Bölümler 12Şu an: 12. Bölüm
- 1 1. Bölüm3.039 kelime
- 2 2. Bölüm1.688 kelime
- 3 3. Bölüm2.053 kelime
- 4 4. Bölüm2.754 kelime
- 5 5. Bölüm2.360 kelime
- 6 6. Bölüm1.622 kelime
- 7 7. Bölüm2.208 kelime
- 8 8. Bölüm2.162 kelime
- 9 9. Bölüm2.424 kelime
- 10 10. Bölüm1.753 kelime
- 11 11. Bölüm2.589 kelime
- 12 12. Bölüm1.941 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dosyanın ilk sayfasını çevirdim. Etraf karanlıktı, herkes uyuyordu. Karanlıkta görüyor olabilmek büyük bir nimet benim için.
10/06/1994
11/07/1995
12/08/1996
13/09/1997
Seçimlerin yapıldığı tarihler o yıllardan bu yıllara kadar yazılmış. Bu normal, ama tek sıkıntı bütün günlerin sadece bir rakam artarak gitmesi. Bir sonraki sayfayı çevirdim.
Bu sayfada tarihlerin yanına kaç kişinin katıldığı yazılmıştı; o kadar da önemli değil.
Bir sonraki sayfada ise kurallar vardı:
- Alanı terk etmek yasak.
- Seçilemeyen adaylar tekrar deneyebilir.
- Alana sadece adaylar girebilir.
Ve buna benzer birkaç kural daha, ihtiyacım olmayacak zaten. Bu dosya neredeyse bir hiç gibi. Kapattım. Diğer dosyayı üste koydum. Sayfayı çevirdim, kısa bir yazıydı.
Özel Gözlem Kayıtları
Lyra — gözlem altında.
Seçim öncesinde davranışlarında ve büyü kullanımında olağandışı değişimler tespit edilmiştir.
Not: Adayın seçim alanına girişine izin verilmiştir.
Gözlem sorumlusu: Selene Voss
Bu isim nereden tanıdık geliyor? Lyra, tabi ya, şu kitapta yazıyordu. İsmi çizilmiş, büyüsü belli değildi; en garibi yaşıyor mu belli değil.
Sayfayı çevirdim, boştu. Evet, bildiğiniz bomboştu ve bir sonraki sayfa da boştu, bir diğeri de. İyi de neden? Neden bu kadınla ilgili her şey sınırlı? Bu kadında ne olabilir? Bu kadını Theo veya Maggie tanıyor mu acaba? Sonuçta Maggie bir prenses, böyle şeyleri bilmesi muhtemel. Theo desen her şeyi gözlemliyor.
Bu dosyayı da alta koyup diğerini aldım. Bu dosyada fazla sayfa yoktu.
Yıl 2000:
Kaza: Lara Tyres seçimler sırasında katledildi.
Yapan/Sonuç: Lena Tyres, ikiz kardeşi. Gelecek görme yetisi yüzünden kıskançlık duymuştur. Büyülü bir hapishanede kalıyor ve düzenli ders alıyor.
Oha! İnsan kendi kardeşini kıskançlıktan öldürür mü be? Ne kadar da salakça.
Sayfaları çevirdim, sürekli kazalar ve sonuçları var. Benim bu dosyalardan beklediğim şey bu değildi. İstediğim veya isteyebileceğim şeyler değil bunlar. Ne yani, ben bunlar için mi o kadar strese girdim?
*****************
Uykusuzluktan ağrıyan gözlerimi ovuşturdum. Uyuyamama sebebim bile gereksizdi. Ve sabahın köründe ders programımızın bir günlüğüne değiştiğini söylediler. Kısaca kafayı yemek üzereyim.
“İnanabiliyor musun? Dövüş sanatlarının müdürü bizi izleyecek ve geliştirecek. İnanamıyorum, normalde asla böyle yapmadığını duymuştum.” Maggie heyecanlıydı, çünkü bu adam krallıkla irtibata geçiyordu ve Maggie hakkında iyi bir şey, varislik için iyiydi.
“Herhalde işe yaramaz olduğumuzu anladı ve düzeltmeye geldi,” diye alaya aldım.
“Tabii tabii, öğrencileri gördükten sonra ağzı açık kalacak, eminim.”
“Neyse ne işte? Geldi, ilk gününden geç kalmadan gidelim.”
