11. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Pelin Pelin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 11. Bölüm

O gece uyumamaya karar vermiştim.
Akademi sessizleşene kadar bekledim. Koridorlardaki sesler azaldığında yataktan kalkıp üzerime bir şey geçirdim. Birkaç saat önce kafamda kurduğum planın hâlâ mantıklı olduğundan emin değildim ama başka seçeneğim de yoktu.

Selene.
Hakkında bildiğim şeylerden çok, bilmediğim şeyler vardı. Ve nedense her önemli olayın bir ucunda onun adı çıkıyordu.

Koridora çıktım. Etrafta kimse yoktu. Ayak seslerimi bastırmak için yavaş ilerledim. Selene’nin odasının olduğu tarafa döndüğümde uzaktan bir ışık gördüm.

Uyumamıştı.

Duvarın kenarına geçip biraz daha yaklaştım. Kapısı tamamen kapalı değildi. İçeriden bir ses geliyordu.

Selene değildi.

Başımı hafifçe uzattım. Selene masanın yanında duruyordu. Karşısında ise akademide daha önce gördüğüm eğitmenlerden biri vardı.

Bir adım daha atacakken eğitmenin sesi tekrar duyuldu:
“Sorun da bu zaten. Sadece benim ejderham huzursuz değil.”

Olduğum yerde kaldım. Biraz daha dinlemek iyi olabilir.

“Nedenini bul o zaman.”
“Sen anlamıyor musun? Ejderhalar tek kelime etmiyor, nasıl öğreneyim?”
“Bilmiyorum.”
“Hemen düzelmesi gerek; seçimler yaklaşıyor, bir tehdit oluşturabilir.”
“Evet, ben araştırmalara başlarım. Ekibim de önceki olaylarla ilgilenir.”
“Tamam, bir şey bulursan söylersin.”
“İyi geceler.”

Ayak sesi geldiği anda ilerideki koridorun duvarına saklandım. Çıkan kişinin ardından kapı kapandı. Odaya girebilseydim iyi olurdu.

Bir süre sonra kapı tekrar açıldı, kapandı. Selene kapıyı kilitledi. Etrafını kontrol ettikten sonra kapıdan uzaklaştı.

Gizli arşivi buraya taşıdılar mı acaba? Bir de onu bulmakla uğraşmak istemem.

Selene gözden kayboldu. Tam da zamanı, odaya girmeliyim. Kiliti kırar veya büyü yaparsam anlar; o kadar dikkatsiz değil. Nasıl girebilirim o halde?

Geçen gün odaya girdiğimde büyük bir pencere olduğunu hatırladım. Muazzam, oradan girmek kolay olurdu.

Hızlı adımlarla merdivenlerden inip pencerenin altında durdum.
“Bu kadar yükseğe tırmanmaktan nefret ediyorum.”

Elimi bulduğum bir çıkıntıya sabitledim. Çıkıntılara basa basa pencereye ulaştım. Bu çıkıntılar da olmasa ne yapardım?

Pencereden içeriye adım attım. Her zamanki gibi düzenli bir oda. Bu çok sinir bozucu olabiliyor.

Masasına yaklaştım; evraklar, dosyalar ve birkaç şey daha. Masanın kenarındaki kilitli çekmeceyi çeksem de açılmadı tabii ki. Keşke şu an büyü yapabilseydim. Belki iz kalmazdı, denemeli miyim? Hayır, riske gerek yok.

Kenardaki kitaplığa yaklaştım. Anlayamadığım birçok garip eşya ve önemli olduğu belli olan kitaplar vardı.

Kitaplığın en altında ince dosyalar üst üste yerleştirilmişti. En üsttekini aldım.
“Seçimler için ejderhalar kesinleştiriliyor.” Tabii sadece isteyen ejderhalar yazılabilir. Bu dosyayı alıp sonra inceleyeceğim. Hatta aynı ince dosyalardan iki tane daha aldım. Atılacaklar sanırım, belli olmaz. Olursa da yakarız, bir şey olmaz.

