10. bölüm · Ege Fırtınası

10.Bölüm

Zebraa

Arabadan inmiştik.Hemen söylemem gerekiyordu.Çok streslendim.
Poyraz;
"Kızlar,siz şu tarafa bakin biz şu tara-"
"Size bir şey demem gerek."
Poyraz'ın lafını kesen bendim.
Herkes bana döndü.
Bir an konuşamadım.
Boğazım düğümlendi.
Lavin ağlamaktan gözlerini silerken bana baktı.
"Yaren?"
Derin bir nefes aldım.
"Selin bana bir şey anlatmıştı."
Ege kaşlarını çattı.
"Ne anlatmıştı?"
Başımı eğdim.
"Babasıyla ilgili."
Bir anda herkes sessizleşti.
Yavaş yavaş Selin'in bana anlattığı her şeyi anlattım.
Çizimleri yüzünden yaşadığı baskıyı...
Babasının tasarım kursunu öğrenmesini...
Telefonu açmamasını söyleyen annesini...
Kendini yetersiz hissetmesini...
"Artık güzel çizemiyorum." derken ağlamasını...
Konuştukça içim daha da sıkışıyordu.
Lavin gözlerini kapattı.
"Biz neden hiçbir şey bilmiyorduk..."
"Çünkü anlatmak istemedi." dedim.
Duru başını eğdi.
"Peki ya şu not?"
Elimdeki siyah defteri sıktım.
"İşte ondan korkuyorum."
Sessizlik oldu.
Sonra Ege konuştu.
Sesi sakindi.
"Şu an panik olursak onu bulamayız."
Başımı kaldırdım.
"Peki ne yapacağız?"
"Arayacağız."
Poyraz da başını salladı.
"Evet."
Aras derin bir nefes verdi.
"Bulacağız."
Hepimiz farklı yönlere dağıldık.
Bir saat geçmişti.
Bir saat.
Koca bir saat.
Karşıyaka'nın sokaklarını, sahilini, ara caddelerini dolaşmıştık.
Ayaklarım ağrıyordu.
Telefonuma defalarca baktım.
Hiçbir haber yoktu.
Tam umudumu kaybetmeye başlamıştım ki...
Uzakta birini gördüm.
Bir bankta oturuyordu.
Başında siyah şapkası vardı.
Yanında çizim defteri duruyordu.
Kalbim duracak gibi oldu.
"Selin"
Koşmaya başladım.
Arkamdan diğerleri de koşuyordu.
Bankın önüne geldiğimde başını kaldırdı.
Gözleri kıpkırmızıydı.
Bizi görünce şaşırdı.
"Ne yapıyorsunuz burada?"
Bir anda sinirlendim.
Bir anda rahatladım.
Bir anda ağlayasım geldi.
"Ne yapıyoruz mu?!"
Sesim titriyordu.
"Biz seni bir saattir arıyoruz!"
Selin gözlerini kaçırdı.
"Özür dilerim."
Lavin direkt sarıldı ona.
Öyle sıkı sarıldı ki Selin nefessiz kalacaktı neredeyse.
"Bir daha yaparsan öldürürüm seni."
Selin istemsizce güldü.
Ama gözlerinden yaşlar da akıyordu.
Bir süre sonra hepimiz sahilde oturuyorduk.
Selin olanları anlattı.
Sadece biraz uzaklaşmak istemişti.
Bir süre düşünmek.
Bir süre yalnız kalmak.
Ama telefonunu bırakmasının hata olduğunu kabul ediyordu.
Ben konuşurken bir anda aklıma bir şey geldi.
"Peki ya baban?"
Selin'in yüzü düştü.
"Muhtemelen beni öldürecek."
O sırada Açelya'nın gözleri parladı.
Bu bakışı tanıyordum.
Bir şey düşünmüştü.
Ve bu genelde başımıza iş açıyordu.
"Aklıma bir fikir geldi."
Hepimiz ona döndük.
"Pek hoşuma gitmedi." dedi Lavin.
"Daha fikri söylemedim."
"Yüzünden belli."
Açelya sırıttı.
Sonra Selin'e döndü.
"Bir süreliğine kayıp olmaya devam et."
