15. bölüm · Ege Fırtınası
15.Bölüm
Pazartesi
Telefonumun alarmı üçüncü kez çalarken sonunda gözlerimi açtım.
Saat 06.35'ti.
Bir süre tavana baktım.
Sonra okul olduğunu hatırladım.
Moralim bozuldu.
Tam tekrar gözlerimi kapatacaktım ki odamın kapısı açıldı.
Açelya.
Elinde tarak vardı.
— Kalk.
— Hayır.
— Kalk.
— Hayır.
— Kahvaltıya tost yaptım.
Açelya kahkaha attı.
— O da olur.
Mutfakta Lavin çay dolduruyordu.
Masaya oturdum.
Açelya çoktan telefonuna gömülmüştü.
Birkaç saniye sonra birden:
— OHA.
dedi.
Ben ve Lavin aynı anda döndük.
— Ne oldu?
— Matematik ödevi vardı.
Sessizlik.
— Yaptınız mı?
— ...
— ...
— Siz de yapmamışsınız.
Üçümüz birbirimize baktık.
Sonra aynı anda gülmeye başladık.
Okula vardığımızda koridor her zamanki gibi kalabalıktı.
Daha sınıfa girmeden Selin'i gördük.
Elinde kahve vardı.
İrem de yanında yürüyordu.
Duru biraz arkalarındaydı.
Açelya direkt yanlarına gitti.
— Ödev yaptınız mı?
Selin:
— Evet.
İrem:
— Evet.
Duru:
— Evet.
Açelya:
— Siz çok sıkıcısınız.
İlk teneffüste kantine indik.
Poyraz ve Ege çoktan sıradaydı.
Poyraz elindeki tostla döndü.
— Günaydın.
— Günaydın.
Ege başını salladı.
— Bunun ikinci tostu.
— Nerden biliyorsun?
— Çünkü ilkini de gördüm.
Poyraz hiç utanmadan omuz silkti.
— Acıkmıştım.
Öğle arasında hava güzeldi.
Bahçeye çıktık.
Bir süre sohbet ettik.
Sonra konu yaz tatiline geldi.
Selin:
— Tatil çok hızlı geçti.
İrem:
— Evet.
Duru:
— Bir daha olsa yine giderim.
Açelya:
— Ben zaten gitmek istiyorum.
Ege:
— Daha yeni döndük.
— Olsun.
Poyraz hemen destek verdi.
— Bence de.
— Siz ikiniz aynı kişi misiniz?
— Belki.
Dersler bittiğinde herkes farklı yönlere dağıldı.
Ben tiyatro kursuna gittim.
Lavin piyano kursuna.
Açelya binicilik merkezine.
Tiyatro kursunda bugün sahne çalışması vardı.
Hocamız bizi ikili gruplara ayırdı.
Yaklaşık iki saat boyunca aynı sahne üzerinde çalıştık.
Çıkışta hem yorulmuş hem de mutlu hissediyordum.
Telefonuma baktım.
Grup yine hareketliydi.
Poyraz: "Bugün üçlüklerim iyiydi."
Ege: "Bir tane attın."
Poyraz: "Detay."
İrem: "Ben gitar çalışıyorum."
Selin: "Ben resim yapıyorum."
Duru: "Ben ölüyorum."
Açelya: "Ben attan yeni indim."
Poyraz: "At ne durumda?"
Açelya: "Gayet iyi."
İrem: "Sen?"
Açelya: "Bilmiyorum."
Akşam eve döndüğümde Lavin çoktan gelmişti.
Salonda oturuyordu.
— Nasıldı?
— Güzel geçti.
— Senin?
— Güzel.
Tam o sırada kapı açıldı.
Açelya içeri girdi.
Elinde kaskı vardı.
Ayakkabılarını çıkardı.
Koltuğa oturdu.
Ve hiçbir şey demeden tavana baktı.
Ben ve Lavin bekledik.
Yaklaşık on saniye sonra:
— Yoruldum.
dedi.
Lavin güldü.
— Çok belli oluyor.
— Bugün at beni test etti.
— Nasıl?
— Dinlemedi.
— Sonra?
— Ben de onu dinlemedim.
— Sonra?
— İkimiz de inatlaştık.
Ben gülmeye başladım.
— Kim kazandı?
— Hoca.
Aynı saatlerde diğer evde...
İrem gitarını eline almıştı.
Selin masasında çizim yapıyordu.
Duru ise koltuğa uzanmıştı.
— Aç mısın?
dedi Selin.
— Evet.
— Ben de.
İrem gitarı bıraktı.
— Yemek söyleyelim.
Duru anında doğruldu.
— İşte beklediğim teklif.
Geceye doğru grup yeniden hareketlendi.
Selin: "Biz pizza söyledik."
Açelya: "İHANET."
İrem: "Ne?"
Açelya: "Bensiz pizza mı yenir?"
Duru: "Şu an yiyoruz."
Poyraz: "Ben de gelebilir miyim?"
Ege: "Hayır."
Poyraz: "Niye?"
Ege: "Çünkü davet edilmedin."
Poyraz: "Üzücü."
Tam o sırada yeni mesaj geldi.
Aras: "İyi geceler."
Lavin: "İyi geceler."
Mesajın üzerinden iki saniye geçmişti.
Açelya: "AYYYY."