Eşyalardan bir küreye yaklaştım. Ne işe yarıyor acaba? Küreye dokunacağım sırada koridorkan ayak sesleri geldi. İki parmağımı kapıya uzattım, gözlerimi kapattım.

“Selene.”

Lanet kadın ya! Ne yapsam? Saklanacak yer de yok. Pencereye baktım, aynı anda kapı kilidi oynadı.

“Of of...” Hızlıca koşup düşünmeden pencereden atladım.

********

“Ah!” Elim başıma gitti. Ne zamandır bu şekilde duruyorum? Vücudum aşırı ağrıyor. Elim sırtıma gittiğinde diken dolu bir çalılığa düştüğümü anladım.

“Her gün her gün yaralanma be!” Bıkmıştım yaralanmaktan. Zar zor ayağa kalktım, etrafa saçılmış dosyaları topladım.

Başımı pencereye doğru kaldırdım, kapalıydı. Beni görmemiş miydi? Gerçi her yer bu kadar karanlıkken nasıl görebilir ki?

Dikenler batıyor ve şu an kendimi öldürmek istiyorum. Dosyaları dikenli çalıların en dibine soktum. Benden değerli değiller ya, revire gitsem iyi olur.

Ama ne diyeceğim? “Kaçarken oldu” mu? Mümkün değil. Her neyse, orada düşünürüm.

Dosyaları son kez kontrol ettim. Çalıların arasında görünmediklerinden emin olduktan sonra revire doğru yürümeye başladım.

Umarım kimse beni bu halde görmez. Revir uzak değildi en azından, kapıyı ittim.
“Merhaba, kimse var mı?”

Işık saçan revirde biri görünmüyordu.

“Merhaba.” Gelen sesle yerimden sıçradım. “Ne oldu sana?”
“Şu kadın doktor nerede?”
“Ben de doktorum.”
Öyle de sürekli sana denk gelmek de ne bileyim...
“Ama o da—”
“Otur şuraya.” Sözümü mü kesti o?

Sedyeye oturdum. Başımın arkasına baktı.
“Darbe almışsın, neyse ki çok kan yok.” Yüzüme baktı. Çok beklemeden arkama geçti. “Gecenin bir saatinde dikenlerle ne alıp veremediğin vardı?”

Evet, beklediğimiz soru geldi. “Uyurgezerlik bazen tehlikeli oluyor.” Bence yeterince mantıklı.

Üzerimdeki tişörtü sıyırdı. “Önce dikenleri temizleyeceğim, sonra iyice temizler sararız.” Bir süre sustu. “Bu yara izleri eski duruyor, akademide mi oldu?”

Akademide olamayacak kadar eski. Yetimhanedeki cezaların bıraktığı yaralardan bahsediyor. O kadar derin ve büyük değiller ama varlar işte.

“Hayır, küçükken oldu.” Bir şeyler alıp temizlemeye başladı.

“İsmin Blake değil mi?”
“Evet.”
“Seni sık göreceğiz sanırım.”
“Olabilir.”
“Bu yara izleri için bir şeyler yaparım istersen, yani eski olanlar için. Geçmesi için yaptığım şeyler var.”

Sessizlik oluştu. Silinsin istemem; bana yapılanı hatırlatıyor.

“Hayır, önemsemiyorum zaten.”

Bir süre konuşmadık, o dikenleri temizliyordu. Ufak bir sızlama olsa da abartılacak bir şey değildi. Revirde geceleri doktor nöbette olmasa böyle mi yatacaktım cidden?