Hepimiz aynı anda;
"NE?"
dedik.
Bir saat sonra Selin bizim evdeydi.
Odasına yerleşmişti.
Telefonunu kapatmıştık.
Perdeleri çekmiştik.
Kimseye görünmeyecekti.
Selin gergindi.
"Bu çok saçma."
Açelya koltuğa yayıldı.
"Hayır. Bu mükemmel."
Poyraz başını tuttu.
"Başımıza iş açacağız."
"Belki."
"Kesin açacağız."
Açelya sırıtıyordu.
İrem
Ağzımdaki sakızı çiğnerken kapı ziline baktım.
Bir kez daha çalmıştı.
Duru mutfaktan seslendi.
"İrem baksana kapıya."
İsteksizce yerimden kalktım.
"Tamam ya."
Kapıyı açtığım anda karşımdaki adamı gördüm.
Selin'in babası.
Bir an duraksadım.
Adamın yüzü çok gergindi.
Gözlerinin altı çökmüştü.
"Siz Selin'in arkadaşısınız değil mi?"
"Evet."
"Selin'den haber var mı?"
İçim sıkıştı.
Yalan söylemekten nefret ederdim.
Özellikle de böyle durumlarda.
Ama Selin'in iyiliği için susmam gerekiyordu.
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Adam derin bir nefes aldı.
"Telefonunu evde bırakıp gitmiş."
"Biliyorum."
"Arkadaşlarından biriyle konuştu mu?"
"Hayır."
Tam o sırada Duru yanıma geldi.
Kapının önündeki adamı görünce yüzü gerildi.
"Bir gelişme var mı?" diye sordu adam.
Duru bana kısa bir bakış attı.
Sonra sakin görünmeye çalışarak;
"Yok amca."
dedi.
"Biz de merak ediyoruz."
Adam birkaç saniye sessiz kaldı.
Sanki bizden bir şey sakladığımızı anlamaya çalışıyordu.
O birkaç saniye bana saatler gibi geldi.
En sonunda başını salladı.
"Tamam."
Merdivenlere yöneldi.
Kapıdan uzaklaşırken omuzları çökmüştü.
İlk kez onu biraz üzgün gördüm.
Kapıyı kapattım.
Birkaç saniye sessiz kaldık.
Sonra duvara yaslandım.
"Ben bu işten hiç hoşlanmadım."
Duru da derin bir nefes verdi.
"Ben de."
"O kadar kötü baktı ki."
"Fark ettim."
Kollarımı bağladım.
"Açelya'nın fikriydi zaten."
Duru istemsizce güldü.
"Evet."
"Başımıza iş açarsa var ya..."
"O zaman da yine Açelya'nın suçu olur."
İkimiz de gülmeye başladık.
Ama gülüşümüz uzun sürmedi.
Çünkü ikimizin de aklında aynı şey vardı.
Umarım Selin gerçekten iyi olurdu.
Kızlar mutfakta kahve yapıyorlardı.
Ben ise salonda Selin'in yanında oturuyordum.
Bu kadar yakınken bile içimdeki endişe geçmiyordu.
Çünkü Selin bulunmuştu.
Ama sorun hâlâ duruyordu.
Babası.
Çizimleri.
Hayalleri.
Ve Selin'in gözlerinin içindeki o yorgunluk.
İçimden sadece bir şey geçiyordu.
Bu sefer onu yalnız bırakmayacaktık.
Selin'i geçici olarak kaldığı odaya yerleştirmiştik.
Aslında oda misafir odasıydı ama şimdilik Selin'in odası olmuştu.
Lavin'le birlikte kapıyı çalıp içeri girdik.
Selin yatağın üzerinde oturuyordu.
Kucağında çizim defteri vardı.
Ama çizmiyordu.
Sadece boş boş sayfaya bakıyordu.
Kalbim sıkıştı.
"İyi misin?" diye sordum.
Selin başını kaldırdı.
"Hı hı."
İyi değildi.
Hepimiz bunu biliyorduk.
Lavin yanına oturdu.
"Yalan söyleme."
Selin istemsizce güldü.
"Tamam. İyi değilim."