Bugün herhangi bir dövüş olmasını istemezdim. Yaralarım hâlâ acıyor.
Arena alanına girer girmez Maggie'yle o adamın yanına gittik. Neydi adı? Logan Miller. Uzun ve esmerdi. Otuz veya otuz beş arası yaşı var gibi duruyor.
“Merhaba Bay Miller.”
“Merhaba Leydim, nasılsın?”
“İyiyim işte, akademi işleri falan.”
“Kendini burada yüksek görmüyorsundur umarım.”
“Asla, ben öyle biri miyim?”
“En son gördüğümde küçüktün ve evet, kesinlikle öyleydin.”
“Bu kesinlikle iftira,” bana baktı. “Buna inanma.”
“Sen kimsin?”
“O Blake, arkadaşım. Biraz fazla açık sözlü ama iyi olduğuna emin olabi-lirsin.”
“Sanmıyorum Maggie, iyiler burada pek hayatta kalamaz.” Bana, gözlerime odaklandı. “Ağzın var mı?”
“Evet, yani Maggie zaten anlattı.” Ne kadar da garip adam.
“Bence konuşmayı sevmiyorsun, insanlara aptal gibi bakıyorsun; bu da insan sevmediğini gösterir. Ama Maggie'yi sevmen önemli zaten.” Sonra doğruca Maggie'ye bakıp şaka tonuyla söylediğini göstermeye çalışarak güldü.
“Medyumluk da mı yapıyorsunuz?” Şu çeneni tut Blake, lanet olsun senin şu kapanmaz çenene.
“İlk senden başlayalım Blake, gel.” Arenanın ortasında durdu. “Hey, sen de gel,” parmağıyla uzun birini gösterdi. O o kadar da uzun sayılmazdı bence.
Arena alanına çıktığımda karşımdaki öğrenciyi tanımıyordum. Açıkçası tanımak gibi bir isteğim de yoktyu... pardon, yoktu.
Logan birkaç metre ileride durmuş, kollarını göğsünde birleştirmişti. Herkesi tek tek izliyordu.
“Hazır mısınız?”
Karşımdaki çocuk başını salladı.
Ben de ellerimi kaldırdım.
“Başlayın.”
İlk hareket ondan geldi.
Üzerime doğru koştu. Sağ yumruğu doğrudan yüzüme geldi. Başımı yana çevirerek kurtulmaya çalıştım ama tamamen kaçamadım.
Yumruğu elmacık kemiğime çarptı.
Başım yana savruldu.
Bir anlığına ne olduğunu anlamadım.
Ağzımın kenarında metalik bir tat hissettim.
Güzel.
Daha ilk saniyeden yüzümü dağıtmaya karar vermişti.
Elimi yanağıma götürmedim. Karşılığını vermek için bekledim.
Tekrar saldırdı.
Bu kez yumruğunu engelledim. Bileğini yakalayıp kendime çektim ve diğer elimle göğsüne sertçe vurdum.
Geri sendeledi.
Peşinden gittim.
Bir yumruk daha.
Kaçtı.
Tekme savurdu.
Bacağına doğru eğilip kurtuldum ve ayağını yakalayarak dengesini bozdum.
Yere düşmesini beklerken diğer ayağıyla bana vurdu.
Böğrüme gelen darbe nefesimi kesti.
Geri çekildim.
“İyi misin?” diye sordu.
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Bunu sormak için biraz geç değil mi?”
Tekrar üzerime geldi.
Bu kez hazırlıklıydım.
İlk yumruğundan kaçtım. İkincisini kolumla karşıladım. Ardından karnına bir yumruk geçirdim.
Nefesi kesildi.
Bir adım geri çekildi.
Tam üzerine gidecekken Logan’ın sesi duyuldu:
“Kontrolünü kaybetme.”
Ona bakmadım.
Rakibim tekrar saldırdı.
Bu kez daha hızlıydı.
Yumruğundan kaçtım ama omzuyla bana çarptı. Dengemi kaybedip birkaç adım geriye gittim.
Peşimden geldi.
Karnıma sert bir tekme savurdu.
Bu kez kaçamadım.
Darbe doğrudan karnıma geldi.
Nefesim kesildi.
Dizlerim istemsizce biraz çöktü.
Tamam, bu canımı yaktı.