“Yaraların bazı şeyleri hatırlatır ama hatırlatmaması daha iyi değil mi?”
“Değil, sana yapılanı unutursan aptal olursun.”
“Hayır, sadece hayatına devam etmeyi tercih etmiş olursun.”
“Psikolog olmaya mı karar verdin?”
“Asla, onlar çok sıkıcı oluyor, katlanılmaz.” Elindeki aleti bıraktı. “Şimdi sileceğim, biraz acıyabilir.”
“Ne zamandır buradasın?” Bildiği bir şeyler olabilir.
“Birkaç yıldır.”
“Burada çalışmayı seviyor musun?”
“Çok soru soruyorsun.”
“Merak ettim sadece.”
“Evet, seviyorum. İnsanlarla uğraşmak dışında.”
“Doktor olup insanlarla uğraşmamak biraz zor.”
“Biliyorum. Yanlış meslek seçmiş olabilirim.”

İlk defa gerçekten güldüğünü gördüm.

“Sen de doktor olsaydın insanları tedavi etmek yerine döverdin bence.”
“Muhtemelen.”
“En azından dürüstsün.”

Elindeki aleti tekrar yarama götürdü. “Ama sen biraz garipsin.”
“Herkes öyle söyler, çok düşünülecek bir şey değil.”
“Davranışlar bazen bizi istediğimiz kişi yapmaz, olmak zorunda olduğumuz kişi yapar.”
“Edebiyat yapma bana lütfen.”
“Tamam, kusura bakma.” Gülerek biraz uzaklaştı. Masasında bir şeyler arıyordu. “Konuşurken çıkarım yapıyorum, istemeden oluyor tabii.” Elindeki sargı beziyle yaklaştı.
“Saçmaymış.”
“Evet.” Sırtımı sarıp bantlıyordu. İsmi gerçekten nedir bilmem. “İsmin ne doktor?”
“‘Doktor’ denilmesi hoşuma gider ama Damon da diyebilirsin tabii.”
“Hiç doktor ismi gibi değil gerçekten.”
“Havalı ama.” Ellerini beline koydu. “Ve bu havalı isimli kişi işini bitirdi.”
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.” Ayağa kalktım. “Buraya gelmek istiyor muydun?” Adamın sorusuna cevap vermedim. Yüzüne baktım bir süre.
“Yani bilmem, iyi olduğum şey bu sonuçta.”
“Bazen iyi olduğun şeyi seçmek doğru olan değildir.”
“O halde doğrusunu yaparım doktor.” Ona doğru yürüdüm. “Ben gidersem iyi olur.” Gözlerine baktım; acaba Selene’ye söyler mi?
“Hayır.”
“Ne hayır?”
“Kimseye bu geceden bahsetmem.”
“Aklımı okudun resmen.”
“İşim bu sonuçta.” Dudakları alayla kıvrıldı.
“Görüşmemek üzere o zaman.”
“Senin bu kafayla daha çok görüşecek gibiyiz.”
“Çıkarım yaptı yine geveze doktor.”

Daha fazla oyalanmadan çıktım revirden.

************************

On dakika önce uyanmıştım. Yatağımın altındaki dosyaları kontrol edip herkesin uyanmasını bekliyorum. Gece sırtımdaki acıyla zar zor uyumuştum. Bugün dersler falan derken bayağı zorlanacak gibiyim.