Poyraz: "AYYYY."
Selin: "AYYYY."
İrem: "Rahatsız etmeyi bırakın şu çocukları."
Telefonuma bakıp gülmeye başladım.
Tatil bitmişti.
Okul başlamıştı.
Kurslar devam ediyordu.
Ama bazı şeyler hiç değişmiyordu.
Ve galiba bu hoşuma gidiyordu.arabada
Salı
Sabah uyandığımda ev normalden sessizdi.
Bu garipti.
Çünkü normalde ya Açelya bir şeyler anlatıyor olurdu ya da Lavin mutfakta dolaşıyor olurdu.
Yatağımdan kalkıp salona çıktım.
Kimse yoktu.
Sonra mutfaktan bir ses geldi.
Merak edip içeri girdim.
Ve gördüğüm manzara karşısında durdum.
Açelya mutfak masasının başında oturuyordu.
Önünde açık bir matematik defteri vardı.
Kalem elindeydi.
Boş boş sayfaya bakıyordu.
— Sen ne yapıyorsun?
Açelya yavaşça başını kaldırdı.
— Matematik.
— Sen mi?
— Evet.
— Kendi isteğinle mi?
— Hayır.
Gülmeye başladım.
Tam o sırada Lavin içeri girdi.
— Ne oldu?
— Açelya ders çalışıyor.
Lavin bir saniye durdu.
— Gerçekten mi?
— Siz de mi?
— Şaşırdık.
— Çok kırıcı insanlarsınız.
Okula vardığımızda ilk ders edebiyattı.
Nedense herkes uykuluydu.
Öğretmen tahtaya bir şeyler yazarken Selin sıraya yaslanmıştı.
Duru da sürekli esniyordu.
Poyraz ise camdan dışarı bakıyordu.
Öğretmen bir anda döndü.
— Poyraz.
— Efendim hocam?
— Konumuz ne?
Poyraz birkaç saniye düşündü.
Sonra:
— Türkçe.
dedi.
Sınıf koptu.
Ege direkt kafasını sıraya koydu.
Ben gülmemek için dudağımı ısırıyordum.
Öğretmen bile gülmemek için uğraşıyordu.
— Otur Poyraz.
— Tamam hocam.
İkinci teneffüste koridorda yürüyorduk.
Bir anda Açelya durdu.
— Ben kantine gidiyorum.
— Tamam.
Yaklaşık üç dakika sonra geri döndü.
Elinde hiçbir şey yoktu.
İrem:
— Ne aldın?
— Hiçbir şey.
— Niye?
— Paramı unutmuşum.
Selin kahkaha attı.
— Nasıl?
— Bilmiyorum.
— Açelya...
— Bende merak ediyorum.
Öğle arasında bahçedeki masalardan birine oturduk.
Hava oldukça güzeldi.
Bir süre herkes kendi arasında konuştu.
Sonra Duru telefonuna baktı.
— Cuma günü hazırlık maçı var.
Ege döndü.
— Ciddi misin?
— Evet.
— Güzel.
Poyraz da ilgilenmeye başlamıştı.
— Saat kaçta?
— Dört.
— Geliriz.
Duru gülümsedi.
— Bekliyorum.
Ders çıkışında yollar yine ayrıldı.
Bu sefer benim kursum biraz daha erken başlamıştı.
Tiyatro salonuna girdiğimde hocamız sahnenin ortasında duruyordu.
— Bugün doğaçlama çalışacağız.
Birkaç kişi heyecanlandı.
Birkaç kişi gerildi.
Ben ikisinin ortasındaydım.
Yaklaşık iki saat boyunca birbirinden garip sahneler oynadık.
Bir noktada arkadaşım öğretmen olmuştu.
Ben ise yanlışlıkla okulun müdürü rolüne girmiştim.
Herkes gülmekten kırılmıştı.
Kurs çıkışında yüzüm ağrıyordu.
Gülmekten.
O sırada başka bir yerde...
Açelya binicilik merkezindeydi.
Bu kısmı daha sonra kendisinden dinledim.
Bugün ilk kez küçük bir parkur denemişlerdi.
Döndüğünde anlattığı ilk şey:
— İki engeli geçtim.
oldu.
Sonra biraz düşündü.
— Üçüncüye takıldım.
— At mı?
— Ben.
Akşam eve döndüğümde Lavin salonda oturuyordu.
Önünde notalar vardı.
— Çalışıyor musun?
— Biraz.
— Nasıl gidiyor?
— Fena değil.
Tam o sırada telefonu titredi.
Ekrana baktı.
Ve istemsizce gülümsedi.
— Aras mı?
Lavin bana baktı.
— Evet.
— Ne yazmış?
— Eve vardın mı?
— Klasik.
Lavin güldü.
— Biraz.
Tam o sırada kapı açıldı.
Açelya geldi.
Ayakkabılarını çıkarırken:
— Açım.
dedi.
— Hoş geldin.
— Açım.
— Tamam.
— Çok açım.
— Tamam Açelya.
— Ciddi açım.
Ben ve Lavin kahkahaya boğulduk.
Aynı saatlerde diğer evde...
İrem gitar çalışıyordu.
Selin masasına yayılmış çizim yapıyordu.
Duru ise yarınki antrenman programına bakıyordu.
Bir süre sonra İrem gitarı bıraktı.