Başımı kaldırdığımda üzerime doğru geldiğini gördüm.
Beklemediğim bir şey yaptım.
Geri çekilmek yerine üzerine gittim.
Yumruğunu kaldırdığı anda kolunu tuttum. Bileğini çevirip omzunun üzerinden geçtim ve dengesini bozdum.
Yere düştü.
Bu kez kalkmasına izin vermedim.
Üzerine eğilip kolunu yere sabitledim.
“Pes?”
“Hayır.”
Kolunu biraz daha bastırdım.
“Son kararın mı?”
“Tamam, pes!”
Bıraktım.
Ayağa kalkıp birkaç adım geriye çekildim.
Nefes nefese kalmıştım.
Yanağımdaki kesik hâlâ sızlıyordu. Karnımdaki darbe ise her nefeste kendini hatırlatıyordu.
Logan yanımıza geldi.
“Bitti.”
Karşımdaki öğrenci ayağa kalktı. Bana bakıp başını iki yana salladı.
“İkiniz de revire.”
Çocuk revire ilerlerken ben bir boşluk bulup oturdum. Birkaç yumruk için kontrole gitmek gibi bir huyum yoktur.
Maggie yanıma oturdu. Çıkan kişileri izliyorduk.
“Revire neden gitmedin?”
“Herkes revire gidecekse oho...”
Elim sırtıma gitti, çarptığım için sızlıyordu. Şu dosyalar işe yaramıyor, ne yapacağım şimdi? Bir şeyler yapmam gerek.
“Aren ve Tom nerede?”
“Bilmem, sabah yemekte varlardı,” etrafa baktı. “Bak, şu kenardalar.”
Arenanın çaprazında bir tahtaya yaslanmışlardı.
“Bu küslük fazla uzadı.”
Dövüşmeye başlayan iki adama baktım. Sonra Logan'a; çok dikkatli izliyordu.
“Böyle olması gerekiyormuş.”
“Sen dün uyumadın mı?”
Yan yan ona baktım. “Nereden anladın?”
“Dalıp duruyorsun, bayılacak gibisin.”
“Dedektif oldun başımıza.”
Bir süre sessizlik oldu, bütün salonu inceliyordum. Ne kadar da sıkıcı bir ders oluyor.
“Kişisel gözlemleme de olacakmış,” Maggie'ye döndüm.
“Nasıl yani?”
“Yani dövüş dersinden, her gün bir öğrenci test edilecekmiş.”
Saçma. Etrafa baktım, herkes arenaya odaklanmış. Belki şu an buradan çıkmak en mantıklısıdır. Bir yere oturup ne yapacağımı düşünürüm.
“Vazgeçtim, ben de revire gideyim.”
“Tamam, görüşürüz.”
Revir yolundan çıkıp ormanlık alana ilerledim. Çok insan olmasa iyi olur.
Birkaç dakika yürüdükten sonra ağaçların arasında birini gördüm.
Eğilip yerdeki bitkilerden birini inceliyordu.
Beni fark edince doğruldu.
“Dersin ortasında ormanda ne arıyorsun?”
“Hava almaya geldim.”
“Arena havası mı ağır geldi?”
“Biraz.”
Elindeki bitkiyi dikkatlice koparmadan toprağından ayırdı.
“Dövüş derslerini sevmiyor musun?”
“Dövüşmeyi seviyorum, izlemeyi değil.”
“İlginç.”
“Nesi ilginç?”
“Çoğu öğrenci tam tersini söyler.”
“Ben çoğu öğrenci değilim.”
“Onu fark ettim.”
Yanından geçip biraz ilerideki ağaca yaslandım.
“Sen neden buradasın?”
“Ders için birkaç bitki toplamam gerekiyor.”
“Ders bitmedi mi?”
“Benim dersim hiç bitmiyor.”
“Üzücü.”
Gülümsedi.
“Senin de öyle görünüyor.”
Kaşlarımı çattım.
“Benim dersim mi?”
“Hayır. Senin kafanın içi.”
“Oraya girmeye çalışma.”
“Merak etme, bitkilerle uğraşmak insanlarla uğraşmaktan daha kolay.”
İlk kez biraz güldüm.
“Buna katılıyorum.”
Ormanın daha derinlerine doğru gitti. Ne kadar da saçma? Neden bir krallığı devirmek için bilgi istenir ki? Bu sadece sarsmaz mı?
