9. bölüm / 9
DOKTOR9.BÖLÜM: SÖZLER
Bölümler 9Şu an: 9.BÖLÜM: SÖZLER
- 1 1. Bölüm: AİLELER VE YARALAR4.635 kelime
- 2 2.BÖLÜM: KALP İZİ5.473 kelime
- 3 3.Bölüm: YETİMLER3.708 kelime
- 4 4.BÖLÜM: KAN İZİ5.055 kelime
- 5 5.BÖLÜM:AŞK ACIDIR4.329 kelime
- 6 6.BÖLÜM: KAN İZİ4.120 kelime
- 7 7.BÖLÜM: CESET3.319 kelime
- 8 8.BÖLÜM: KİTAP SESLERI3.620 kelime
- 9 9.BÖLÜM: SÖZLER3.747 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapı bu kez açılmadı, içeri doğru savruldu. Metalin duvara çarpan sesi, odanın içindeki o ölçülü sessizliği paramparça etti. İçeride her şey yerli yerindeydi-şehir camın ardında aynı mesafeyle akıyor, masa üzerindeki dosyalar milimetrik bir düzenle duruyordu. Değişen tek şey, eşiğin içinden giren kadının nefesiydi. Karaca bir an durdu. Sanki burası hâlâ ona aitmiş gibi bakmadı; aksine, hiç olmamış bir şeye son kez dokunur gibi baktı. Sonra yürüdü. Adımları sertti ama içindeki şey kırılgandı "Demek doğru," dedi.
Levent imzasını tamamladı, dosyayı kapattı. Başını kaldırdı. Gözleri Karaca'nın üzerinde durdu; ne şaşkınlık, ne öfke... sadece ölçen bir soğukluk.
"Kapı çalman gerektiğini öğretemedim demi ?" dedi sakince.
Karaca birkaç adım daha yaklaştı. "Ceyda'yla nişanlanıyorsunuz demek ha!"
"Evet."
Tek kelime. Bu kadar düz, bu kadar kolay.
Karaca'nın göğsü sıkıştı. Ama geri adım atmadı. "Bir hafta," dedi, sesi incelmeden. "Sadece bir hafta. Ben çocuğumu kaybedeli bir hafta oldu, Levent." Dedi içindeki fırtınalar onu yerden yere vururken yutkundu." Ya iki gün once yanımdaydın!"
Levent'in cevabı gecikmedi. "İnsaniyet."
O kelime yine düştü aralarına. Boş, soğuk, açıklama niyetine konmuş bir kapak gibi.
Karaca bu sefer yutmadı. Gözleri sertleşti, sesi yükseldi. "İnsaniyet mi?" dedi. "Benim yanımda olman, benimle kalman... bu muydu yani?"
Bir adım daha attı. Aralarındaki mesafe inceldi.
"Çocuğumu kaybettim diye yanımdaydın," dedi, kelimeleri tek tek, bastıra bastıra. "Benimle seviştin, Levent. Bana dokundun. Beni affetmişsin gibi yaptın!!"
O "yaptın" kelimesi, içindeki bütün ağırlığıyla düştü.
Levent'in yüzünde bir değişim olmadı. Bakışı aynı kaldı-soğuk, sabit."Yanlış yorumlamışsın ," dedi.
Karaca'nın dudakları aralandı. Gözlerindeki ışıltı bu sefer umuttan değil, yanan bir şeyden geliyordu. "Yanlış mı?" diye fısıldadı. "Ben o geceyi yanlış mı hatırlıyorum? O anı, o dokunuşu... hepsi mi yanlış?"
Levent başını hafifçe eğdi, sanki bir detay düzeltiyormuş gibi.
"Senin için bir anlamı olabilir," dedi. "Benim için yok."
Bu cümle, Karaca'nın içindeki son tutunmayı da kopardı.
"Beni hiç mi sevmedin ya?" dedi bu kez. Soru değil, kendine son bir şans tanımak gibiydi. "Hiç mi?"
Levent gözlerini onunkilerden ayırmadı. O mavi bakışta hiçbir şey kıpırdamadı.
"Ben senden ayrıldıktan iki gün sonra nişan hazırlığı yapıyorum diye sevmemiş mi oluyorum," dedi yavaşça, kelimeleri keskin bir düzenle yerleştirerek. "Ama sen benimle ilişkideyken başka birinden hamile kalmana rağmen seviyor mu oluyorsun?"
Karaca'nın yüzü bir an boşaldı. Sanki biri içinden bütün havayı çekmiş gibi.
Levent devam etti, aynı sakinlikle: "Sahi, Karaca... sen neyin hesabını soruyorsun bana?"
Sessizlik.