Odanın içinde kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Lavin onun omzuna yaslandı.
"Biz buradayız."
Selin gözlerini kapattı.
"Biliyorum."
Bir süre daha konuştuk.
Daha doğrusu Selin konuştu, biz dinledik.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey tavsiye değil de sadece dinlenmek oluyordu.
En sonunda Selin biraz yorulduğunu söyleyince odadan çıktık.
Koridorda yürürken Lavin derin bir nefes verdi.
"Çok üzülüyorum ya."
Ben de başımı salladım.
"Ben de."
Tam o sırada ikimizin de telefonu aynı anda titredi.
Birbirimize baktık.
"Senin de mi?"
"Benim de."
Telefonumu açtım.
Grup mesajıydı.
Tabii ki Açelya'dan gelmişti.
Mesajı okuyunca kaşlarım çatıldı.
Açelya: "Arkadaşlar yarın akşam saat 19.00'da herkes bizim evde olsun. Salonda size bir şey söyleyeceğim."
Altına da hiçbir açıklama yazmamıştı.
Lavin'in yüzüne baktım.
O da benim kadar şaşkındı.
"Hangi bir şey?"
"Bilmiyorum."
Tam o sırada mesajlar yağmaya başladı.
Poyraz: "Ne söyleyeceksin?"
Aras: "Korkuyorum."
Duru: "Ben de."
İrem: "Kesin yine saçma bir fikrin var."
Birkaç saniye sonra Açelya cevap verdi.
"Yarın öğrenirsiniz."
Arkasına da şeytan emojisi atmıştı.
"Kesin başımıza iş açacak." dedi Lavin.
"Garantisi var."
Telefon tekrar titredi.
Bu sefer Poyraz yazmıştı.
"Açelya bana bile söylemiyor."
Ben kahkaha attım.
"Poyraz'a bile söylemiyorsa gerçekten büyük bir şey düşünüyor."
Lavin gözlerini devirdi.
"Allah sonumuzu hayır etsin."
Akşam ilerledikçe ev sakinleşti.
Selin odasında dinleniyordu.
Açelya ise gizemli tavırlarına devam ediyordu.
Ne Lavin'e söylüyordu.
Ne bana.
Ne de Poyraz'a.
Her sorduğumuzda sadece;
"Yarın öğrenirsiniz."
diyordu.
Bu da merakımızı daha çok artırıyordu.
Gece yatağıma yattığımda bile aklımdaydı.
Açelya ne planlıyordu?
Gerçekten önemli bir şey miydi?
Yoksa yine saçma sapan bir fikri mi vardı?
Telefonumu elime aldım.
Gruba son kez baktım.
Herkes aynı şeyi soruyordu.
Açelya ise hiçbirine cevap vermiyordu.
Gülerek telefonu kapattım.
Bir yanda Selin için duyduğum endişe...
Bir yanda Açelya'nın gizemi...
Yarın kesin ilginç geçecekti.
Sabah gözlerimi yavaşça açtım.
Birkaç saniye tavana baktım.
Sonra dün olanlar aklıma geldi.
Selin.
Bir anda doğruldum.
Saat 09.37'ydi.
Yataktan kalkıp odadan çıktım.
Ev sessizdi.
Mutfaktan hafif sesler geliyordu.
Oraya doğru yürüdüm.
Lavin kahvaltı hazırlıyordu.
Saçlarını toplamıştı.
Elinde de tava vardı.
Beni görünce başını kaldırdı.
"Günaydın."
"Günaydın."
Masaya oturdum.
"Selin?"
Lavin derin bir nefes verdi.
"Uyuyor."
Başımı salladım.
Hak etmişti.
Dün yaşadıklarından sonra birkaç gün uyusa yeriydi.
Bir süre sessizce kahvaltı yaptık.
Tam o sırada misafir odasının kapısı açıldı.
İkimiz de dönüp baktık.
Selin.
Üzerinde gri bir sweatshirt vardı.
Saçları dağılmıştı.
Ama dün geceye göre daha iyi görünüyordu.
En azından gözleri biraz daha canlıydı.
"Uyandırdık mı?" diye sordum.
Başını iki yana salladı.
"Yok."
Lavin hemen ayağa kalktı.
