Ege Fırtınası kitap kapağı

16. bölüm / 17

Ege Fırtınası

16.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Zebraa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 16.Bölüm

Pazartesi
Pazartesi sabahı alarm çaldığında onu kapatıp tekrar uyumayı ciddi ciddi düşündüm.
Ama sadece düşündüm.
Çünkü birkaç saniye sonra Açelya odama daldı.
— Kalk.
— Daha erken.
— Değil.
— Erken.
— Değil.
Yorganı kafamın üstüne çektim.
İşe yaramadı.
— Yaren.
— Hı?
— Yazılı haftası başlıyor.
Gözlerimi açtım.
— Moralimi bozduğun için teşekkür ederim.
— Rica ederim.
Mutfakta Lavin çoktan hazırlanmıştı.
Masada tost vardı.
Çay vardı.
Ve Açelya'nın yüzünde alışılmadık bir ifade vardı.
Endişe.
— İyi misin?
dedim.
— Matematik var.
— Daha Perşembe günü.
— Olsun.
— Daha üç gün var.
— Üç gün çok az.
Lavin çayından bir yudum aldı.
— Bu cümleyi senden duymayı beklemiyordum.
— Ben de.
Okul koridorları her zamanki gibi kalabalıktı.
Ama bu sefer farklı bir hava vardı.
Yıl sonu yaklaşmıştı.
Öğretmenler sürekli sınavlardan bahsediyordu.
Öğrenciler de sürekli notlardan.
İlk teneffüste herkes bahçedeydi.
Selin elindeki notlara bakıyordu.
İrem de yanında oturmuştu.
Duru bir şeyler okuyordu.
Biz yanlarına gidince Selin direkt:
— Çalıştınız mı?
dedi.
Açelya cevap vermedi.
— Açelya?
— Bu konuşmayı yapmak istemiyorum.
Hepimiz güldük.
Öğle arasında kantinde otururken konu yine sınavlara geldi.
Ege:
— Ben tarih çalışacağım.
Poyraz:
— Ben eve gidince çalışırım.
İrem:
— Çalışmayacaksın.
— Çalışacağım.
— Hayır.
— Evet.
— Hayır.
— Evet.
Selin:
— Bu tartışmayı üç aydır yapıyorsunuz.
— Çünkü haklıyım.
dedi Poyraz.
Son ders zili çaldığında herkes biraz daha yorulmuş görünüyordu.
Ama gün bitmemişti.
Kurslar vardı.
Ben tiyatroya gittim.
Lavin piyano kursuna.
Açelya binicilik merkezine.
Bugünkü prova beklediğimden daha yoğundu.
Hocamız artık gösteri tarihinin yaklaştığını açık açık söylemeye başlamıştı.
Bu da herkesin daha dikkatli çalışmasına neden oluyordu.
Bir sahneyi üç kez tekrar ettik.
Sonunda hocamız:
— İşte bu.
dedi.
Ve ilk kez gerçekten iyi gittiğini hissettim.
Akşam eve döndüğümde saat sekize geliyordu.
Kapıyı açtığımda içeriden müzik sesi geliyordu.
Lavin piyano çalışıyordu.
Açelya ise koltuğa uzanmış telefonuyla uğraşıyordu.
— Hoş geldin.
— Hoş buldum.
— Nasıldı?
— Yorucuydu.
— Benimki de.
dedi Açelya.
— Seninki hep yorucu.
— Çünkü atlar beni seviyor.
— Bunun yorulmakla alakası ne?
— Bilmiyorum.
Bir süre sonra grup hareketlendi.
Selin: "Ben tarih çalışıyorum."
İrem: "Ben de."
Duru: "Ben de."
Ege: "Ben de."
Birkaç saniye geçti.
Poyraz: "..."
Selin: "Poyraz?"
Poyraz: "Ben çalışacağım."
İrem: "Şu an ne yapıyorsun?"
Poyraz: "Yatıyorum."
Ege: "Şaşırmadık."
Gece ilerledikçe ev sessizleşmeye başladı.
Lavin notalarını topladı.
Ben tiyatro metnimi kapattım.
Açelya da sonunda telefonunu bıraktı.
Yatmaya hazırlanırken bir an durup odama baktım.
Birkaç ay önce bu eve ilk taşındığımız gün geldi aklıma.
Şimdi ise her şey çok normal hissettiriyordu.
Sanki yıllardır burada yaşıyorduk.
Ve garip şekilde bu hoşuma gidiyordu.
Yatağıma uzanırken telefonuma son bir bildirim düştü.
Aras: "Herkese iyi geceler."
Ardından sırayla cevaplar gelmeye başladı.
Ben de kısa bir cevap yazdım.