O sessizlikte Karaca'nın içinde bir şey yerinden kaydı. Artık savunacak bir cümlesi yoktu. Sadece hissettiği şey vardı-ve o şey, kelimelere sığmıyordu.
"Ben..." dedi ama devam edemedi.
Sonra öfke geldi.
Bir anda, sert ve kontrolsüz. Eşyalara saldırdı herşeyi firlatmaya başladı.
"Ben hata yapmıştım!! Sen benim canım yansin diye yaptın!!" Dedi Levent'in maasasına yöneldi." Sen Narsist bir pisliksin!" diye bağırdı.
Masadaki kalemliği kaptı, duvara fırlattı. Metalin sesi yankılandı. Ardından dosyalar yere savruldu, kâğıtlar dağıldı. Cam bir obje yere çarpıp paramparça oldu.
Levent yerinden kıpırdamadı. " hata anlık yapılan şeydir karaca senin yaptığın anlık değil. Sen seni yaşattığıma dua etsene!" Dedi sesi o kadar sakindi ki hersey daha korkunçtu.
Karacanın bu hezeyanını keyifle izledi sadece kendininde canı yanmıştı ihaneti iliklerine kadar hissetmişti. Karacanında bunu hissediyor olması keyif veriyordu ona bıyık altı hafifçe güldü sonra geri düzeldi tepkisiz yüzü yine Karacaya dönüktü.
Bu, Karaca'yı daha çok parçaladı.
"Konuşsana!" diye bağırdı. "Bir şey söyle! Bağır! Ama böyle bakma bana!"
Levent ayağa kalktı. Yavaşça. Kontrolünü kaybetmeden.
Karaca bir şeyi daha fırlattı. Nefesi düzensizleşmişti , sesi çatlıyordu ama durmuyordu. "Ben senin yanındaydım!" dedi. "Senin en kötü anlarında ben vardım!"
Bir adım daha attı. Çok yakındı artık.
Ve o anda Levent hareket etti.
Bileklerini yakaladı. Sert, kesin bir hamleyle kollarını arkaya aldı ve onu kendine çekti. Karaca'nın sırtı Levent'in göğsüne çarptı, nefesi kesildi.
"Bırak beni!" dedi, çırpındı.
Levent eğildi. Yüzü Karaca'nın yüzüne yaklaştı. Nefesi ensesinde hissediliyordu.
"Yeter," dedi alçak bir sesle.
Karaca başını çevirdi. Yeşil gözleri yanıyordu içinde hâlâ direnen bir şey vardı, bir savaş. Öfke, acı, inkâr... hepsi o gözlerdeydi. Teni alev alıyordu Levent'in dokunduğu her nokta bir an vazgeçer mi bu nişandana diye düşündü ama nafile bir umuttu oda biliyordu Aslan Kral kindardı. Ihanet en son affedeceği şeydi. Gözlerin buğlandı yeşillikleri seller bastı bir anda.
Levent'in mavi gözleri ise sakindi.
Soğuk.
Duygusuz.
"Beni böyle susturamazsın," dedi Karaca dişlerinin arasından.
Levent'in parmakları bileklerinde biraz daha sıkıldı. "Seni susturmuyorum," dedi. "Sadece yerini hatırlatıyorum." Sakindi karcaya ömrünü hatırlatacak kadar onu yıkacak kadar öfkeliydi. Bir an durdu. Sonra fısıldar gibi, ama her heceyi keserek söyledi: "Hiçsin Karaca!." Dedi sakince Fırtınası sustu ama öyle dingileşip gök kuşaği açan bir suskunluk değil tam tersi.
Sığınaktan çikan bir ailenin evini hayvanlarını yıkılmış ve ölü bulması gibi karacaninda hayatınin en ağır noktasına vurmuştu.
Kelime, Karaca'nın içine gömüldü.
Levent onu bıraktı.
Karaca dengesini kaybedip yere düştü. Avuçlarını zemine dayadı, nefesi düzensizdi. Birkaç saniye öyle kaldı; neyin kırıldığını anlamaya çalışır gibi.
Karaca yerde nefeslerini kontrol etmeye çalışırken Levent ona baktı duygusuz net bir tonda " Sen sadecebenim egomun parçasısın Karaca sen sevilecek değil arzulanacak bir kadındın bende seni arzuladım!" Dediginde Karacanın ruhu parçalanmıştı. Acımasızdı Levent acımayada niyeti yoktu kendi yanarsa karşısindakini kül ederdi. " sen benim egomun bir oyunuydun karaca herkesin istediği şey benimdi. Sen sadece bana ait olmayınca bir kıymetin kalmadı herkesin olmuş bir malı ben kullanmam ben kendi kullandığım gömleği bile ikinci kere giymeyip başkasına veren bir insanım!" Dedi ruhsuzdu Karacayı yok edercesine ruhsuz.