“Günaydın.” Maggie’ye döndüm.
“Günaydın.”
“Erkencisin bugün.” Yatağını düzeltiyordu.
“Evet, erken uyumuşum.” Yanıma, yatağıma oturdu.
“Neler oluyor? Bir şeyler oluyor ama ne?”
“Ne hakkında?”
“Aren mesela. Hâlâ Chloe meselesi mi? Ki bence konu başka bir şey.”
“Belki de çekilmez biri olduğumu anlamıştır.”
“Dalga geçmiyorum Blake, sorun neyse çözebiliriz. Çocuk değiliz ya sonuçta.”
“Birkaç şey yaşandı ama sorun yok, zaten umurumda değil.”
“Hayır, umurunda. Blake, sen arkadaşımızsın.” Gözlerini gözlerime dikti. “Nasıl biri olursan ol Aren bunu sorun etmezdi. Ne oldu da bu kadar büyük bir mesele haline geldi, yanında konuşmuyor?”
“Belki bu bir işarettir. Aren iyi biri olmadığımı gördü ve uzaklaştı. Belki sen de yapmalısın.”
“Ama istemiyorsun.”
“Neyi istemeyecek mişim?”
“Uzaklaşmak istemiyorsun ama nedenini bilmesem de yakınlaşmak da istemiyorsun. Hadi ama, herkesten uzaklaşamazsın.”
“Beni tanıyor gibi konuşuyorsun.”
“Yeterince tanıdım.”
“Hayır, tanıyamadın. Ben bile kendimden emin değilim, sen nasıl tanıyacaksın?”
“Tek akıllı sen değilsin Blake, kendine gel. Sırf geçmişin için insanlardan nefret etme.”
“Sorunun geçmişimle ilgisi yok, ayrıca geçmişimi bilemezsin.”
“İlgisi var Blake. Neyse...” Ayağa kalktı. “İstemezsen benden de uzaklaş ama bunu istemiyorum. Ne kadar istemesen de yanındayım.”

Arkasından bakakaldım. Beni tanısa bile yanımda olacağını mı sanıyor?

“Bugün kahvaltıya gitmeyeceğiz, kafeye gidip bir şeyler içeceğiz. Gelsene.”
“Yok, kalsın. Bir de Aren’le uğraşamam.”
“Onun için geleceksin.”
“Bu bir rica değil miydi?”
“Hayır, sanmıyorum. Daha çok ‘gel’ demek istedim.”
“Peki.” Neden gittiğimi bilmiyorum, artık düşmek istemiyorum.

Birlikte bir süre yürüdük. Neden akademide bir kafe vardı ki? Savaşçılar kahve içmeye mi gidecek yani? Onlar da insandı, değil mi? Unutmuşum.

“Sizin olayı çözsek iyi olacak.”
“Gerek yok bence, zaten birkaç haftaya seçimler var.”
“Ne demek bu?”
“Geri döneceğimi sanmıyorum diyelim.”
“Neden ki? Çoğu kişiden güçlü ve zekisin. Tek kusurun kendini duygusuz zannetmen.”
“Evet öyle ama bazen geri dönüş olmamalı, değil mi?”
“İsteğe göre değişir.”

Kafeye girdik. Aren ve Tom oturmuştu. Chloe de muhtemelen geç gelir, malum Chloe favori üyemiz.

“Günaydın baylar.” Maggie’nin bu enerjisi beni benden alıyor.
“Günaydın.” Yanlarına oturduk. Masayı şimdiden şişelerle doldurmuşlardı.

“Birkaç saate derse gireceğiz, bu kadar içmek aptallık olur.” Maggie benim düşüncemi seslendirdi resmen.
“Ne olacak canım? James zaten kafa dengi biri.” Aren çok enerjik durmuyordu. Sürekli bir saniyelik bakışlar atıyordu.
“Sarhoş olmaya başladı sanırım.” Tom, sen de biraz olmuş gibisin.

Maggie bana bir şişe verdi. Sadece birkaç yudum aldım ve diğerlerine baktım. En son Aren’e... Umurumda mıydı cidden? Ama neden?

Odanın karanlık köşesine baktım. Theo uzun bir koltukta yatmıştı. Gece gündüz burada mıydı bu adam?

—————

Bir saattir oturuyoruz ve konuşulan konularla ilgilenmiyorum. Ya dinliyor ya da “aynen” demekle yetiniyorum. Açıkçası başım o kadar ağrıyor ki sesi çekemiyorum. Dün başımı da çarpmış olmalıyım.

“Ben gidip elimi yüzümü yıkayacağım.” Tom sarsak sarsak yürüyerek uzaklaştı. Bir yere takılacak gibi olduğunda Maggie kalktı.
“Aptallar! O kadar içmeyin dedik, değil mi?”

Maggie ile uzaklaştılar. Aklınca bizi yalnız bırakıp konuşturacaklar.