Sonra telefonu kapatıp gözlerimi kapattım.
Çünkü yarın yeni bir gün başlayacaktı.
Ve kim bilir...
Belki biraz daha ilginç olurdu.
Salı
Salı sabahı uyandığımda nedense günün normal geçeceğini düşünüyordum.
Yanılmışım.
Hem de bayağı.
Okulda ilk birkaç ders oldukça sakindi.
Herkes yavaş yavaş yazılı haftasının yaklaşmasının stresini yaşamaya başlamıştı.
Selin teneffüslerin yarısını notlarına bakarak geçiriyordu.
İrem de ona eşlik ediyordu.
Duru'nun önünde sürekli voleybol taktiği çizilmiş kağıtlar oluyordu.
Ben tiyatro metnime göz atıyordum.
Açelya ise...
Bir şey yapmıyordu.
Gerçekten.
Hiçbir şey.
Öğle arasında bahçedeydik.
Poyraz telefona bakıp gülümsedi.
Açelya da birkaç saniye sonra telefonuna baktı.
Ve o da gülümsedi.
İrem bunu fark etti.
— Siz niye sırıtıyorsunuz?
— Hiç.
dedi Açelya.
— Kesin bir şey var.
— Yok.
Poyraz da masum masum başını salladı.
Kimse inanmadı.
Dersler bittikten sonra herkes çıkışa yöneldi.
Ben çantamı toplarken Açelya yanıma geldi.
— Akşam biraz geç gelebilirim.
— Nereye?
— Poyraz'la buluşacağız.
— Ooo.
— O ses tonu ne?
— Hiç.
— Kesin bir şey demeye çalışıyorsun.
— Yok.
Eve döndüğümüzde Lavin de odasında hazırlanıyordu.
Saçlarını düzeltiyordu.
Bu bile tek başına şüpheliydi.
Kapısına yaslandım.
— Sen nereye?
— Aras'la buluşacağım.
— Ooo.
Bu sefer Lavin güldü.
— Sen de mi?
— Evet.
— O ses tonunu biliyorum.
— Hepiniz beni yalnız bırakıyorsunuz.
— Birkaç saatliğine.
— Olsun.
Yaklaşık yarım saat sonra ikisi de çıktı.
Önce Açelya.
Sonra Lavin.
Kapı kapandı.
Ev sessizleşti.
Gerçekten sessizleşti.
Bir süre salonda oturdum.
Sonra mutfağa gittim.
Bir bardak su aldım.
Sonra odama döndüm.
Sonra tekrar salona geldim.
Canım sıkılmıştı.
Telefonumu açtım.
Gruba yazdım.
Yaren: "İlişkim olmamasıyla sınanıyor gibiyim."
Mesajın üstünden beş saniye geçmeden cevap geldi.
İrem: "Ne oldu?"
Yaren: "Açelya Poyraz'la çıktı."
Selin: "Tamam."
Yaren: "Lavin de Aras'la çıktı."
Duru: "Tamam."
Yaren: "Ben evde yalnızım."
İrem: "Ağlama."
Yaren: "Düşüneceğim."
Tam o sırada zil çaldı.
Bir an durdum.
Kim gelmiş olabilirdi?
Kapıya gittim.
Açtım.
Karşımda Ege vardı.
İki elinde de poşetler vardı.
— Selam.
— Ege?
— Evet.
— Hayırdır?
— Canım sıkıldı.
Elindeki poşetlere baktım.
— Bunlar ne?
— Atıştırmalıklar.
— Başka?
— Kutu oyunları.
— Kaç tane aldın?
— Birkaç tane.
Poşetin içine baktım.
Gerçekten birkaç tane vardı.
— Sen ciddiymişsin.
— Her zaman.
On dakika sonra salonun ortası tamamen değişmişti.
Masa dolmuştu.
Cipsler.
Çikolatalar.
Gazozlar.
Kurabiyeler.
Bir sürü şey vardı.
— Bunların yarısını niye aldın?
— İndirim vardı.
— Mantıklı.
— Bence de.
İlk olarak kutu oyunu oynadık.
Başta her şey sakindi.
Sonra işler değişti.
Ege beklenmedik şekilde rekabetçi çıktı.
— Hayır.
— Ne hayırı?
— O hamle sayılmaz.
— Sayılır.
— Sayılmaz.
— Sayılır.
Yaklaşık iki dakika tartıştık.
Sonunda ikimiz de gülmeye başladık.
Saat ilerledikçe oyunlar değişti.
Bir ara eski fotoğraflara baktık.
Aras'ın çektiği fotoğraflar.
Adana tatili.
Duru'nun maçı.
Açelya'nın yarış günü.
Bir sürü anı.
Ege bir fotoğrafı görünce güldü.