Bu kısacık vaktimi düşünerek geçirmek istemem. Theo kesin şu kafededir yine, onun da ağzını arayabilirim. Ne şans, kafenin yakınındayım.
Hızlı adımlarla kafeye girdim, yine kenarda içiyordu. Bu kadar içip sarhoş olmayanı da görmedim.
“Yine buradasın.” Karşısındaki sandalyeye oturdum.
“Sen de yine derste olmalıydın.”
“Gideceğim zaten.”
“Ne soracaksın?”
“Bir şey sormayacağım.”
“Öyle mi?”
“Değil,” ona doğru eğildim. “Aslında ağzını aramayı düşündüm ama bu uzun sürer. Lyra kim, biliyor musun?”
“Lyra mı?”
“Evet.”
“Ne bileyim? Tabii kitaplarda gördüğüm kadarı var.”
“Neden ismi dışında bilgi yok?”
“Bilgi yok deyip bana sorman da çok mantıklı.”
“Ne bileyim, medyum gibi dolaşıyorsun.”
“Neden sordun?”
“Kitapta gördüm, merak ettim.”
“Nasıl bir kitapsa, kilitli kitaptaki bilgileri yansıtmış.”
“Sen de okumuşsun belli ki.”
“Evet, o yüzden bir şey demeyeceğim, defol git.”
Ayağa kalktım. “Seni hangi ejderha seçti? Ejderha olsam seni seçmezdim.”
“Ejderha olmadığın için bunu düşünmene gerek yok.”
“Gıcık.” Kafeden çıktım. Yapacak hiçbir şeyim yok gibi hissediyorum.
İlk defa bu kadar çaresiz gibiyim. İleride dövüştüğüm çocuk arenaya ilerliyordu. Onunla olduğumu söyler mi acaba?
“Hey,” yanına koşarak ulaştım. “Naber?”
“Az önce elin kadından dayak yedim, daha ne olsun?”
“Kötü olmuş,” başımı eğdim. “Ben de revire geldim.”
“Ne?”
“Çok iyi dövüşüyorsun bu arada.”
“Kızım, sen ne dili konuşuyorsun?”
“Seninle revire geldiğimi söyler misin?”
“Hayır.”
“Nasıl, kaybettiğin için mi? Tamam, bir dahakine kazanırsın.”
“Git başımdan.”
“İsmin neydi? Hadi ama, bir kadına nazik davranman gerekir.”
“Akademidekiler genelde kadın gibi olmuyor; mesela az önce arenada dövüştüğüm kişi.”
“Aman be, söylemezsen söyleme.” Hızlanıp onu geçtim. Arenaya girdiğimizde Logan ikimize baktı, eliyle gel yaptı. Belki bana değildir.
“Seni çağırıyor gibi.”
“Yan yanayız, belki seni çağırıyordur.”
“Salak.”
Bu adamın gözünden kaçmak mümkün değil mi? Yanına gittim.
“Evet?”
“Revire gitmeyeceğini sanıyordum,” yüzüme baktı. “Belli ki gitmemişsin.”
“Hava almak için şey yaptım, çıktım yani. Benim maçım bitmişti.”
“Ders bu, çekip gidemezsin, otur yerine.”
Yanından sıyrılıp Maggie’nin yanına oturdum. Bana yan yan baktı.
“Hani revire gitmiştin?”
“Yolda ihtiyacım yok gibi geldi.”
“Çok komik.”
Bence fena değildi. Evet, sıkıcı dövüş izlemeye geri döndük; saatlerce burada oturmak çok saçma.
İlk dövüş birkaç dakika sürdü. Biri diğerini yere düşürdü ve Logan birkaç not aldı. Sonrakinde ise ikisi de birbirine yaklaşmaya bile cesaret edemedi.
Bir süre sonra kimin kazandığını bile takip etmeyi bıraktım.
“Sıkıldın.”
Maggie’ye baktım.
“Belli oluyor mu?”
“Başından beri.”
“En azından dürüstüm.”
Arenaya tekrar baktım. Logan bu kez dövüşenlerden biriyle konuşuyordu. Bir şeyler anlatıyor, çocuk da dikkatlice dinliyordu.
Demek gerçekten sadece izlemiyordu.
