3. bölüm · Ege Fırtınası
3.Bölüm
Sabah gözlerimi açtığım an yüzüme gelen soğuk suyla irkildim.
“AÇELYA”
Açelya kahkaha atarak geri çekildi. “Günaydınnn”
Bir saniye bile düşünmeden yataktan fırladım.
“Seni gebertirim”
“Lavin yardım et” diye bağırdı hemen.
Ama Lavin çoktan kapıdaydı, kollarını bağlamış bize bakıyordu.
“Yeter ya” dedi sakin bir sesle. “Kızlar tamam, elinizi yüzünüzü yıkayın, kahvaltı hazır. Geç kalacağız.”
Açelya bana dil çıkardı.
“Gel yakala bakalım.”
Ve o an evin içinde kovalamaca başladı.
“Gel buraya”
“Yakalayamazsın”
“İkinizi de yakalayacağım”
Lavin başını salladı. “Ben bu evi terk ediyorum.”
Bir süre sonra Lavin bizi zorla banyoya soktu.
Üçümüz aynı anda aynanın önündeydik.
Ben elimi yüzümü yıkarken Açelya geriye çekildi.
“Bak yapma, bak yapma”
“Ne yapma?” dedim.
Ama elimdeki su hâlâ ıslaktı.
Açelya tam kaçacakken ben elimi silmek yerine hızlıca ona doğru salladım.
“YARENN”
Yüzüne su sıçradı.
Bir an dondu.
Sonra ikimiz aynı anda kahkaha attık.
“Sen bittin” dedi.
“Sen başlattın” dedim.
Lavin araya girdi. “Siz gerçekten normal değilsiniz.”
Kahvaltıya geçtiğimizde ortam daha sakindi.
Açelya hâlâ bana arada bakıp gözlerini kısıyordu ama kavga bitmişti.
“Bugün ne yapıyoruz?” dedi Lavin.
“Okul” dedim.
Açelya iç çekti. “Eğlenceli.”
Hazırlık kısmı ise tamamen kaostu.
Açelya aynanın önünde saçını düzleştirmeye çalışıyordu.
“Düzleştirici nerede?”
“Ben nereye koydum bunu?” diye dolanıyordu.
“Bana mı soruyorsun?” dedim.
“Sen her şeyi biliyorsun sanıyordum.”
“Hayır, sadece senin eşyalarını bulamıyorum.”
Lavin gülerek çantasını hazırlıyordu.
“Ben hazırım bu arada.”
Açelya bana döndü. “Yaren yardım et.”
“Ne yapayım?”
“Şunu tut.”
“Şunu aç.”
“Şunu getir.”
“Ben hizmetçin değilim” dedim ama yine de yardım ettim.
Okula gittiğimizde Poyraz kapıda bizi bekliyordu.
Açelya onu görür görmez koştu.
“POYRAZ”
Sarılıp bıraktı.
“Sabah sabah enerji" dedi Poyraz gülerek.
Ben ve Lavin arkada durduk.
Biraz sonra Ege geldi.
Gözlerimiz kısa bir an kesişti.
“Günaydın” dedi.
“Günaydın” dedim.
Dersler yine geçti gitti.
Zil çaldığında herkes dışarı çıkıyordu.
Ege yanıma geldi.
“Bugün görüşür müyüz?” dedi.
Çantamı omzuma aldım.
“Bugün dinlenmek istiyorum,” dedim. “Dün zaten buluştuk, önceki gün de biraz evde kalacağım.”
Kısa bir duraksama yaptı.
Sonra başını salladı.
“Tamam,” dedi. “Başka zaman.”
“Tamam.”
Ve gitti.
Garip değildi.
Sadece ertelenmiş bir şey gibiydi.
Eve döndüğümüzde direkt koltuğa yayıldık.
Ben bir uca, Açelya diğer uca.
Lavin sehpanın üstünü topluyordu.
“Bu ev savaş alanı gibi” dedi.
“Biz yaşıyoruz burada” dedim.
Telefonuma baktım.
“Ne söyleyelim ya yemek mi söylesek?”
Açelya hemen atladı. “Pizza.”
“Pizza olsun” dedi Lavin.
Siparişi verdik.
Bir süre sonra Açelya telefona baktı.
“Yuh” dedi.
“Ne oldu?” dedim.