— Poyraz buna niye böyle bakıyor?
— Çünkü Açelya konuşuyor.
— Haklı.
— Ege.
— Ne?
— Ayıp.
— Biraz.
Sonra konu geleceğe geldi.
YKS.
Üniversite.
Mezuniyet.
Yıl sonu.
Bir süre ciddi ciddi konuştuk.
Sonra tekrar saçmalamaya başladık.
Çünkü biz buyduk.
Saat ilerledikçe fark etmeden zaman geçmişti.
Bir ara saate baktım.
22.57.
— Oha.
— Ne oldu?
— Saat on bire geliyor.
Ege de baktı.
— Ciddi misin?
— Evet.
— Hızlı geçmiş.
— Biraz.
Sonunda toparlanmaya başladık.
Boş paketleri topladık.
Oyunları kutularına yerleştirdik.
Ege kapıya yöneldi.
— Eğlenceliydi.
— Evet.
— Bir dahaki sefere daha çok oyun getiririm.
— Daha mı çok?
— Evet.
— Korkuyorum.
Ege güldü.
— Görüşürüz.
— Görüşürüz.
Kapıyı kapatmaya hazırlanıyordum ki...
Dııng dooong.
Zil tekrar çaldı.
Bir an durdum.
Sonra kapıyı açtım.
Karşımda Açelya ve Lavin vardı.
İkisi de aynı anda konuştu.
— KIZIM HAYIRDIR?
— İçeri girerken Ege'yi gördük!
— Ne yaptınız?
— Kavga mı ettiniz?
— Evi mi dağıttınız?
— Hayır!
İçeri girdiler.
Açelya ayakkabılarını çıkarırken hâlâ bana bakıyordu.
— Anlat.
— Ne anlatayım?
— Her şeyi.
— Ege geldi.
— Sonra?
— Oyun oynadık.
— Sonra?
— Atıştırmalık yedik.
— Sonra?
— Sohbet ettik.
— Bu kadar mı?
— Evet.
Açelya koltuğa oturdu.
— Beklediğimden normalmiş.
— Teşekkür ederim sanırım.
Bu sırada Lavin gülüyordu.
— Biz yokken sıkılmaz diye düşünmüştüm.
— Ben de öyle düşünmüştüm.
— Sıkıldım zaten.
— Sonra?
— Ege geldi.
Açelya kahkaha attı.
— Kurtarıcın olmuş.
— Biraz.
Yaklaşık yarım saat daha oturup sohbet ettik.
Açelya buluşmasından bahsetti.
Poyraz'ın yine fazla yemek sipariş ettiğinden.
Lavin de Aras'la gezdiklerini anlattı.
Ben de Ege'yle geçirdiğim akşamı anlattım.
Sonunda saat iyice ilerledi.
Yatmaya hazırlanırken istemsizce gülümsedim.
Sabah sıradan başlayacağını düşündüğüm gün...
Beklediğimden çok daha eğlenceli geçmişti.
Çarşamba
Çarşamba sabahı uyandığımda ev beklediğimden daha hareketliydi.
Normalde sabahları en enerjik kişi Açelya olurdu.
Ama bugün bir tuhaflık vardı.
Salona çıktığımda Açelya'nın masaya yayılmış halde oturduğunu gördüm.
Önünde matematik defteri vardı.
Bir sürü işlem.
Bir sürü karalama.
Ve oldukça mutsuz bir yüz ifadesi.
Bir süre sessizce izledim.
Sonra yanına oturdum.
— Günaydın.
— Değil.
— Daha güne başlamadık.
— Ben başladım.
— Ne oldu?
Açelya defteri bana doğru çevirdi.
— Şu oldu.
Soruyu birkaç saniye inceledim.
Sonra tekrar Açelya'ya baktım.
Sonra tekrar soruya baktım.
Ardından hiç düşünmeden seslendim.
— LAVİİİNN!
Mutfaktan ses geldi.
— Ne oldu?
— Matematik.
— Geliyorum.
Birkaç saniye sonra Lavin elinde kupasıyla geldi.
Soruyu gördü.
Açelya'ya baktı.
Tekrar soruya baktı.
— Açelya.
— Efendim?
— Burada artı yerine eksi almışsın.
Oda sessizleşti.
Ben sustum.
Lavin sustu.
Açelya sustu.
Sonra deftere baktı.
Tekrar baktı.
Bir kez daha baktı.
— ...
— ...
— ...
— Ben gidiyorum.
Bir anda ayağa kalktı.
Ben kahkahayı patlattım.
Lavin de gülmeye başladı.
— Yirmi dakikadır bununla uğraşıyordum!
— Geçmiş olsun.
Okula giderken Açelya hâlâ matematiğe küstü.