Bazen dövüşü durduruyor, bazen birinin yaptığı hareketi tekrar ettiriyor, bazen de hiçbir şey söylemeden birkaç dakika boyunca izliyordu.
Garip olan, kimseyi öylesine izlemiyor gibiydi.
Sanki herkeste ayrı bir şey arıyordu.
Yerden bir taş alıp onunla ilgilendim. Havaya atıp tutuyor, sağdan soldaki elime atıyorum. Bunu en son çocukken yaptım falan düşünmeyin, ne yapayım bu sıkıcı ortamda?
Taşı bir kez daha havaya attım.
Tuttuğumda arena hâlâ aynıydı.
Saatlerdir aynı yerde oturuyorum.
Dövüşler devam etti. Bazıları kısa sürdü, bazıları gereğinden fazla uzadı. Logan arada dövüşleri durdurup öğrencilere bir şeyler anlattı, sonra başka birini çağırdı.
Ben ise gittikçe daha fazla sıkıldım.
Sonunda son iki öğrenci de arenadan çıktığında Logan ortaya geçti.
“Bugünlük bu kadar.”
Nihayet.
Ayağa kalktığımda bacaklarımın uyuştuğunu fark ettim.
Yemekhaneye girdiğimizde herkes çoktan masalara dağılmıştı. Günün sonunda oturacak enerjim bile kalmamıştı.
Maggie’yle birlikte boş bulduğumuz yere oturduk.
“Bugün çok uzun sürdü.”
“Sen taşla oynarken zaman daha hızlı geçmiştir.”
“En azından eğleniyordum.”
Yemeğime baktım. Açtım ama nedense hiçbir şey yemek istemiyordum.
Bir süre sonra masanın yanına biri geldi.
Başımı kaldırdığımda Logan’ı gördüm.
“Blake.”
“Efendim?”
“Bu akşam hazır ol.”
Kaşlarımı çattım.
“Neye?”
“Kişisel gözlem.”
Elimdeki çatalı bıraktım.
“Bugün mü?”
“Bu akşam.”
“Bunu şimdi mi söylüyorsunuz?”
“Evet.”
“Harika.”
Logan arkasını döndü.
“Saat dokuzda dövüş antrenman odasında.”
Daha fazla konuşmadan masadan uzaklaştı. Maggie’ye baktım.
“Bu adam psikopat falan değil değil mi?”
“Yok, değil.”
Yemeğime tekrar baktım. Saat dokuzu düşündükçe iştahım biraz daha kaçıyordu.
Louis’le konuşmam gerekiyordu.
Masadan kalkıp yemekhaneden çıktım. Koridorun daha sakin olan tarafına ilerledim. Etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra gözlerimi kapattım.
Louis’e ulaşmaya çalıştım. İki parmağımı birbirine sürttüm; kara duman konuştuklarımın duyulmamasını sağlayacak ve görünmeyecek.
“Louis,” bu adamdan nefret ediyorum.
“Sonunda, öldüğünü düşünmeye başlamıştım.”
“Henüz değil.”
“Ne buldun?”
“Her şey çok gizli, bir şey bulmak zor.”
“Bu kadar mı?”
“Ne bekliyordun ki? Koskoca akademinin sırlarını göz önüne koyacak değiller ya.”
“Blake.”
“Ne var?”
“Kendine gelmelisin, değişiyorsun.”
“Saçmalama, değiştiğim falan yok.”
“Emin misin? Bence oraya alışıyorsun. Sen bir ajansın Blake, kendine gel.”
“Bunun farkındayım zaten.”
“Öyle mi? O halde bir çaylağın yapacağı hatalara düşme, alışma Blake.”
Görüşmeyi sonlandırdı, gözlerimi açtım. Dumanlar da dağıldı.
“Haklı, alışmamalıyım.”
Yavaşça ilerlemeye başladım. Şu an teste girmek istemiyorum. Ayaklarım bile bunu hissetmiş ki yavaş yavaş ilerliyorum.
Neden buraya gelince değiştim? Her şeyin bir sebebi olmaz mı? Hiçbir yere alışamayan ben neden böyle davranıyorum?
Antrenman odasının kapısından içeriye baktım. Sessiz ve karanlıktı, şu an buradan uzaklaşmak istiyorum.
“Gel, Blake.”
Bölüm etkileşimi