— Acıktım.
Duru:
— Ben de.
Selin:
— Ben de.
Üç saniye sessizlik oldu.
Sonra Duru:
— Kim yemek yapacak?
dedi.
Yine sessizlik oldu.
İrem:
— Dışarıdan söyleyelim.
Selin:
— Mantıklı.
Duru:
— Çok mantıklı.
Gece yatmadan önce grup yine hareketlendi.
Duru: "Yarın antrenman erken."
Poyraz: "Geçmiş olsun."
Duru: "Teşekkür ederim."
İrem: "Benim de kurs var."
Selin: "Benim de."
Açelya: "Benim de."
Ege: "Herkesin var zaten."
Poyraz: "Benim de."
İrem: "Şaşırmadık."
Birkaç dakika sonra yeni mesaj geldi.
Aras: "İyi geceler."
Lavin: "İyi geceler."
Tam üç saniye sonra...
Açelya: "AY."
Selin: "Başladı."
İrem: "Yatma vakti."
Telefonu kapatırken istemsizce gülümsedim.
Salı günü de bitmişti.
Ve yıl sonuna doğru ilerleyen o yoğun günlerden biri daha geride bırakmıştık.
Çarşamba
Çarşamba sabahları nedense hep daha zor oluyordu.
Haftanın başı geçmişti ama hafta sonu da hâlâ uzaktaydı.
Tam yataktan kalkmaya hazırlanıyordum ki telefonuma bildirim geldi.
Grup.
Açelya: "Bugün hava çok güzel."
Saat 06.18.
Birkaç saniye sonra yeni mesaj geldi.
İrem: "Daha perdeyi açmadım."
Selin: "Ben de."
Ege: "Ben de."
Poyraz: "Ben de."
Açelya: "Ben açtım."
İrem: "Tebrikler."
Telefonu bırakıp gülmeye başladım.
Kahvaltıda bu sefer Lavin konuşuyordu.
Normalde Açelya daha çok konuşurdu.
Ama bugün Lavin piyano kursunda öğrendiği yeni parçadan bahsediyordu.
Açelya ise tostunu yiyordu.
Bir süre sonra durdu.
— Bir şey soracağım.
— Sor.
— Eğer ben piyano çalmayı öğrenirsem kaç yılda öğrenirim?
Lavin düşündü.
— Düzenli çalışırsan?
— Evet.
— Birkaç yıl.
— Vazgeçtim.
Ben çayımı içerken gülmeye başladım.
İlk iki ders oldukça sakindi.
Ama üçüncü derste işler değişti.
Öğretmen sınıfa girer girmez elindeki kâğıtları masaya bıraktı.
Sınıf anında gerildi.
Çünkü herkes aynı şeyi düşündü.
Sınav.
Öğretmen gülümsedi.
— Rahat olun.
Kimse rahatlamadı.
— Sınav değil.
Bu sefer biraz rahatladık.
— Yıl sonu için sınıflar arası bilgi yarışması düzenlenecek.
Bir anda sınıfta sesler yükseldi.
Poyraz hemen döndü.
— Ben katılmam.
Ege:
— Daha ne olduğunu bilmiyorsun.
Poyraz:
— Olsun.
Selin:
— Ben katılırım.
İrem:
— Ben de.
Duru:
— Eğlenceli olabilir.
Açelya:
— İçinde matematik var mı?
Öğretmen:
— Var.
Açelya:
— Katılmıyorum.
Bu sefer sınıf güldü.
Öğle arasında konu tamamen yarışmaya dönmüştü.
Bahçede otururken Selin ciddi ciddi plan yapıyordu.
— Eğer katılırsak kazanabiliriz.
İrem başını salladı.
— Olabilir.
Açelya:
— Ben moral desteği veririm.
— Sen bilgi desteği vermiyorsun yani?
— Hayır.
— Dürüst.
— Teşekkür ederim.
Ders çıkışında herkes farklı yerlere dağıldı.
Ama bugün Selin'in resim kursunda önemli bir günü vardı.
Yeni yaptığı tabloyu hocasına gösterecekti.
Akşam öğrendiğimize göre işler oldukça iyi gitmişti.
Hocası resmi uzun süre incelemiş.
Sonra da:
"Bu şimdiye kadar yaptığın en iyi çalışmalardan biri."
demiş.
Selin bunu gruba yazınca hepimiz tebrik mesajları atmaya başladık.
Duru: "Söylemiştim zaten güzel olacağını."
İrem: "Tebriklerrr."
Açelya: "Ünlü olunca bizi unutma."
Selin: "İlk seni unuturum."
Açelya: "Kırıldım."
Benim tiyatro kursum da oldukça güzel geçmişti.
Bugün ilk kez oyunun tamamını baştan sona denemiştik.
Bazı yerlerde hata yaptık.
Bazı yerlerde durduk.
Ama ilk kez gerçekten bir oyun gibi hissettirmişti.
Çıkışta heyecanlandığımı fark ettim.
Gösteri yaklaşıyordu.
Gerçekten yaklaşıyordu.
Akşamüstü eve geldiğimde Açelya salonda uzanmıştı.
Lavin ise kitap okuyordu.
Ben çantamı bıraktım.
Tam oturacaktım ki telefonum çaldı.
Duru arıyordu.
Açtım.
— Efendim?