“Cidden saat yedi de mi olur.”
“NE?”
“Ben saat yedide sınava girsem çökerim.”
Güldüm. “Sınav mı var?”
“Var.”
Açelya başını salladı. “Ben o saatte uyanmam bile.”
Lavin bana döndü.
“Sen yarın erken kalkabilir misin?”
“Zor.”
“İşte problem.”
Pizza geldikten sonra herkes rahatladı.
Yemek yerken Lavin telefonu eline aldı.
“Selin’i arıyorum.”
Görüntü açıldı.
Selin, Duru ve İrem ekrandaydı.
“FİLM GECESİ Mİ?” dedi Selin.
“Evet” dedi Lavin.
“Ben varım” dedi Duru.
“Ben de” dedi İrem.
Akşam olunca ev tamamen değişti.
Battaniyeler, atıştırmalıklar, ışıklar…
Herkes koltuğa yayılmıştı.
Film açıldı.
Stranger Things
“Bunu seçtiğimize emin miyiz?” dedim.
“Evet” dedi Selin.
“Kesinlikle” dedi Açelya.
İlk bölüm başlarken herkes sustu.
Ama 10 dakika sonra tekrar konuşmalar başladı.
“Bu çocuk niye böyle bakıyor?”
“Bence bir şey olacak.”
“Ben korktum.”
“Sus izliyorum”
Ve o gece gerçekten ilk kez hepimiz aynı yerdeydik.
Sadece arkadaşlar gibi.
Sadece birlikte.
Sabah gözlerimi açtığımda odada garip bir sessizlik vardı.
Normalde ya Açelya’nın sesi olurdu ya Lavin’in mutfakta çıkardığı sesler…
Ama yoktu.
Bir süre öyle tavana baktım.
Sonra içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk hissettim.
Telefonumu aldım.
Hiç mesaj yoktu.
Ve sonra fark ettim…
Annem.
Her cumartesi arar.
Ama bugün…
Aramamıştı.
O an içimde bir şey sıkıştı.
Hemen onu aradım.
Çalıyor…
Çalıyor…
Açan yok.
Tekrar aradım.
Yine yok.
Bu sefer otururken ayağa kalktım.
“Anne” diye mırıldandım kendi kendime.
Telefon elimde, önce yakın akrabaları aradım.
Açan olmadı.
Sonra komşular…
Birkaç deneme sonra bir kadın sesi çıktı.
“Yaren?”
“Evet annem nerede?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Canım sen bilmiyor musun?”
O an kalbim sızladı.
“Ne bilmiyorum?”
Kadın sesi yavaşladı.
“Annen dün akşam kaza geçirdi.Merdivenden düşmüş baya kötüydü bacağı.Hastaneye kaldırıldı.Yoğun bakımda.”
Bir saniye hiçbir şey duymadım.
Sanki sesler kapandı.
“Ne diyorsunuz?” dedim.
“Şu an İzmir’desin değil mi?”
“Evet” dedim boğazım düğümlenerek.
“Edirne’de hastanede. Durumu stabil ama yoğun bakımda.”
Telefon elimden kayacak gibi oldu.
“Tamam” dedim sadece. “Teşekkür ederim.”
Ve kapattım.
Sonraki yarım saat bulanıktı.
Ne yaptığımı tam hatırlamıyorum.
Sadece bavul hazırladığımı biliyorum.
Ellerim titriyordu ama durmuyordum.
Lavin odaya girdiğinde beni gördü.
“Ne oldu?”
Bakamadım bile.
“Annem merdivenden düşmüş yogun bakımdaymış." dedim.
O an yüzü değişti.
Hemen yanıma geldi.
“Gel, birlikte hallederiz.”
Kahvaltı bile yapılmadı.
Hızlıca toparlandık.
Lavin bilet baktı.
Ben sadece telefon elimde oturuyordum.
Açelya geldiğinde yüzümü görünce şakalaşmadı bile.
“Ne oldu?”
“Gitmem lazım” dedim.
Hiç soru sormadı.
Sadece sarıldı.
Bavul hazırlandı.
Ev toparlandı.
Her şey çok hızlıydı ama aynı zamanda çok yavaş.
Sanki zaman garip çalışıyordu.
Lavin mutfakta yaptığı sandviçleri bana verdi.