Arabada müzik açıktı.
Ama o camdan dışarı bakıyordu.
— Matematik seni bu kadar üzmemeli.
dedim.
— Üzmedi.
— Üzdü.
— Biraz.
Lavin arka koltuktan:
— Perşembe sınavdan sonra geçer.
dedi.
— Umarım.
Okula vardığımızda ilk iki ders normal geçti.
Ama üçüncü derste sınıf öğretmeni içeri girdiğinde elinde birkaç kâğıt vardı.
Bu asla iyiye işaret değildi.
Sınıf anında sessizleşti.
Öğretmen masaya dosyaları bıraktı.
— Çocuklar.
Bu da iyiye işaret değildi.
— Yıl sonu etkinliklerinin tarihleri belli oldu.
Bir anda herkes toparlandı.
İşte bu iyiye işaretti.
Öğretmen tek tek açıklamaya başladı.
Tiyatro gösterisi.
Müzik dinletisi.
Sanat sergisi.
Kulüp etkinlikleri.
Hepsi yavaş yavaş açıklanıyordu.
Ben tiyatro tarihini duyunca istemsizce dikleştim.
İki hafta.
Sadece iki hafta kalmıştı.
Gerçekten yaklaşmıştı.
Öğle arasında her zamanki masamıza oturduk.
Konu doğal olarak etkinliklere geldi.
İlk konuşan Selin oldu.
Normalden daha heyecanlı görünüyordu.
— Bizim serginin tarihi de kesinleşmiş.
dedi.
İrem hemen döndü.
— Ne zaman?
— Gelecek hafta.
— Ciddi misin?
— Evet.
Selin istemsizce gülümsedi.
— Bir de hocam resmimi girişe yakın koyacakmış.
Bir an durduk.
Sonra hepimiz aynı anda konuşmaya başladık.
— Oha.
— Ciddi misin?
— Çok iyi.
— Harika.
Selin utanmış gibi gülümsedi.
Bu kadar mutlu olduğunu görmek güzeldi.
Dersler bittikten sonra herkes kurslarına dağıldı.
Bu kez Selin'in kursunu görelim.
Sonradan anlattığına göre bugün hocası resmi çerçeveletmesini istemiş.
Çünkü sergide kullanılacaktı.
Selin bunu bize yazdığında grup anında hareketlendi.
Selin: "Çerçevelettireceğim."
İrem: "Aşırı iyi."
Duru: "Sergiyi görmek istiyorum."
Yaren: "Biz de istiyoruz."
Açelya: "Ben olsam evin girişine asarım."
Selin: "Sergiden sonra alırsın."
Açelya: "Tamam."
Akşam ise sıra diğer evdeydi.
Bunu sonradan İremlerden dinledik.
İrem gitar çalışıyormuş.
Selin çizim yapıyormuş.
Duru da antrenmandan yeni gelmiş.
Her şey normal gidiyormuş.
Ta ki...
Elektrikler gidene kadar.
Bir anda.
Pat.
Her yer karanlık.
— Oha.
demiş İrem.
— Ne oldu?
demiş Duru.
— Elektrikler gitti.
Selin odasından çıkmış.
— Şaka yapıyorsunuz.
— Keşke.
Mecburen salona geçmişler.
Telefon ışıkları açılmış.
Mum bulunmuş.
Ve bütün planlar çöpe gitmiş.
Ama sonradan anlatmalarına göre günün en güzel kısmı da o olmuş.
Çünkü ilk kez uzun zamandır sadece oturup sohbet etmişler.
Kurslardan.
İlk tanıştıkları günden.
Taşındıkları ilk haftadan.
Yaşadıkları komik olaylardan.
Konuşup durmuşlar.
Gece saatlerinde grup yine hareketlendi.
Selin: "Elektrikler gitti."
Poyraz: "Ben yaptım."
Ege: "Yapmadı."
İrem: "Neden yaptın?"
Poyraz: "Canım sıkıldı."
Duru: "İnanırım."
Açelya: "Ben yardım ettim."
Yaren: "Şaşırmadık."
Lavin: "Hiç şaşırmadık."
Yatağıma uzandığımda günün ne kadar hızlı geçtiğini fark ettim.
Gösteriler yaklaşmaya başlamıştı.
Sınavlar da.
Kurslar da.
Yıl sonu da.
Her şey aynı anda hızlanıyordu.
Ama ne kadar yoğun olursak olalım...
Günün sonunda yine aynı gruba dönüyorduk.
Ve galiba bunu bu kadar güzel yapan şey de buydu.
Perşembe
Perşembe sabahı alarm çaldığında ilk yaptığım şey telefonu kapatmak oldu.
İkinci yaptığım şey ise tekrar uyumaya çalışmaktı.