— Biz dışarı çıkıyoruz.
— Güzel.
— Siz de gelin.
— Nereye?
— Yemek yemeye.
Birkaç saniye sonra telefon hoparlördeydi.
Ve iki ev aynı anda karar vermişti.
Yaklaşık kırk dakika sonra hepimiz küçük bir kafede buluştuk.
Bu uzun zamandır ilk kez oluyordu.
Kurslar yüzünden herkes farklı saatlerde dönüyordu.
Bir masaya oturduk.
Siparişler verildi.
Sohbet başladı.
Bu sefer konu okul değildi.
Kimse sınavlardan bahsetmiyordu.
Kimse ödevlerden bahsetmiyordu.
Sadece konuşuyorduk.
Selin resim kursundan bahsetti.
İrem yeni öğrendiği parçadan.
Duru yaklaşan maçından.
Ben tiyatrodan.
Lavin piyanodan.
Ege ve Poyraz basketboldan.
Açelya ise binicilikten.
Bir ara heyecanla anlatmaya başladı.
— Son turda gerçekten çok iyiydim.
Poyraz gülümsedi.
— İzlemeye geleceğim.
— Gerçekten?
— Tabii.
Açelya istemsizce gülümsedi.
Bunu gören Selin de bana baktı.
Ben de ona baktım.
İkimiz de gülmemek için uğraştık.
Yemekten sonra dışarı çıktık.
Hava serinlemişti.
Kimse hemen eve dönmek istemiyordu.
Bu yüzden biraz yürüdük.
Kaldırımlarda.
Parkın etrafında.
Dükkanların önünden.
Bir süre sonra Aras telefonunu çıkardı.
— Durun.
— Ne oldu?
— Fotoğraf.
Herkes aynı anda güldü.
Açelya:
— Şaşırdık.
— Çok komiksiniz.
— Çek hadi.
Aras telefonu kaldırdı.
Birkaç saniye sonra fotoğraf çekildi.
Bu sefer profesyonel makine yoktu.
Ama önemli değildi.
Çünkü fotoğrafta yine herkes vardı.
Gece eve döndüğümüzde saat oldukça ilerlemişti.
Yatağa uzandım.
Telefonuma son bir kez baktım.
Gruba yeni bir fotoğraf gelmişti.
Az önce çektiğimiz fotoğraf.
Altına da Aras tek bir şey yazmıştı.
"Bugün güzeldi."
Bir saniye sonra mesajlar gelmeye başladı.
Duru: "Gerçekten güzeldi."
Selin: "Tekrar yapalım."
İrem: "Kesinlikle."
Poyraz: "Yemekler de güzeldi."
Ege: "Şaşırmadık."
Telefonu kapatırken gülümsedim.
Çünkü haklıydılar.
Gerçekten güzel bir gündü.
Perşembe
Perşembe sabahı gözlerimi açtığımda ilk duyduğum şey müzikti.
Hem de yüksek sesle.
Yorganı kafamın üstüne çektim.
İşe yaramadı.
Müzik devam etti.
Sonunda yatağımdan kalkıp odadan çıktım.
Ses salondan geliyordu.
Kapıya geldiğimde gördüğüm manzara yüzünden istemsizce durdum.
Açelya elinde saç fırçasıyla şarkı söylüyordu.
Daha doğrusu şarkıyı söylüyor gibi yapıyordu.
Lavin de mutfaktan çıkmış ona bakıyordu.
— Günaydın.
dedim.
Açelya anında döndü.
— Günaydınnn!
— Saat kaç?
— Yediye geliyor.
— Neden konser veriyorsun?
— Çünkü enerjim var.
Lavin gülmeye başladı.
— Bu sabah fazla enerjik.
— Fazla değil.
— Fazla.
— Tamam biraz fazla.
Okula giderken hava hafif bulutluydu.
Arabada bu sefer ilginç şekilde sessizlik vardı.
Yaklaşık üç dakika sürdü.
Sonra Açelya dayanamadı.
— Bir şey anlatacağım.
— Anlat.
— Dün kursta hocam bana bir şey söyledi.
— Ne dedi?
— İlerleme kaydetmişsin dedi.
— Güzel.
Açelya gülümsedi.
— Çok mutlu oldum.
Lavin başını salladı.
— Olman normal.
Ben de gülümsedim.
Gerçekten ilk başladığı güne göre çok ilerlemişti.
Okulda ilk ders tarihdi.
Her şey normal gidiyordu.
Ta ki öğretmen soru sorana kadar.
— İstanbul'un fethini kim gerçekleştirmiştir?
Sınıfın yarısı aynı anda el kaldırdı.
Poyraz kaldırmadı.
Öğretmen yine de ona söz verdi.
— Poyraz?
Poyraz düşünüyormuş gibi yaptı.
Ege gözlerini kapattı.
Ben gülmemek için camdan dışarı bakıyordum.
— Fatih Sultan Mehmet.
— Doğru.
Poyraz gururla arkasına yaslandı.
— Tebrik ederim.
dedi Açelya.
— Sağ ol.
— İlk kez bildin.
— Ayıp oluyor artık.
Öğle arasında Duru biraz gergin görünüyordu.
Bahçede otururken bunu ilk fark eden Selin oldu.
— İyi misin?
— İyiyim.
— Yalan.
— Yarın maç var ya.