“Nasıl gidiyor yalnızlık işleri?” Gözleri bile yarı açıktı.
“Pek iyi değil.”
“Her şeyde en iyi olunmazmış demek ki.”
“Evet, öyle başarısızlıklar olur.”
“Neden herkesi kendinden uzaklaştırmaya çalışıyorsun? Derdin ne senin?”
“Alışkanlık. Bana kimseye güvenmemem öğretildi.”
“Güveni aile aşılar; olmayınca ne olsun? Yazık, hayatı yaşamak yerine sadece izlemeyi tercih ediyorsun.”

Duraksadım, boğazımda bir düğüm oluştu. Doğru; ailesi olmayınca anca benim gibi biri olur zaten.

“Yaşanması gereken bir hayatım yoktu.”
“Yaşanılabilir yapacak olan sensin ya hani... Pardon, sen bunu da bilmiyorsun.” Elindeki şişeyi sertçe masaya bıraktı. “Ailen veya kimsen yok diye yalnız sayılmazsın. Ama kendini yalnız kılan da sensin.”
“Sonra konuşuruz, sarhoşsun.”
“Evet, doğru ama ben sarhoşken bile gerçekleri görüyorum; sen ise göremiyorsun.”

Cevap vermedim. Sadece gözlerine baktım, kıpkırmızı olmuş gözlerine.

“Yalnız doğdun, yalnız mı ölmek istiyorsun?”
“Bunu yüzüme vurmana gerek yoktu zaten, görebiliyorum.” Leo’dan sonra yalnızlık tamamen normalim olmuştu.

Ayağa kalktım.

“Biliyor musun, bence en iyisini yapıyorum.” Yüzüne baktım tiksintiyle. Beni en son böyle aşağılayan kişi Louis’ydi, ona alışkındım.

“Ben gidiyorum.” Çok beklemeden çıktım. Öyle ki elimdeki şişeyi bile bırakmayı unutmuştum. Kafenin arka tarafına, ormana bakan tarafına geçtim. Oturdum, sırtımı duvara yasladım.

Haklı. Yalnız doğduğum için yalnız mı ölmeliyim? Her zamanki gibi oldu o an; boğazım düğümlendiğinde sanki nefesimin kesilmesini istedim. Defalarca kez buna maruz kalmıştım: “Yetim, pislik, soyadsız” gibi çok şey söylendi. Ama sanırım sözler değil, söyleyen kişi önemliymiş.

“Yine yalnızsın.” Başımı kaldırdım. Elinde şişeyle Theo dikilmişti. Yanıma oturdu, sırtını dayadı.
“Yine içiyorsun.”
“Sen de geri kalmıyorsun gibi.” Elimdeki şişeyi işaret etti.

Bir yudum alıp yere koydum. İlk defa iş için bile olsa konuşmak istemiyorum.

“Gitsen iyi olur.”
“Aren’le mi tartıştın?”
“O kadar belli oluyor mu?”
“Hayır, ben çok dikkatliyim.” O da karşıya bomboş bakıyordu. “Ama sandığından yalnız değilsin, sadece öyle hissediyorsun.”
“Ne demek bu?”
“Yanında olmak isteyenler var, buna rağmen istemiyorsun. Yani ya çok aptal birisin ya da...” Gözlerimin içine baktı. “...bir hain.”
“Güzel çıkarım. Sen şu revirdeki doktorla tanış istersen; o da çıkarım yapmaya bayılır.”
“Sen de konu değiştirmede uzmansın.”
“Yalnız kalmak istiyorum.”
“Madem yaşamaktan nefret ediyorsun, niye intihar etmiyorsun?”
“Beni çok motive ediyorsun.”
“Yanlış mı? Yaşamak istemeyen yaşamasın.”
“Sen niye yaşıyorsun o zaman? Hayatı seviyor gibi durmuyorsun.”
“Benim bir sözüm var.”

Gözleri uzaklara daldı, sanki bir anlığına parladı.