“Yolda ye” dedi.
Başımı salladım.
Açelya kapıda durdu.
“Ben de Poyraz’la buluşacağım ama bir şey olursa yaz” dedi.
“Söz.”
Sarıldık.
Bu sefer ne şaka vardı ne gülme.
Sadece sessizlik.
Havaalanına giderken konuşmadık.
Uçuşa yetiştik.
Uçak kalktığında camdan dışarı baktım.
Şehir küçülüyordu.
Ama içimdeki şey büyüyordu.
İniş.
Edirne.
Saat: 22.38
Her şey sessizdi.
Bir taksiye bindim.
“En yakın hastane” dedim.
Hastaneye vardığımda koridorlar soğuktu.
Koşarak danışmaya gittim.
“Annemi görmek istiyorum.Aylin yılmaz.”
Kadın bilgisayara baktı.
“Yoğun bakım ikinci kat.”
O an nefesim hızlandı.
Kapıyı açtığımda onu gördüm.
Annem.
Cihazlara bağlıydı ama oradaydı.
Gerçekti.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Sonra yanına yürüdüm.
“Anne” dedim.
Sesim çıkmadı.
Dizlerimin bağı çözüldü ama kendimi tuttum.
Elini tuttum.
“Soğuk” diye fısıldadım.
Gözlerim doldu.
“Ben geldim,” dedim.
“Buradayım.”
Bir süre sadece orada durdum.
Hiçbir şey değişmedi ama ben oradaydım.
Ve ilk kez gerçekten korktum.
Ama gitmedim.
Bir süre sadece annemin yanında oturdum.
Cihazların sesi dışında koridor neredeyse tamamen sessizdi.
Elini tutuyordum, bırakmak istemiyordum.
Bir süre sonra parmaklarında hafif bir kıpırtı hissettim.
“Anne” diye fısıldadım.
Gözleri yavaşça açıldı.
Bana baktığında önce anlamadı gibi oldu, sonra yüzü yumuşadı.
“Yaren” dedi kısık sesle.
Bir anda nefesim düzelir gibi oldu.
“Buradayım,” dedim hemen. “Buradayım anne.”
Hafifçe başını çevirdi.
“Ne oldu bana?”
Yutkundum.
“Merdivenden düşmüşsün.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ah” dedi sadece. “Şimdi hatırladım.”
Gözlerim doldu ama gülümsemeye çalıştım.
“Boynun ve ayağın” dedim. “Ayağın çatlamış boynun kırık ama doktorlar ciddi bir şey olmadığını söylüyor.”
“İyiymiş,” dedi yavaşça.
Gözlerini bana çevirdi.
“İyi ki geldin.”
O an boğazım düğümlendi.
“Tabii ki gelecektim.”
Bir süre sonra biraz daha kendine geldi.
Ben de sandalyeye oturmuş hâlâ elini tutuyordum.
Tam o sırada telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Ege.
Mesaj:
“Poyraz’dan duydum. Açelya da yazdı. İyi misin? Annen nasıl?”
Bir an durdum.
Sonra yazmaya başladım.
“Annem yoğun bakımdaydı ama uyandı. Merdivenden düşmüş, boynu kırılmış ama doktorlar ciddi olmadığını söylüyor. Ben buradayım.”
Biraz bekledim.
Sonra mesaj geldi:
“İyi olmanıza sevindim. Kötü bir şey gibi başlamış ama iyiye dönmüş. İyi misin sen?”
Yutkundum.
“İyiyim” yazdım.
Bir saniye sonra tekrar yazdı:
“Her şey hallolur. Şu an yanında olman önemli.”
Telefonu elimde biraz tuttum.
Sonra kısa yazdım:
“Teşekkür ederim.”
O da çok uzatmadı:
“İstediğin zaman yazabilirsin.”
Telefonu kapattım.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra anneme döndüm.
“Bir arkadaşım yazdı,” dedim.
“İyi biri mi?” dedi hafif gülerek.
Duraksadım.
“Evet,” dedim. “İyi biri.”
Bir süre sonra annem tekrar uykuya daldı.
Ben sandalyede otururken telefonumu avucumda çevirdim.
Dışarıda sabah olmaya başlamıştı.
Ve ilk kez o sabah
Biraz daha yalnız hissetmedim.