"Gel kahvaltı yap."
Selin itiraz etmeye çalıştı.
"Canım istemiyor."
"Yap."
"İstemiyor."
"Yap."
Selin bana baktı.
Ben omuz silktim.
"Ben karışmam."
"Yalancı."
Sonunda gelip masaya oturdu.
Lavin önüne kahvaltılıkları dizmeye başladı.
"Bir insanın üzerine bu kadar düşülmez."
"Sen konuşma."
Selin istemsizce güldü.
O küçücük gülümsemeyi görünce içim rahatladı.
Öğlene kadar evden çıkmadık.
Film açtık.
Yarım saat sonra kimse filmi izlemedi.
Telefonlarla uğraşıyorduk.
Saatler ilerledikçe hepimizin aklı aynı şeye kaymaya başladı.
Açelya.
Ve o meşhur toplantısı.
Saat daha 16.00 olmasına rağmen grup konuşması hareketlenmişti.
Aras: "Saat 19.00 olsun artık."
İrem: "Meraktan ölüyorum."
Duru: "Kesin saçma bir şey."
Poyraz: "Bana bile söylemiyor."
Lavin: "Bu kısmı hâlâ aşamadım."
Ben: "Bence kaçalım."
Açelya anında yazdı.
Açelya: "Kimse kaçamaz."
Altına da şeytan emojisi koydu.
İrem hemen cevap verdi.
İrem: "Korkutucu olmaya çalışıyorsun."
Açelya: "Çalışmıyorum."
Saat 18.30 civarında evde hareketlilik başladı.
Ben odadan çıktığımda Açelya çoktan hazırlanmıştı.
Salonda volta atıyordu.
"Lütfen biri bana saatin daha hızlı geçmesini açıklasın."
Lavin koltukta oturmuş telefonuyla oynuyordu.
"Açelya sadece yarım saat kaldı."
"Bana yarım yıl gibi geliyor."
Gözlerimi devirdim.
Selin de misafir odasından çıkmıştı.
Dün geceye göre biraz daha iyi görünüyordu.
Biraz.
Ama yine de gözlerinin altındaki yorgunluk kaybolmamıştı.
Açelya bir anda ayağa fırladı.
"Tamam."
"Neye tamam?"
"Atıştırmalık hazırlamam lazım."
"Dünyanın sonu açıklanacak sanki."
"Belki açıklanacak."
"Hayır."
"Belki."
Saatler ilerledikçe ev dolmaya başladı.
İlk gelen Duru ve İrem oldu.
Kapıyı Lavin açtı.
İrem içeri girer girmez;
"Eğer bu toplantının sonunda mantıklı bir şey çıkmazsa gidiyorum."
dedi.
Arkasından Duru güldü.
"Bence şimdiden git."
Birkaç dakika sonra Aras geldi.
Aras gelir gelmez salona bakındı.
"Nerede?"
Açelya mutfaktan bağırdı.
"Buradayım."
"Ne anlatacaksın?"
"Sonra."
Aras dramatik şekilde koltuğa kendini bıraktı.
"Nefret ediyorum senden."
Son gelenler ise Poyraz ve Ege oldu.
Kapı çalınca Açelya resmen koşarak kapıya gitti.
Lavin bana dönüp;
"Şuna bak."
dedi.
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
Poyraz içeri girince Açelya'nın yüzü direkt aydınlandı.
"Hoş geldin."
"Ne anlatacaksın?"
"Hayır."
"Bir ipucu?"
"Hayır."
"Bir harf?"
"Hayır."
Birkaç dakika sonra herkes salondaydı.
Ben, Lavin, Açelya, Selin, İrem, Duru, Aras, Poyraz ve Ege...
Herkes yerini almıştı.
Ve herkes aynı şeyi bekliyordu.
Açelya sonunda salonun ortasına geçti.
Ellerini birbirine vurdu.
"Tamam arkadaşlar."
Bir anda herkes sustu.
Poyraz başını kaldırdı.
Aras doğruldu.
İrem gözlerini kıstı.
Ben de merakla Açelya'ya baktım.
Açelya derin bir nefes aldı.
Ve konuşmaya başladı...