Karaca kafasını çevirdiğinde.Levent çoktan geri dönmüştü. Masasına yürüdü, oturdu. Sanki az önce olanlar bu odanın düzenini bozacak kadar önemli değilmiş gibi.
Karaca başını kaldırdı. Yerdeki çantasını gördü. Uzandı, titreyen parmaklarıyla aldı. Ayağa kalktı.
Gözleri doluydu artık. Bu sefer tutmaya çalışmadı.
Kapıya yürüdü.
Eli kapı koluna gittiğinde bir an durdu. Belki döner diye. Belki bir şey söyler diye.
Levent başını bile kaldırmadı.
Karaca kapıyı açtı.
Ve çıktı.
Kapı bu kez sessiz kapandı.
❄️🔥
Levent gözlerini açtıktan sonraki bir hafta... tarif etmesi zor bir süreçti. Tıbbi olarak her şey olması gerektiği gibiydi; değerler stabildi, dikişler temizdi, vücut yeni kalbi reddetmiyordu. İlaçlarını düzenli verdim, mobilizasyonu kontrollü ilerlettim, her detayıyla ilgilendim. Ama karakter... karakter bambaşka bir savaştı. Fazla huysuzdu. Gereğinden fazla. Sürekli ters....sürekli gergin....sanki hayatta kalmış olmak ona yük gibi geliyordu. Hastanede tanıdığım o adamla uzaktan yakından alakası yoktu. Orada daha kontrollü, daha ölçülüydü. Burada... sivri, keskin ve tahammülsüz.
Ölümle burun buruna gelmesinden mi, yeni kalbine alışamayışından mı, yoksa kendi ortamında olduğu için maskesini çıkarmasından mı bilmiyordum. Belki de hepsi. Belki de gerçekten iki yüzlüydü; dışarıya kusursuz bir imaj çizen, içinde ise berbat bir adam saklayanlardan.
Kapıyı itip içeri girdiğimde ilk karşılaştığım kişi Levent değil, Alp oldu. Koltuğa yayılmış, telefonu kurcalıyordu. Beni görünce doğruldu, yüzünde yarım bir gülümseme belirdi."Sonunda geldin," dedi, başını hafif yana eğerek. "Abim seni sorup duruyor....sonra bana sövüyor..... şimdide gidecem diye tuturdu gömlek giymeye çalışıyor...haberin olsun."
Gözlerimi devirdim. "Şaşırtmadı."
"Ciddi diyorum, kıyafet odasına gitti ucube piskopat patlatacak dikişlerini!" diye devam etti, ayağa kalkıp bana doğru bir adım attı. "Adam iki haftada hepimizi bezdirdi. Sana ayrı gücü yetmiyor bari bizim ağzımıza sıçıyor"
Kaş kaldırdım. " Aslanla kedi gibi anlaşamazsın ben buna bir iki gün daha tamam hehe desem tepeme binecek! Göt herif!"
Alp kısa bir kahkaha attı. "Ona bunu söyle de gör."
Başımı hafifçe sallayıp içeri ilerledim. "Sen çık istersen. Kontrol yapacağım."
"Çıkmam," dedi anında, sırıtarak. "Eğlenceli oluyor."
Cevap vermedim. Zaten odanın asıl problemi yatağın üstünde oturan adamdı.Levent ayaktaydı. Alp şaka yapmıyordu cidden gömlek giymeye çalışıyordu. Dikişlerini baya baya yok sayıyordu. Yani ne yapmaması gerekiyorsa her zamanki gibi yapıyordu Huysuz ceset.
Hareketleri sertti, sabırsızdı. Yüzü asıktı. Bana bakmadı bile."Ne yapıyorsun?" dedim düz bir sesle.
"Görmüyor musun?" diye tersledi. "Gidiyorum."
Bir an durdum. Sonra kapıyı arkamdan kapattım.
"Nereye gidiyorsun?Karaca ahmet mi? Zincirli kuyu mu!?" dedim alaycı bir ses tonda biraz daha zorlarsa gideceği tek yer orasıydı Çünkü .
"İşe."
Kısa, net.
Gözlerimi kısıp ona doğru yürüdüm. "Yatağa geri dön."
Bu sefer bana baktı. O bakış... meydan okuyan, sert, sabırsız. "Hayır."
İçimde bir şey gerildi. İki haftadır biriken her şey ince ince çatlıyordu.
"Levent," dedim, sesimi bastırarak, "o kalp daha yeni. Ayağa kalkman bile riskliyken sen gidip 'iş' diyorsun."
"Benim işim risk," dedi soğukça.
Alp arkamda hafifçe öksürdü, sanki gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Levent devam etti. "Benim dünyamda kimse kimsenin iyileşmesini beklemez."
