6. bölüm · Ege Fırtınası

6.Bölüm

Zebraa

Sabah gözümü açtığımda aşırı uykum vardı.
Telefonuma baktım.
05.58
“Bu ne ya” diye mırıldandım.
Normalde bu saatte asla uyanmam ama bugün…
Kahvaltı hazırlayacaktım.
Zorla kalktım.
Saçlarımı toparlayıp mutfağa gittim.
Ev çok sessizdi.
Herkes uyuyordu.
Bir an durdum.
“Ben neden kalktım ki” dedim kendi kendime.
Ama yine de başladım.
Yumurta yaptım, ekmek kızarttım, masayı hazırladım.
Çok şey değildi ama güzel oldu.
Sonra odaya geri döndüm.
Dolabı açtım.
Bugün fazla uğraşmak istemedim.
Koyu mavi kotumu giydim.
Üstüme bol kısa kollu tişörtümü aldım.
Arkasında mavi yazıyla “good things take time” yazıyordu.
“İnşallah,” dedim.
Ayakkabı olarak sambalarımı giydim.
Aynaya baktım.
Saçlarımın uçlarına biraz dalga yaptım.
Fena değildim.
Sonra kızları uyandırmaya gittim.
İlk Açelya.
“Açelya kalk”
Hiç tepki yok.
Biraz daha yaklaştım.
“Açelya”
“Beş dakika” dedi.
“Yok” dedim. “Kahvaltı hazır.”
Bir anda gözlerini açtı.
“CİDDİ MİSİN?”
Gülmemek için zor tuttum kendimi.
“Lavin”
Hiç ses yok.
“LAVİN.”
Gözlerini yarım açtı.
“Bu saatte beni niye uyandırıyorsun”
“Kahvaltı yaptım.”
Bir anda doğruldu.
“Geliyorum.”
Bir süre sonra üçümüz de mutfaktaydık.
Açelya masaya bakıp dedi ki:
“Sen mi yaptın?”
“Evet.”
Lavin çatalla yumurtadan aldı.
“Yaren… evlenilecek kızsın.”
“Abartma,” dedim.
Açelya hemen atladı:
“Ege duymasın bunu.”
“Yeter ya,” dedim ama gülüyordum.
Sonra çıktık.
Okula vardığımızda her zamanki kalabalık vardı.
Tam içeri girerken Açelya bir anda koşmaya başladı.
“Nereye gidiyorsun?” dedim.
Ama sonra gördüm.
Poyraz.
Gidip sarıldı.
Gülümsedim.
Yanlarına gittik.
Orada Ege vardı.
Bir de Aras.
Ege bana baktı.
“Günaydın,” dedi.
“Günaydın,” dedim.
O sırada uzaktan bir ses geldi.
“YAREEEEN!”
Duru.
Koşarak geldi.
Arkasında İrem ve Selin.
Duru ve İrem bana sarıldı.
“Özledik!”
“Abartmayın,” dedim gülerek.
Selin de Lavin’e sarıldı.
Hep birlikte okula girdik.
Yürürken konu Alaçatı’ya geldi.
Poyraz dedi ki:
“Bu hafta sonu kesin gidiyoruz.”
Açelya:
“Ben hazırım.”
Ege bana baktı.
“Sen?”
“Ben de,” dedim.
Sonra sınıflara ayrıldık.
Açelya, Lavin, İrem → 12/A
Biz → 12/B
Dersler çok uzun sürdü.
Hiç bitmedi gibi geldi.
Sonunda çıkış oldu.
Bahçeye indik.
Arabalar vardı.
Üçe ayrıldık.
Ben Ege’nin arabasına bindim.
Duru da arkaya geçti.
Ege bana baktı.
“Yorgun musun?”
“Biraz.”
“Belli.”
“Ne alaka?”
“Bugün daha sessizsin.”
Gülümsedim.
Kızları bıraktık.
İrem dedi ki:
“Foto atın!”
Duru:
“BİZSİZ EĞLENMEYİN!”
Güldük.
Sonra Alaçatı’ya gittik.
Çok güzeldi.
Sokaklar, ışıklar…
Yürüdük, gezdik, konuştuk.
Bir ara Poyraz dedi ki:
“Keşke kızlar da gelseydi.”
Ben dedim ki:
“İrem yorgunmuş. Psikolojiyle ilgili şeylere bakacakmış.”
“Duru’nun voleybol vardı zaten.”
“Selin de tasarım yapacakmış,” dedim.
