17. bölüm · Ege Fırtınası

17.Bölüm

Zebraa

Yıl bitmişti.
Gösteriler bitmişti.
Maçlar...
Yarışlar...
Sergiler...
Dinletiler...
Hepsi geride kalmıştı.
Aylar boyunca emek verdiğimiz her şey, güzel anılar olarak arkamızda kalmıştı.
O akşam bunu kutlamak için son kez hep birlikte buluşmuştuk.
Masanın etrafında sekiz kişiydik.
Her zamanki gibi...
Birbirimizin sözünü kesiyor...
Gülüyor...
Eski anıları konuşuyorduk.
Açelya bir anda gülmeye başladı.
— Hatırlıyor musunuz Adana'da Aras'ın bizi sabah yedide uyandırmasını?
Ege hemen itiraz etti.
— O gün tatilde olduğumuzu unutmuştu.
Aras omzunu silkti.
— Işık güzeldi.
— Senin için her şey fotoğraf.
dedi İrem.
— Biraz öyle.
Hepimiz güldük.
Yemek bittikten sonra Aras ayağa kalktı.
Elini masanın yanındaki büyük karton kutuya uzattı.
Kutuyu masanın üzerine koydu.
Hepimiz merakla ona baktık.
Poyraz kaşını kaldırdı.
— O kutuda ne var?
Aras sadece gülümsedi.
— Bir dakika.
Kutunun kapağını açtı.
İçinden sekiz tane aynı boyutta defter çıkardı.
Ama her birinin kapağı farklıydı.
Her kapağın üzerinde, o kişiye ait çekilmiş bir fotoğraf vardı.
Benim kapağımda tiyatro provasından bir kare vardı.
Lavin'in kapağında piyanosunun başında çekilmiş bir fotoğraf...
Açelya'nın kapağında Lacivert'le birlikte olduğu bir an...
Selin'in kapağında tuvalinin önünde gülümsediği bir kare...
İrem'in gitarını akort ederken dalgın bir fotoğrafı...
Duru'nun maçtan sonra gülümserken çekilmiş hâli...
Ege'nin basketbol sahasında kahkaha attığı bir an...
Poyraz'ın tribünlere bakarken çekilmiş sessiz bir karesi...
Bir süre kimse konuşmadı.
Aras derin bir nefes aldı.
— Açın.
İlk sayfayı çevirdim.
Büyük bir grup fotoğrafı vardı.
Altında tek cümle yazıyordu.
"Her güzel hikâye, bir 'Merhaba.' ile başlar."
Yavaşça diğer sayfaya geçtim.
Her sayfada başka bir fotoğraf vardı.
İlk kurs günü.
İlk maç.
İlk konser.
Adana tatili.
Parkta çekildiğimiz fotoğraflar.
Evde pizza gecesi.
Birlikte ders çalıştığımız akşam.
Gün batımında çekilmiş bir kare.
Hiç fark etmeden çekilmiş kahkahalar...
Her fotoğrafın altında küçük notlar vardı.
Sanki Aras o anı değil...
O anın hissettirdiklerini yazmıştı.
Bir fotoğrafın altında şunu okudum.
**"Bazı insanlar fotoğraflara gülümser.
Siz ise fotoğrafları güzelleştiriyorsunuz."**
Sayfaları çevirmeye devam ettim.
En son sayfaya geldiğimde yine sekizimizin olduğu bir fotoğraf vardı.
Arkasında gün batımı...
Hepimizin yüzünde kocaman gülümsemeler...
Altında ise sadece şu yazıyordu:
**"Yıllar geçse de...
Umarım bir gün bu sayfaları açıp aynı şeyleri hissederiz.
İyi ki varsınız."**
Defteri yavaşça kapattım.
Masaya baktım.
Kimse konuşmuyordu.
Herkes kendi defterine dalmıştı.
Lavin sayfaları tekrar çeviriyordu.
Selin gülümseyerek fotoğraflara bakıyordu.
İrem başını eğmişti.
Açelya bu kez hiçbir şaka yapmıyordu.
Ege sessizce Aras'a baktı.
— Oğlum...
Bunu ne ara yaptın?
Aras gülümsedi.
— Uzun sürdü.
— Değmiş.
dedi Poyraz.
Ben ayağa kalktım.
Hiçbir şey söylemeden Aras'ın yanına yürüdüm.
Ve ona sarıldım.
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından Lavin geldi.
Sonra Açelya.
Sonra Selin.
İrem.
Duru.
Ege.
En son Poyraz.
Bir anda sekiz kişi birbirine sarılmıştık.
Kimse bir şey söylemiyordu.
Bazen bazı anların kelimelere ihtiyacı olmazdı.
Tam o sırada Ege gülerek,
— Aras...
Bir tek bunun fotoğrafını çekemedin.
dedi.
Aras da gülmeye başladı.
— Bu sefer fotoğrafın içinde olmayı seçtim.
Hepimiz yeniden güldük.
Arkadaşlarıma baktım.
İlk tanıştığımız günü düşündüm.
Sonra bugün olduğumuz kişileri...
Birlikte büyümüştük.
Birlikte değişmiştik.
Birbirimizin en mutlu anlarında alkış tutmuş...
En zor günlerinde omuz vermiştik.
Fark etmeden...
Birbirimizin evi olmuştuk.
Ve o an içimden tek bir cümle geçti.
Bizim hikâyemiz bu şekilde

Devam edecek...

Arkadaşlar ikinci kitap için 2 gün mola vericem sonrasında Ege Denizi kitabıyla seriye devam ederiz ;)