalktı. “Odana gitmelisin.” dedi. Başımı sallayıp ayağa kalktım. Henüz 1-2 adım atmama rağmen gözümün kararmasıyla elimi gözlerime götürdüm. Ateş birkaç adımla yanıma gelip kolumu tuttu ve başını yüzüme eğdi. “İyi misin?” dedi az onceki gibi. Başımı sallayıp, “İyiyim, sorun yok. Birden kalkınca başım döndü sadece.” Başını salladı. “Sevda, Rüya’ya yardımcı ol. Odasına götür.” Sevda, “Tabii Ateş Bey.” dediğinde elimi kaldırdım. “Gerek yok, kendim gidebilirim sağ olun.” dedim ve merdivenlere ilerledim.

Odama geldiğimde kapıyı kilitleyip terasa çıktım. Ortada yuvarlak bir masa vardı. Öndeki trabzana oturdum. Korkuluğu yoktu ama uzundu. Oturacak yeri vardı. Rüzgarla birlikte saçlarım uçuşuyordu. Odamdaki teras denize bakıyordu.

Yatağıma uzandım. Çok fazlalık hissetmiştim. Yabancı, fazlalık ve fazlasıyla yabancı. Tanımadığım birilerinin evindeydim. Hayat tekrar kimsesiz hissettiriyordu bana. Ada gelmemişti yanına. Aşağıda oturuyordu sanırım halâ.

16 yaşındaydım. Ada, benim yurttan arkadaşımdı. Kardeşim, dosttan öteydik onunla. Ben ona hiç arkadaş gözüyle bakmadım. O da aynı şekilde. Kardeştik biz. Hep kardeş olarak gördük. Herkes bizi kardeş sanardı. O dönem annem ve babam boşanmıştı. O zaman tam girmemiştim. 2 sene yurtta kalmıştım. Geri eve döndüğümde babam gelmişti beni almaya. Çok mutluydum. Yalvar yakar Ada’yı da götürmek istedim. Koruyucu aile olmuştuk ona.

Eve geldiğimde artık bizimle yaşıyordu ada. Şuan 24 yaşındaydık ikimiz de. Annem o günden beridir yoktu.

Ataklarım vardı arada. Bir kaza geçirmiştim. 1 hafta yoğun bakında kalmıştım. O zaman bile annem yoktu. Babam tekrardan evlenmişti. Küçük olsaydım çok tepki gösterirdim. Ağlardım. Ama 16 yaşında genç bir kızken , bırakıldığım o yurttan 18 yaşında artık bir yetişkin olarak çıkmıştım. Yapmak istediğim birçok şey o yurda girince kapıların arkasında kalmıştı sanki. O yüzden, babamın evlenmesine tepki göstermemiştim. Çünkü hiçbir şeye hevesim kalmamıştı sanki. Elvin’le babam evlendiğinde çok mutlu olduklarını gördüm. Çok da tatlı bir kadındı. Saatlerse sohbet etsen asla sıkılmaz, çok komik, cana yakın ve eğlenceli bir kadındı. Yaşıt gibi davranıyordu. Bu yüzden annemden çok seviyordum onu.

Hatta, bir gün Ada ile ona anne dediğimizde mutluluktan ağlamıştı. Acaba şuan neredeydi? Babam onu da mı bırakmıştı?

Kapı çaldığında göz yaşlarımı sildim. “Gel.” dediğimde kapı aralandı. “Rüya?” dedi Ada. “Ne oldu, Ada?” diye sordum. “İyi misin diye bakmaya gelmiştim.” dedi çekinerek. Sağ dizimi yatakta kırmış, sağ dirseğimi de diz kapağımın üstüne dayamıştım. “Gördüğün gibiyim.” dedim sol elimi kaldırarak. Bir süre konuşmadık. “Herkes gitti. Ben de odama geçiyorum.” dediğinde başımı salladım.” arkamı dönüp yattığımda sessizce ağlamama devam etmiştim. Yanıma doğru adımlayıp komodinin üstündeki lambanım birini yakmıştı. Karanlıktan korktuğumu biliyordu. Saçlarımı çekip yanağımdan öptü ve sessizce çıktı odadan.

O gün yine sabaha kadar uyumamıştım. Uykusuz kalmaya alışmıştım artık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 6beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.