Sonra biraz sustuk.
Ben dedim ki:
“Herkes kendi hayalinin peşinde.”
Ege bana baktı.
“Sen de mi?”
“Bilmiyorum,” dedim.
Saat geç oldu.
20.30
Artık gitme zamanıydı.
Arabaya binerken son kez etrafa baktım.
Ve içimden şunu düşündüm:
Bu daha başlangıçtı.
5 Haziran 2026
“YA KALKIN ARTIK!”
Lavin’in sesiyle uyandım.
Gözlerimi zorla açtım.
“Ne var” dedim uykulu bir şekilde.
“Geç kalıyoruz!” dedi.
Yanımda Açelya da mırıldandı.
“Beş dakika”
“YOK!” diye bağırdı Lavin.
İç çektim.
“Tamam kalktım”
Hızlıca hazırlandık.
Ben sade bir şeyler giydim, çok uğraşmadım.
Mutfağa geçtik.
Kahvaltıyı hızlı hızlı yaptık.
Açelya arada telefonla uğraşıyordu.
Lavin de bir şeyler yazıyordu ama gizliyordu.
Dikkat ettim.
Ama bir şey demedim.
Okula gittik.
Her şey normaldi.
Ama bir ara Açelya dedi ki:
“Ben geliyorum.”
“nereye?” dedim.
“Bir işim var.”
Sonra Lavin’i de aldı.
İkisi birlikte gittiler.
Ben tek kaldım.
“Garip” diye mırıldandım.
Gün geçti.
Dersler bitti.
Eve geldik.
Ama akşam bir şey fark ettim.
Lavin sürekli telefona bakıyordu.
Gülümsüyordu.
“Ne yapıyorsun?” dedim.
“Hiç.”
Ama gülüyordu.
Açelya da aynıydı.
Telefonu elinde, sürekli yazıyor.
“Ne konuşuyorsunuz?” dedim.
“Hiçbir şey,” dedi.
İkisine de baktım.
“Kesin bir şey var.”
“Yok,” dedi Açelya.
Ama vardı.
Hissediyordum.
6 Haziran
Sabah birlikte çıktık.
Duru, İrem ve Selin’le buluştuk.
“AVM’ye gidiyoruz!” dedi Selin.
“Enerjim yok,” dedim.
“Olacak,” dedi Duru.
AVM’ye girdik.
İlk iş
Kıyafet.
Açelya bir şey aldı bana tuttu.
“Bunu dene.”
“Hayır.”
“Dene.”
“Hayır.”
Selin araya girdi.
“Deneyecek.”
İrem güldü.
“Kaçamazsın.”
Sonunda denedim.
Aynaya baktım.
“Fena değil…”
Açelya sırıttı.
“Ben demiştim.”
Sonra Lavin bir ceket buldu.
Giydi.
Hepimiz sustuk.
“Ne oldu?” dedi.
“Çok iyi olmuş,” dedik aynı anda.
Gülümsedi.
Ama biraz da utandı.
Sonra yemek katına çıktık.
Patates, içecekler…
Duru dedi ki:
“Ne olmayi düşünüyorsunuz?"
Selin:
“Ben moda tasarımcısı olacağım zaten.”
İrem:
“Ben psikolog.”
Lavin:
“Ben doktor.”
Açelya:
“Ben zaten mimar.”
Bana baktılar.
“Sen?” dediler.
“Ben…” dedim.
“Galiba jakime.”
Akşam eve döndük.
Hepimiz salona geçtik.
Dizi açtık.
Atıştırmalıklar…
Sonra bakım yaptık.
Maskeler, kremler…
Açelya aynaya bakıp dedi ki:
“Parlıyorum.”
“Abartma,” dedim.
Bir süre sonra Duru, Selin ve İrem kalktı.
“Biz gidiyoruz,” dediler.
“İyi geceler.”
“İyi geceler.”
Ertesi gün
Sabah Açelya ve Lavin hazırdı.
“Biz çıkıyoruz,” dedi Açelya.
“Nereye?” dedim.
“Çarşıya.”
“Ben gelmeyeyim mi?”
“Yok,” dedi hemen.
Bir an durdum.
“Tamam”
Evde yalnız kaldım.
Masa başına oturdum.
Kitaplar…
Notlar…
Hukuk çalıştım.
Saatler geçti.
Ama kafam dağılıyordu.
Akşam geldiler.
Açelya bana baktı.
“Yarın saat 4 gibi bir yere gidiyoruz.”