Başarılı olamadım.
Çünkü birkaç saniye sonra Açelya'nın sesi duyuldu.
— KALKINNN!
Gözlerimi açtım.
— Neden bağırıyorsun?
— Çünkü bugün matematik sınavı var.
— Senin sınavın var diye herkesin kulak zarını patlatmana gerek yok.
— Panik yapıyorum.
— Belli oluyor.
Mutfakta Lavin sakince kahvaltı hazırlıyordu.
Açelya ise tostunu yerken notlarına bakıyordu.
Bu görüntü gerçekten nadirdi.
— Çalışıyor musun?
dedim.
— Evet.
— Açelya çalışıyor.
— Evet.
— Dünyanın sonu geliyor olabilir.
Açelya bana ekmek attı.
Okula vardığımızda koridorlarda normalden daha fazla öğrenci vardı.
Herkes son tekrarlarını yapıyordu.
Selin notlarına bakıyordu.
İrem bir şeyler okuyordu.
Duru da aynı şekilde.
Poyraz ise...
Koridora yaslanmış durmuştu.
— Çalıştın mı?
dedim.
— Biraz.
Ege yanımıza geldi.
— Yalan söylüyor.
— İftira.
— Dün akşam basket videosu izliyordun.
— Çalışırken mola verdim.
— Üç saat mi?
— Detay.
Sınav düşündüklerinden daha iyi geçti.
En azından çoğumuz için.
Açelya sınav çıkışında sınıftan çıktı.
Hepimiz ona baktık.
— Nasıldı?
diye sordum.
Birkaç saniye düşündü.
— Hayattayım.
— Güzel.
— Daha iyisini beklemeyin.
Öğle arasında herkes biraz rahatlamıştı.
Bir sınav geride kalmıştı sonuçta.
Tam kantinde otururken İrem'in telefonu çaldı.
Bir süre konuştu.
Sonra kapattı.
Yüzünde garip bir ifade vardı.
— Ne oldu?
diye sordu Selin.
İrem birkaç saniye sustu.
Sonra gülümsedi.
— Hocam aradı.
— Eee?
— Küçük bir performans günü düzenlenecekmiş.
Masadakiler bir anda canlandı.
— Ciddi misin?
— Evet.
— Ne zaman?
— Önümüzdeki hafta.
— Oha.
İrem'in yüzündeki heyecan ve panik aynı anda görünüyordu.
— Biraz gerildim.
dedi.
Duru hemen omzuna dokundu.
— Yaparsın.
— Ya yapamazsam?
— Yaparsın.
— Ya unutursam?
— Yapmazsın.
— Ya—
— İrem.
— Efendim?
— Yaparsın.
İrem sonunda güldü.
Dersler bittikten sonra herkes yine kurslarına dağıldı.
Bu kez İrem'in kursu biraz daha hareketliydi.
Hocası performansta çalacakları parçaları göstermeye başlamıştı.
İrem ilk başta heyecanlanmış.
Sonra biraz gerilmiş.
Ama gün sonunda eve dönerken mutluymuş.
Bunu gruba attığı mesajdan anlayabiliyorduk.
İrem: "Sanırım güzel olacak."
Selin: "Kesin güzel olacak."
Duru: "Sen yaparsın."
Yaren: "Biz izlemeye geleceğiz."
Açelya: "En önden bağıracağım."
İrem: "Bağırma."
Açelya: "Tamam."
Yaklaşık üç saniye sonra:
Açelya: "Biraz bağırırım."
Akşam eve döndüğümde Lavin salonda piyano notalarına bakıyordu.
Bu aralar o da daha fazla çalışıyordu.
Dinletisi yaklaşıyordu.
Açelya ise koltuğa yayılmıştı.
— İrem'in performansı olacakmış.
dedim.
— Biliyorum.
— Heyecanlanmış.
— Ben de heyecanlandım.
— Sen niye?
— Arkadaşım çünkü.
Bu beklediğimden daha tatlı bir cevaptı.
Bir süre sonra grup yine hareketlenmeye başladı.
Ama bu kez konu tamamen yaklaşan etkinliklerdi.
Selin: "Sergiye bir hafta kaldı."
İrem: "Benim performansa da."
Yaren: "Tiyatroya iki hafta."
Lavin: "Dinletiye on gün."
Duru: "Hepiniz çok yoğunsunuz."
Poyraz: "Benim de maçlar var."
Ege: "Benim de."
Açelya: "Benim de yarışlar var."
Bir anlığına grup sessiz kaldı.
Sonra Selin yazdı.
Selin: "Biraz büyümüşüz galiba."
Bu kez kimse şaka yapmadı.
Çünkü haklıydı.