Hepimiz durduk.
Doğru.
Yarın hazırlık maçı vardı.
Ege:
— Heyecan normal.
Poyraz:
— Çok takılma.
İrem:
— Hem biz orada olacağız.
Duru gülümsedi.
— Biliyorum.
— Bağıracağız.
dedi Açelya.
— Bağırma.
— Bağıracağım.
— Açelya.
— Tamam biraz bağıracağım.
Son ders bittiğinde herkes farklı yerlere dağıldı.
Ama bugün ilk kez kursların dışında başka bir şey oldu.
Aras gruba mesaj attı.
Aras: "Bugün fotoğraf kulübünün sergisi var."
Selin: "Ciddi misin?"
Aras: "Evet."
Ege: "Kaçta?"
Aras: "Altıda."
Bir süre sonra plan belli olmuştu.
Kurslardan çıkanlar sergiye uğrayacaktı.
Akşamüstü küçük sergi alanına vardığımızda Aras bizi kapıda karşıladı.
Fotoğraflar duvarlara asılmıştı.
Şehir manzaraları.
İnsanlar.
Doğa fotoğrafları.
Sokaklar.
Bir sürü kare vardı.
Ama en ilginç olan şey...
Bazı fotoğraflardaki kişileri tanıyor olmamızdı.
Bir fotoğrafta Ege basket sahasında görünüyordu.
Bir başkasında Selin resim çizerken.
Birinde Duru antrenmanda.
Birinde İrem gitar çalarken.
Birinde Açelya'nın kahkaha attığı bir an yakalanmıştı.
Açelya uzun süre o fotoğrafa baktı.
— Ben böyle mi gülüyorum?
— Evet.
dedi Aras.
— Güzelmiş.
— Bence de.
Poyraz da fotoğrafa baktı.
— Güzel çıkmışsın.
Açelya istemsizce gülümsedi.
— Teşekkür ederim.
Bir süre sonra Lavin başka bir fotoğrafın önünde durdu.
Aras da yanına geldi.
Fotoğrafta gün batımı vardı.
İkisi bir süre sessizce baktılar.
Sonra Lavin:
— Bu güzel olmuş.
dedi.
Aras gülümsedi.
— Benim de en sevdiklerimden biri.
Bunu görünce Selin yavaşça bana yaklaştı.
— Bunlar çok tatlı.
diye fısıldadı.
— Evet.
— Gerçekten çok tatlı.
— Evet.
Sergiden çıktıktan sonra hava kararmaya başlamıştı.
Herkes yavaş yavaş evlere döndü.
Ama gün henüz bitmemişti.
Çünkü yaklaşık yarım saat sonra grup yeniden hareketlendi.
Duru: "Yarın saat dört."
Ege: "Oradayız."
Poyraz: "Kesin."
Selin: "Başarılar."
İrem: "Yaparsın."
Açelya: "Kazanın."
Duru: "Deneyeceğiz."
O gece yatmaya hazırlanırken Lavin çalışma masasındaydı.
Ben yatağıma uzanmıştım.
Açelya ise telefonuyla uğraşıyordu.
Bir anda doğruldu.
— Kızlar.
— Ne?
— Fark ettiniz mi?
— Neyi?
— Çok büyüdük.
Oda birkaç saniye sessizleşti.
Bu beklenmedik bir cümleydi.
Lavin başını kaldırdı.
— Nereden çıktı şimdi?
Açelya omuz silkti.
— Bilmiyorum.
— Ama doğru.
Ben tavana baktım.
Tatil.
Kurslar.
Sınavlar.
Yarışmalar.
Maçlar.
Gösteriler.
Gerçekten zaman çok hızlı geçmişti.
Ama bunu düşünmek için yarın vardı.
Çünkü yarın Duru'nun maçı vardı.
Ve şimdiden onu izlemek için sabırsızlanıyordum.
Cuma
Cuma sabahı uyandığımda ilk düşündüğüm şey okul değildi.
Duru'nun maçıydı.
Telefonumu elime aldım.
Saat 06.41.
Gruba baktım.
Beklediğim gibi en erken mesaj yine Açelya'dandı.
Açelya: "BUGÜN MAÇ GÜNÜ."
Duru: "Saat daha yedi değil."
Açelya: "OLSUN."
İrem: "Bana neden bağırıyorsun?"
Selin: "Kolay gelsin Duru."
Ege: "Kazanırsınız."
Poyraz: "Rakip korksun."
Telefonu bırakıp gülümsedim.
Sanırım Duru'nun heyecanından çok biz heyecanlıydık.
Mutfakta bu sefer herkes normalden daha sakindi.
Lavin kahvaltı hazırlıyordu.
Açelya ise telefonuna bakıyordu.
— Duru gergin midir?
diye sordu.
— Birazdır.
dedim.
— Ben olsam çok gergin olurdum.
— Sen binicilik yarışına çıktığında da öyleydin.
— Doğru.
— Sonra kazandın.
Açelya gülümsedi.
— O da doğru.
Okulda gün normal başlamıştı.
Ama teneffüslerde herkes dönüp dönüp aynı şeyi konuşuyordu.
Maç.
Öğle arasında Duru'nun yanına gittik.
Selin:
— Hazır mısın?
— Sanırım.
İrem:
— Güzel oynarsın.
Duru:
— Umarım.