“Ne sözü?”
“Biz yetimiz Blake. Değer verdiğimiz birini kaybettiğimizde onun için yaşarız. Bu hissi bilirsin zaten, değil mi?”

Dilim tutuldu. Bu adam medyum falan mı?

“Bunu nereden çıkardın?”
“Benim bilmediğim az şey vardır.”

Bir süre sessizlik oluştu.

“Sen kimi kaybettin?”

Çenesi gerildi, gözleri bir ağaca takıldı.

“Bu seni ilgilendirmez.”
“Benim hayatım seni ilgilendiriyor ama.”
“Hayır, ben hiçbir şeyi umursamam. Umursadığım tek kişi sevdiğim kadındı. Sevmek nedir bilir misin Blake? Bilirsin elbet, sen de insansın.” Ayağa kalktı. “Benim gibi karanlığa gömülmeden çık o karanlıktan. Bir büyüğünün tavsiyesi.”

Başımı duvara yasladım. Bu sıkıntılardan bıktım, oysa ben sadece bir ajanım.

Ayağa kalktım. Bir de derse geç kalmamak için uğraşıyorum. Keşke hayatım geç kalmak kadar kolay olsaydı.

—-

Sınıfın arka sırasına oturdum. Büyü sınıfı olduğu için sıralar tekliydi neyse ki. Maggie önümde oturuyordu, diğerleri ortada yoktu.

Maggie arkasına döndü. “Konuşma iyi geçmedi mi?”
“İyi gideceğini düşünüyor muydun ki?”

James sınıfa girdi. Hepimize baktı.

“Şu geveze ve sarışın nerede?”
“Revirdeler,” diye cevap verdi Maggie.
“Bugün telekinezi yapacağız. Tabii çoğunuz yapamayabilir çünkü size göre biraz zor.” Masasına yaslandı. “Ve bunu seslerin içinde yapamayız. O yüzden içeride bulunan yalıtımlı odayı kullanacağız. Tek tek yapılacak.”

Masasından kitabını alıp o odaya yaklaştı.

“Blake, ilk kurbanım olarak seni seçiyorum. Hemen gel buraya,” derken sesinde ciddiyet yoktu. Kalkıp onunla odaya girdim. Etraf karanlıktı ama ışık da vardı.

“Şu orman saldırısından sonra iyi oldun mu bari?”
“Evet Bay James. Buraya zaten savaşmak için geliyoruz, bayılıp ayılamayız.”
“Doğru.”

Odanın ilerisinde duran vazoyu gösterdi. Orta boylarda, altın rengindeydi.

“Şimdi sadece oraya odaklan. Sesim senin odağını bozmasın.”
“Tamam.” Vazoya baktım, odaklandım.
“Zihninde o enerjiyi bul, vazoyu yavaşça kaldır.”

Bunu kendi büyümle yapabiliyorum ama böyle de zor olmasa gerek. Bir adım bile atmadım ama alnımdan terler akmaya başladı. Masanın üzerindeki vazoyu tuttuğumu hissettim.

Kalbimin hızla çarptığını hissettim, nefesim hızlandı. Ama bunlar beni durdurmamalıydı.

“Tamam,” demesi sadece başarısız olduğumu gösterirdi.

Vazo yavaşça kalktı, kalbim yavaşladı. Terler sanki bir anda yok oldu.

“Blake, dur!” Vazo yavaşça yerine varırken ayaklarımın bağı çözüldü.
“Bu berbattı.” Bana peçete uzattı. “Bu ne için?”

Burnuma işaret etti. “İhtiyacın olabilir.” Elim burnuma gittiğinde elime kan bulaştı.

“Bu nasıl olur?” Her zaman yaptığım bir şeydi eskiden.
“Telekinezinin bir sonucudur bu. Yani başarısız değildin, sadece ilkindi.”

Kalkmama yardım etti.

“Revire git, şu kapıdan çık.” Dışarıya açılan kapıydı sanırım.

Peçeteyle burnumu silerken odadan çıktım. Kapıda bir doktor bekliyordu, kadın olan.