Birkaç ay önce kurslara yeni başlamıştık.
Şimdi ise herkes bir şeylere hazırlanıyordu.
Ve hepsi gerçek olmaya başlamıştı.
Gece yatağıma uzandığımda telefonuma son kez baktım.
Yeni bir mesaj gelmişti.
Aras: "Siz farkında değilsiniz ama hepiniz baya iyi yerlere geldiniz."
Mesajın altına tek tek cevaplar geldi.
Ama ben cevap yazmadan önce bir süre ekrana baktım.
Çünkü galiba ilk kez aynı şeyi düşünüyordum.
Gerçekten de...
Hepimiz başladığımız yerden çok daha ilerideydik.
Ve önümde bizi bekleyen daha çok şey vardı.
Yarın da bunlardan biri olacaktı.
Cumartesi
Cumartesi sabahı alarm sesiyle değil, telefonumun titreşmesiyle uyandım.
Gözlerimi yarı açık şekilde telefona uzandım.
Gruba gelen ilk mesaj her zamanki gibi Açelya'dandı.
Açelya: "GÜNAYDINNNNN."
Telefonun saatine baktım.
08.03.
İç çekerek yazdım.
Yaren: "Saat daha sekiz."
İrem: "Ben de bunu yazacaktım."
Selin: "Cumartesi..."
Duru: "Niye?"
Birkaç saniye sonra mesaj geldi.
Açelya: "Çünkü bugün kurs günüüü."
Telefonu yüzüme kapattım.
— Tahmin etmeliydim...
Yaklaşık yarım saat sonra mutfağa çıktım.
Lavin çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı.
Açelya ise sandalyede oturmuş heyecanla ayağını sallıyordu.
— Bu enerji nereden geliyor?
dedim.
— Bugün yeni parkur deneyeceğiz.
— O yüzden mi?
— Evet!
Lavin gülümsedi.
— Bugün bütün gün bunu konuşacak.
— Konuşacağım.
Kahvaltıyı bitirdikten sonra üçümüz de hazırlanmaya başladık.
Lavin piyano kursuna gidecekti.
Ben tiyatro provasına.
Açelya ise binicilik merkezine.
Kapının önünde ayakkabılarımızı giyerken bir an durduk.
— Akşam görüşürüz.
dedim.
— Kolay gelsin.
dedi Lavin.
— Siz de dikkat edin.
dedi Açelya.
Sonra üç farklı yöne dağıldık.
Tiyatro salonuna vardığımda herkes çoktan gelmişti.
Hocamız bugün tamamen sahne düzenine odaklanacağımızı söyledi.
Artık dekorlar yerleşmişti.
Işıklar deneniyordu.
Mikrofonlar kontrol ediliyordu.
Gerçek bir gösteri havası oluşmaya başlamıştı.
Bir sahneyi oynarken istemsizce salonun boş koltuklarına baktım.
İki hafta sonra...
O koltukların hepsi dolacaktı.
Bu düşünce hem heyecanlandırıyor hem de biraz geriyordu.
Prova bittikten sonra hocam beni yanına çağırdı.
— Güzel gidiyorsun.
dedi.
— Teşekkür ederim hocam.
— Sadece biraz daha rahat ol.
Başımı salladım.
Haklıydı.
Bazen gereğinden fazla heyecanlanıyordum.
Bu sırada Açelya'nın günü de oldukça hareketli geçmişti.
Akşam anlattığına göre bugün ilk kez yarış parkuruna benzer bir alanda çalışmışlar.
Atının adı Gölge'ydi.
— Bugün çok iyiydi.
dedi eve gelir gelmez.
— Gerçekten mi?
— Evet!
— Düştün mü?
— Hayır!
— Harika.
— Ama az kalsın düşüyordum.
— Onu söylemesen de olurdu.
Hepimiz güldük.
Lavin'in günü de yoğundu.
Dinletide çalacağı parçayı baştan sona ilk kez hatasız çalmıştı.
Hocası ayağa kalkıp alkışlayınca utanmış.
Bunu anlatırken bile yüzü kızarıyordu.
— Abartıyorlar.
dedi.
— Bence etmiyorlar.
dedim.
— Biz de dinleyeceğiz zaten.
Açelya başını salladı.
— En önden.
— Ama sessiz.
— Tamam...
Biraz durdu.
— Alkışlayabilirim ama.
— O serbest.
Öğleden sonra grup tekrar hareketlendi.
Bu kez Selin yazmıştı.
Selin: "Resmim çerçevelendi!"
Hemen ardından fotoğraf geldi.
Çerçevenin içinde duran resmi görünce hepimiz aynı şeyi yazdık.
Yaren: "Çok güzel olmuş."
İrem: "Bayıldım."