Poyraz omzuna hafifçe vurdu.
— Takma kafana.
Ege de başını salladı.
— Eğlenmeye bak.
Duru biraz rahatlamış görünüyordu.
Son ders bittiğinde herkes hızlı hareket etmeye başladı.
Çünkü maç dörtteydi.
Biz de salona gitmek için toparlandık.
Yaklaşık yarım saat sonra tribündeydik.
Salon yavaş yavaş doluyordu.
Duru ve takım arkadaşları ısınmaya başlamıştı.
Açelya ayağa kalktı.
— DURUUUU!
İrem onu tekrar yerine oturttu.
— Daha başlamadı.
— Destek veriyorum.
— Biraz sessiz ver.
Maç başladığında hepimiz dikkat kesildik.
İlk set oldukça çekişmeliydi.
Sayılar sürekli birbirine yaklaşıyordu.
Duru birkaç güzel karşılama yaptı.
Bir sayı da aldı.
Açelya neredeyse her pozisyonda alkışlıyordu.
Sonunda ilk seti Duru'nun takımı kazandı.
Tribünde küçük bir kutlama yaşandı.
— İşte bu!
— Çok iyi!
— Devam!
Duru bize doğru bakıp gülümsedi.
İkinci set daha zordu.
Rakip takım toparlanmıştı.
Bu kez onlar öne geçti.
Uzun ralliler oynandı.
Birkaç sayı fark açıldı.
Ve sonunda set rakip takımın oldu.
1-1.
Poyraz öne eğildi.
— Şimdi iş ciddileşti.
Ege başını salladı.
— Evet.
Üçüncü set başladığında salondaki hava tamamen değişmişti.
İki takım da kazanmak istiyordu.
Sayılar ilerledikçe heyecan arttı.
20-20.
21-21.
22-22.
Kimse yerinde duramıyordu.
Ben bile ellerimi sıkmaya başlamıştım.
Sonra...
23-23.
Bir sayı rakip takım aldı.
23-24.
Sessizlik.
Son servis.
Top havalandı.
Kısa bir mücadele oldu.
Ve sayı...
Rakip takımın.
23-25.
Maç bitmişti.
Duru birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Takım arkadaşları yanına geldi.
Ama üzgün olduğu belliydi.
Biz de maç bittikten sonra dışarıda onu bekledik.
Birkaç dakika sonra yanımıza geldi.
Açelya ilk sarılan kişi oldu.
— Çok iyiydin.
— Kaybettik ama.
— Olsun.
— Gerçekten olsun.
Selin de gülümsedi.
— İlk set harikaydı.
İrem:
— Bir sürü güzel sayı aldın.
Poyraz:
— Sonuç her zaman her şey değil.
Ege:
— Bir dahaki sefere alırsınız.
Duru hafifçe gülümsedi.
— Teşekkür ederim.
Kimse hemen eve gitmek istemedi.
Bu yüzden yakındaki küçük bir kafeye geçtik.
Masaya oturduğumuzda konu yavaş yavaş maçtan uzaklaştı.
Bu da iyi olmuştu.
Bir süre sonra Selin yeni çiziminden bahsetmeye başladı.
İrem kursunda öğrendiği bir parçayı anlattı.
Poyraz basket antrenmanındaki komik bir olayı anlattı.
Hatta Duru bile gülmeye başlamıştı.
Tam istediğimiz şey buydu.
Akşam hava karardığında herkes evlere dönmeye başladı.
Ben, Açelya ve Lavin eve vardığımızda saat oldukça ilerlemişti.
Açelya ayakkabılarını çıkarıp koltuğa bıraktı kendini.
— Yoruldum.
— Şaşırmadık.
dedim.
— Ben ciddi söylüyorum.
— Ben de.
Lavin güldü.
— Bugün hepimiz yorulduk.
Yatmadan önce son kez telefona baktım.
Gruba yeni mesaj gelmişti.
Duru: "Bugün geldiğiniz için teşekkür ederim."
Birkaç saniye içinde cevaplar yağmaya başladı.
Selin: "Her zaman."
İrem: "Tabii ki."
Ege: "Bir dahaki maça da geliriz."
Poyraz: "Kesin."
Açelya: "HEPSİNE GELİRİZ."
Duru: "Bağırmazsan olur."
Açelya: "Söz vermiyorum."
Telefonu kapatırken istemsizce gülümsedim.
Hafta bitmişti.
Ve ne garipti ki...
En sevdiğim günler genelde özel günler değil,
Arkadaşlarımla geçen sıradan günler oluyordu.
Cumartesi
Cumartesi sabahı alarm sesiyle değil, güneşle uyandım.
Bu bile moralimi düzeltmeye yetmişti.
Birkaç saniye yatağımda uzandım.
Sonra telefonuma baktım.
Saat 09.24.
Hafta içi olsa çoktan ikinci ders başlamış olurdu.
Gülümseyerek doğruldum.
Tam o sırada salondan sesler geldi.
Merak edip dışarı çıktım.
Açelya koltuğa yayılmıştı.
Lavin ise mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.
— Günaydın.
— Günaydın.
— Nihayet uyandın.
— Saat kaç?
— Dokuz buçuk.
— Harika.
Açelya telefonu gösterdi.
— Bugün plan var.
— Ne planı?
— Hepimiz buluşuyoruz.