“Nereye?” dedim.
“Sürpriz.”
Kaşlarımı çattım.
“Hiç sevmiyorum sürprizleri.”
“Seveceksin,” dedi.
Ertesi gün
Okula gittik.
Dersler geçti.
Çıkışta Açelya dedi ki:
“Geliyoruz.”
“Nereye?”
“Gel.”
Bir mekâna girdik.
Masaya oturduk.
“Ne oluyor?” dedim.
Kimse bir şey demedi.
Bir anda…
Kapı açıldı.
Annem.
Elinde pasta vardı.
Donup kaldım.
Herkes bir anda bağırdı:
“İYİ Kİ DOĞDUN YAREN!”
Şok oldum.
“Ne—”
Telefonumu açtım.
Takvim…
8 Haziran.
Doğum günüm.
“Nasıl unuttum” diye mırıldandım.
Gözlerim doldu.
Annem yanıma geldi.
“Doğum günün kutlu olsun kızım.”
Sarıldım.
“Çok özledim…”
Kızlar gülüyordu.
Ege de oradaydı.
Poyraz, Aras...
Herkes.
Pasta kesildi.
Fotoğraflar çekildi.
Gülmeler…
Şakalar…
Ve ben…
Uzun zamandır ilk defa bu kadar mutluydum.
O an şunu düşündüm:
Belki de bazı sürprizler
O kadar da kötü değildi.
Gece bitmişti.
Herkes yavaş yavaş dağılıyordu.
Kızlarla sarıldık, annem de bizimle bir kac gun kalıcaktı.
İçimde hâlâ o güzel his vardı.
Tam çıkarken Ege anahtarı eline aldı.
“Ben bırakırım,” dedi.
Açelya anında atladı:
“Evet evet, Ege bıraksın.”
“Tamam ya,” dedim ama gülümsüyordum.
Arabaya bindik.
Kapıyı kapattığım an dışarıdaki sesler kesildi.
Bir anda her şey daha sessiz geldi.
Ege arabayı çalıştırdı.
Kısa bir an kimse konuşmadı.
Camdan dışarı baktım. Sokak ışıkları birer birer yanıyordu.
İçimde hâlâ o doğum günü hissi vardı ama bir yandan da garip bir heyecan.
Ege bir an bana baktı.
“Güzel miydi?” dedi.
Gülümsedim.
“Çok güzeldi.”
“Şaşırdın baya,” dedi hafif gülerek.
“Unutmuşum” dedim. “Gerçekten unutmuşum.”
“Belli,” dedi. “Yüzünden anlaşılıyordu.”
Başımı koltuğa yasladım.
“Teşekkür ederim,” dedim.
“Ben bir şey yapmadım,” dedi.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Emin misin?”
Kısa bir an sustu.
Sonra yola bakarak konuştu:
“Fikri ilk Açelya attı ama devamını birlikte getirdik.”
İçimde bir şey kıpırdadı.
“Yani sen de vardın,” dedim.
“Vardım,” dedi.
Gülümsedim ama bu sefer biraz farklıydı.
Daha içten.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra Ege tekrar konuştu:
“Sabah çok erken kalkmışsın.”
Ona döndüm.
“Nereden biliyorsun?”
“Gözlerinden,” dedi. “Biraz yorgundun.”
Gülümsedim.
“Fark ediyorsun yani.”
“Çoğu şeyi,” dedi.
Kalbim bir an hızlandı.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Gözlerimi kaçırdım.
Araba yavaşladı.
Evin önüne gelmiştik.
Ama nedense hemen inmek istemedim.
Ege de kontağı kapattı ama hareket etmedi.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra bana döndü.
“Yaren,” dedi.
Bakışları bu sefer daha ciddiydi.
“Doğum günün kutlu olsun tekrar.”
Gülümsedim.
“Teşekkür ederim.”
Kısa bir an göz göze kaldık.
Bu sefer kaçırmadım.
“İyi ki varsın.”
Kalbim resmen durdu.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Ama yüzümdeki gülümseme kendiliğinden oluştu.
“Sen de,” dedim yavaşça.
Kapıyı açtım.
İnmeden önce son bir kez ona baktım.
“İyi geceler Ege.”
“İyi geceler Yaren.”
Arabadan indim.
Kapıyı kapattım.
Ege bir süre daha orada kaldı sonra gitti.
Ben ise kapıya doğru yürürken şunu düşündüm:
Bu his galiba sadece doğum günüyle ilgili değildi.