Duru: "Sergide harika duracak."
Açelya: "Bana ver."
Selin: "Hayır."
Açelya: "Denedim."
İrem de kurs çıkışında gitarını kılıfına koyarken kısa bir video çekip gruba attı.
Çaldığı parça eskisine göre çok daha temizdi.
Lavin: "Çok gelişmişsin."
Yaren: "Gerçekten."
Poyraz: "Baya iyi olmuş."
Ege: "Konserde en önde olacağım."
İrem: "Konser değil."
Ege: "Benim için konser."
Akşamüstü herkes kursundan dönmüştü.
Saat yediye doğru Poyraz mesaj attı.
Poyraz: "Parkta buluşuyor muyuz?"
Yaklaşık iki dakika içinde herkes "evet" yazdı.
Yarım saat sonra sekizimiz yine aynı parktaydık.
Hava serinlemişti.
Ağaçların arasından hafif bir rüzgâr esiyordu.
Bu kez kimsenin acelesi yoktu.
Banklara oturduk.
Bir süre sadece etrafı izledik.
Sonra Ege sessizliği bozdu.
— Fark ettiniz mi?
— Neyi?
dedim.
— Hepimizin bir uğraşı var artık.
Hepimiz sustuk.
Gerçekten de öyleydi.
Selin resim yapıyordu.
İrem gitar çalıyordu.
Duru voleybol oynuyordu.
Lavin piyano çalıyordu.
Açelya binicilik yapıyordu.
Ben tiyatrodaydım.
Ege ve Poyraz maçlara çıkıyordu.
Aylar önce sadece konuştuğumuz hayaller...
Yavaş yavaş gerçek olmaya başlamıştı.
Açelya gülümseyerek ayağa kalktı.
— Bir fotoğraf çekilelim.
Aras hemen makinesini çıkardı.
— Ben hazırım.
— Sen zaten her zaman hazırsın.
dedi Ege.
Herkes yan yana dizildi.
Aras makineyi tripoda yerleştirdi.
Koşarak yanımıza geldi.
Tam zamanlayıcı ses verirken Açelya yine son anda komik bir yüz yaptı.
"Çıt."
Fotoğraf çekildi.
Aras ekrana baktı.
Sonra gülmeye başladı.
— Ne oldu?
diye sorduk.
Makineyi bize uzattı.
Açelya yine tek başına farklı tarafa bakıyordu.
— YA!
diye bağırdı.
Hepimiz kahkahaya boğulduk.
— Bir fotoğrafı da düzgün ver artık.
dedi İrem.
— Ben doğalım.
— Sen kaossun.
dedi Lavin.
Saat iyice ilerleyince herkes evine dönmeye başladı.
Yolda yürürken gökyüzüne baktım.
Bugün gerçekten yorucu ama güzel geçmişti.
Kursa gitmiştik.
Arkadaşlarımızı görmüştük.
Birlikte gülmüştük.
Ve yine yeni anılar biriktirmiştik.
Yarın pazar olacaktı.
Sonra yeni bir hafta başlayacaktı.
Ama nedense artık pazartesiler bile eskisi kadar korkutucu gelmiyordu.
Çünkü biliyordum...
Ertesi gün okulda yine aynı insanlarla buluşacaktık.
Ve galiba bunun verdiği his, bütün yorgunluğa değiyordu.
Pazar
Pazar sabahı...
Haftanın diğer günlerinden farklıydı.
Alarm kurmamıştım.
Buna rağmen saat dokuz gibi kendi kendime uyandım.
Bir süre tavana bakarak öylece yattım.
Ev sessizdi.
Normalde bu saatlerde Açelya'nın sesi bütün evi inletirdi.
Demek ki bugün o bile uyuyordu.
Yatağımdan kalkıp salona çıktım.
Perdeleri açtığım anda güneş bütün odayı aydınlattı.
Hava inanılmaz güzeldi.
Tam mutfağa geçecekken arkamdan bir ses geldi.
— Günaydın.
Arkamı döndüm.
Lavin saçlarını toplamış, uykulu gözlerle bana bakıyordu.
— Günaydın.
— Kahve yapıyorum.
— Bana da olur.
— Zaten iki kişilik koydum.
Gülümsedim.
— Açelya hâlâ uyuyor mu?
Lavin başını salladı.
— Mucize.
İkimiz de aynı anda güldük.
Kahvelerimizi hazırlayıp balkona çıktık.
Sabahın serinliği hâlâ hissediliyordu.
Bir süre hiçbir şey konuşmadık.
Sessizlik bazen konuşmaktan daha güzeldi.
Yaklaşık on dakika sonra içeriden bir bağırış duyuldu.
— KİMSE BENİ UYANDIRMADI MI?