— Ne zaman?
— Öğleden sonra.
— Kim ayarladı?
— Ben.
Bir an durdum.
— Herkes kabul etti mi?
— Şaşırtıcı şekilde evet.
Kahvaltı uzun sürdü.
Çünkü kimsenin acelesi yoktu.
Lavin kursunda çalıştığı parçadan bahsediyordu.
Açelya da binicilik merkezindeki yeni parkurdan.
Ben de tiyatro gösterisinin yaklaştığını anlattım.
Bir ara hepimiz aynı anda sustuk.
Sonra Açelya:
— Çok yoğunuz aslında.
dedi.
— Evet.
— Ama güzel yoğunluk.
— Kesinlikle.
Öğleye doğru herkes kendi işlerine dağıldı.
Ben biraz metin çalıştım.
Lavin piyano başına geçti.
Açelya ise odasını toplamaya karar verdi.
Yaklaşık on dakika sonra salondan ses geldi.
— YARENN!
— Ne oldu?
— Şunu gör!
Odasına girdim.
Yatağın altında kaybolduğunu sandığı bir kulaklığı bulmuştu.
— Bunun için mi çağırdın?
— Evet.
— Tebrik ederim.
— Teşekkür ederim.
Saat üç gibi evden çıktık.
Buluşma noktası küçük bir kafeydi.
İlk gelen bizdik.
Birkaç dakika sonra Selin, İrem ve Duru geldi.
Sonra Ege ile Poyraz.
En son da Aras.
Masaya oturduğumuzda bir süre herkes aynı anda konuşmaya başladı.
Kimse kimseyi dinlemiyordu.
Bu yüzden sonunda İrem:
— Sırayla konuşalım.
dedi.
— Mantıklı.
dedi Selin.
Açelya ise:
— Hayır.
cevabını verdi.
Bir süre sonra konu kurslara geldi.
Selin telefonundan yeni çizimini gösterdi.
Gerçekten güzeldi.
Duru uzun uzun baktı.
— Bunu nasıl yapıyorsun?
— Bilmiyorum.
— Ben yapamam.
— Ben de voleybol oynayamam.
— Haklısın.
İrem de yeni öğrendiği parçadan bahsetti.
Sonra Lavin.
Sonra ben.
Bir noktada herkes kendi kursundan bir şey anlatıyordu.
Bunu fark edince gülümsedim.
Aylar önce kayıt yaptırdığımız gün aklıma geldi.
Hepimiz biraz değişmiştik.
Kafeden çıktıktan sonra yakındaki parka yürüdük.
Hava güzeldi.
İnsanlar dolaşıyordu.
Çocuklar oynuyordu.
Biz de boş bir bank grubuna oturduk.
Poyraz ile Ege basketbol tartışıyordu.
Selin fotoğraf çekiyordu.
Duru telefonuyla uğraşıyordu.
Açelya ise durduk yere:
— Dondurma yiyelim.
dedi.
— Daha yeni çıktık.
dedim.
— Olsun.
— Az önce pasta yedin.
dedi İrem.
— O da olsun.
Sonuç olarak dondurma aldık.
Akşamüstüne doğru ayrılmaya başladık.
Çünkü ertesi gün herkesin kursu vardı.
Ama kimse hemen eve gitmek istemiyordu.
Bu yüzden vedalaşmak bile on dakika sürdü.
Poyraz giderken:
— Haftaya da yapalım.
dedi.
— Bakarız.
dedi Ege.
— Bu evet demek.
— Hayır.
— Evet.
Eve döndüğümüzde hava kararmaya başlamıştı.
Lavin çalışma masasının başına geçti.
Ben tiyatro metnime göz attım.
Açelya ise yatağın üzerine uzandı.
Yaklaşık beş dakika sessizlik oldu.
Sonra:
— Bugün güzeldi.
dedi.
— Evet.
dedim.
Lavin de başını salladı.
— Evet.
Pencereden dışarı baktım.
Yıl sonuna doğru yaklaşıyorduk.
Gösteriler.
Yarışmalar.
Sınavlar.
Bir sürü şey vardı önümüzde.
Ama bugün bunların hiçbirini düşünmek istemiyordum.
Çünkü bazen sıradan bir Cumartesi günü bile oldukça güzel geçiyor.
Pazar
Pazar sabahı gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey huzurdu.
Alarm yoktu.
Okul yoktu.
Acele yoktu.
Yatağımda birkaç dakika daha uzandım.
Sonra telefonuma baktım.
Saat 10.12.
Normalde bu saatte çoktan ikinci derse girmiş olurdum.
Yüzümde küçük bir gülümseme oluştu.
Tam o sırada telefona bildirim geldi.
Grup.
Poyraz: "Uyandınız mı?"
İrem: "Evet."
Selin: "Maalesef."
Ege: "Evet."
Duru: "Uyandım."
Yaklaşık otuz saniye sonra.
Açelya: "GÜNAYDINNNN."
İrem: "Başladı."
Salona çıktığımda Lavin kahvaltıyı hazırlıyordu.
Açelya ise pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu.
— Günaydın.
— Günaydın.
— Ne yapıyorsun?
— Hiç.
— Emin misin?
— Biraz canım sıkılıyor.
Şaşırdım.
Bu cümleyi Açelya'dan çok duymuyordum.
— Neden?