“Gidelim.”
“Niye burada bekliyordun?”
“Önlem.”
“Tamam ama benim bir şeyim yok. Gidip dinlensem iyi olurum.”
“Hayır, serum vermemiz gerek. İlk kez telekinezi yaptınız sanırım.”
“‘Hayır’dan kimse anlamıyor gerçekten.”

Revire girdik. Sedye birinde Aren uzanmış öylece bakıyordu. Diğerinde ise baygın olan Kael... İyi de o neden burada?

“O neden burada?”
“Sanırım serum taktırmak için. Binicilerin çoğu yapar.”
“Sen şuraya otur, ten dakikaya gelirim.”

Aren sedyeden kalktı. “Buraya uzan.”
“Ölmüyorum, yerinden kalkma.” Gayet ayık görünüyordu. Karşımda durdu.
“Özür di—”
“Hayır, dileme.”
“Üzgünüm, sarhoştum. Ne dediğimi bilmiyordum.”
“Sarhoşken içinden geçenleri söyler insan. Üzgün değilsin.”
“Evet, sana sinirliyim ama kimseye ailesizlikten vurmam ben, özellikle de sana.”
“O kadar düşünme.” Bir adım geri attım. “Belki dediğin gibi yalnız ölmeliyim.”
“Blake...” Gözleri bana yalvarıyordu.
“Git Aren, bayılacak gibi duruyorsun.”
“Sonra konuşuruz o zaman, değil mi?”
“Sadece git.”

Sarsak sarsak revirden çıktı. Ardından Damon’ın sesi geldi:
“Blake, iyi misin?”

Bana yaklaştı.

“Evet, niye bu kadar korktun?”
“Sadece bir şey oldu sandım. Otur da serum takayım.”
“Kadın bakacaktı aslında.”
“Ben hallederim.”

Önümden çekildiğinde Kael’in oturur pozisyona geldiğini gördüm.

“Bir kere de yaralı gelme be kızım. ‘Kahve için geldim’ de.”
“İste yeter ki, kahve için de gelirim.” İstemsizce gülümsedim. Koluma iğneyi soktu.
“Yaralı gelme de istediğin zaman gel.”
“Hastalarınla fazla samimi olmuyor musun doktor?” İlk Damon’a, sonra Kael’e baktım.
“Bundan sana ne?”
“Burada işini yapmak için var, flört etmek için değil.”
“Sen de burada dayak yemek için duruyorsun sanırım.”
“Sorun yok Blake, ben çok sorunlu binici gördüm.”
“Dediğine dikkat et doktor.”
“Şu an benim alanımdasınız Bay Asterion.”
“Bu, mevkileri değiştirmez.”
“Sen her şeye burnunu mu sokarsın Kael?”

Bay Asterion’muş. Aptal prens.

Damon serumu taktıktan sonra uzaklaştı. “Arada kontrole gelirim.” Revirin başka bir kapısından çıktı. Karşımda oturan Kael’e baktım. İğrenç... Yüzünde bile umut yoktu.

“Ne?”

Bakışlarımı ondan ayırdım ve sedyeye uzandım. Cevap vermek bile zor geldi.

“Gücünün yetmediği yerde prens olmayı mı kullanıyorsun?”
“Kullanamayacaksam neden var olsun?”

Bana baktığını hissediyordum. Ben bakmadım, gözümü tavandan ayırmadım.

“Kendini çok akıllı sanıyorsun.” Evet, doğru. Öyle olduğumu düşünüyorum.
“Evet.”
“Değilsin. Yazık oldu, güçlü bir savaşçı olurdun.”
“Sen buraya ejderhaların emriyle gelmedin mi? Bana güçten bahsetme.”
“Evet ama yine de herkesin geçtiği yoldan geçtim.”
“Beni tanıdığını mı sanıyorsun sen?”
“Hayır. Kendini bile tanıyamazken karşısındakini nasıl tanısın?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18