Lavin gözlerini kapattı.
— Normal hayatımıza döndük.
Ben kahkahaya boğuldum.
Bir dakika sonra Açelya saçları darmadağın halde balkona geldi.
— Günaydın.
— Sana da.
— Bana kahve kaldı mı?
Lavin kupasını gösterdi.
— Yaparsan kalır.
Açelya iç çekti.
— Ne zor hayat.
Kahvaltıyı bu kez acele etmeden yaptık.
Kimsenin kursu yoktu.
Kimsenin okulu yoktu.
Kimsenin yetişmesi gereken bir yer yoktu.
Uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat bir sabah geçiriyorduk.
Kahvaltıdan sonra herkes kendi işiyle uğraşmaya başladı.
Ben tiyatro metnime göz attım.
Lavin birkaç parçayı tekrar etti.
Açelya ise yarış videoları izliyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra telefonu eline aldı.
— Kızlar.
— Efendim?
— Dışarı çıkalım mı?
— Nereye?
— Fark etmez.
Birbirimize baktık.
Aslında hiçbirimizin planı yoktu.
— Tamam.
dedim.
Lavin de başını salladı.
Hazırlanıp evden çıktık.
Mahalledeki küçük kafelerden birine oturduk.
Birer içecek söyledik.
Hava tam dışarıda oturmalık bir havaydı.
Bir süre etraftan geçen insanları izledik.
Sonra konu yine geleceğe geldi.
— Fark ettiniz mi?
dedim.
— Neyi?
diye sordu Lavin.
— Birkaç ay önce hiçbirimizin böyle bir uğraşı yoktu.
Açelya gülümsedi.
— Şimdi hepimizin var.
— Güzel bir his.
dedi Lavin.
Hepimiz aynı anda başımızı salladık.
Tam o sırada telefonum titredi.
Grup mesajı.
Ege: "Bugün akşam müsait misiniz?"
Yaren: "Evet."
Lavin: "Evet."
Açelya: "Evet."
Ardından diğerleri de yazdı.
Selin: "Biz de müsaitiz."
İrem: "Buluşalım."
Duru: "Park?"
Poyraz: "Her zamanki yer."
Karar verilmişti bile.
Akşamüstü saat altı gibi herkes parkta buluştu.
Bu kez kimsenin elinde çanta yoktu.
Kimsenin kurs kıyafeti yoktu.
Sadece sekiz arkadaş...
Ve güzel bir pazar akşamı.
Çimlerin üzerine oturduk.
Ege yanında bir top getirmişti.
Bir süre kendi aramızda paslaştık.
Sonra sıkılınca topu kenara bıraktık.
Açelya bir anda ayağa kalktı.
— Hadi bilgi yarışması oynayalım.
İlk soruyu Selin sordu.
— Dünyanın en uzun nehri?
Açelya hiç düşünmeden cevap verdi.
— Kızılırmak.
Sessizlik...
Sonra hepimiz aynı anda gülmeye başladık.
— O Türkiye'de!
dedi İrem.
— Olsun.
— Soru dünya dedi.
— Detay.
Poyraz gülmekten konuşamıyordu.
— Seni gerçekten çok seviyorum.
Açelya omzunu silkti.
— Ben de seni seviyorum.
Güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı.
Gökyüzü turuncuya dönüyordu.
Aras fotoğraf makinesini çıkardı.
— Durun.
— Ne oldu?
— Bir fotoğraf daha.
Ege güldü.
— Sen fotoğrafsız duramıyorsun.
— Duramıyorum.
Bu kez hepimiz düzgün durmaya çalıştık.
Tam fotoğraf çekilecekken Açelya göz kırptı.
"Çıt."
Hava kararmaya başlayınca yavaş yavaş ayağa kalktık.
Vedalaştık.
Eve doğru yürürken telefonuma Aras'tan bir mesaj geldi.
Aras: "Bugünkü fotoğraf çok güzel olmuş."
Hemen altına grubumuza gönderdi.
Fotoğrafa uzun uzun baktım.
Sekiz kişi...
Kocaman gülümsemeler...
Ve arkamızda gün batımı.
Fotoğrafı telefonuma kaydettim.
Belki yıllar sonra açıp baktığımda...
Bugünü yeniden hatırlardım.
Eve döndüğümüzde üzerimizi değiştirip salona geçtik.
Lavin ertesi gün için çantasını hazırlıyordu.
Açelya telefonuna alarm kuruyordu.
Ben de tiyatro metnimi masanın üzerine bıraktım.
Yeni bir hafta başlamak üzereydi.
Ve nedense...
İçimde garip bir heyecan vardı.
Çünkü biliyordum...
Önümüzde bizi bekleyen çok güzel günler vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18