— Yarın okul var.
Lavin kahkaha attı.
— Sebep bu mu?
— Evet.
— Haklı.
dedim.
Kahvaltıdan sonra herkes kendi işiyle uğraşmaya başladı.
Ben tiyatro metnime göz attım.
Lavin piyano çalıştı.
Açelya ise önce telefonla uğraştı.
Sonra sıkıldı.
Sonra televizyon açtı.
Sonra tekrar sıkıldı.
En sonunda bizim odaya gelip yatağın üzerine kendini bıraktı.
— Canım sıkılıyor.
— Biliyoruz.
— Bir şey yapalım.
— Ne?
— Bilmiyorum.
— Çok yardımcı oldun.
Öğleden sonra Selin mesaj attı.
Selin: "Bizde sıcak çikolata günü var."
Açelya: "O ne?"
İrem: "Sıcak çikolata içiyoruz."
Açelya: "Bizi çağırmadınız."
Duru: "Şimdi çağırıyoruz."
Yaklaşık kırk dakika sonra üçümüz onların evindeydik.
Kapıyı Selin açtı.
İçeri girer girmez çikolata kokusu geldi.
Duru mutfaktaydı.
İrem de bardakları hazırlıyordu.
— Vay be.
dedim.
— Profesyonel olmuş.
İrem gururlu şekilde başını salladı.
— Tabii.
— Kesin internetten baktın.
— Detaylar önemli değil.
Bir süre sonra herkes salondaydı.
Ortada atıştırmalıklar vardı.
Sıcak çikolatalar da hazırlanmıştı.
Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu.
Çünkü sohbet daha eğlenceliydi.
Selin yeni çizim fikrinden bahsetti.
Lavin piyano kursunda öğrendiği parçadan.
Ben tiyatro provasından.
Bir noktada konu dönüp dolaşıp kurslara geldi.
Duru koltuğa yaslandı.
— Düşünsenize.
— Neyi?
— İlk başladığımız günü.
Bir an durduk.
Gerçekten uzun zaman geçmişti.
İrem gülümsedi.
— Açıkçası ben bu kadar seveceğimi düşünmüyordum.
— Ben de.
dedim.
Selin başını salladı.
— Ben de.
Açelya bir süre düşündü.
Sonra gülümsedi.
— Ben düşünüyordum.
— Neden?
— Çünkü atlar çok güzel.
Hepimiz gülmeye başladık.
Akşamüstüne doğru Ege, Poyraz ve Aras da geldi.
Bir anda ev daha da kalabalıklaştı.
Poyraz içeri girer girmez masadaki kurabiyeleri fark etti.
Ege gözlerini devirdi.
— Daha kapıdan girdin.
— Gözlerim iyi görüyor.
— Belli oluyor.
Bir süre sonra konu okulun son aylarına geldi.
Aras:
— Bu yıl çok hızlı geçti.
dedi.
Kimse itiraz etmedi.
Çünkü hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.
Sanki daha dün kurslara kayıt yaptırmıştık.
Daha dün Adana tatiline gitmiştik.
Daha dün Duru'nun maçını izliyorduk.
Ama zaman geçmişti.
Hem de hızlı geçmişti.
Akşam hava kararmaya başladığında herkes yavaş yavaş toparlandı.
Çünkü ertesi gün okul vardı.
Kapının önünde vedalaşırken Duru:
— Yarın görüşürüz.
dedi.
Selin:
— Erken yatın.
İrem:
— Özellikle siz.
diyerek Açelya ile Poyraz'a baktı.
— Ne alaka?
— Çok alaka.
Eve döndüğümüzde saat dokuzu geçmişti.
Ben çantamı hazırladım.
Lavin de yarın için notalarını düzenledi.
Açelya ise yatağın üstüne uzanmıştı.
— Tatil olsa güzel olurdu.
dedi.
— Daha yeni tatilden geldik.
— Bir daha olsun.
— Mantıklı.
Lavin güldü.
— Hiç değişmeyeceksin.
— İnşallah.
Yatağıma uzandığımda telefonuma son kez baktım.
Gruba yeni mesaj gelmişti.
Aras: "Bu hafta güzeldi."
Duru: "Katılıyorum."
Selin: "Ben de."
İrem: "Ben de."
Poyraz: "Ben de."
Ege: "Ben de."
Lavin: "Ben de."
Birkaç saniye sonra son mesaj geldi.
Açelya: "Tamam hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz galiba."
Telefonu kapattım.
Yüzümde hafif bir gülümseme vardı.
Çünkü haklıydı.
Bu hafta gerçekten güzeldi.
Ve yarın yeni bir hafta başlayacaktı.
Ama nedense artık bundan korkmuyordum.
Çünkü yanımda bu insanlar vardı.
Ve galiba bazen bir haftayı güzel yapan şey de buydu.
15. bölüm böylece güzel bir şekilde kapanabilir. 📖✨
bölümde ise artık tempo yavaş yavaş yükselir:
Yazılı haftaları,
Kursların yıl sonu etkinlikleri,
Yaren'in tiyatro gösterisi,
İrem'in gitar performansı,
Lavin'in piyano dinletisi,
Selin'in sergisi,
Açelya'nın yarışması,
Ege ve Poyraz'ın maçları,
ve sonunda yılın kapanışına doğru ilerliyordu.