Bir adım daha yaklaştım. "Senin dünyan beni ilgilendirmiyor." dedim. Oda aynı umusamazlıkla ayağa kalktı. Uzun boyu tepemden bakma yetkisi veriyordu ona ama sadece fizyolojik olarak." Dünyanada sanada sıçtırtma bana Ünsal!" Dedim. Haftaların gerginliği ve siniri vardı üzerimde. Bir adım daha yaklaştım. Elimi hiç düşünmeden göğsüne, tam dikişlerin olduğu yere bastırdım.
Levent'in nefesi bir anda kesildi. "Dikişlerin patlasın mı istiyorsun?" dedim, gözlerimi ondan ayırmadan. Baskıyı biraz daha artırdım. "Ben patlatayım? Sonuçta ben diktim, değil mi?"
Vücudu refleksle geri çekildi. Dengesini kaybedip yatağın üzerine düştü. Eli anında göğsüne gitti. Yüzü gerildi, çenesi kilitlendi. Gözleri... öfke ve acının birbirine karıştığı o bakışla bana saplandı.
"Bana bak doktor..." diye başladı, sesi dişlerinin arasından çıkıyordu. "Hadini de yerini de bil. Burası benim çöplüğüm ve o çöplüğün bir kenarında...."
" asıl sen bana bak ceset!" Dedim sözünü keserek burnun dibine yakalştım öfke sinir ne kadar duygu varsa karışmıştı içimde.Eğildim, göz hizasına indim. " sen ister mafya bozuntusu ol. Ister padişah umrumda olmaz beni ölümle mi tehdit edeceksin Et!" Bir elimi omzuna koydum" Ölmekle ilgili bir derdim yok. Korkutamazsın bunalrla beni!"
Bir an durdum. Nefesim sert çıkıyordu. İçimde biriken her şey dilimin ucundaydı.
"Çok derdin varsa..." dedim daha alçak ama daha keskin bir sesle, "o taktığım kalbi geri de sökerim ama..."Cümleyi yarım bıraktım. Gözlerinin içine baktım. "Dua et," diye devam ettim, "buradaki herkes senin gibi bir adam yaşasın diye uğraşıyor. Ben olsam... kapıma köpek diye bile bağlamam seni."Başını hafifçe ittim. Geri düştü. "Bu arada," dedim doğrulurken, "ev senin olabilir ama çöplük benim."Bir saniyelik sessizlik."Ve o çöplükte bulunacak tek ceset..." diye ekledim, bakışlarımı ondan çekmeden, "sen olursun. Buna emin ol."
Odanın içi buz kesmişti. Bunalmıştım bu atarlı giderli hallerden ben Doğu ile uğraşmış
Alp arkamda resmen kendini tutmak için savaşıyordu. Dudaklarını ısırmış, yüzünü başka yöne çevirmişti ama omuzları titriyordu.
Hiç umursamadım.
Eldivenleri geçirdim. Hiçbir şey olmamış gibi pansumana başladım. Dikişleri kontrol ettim, temizledim, yeniden kapattım. Levent tek kelime etmedi. Sadece bakıyordu. Sert. Sessiz. Ama ilk kez... geri planda.
Serum setini hazırlayıp damar yolunu tekrar açtım. İğneyi sabitledim, akışı kontrol ettim.
"Bundan sonra çıkarmadan haber ver bari de düzgün çıkartlım morartmışsın kolunu!"," dedim düz bir sesle.
Cevap vermedi.Zaten beklemiyordum.
Eldivenleri çıkarıp çöpe attım. Döndüm, kapıya yöneldim. Geçerken Alp'e kısa bir bakış attım.
"Kolay gelsin," dedim.
O da başını salladı, hâlâ gülmemek için kendini zor tutarak. "Sana da..."
Kapıyı açtım.
Çıktım.
Hayatımda inatçı ve sorunlu çok hastam olmuştu ama bu başka bir evredeydi odama doğru giderken koridorda Tamer ve Sarp'a Rasladım trabzana yaslanmış sohbet ediyorlardı. Tamer samimi babacan bir tavırla omzuna iki üç kere vurdu Sarp'ın. Sonra beni gördüklerinde kafası ile işaret etti. Sarp donup kalmış yanakları bir tık kızarmıştı. Parmakları ile uğraşıyor derin nefesler alıp gülüyordu komikti fazla komikti.
Ama asıl komik olan sağa sola bakıp delik arayan fare gibi aşağıya kaçmasıydı.ne gizliyor ne bok yiyor bilmiyordum ama fazla komik geliyordu bu durum.
❄️🔥
Sarp elindeki beyaz orkide buketine bakti sonra yerdeki orkide saksısına olayı çok net anlayamadigi ve sağı solu belli olmadigi icin hem saksida hem bukette almıştı. Nefes verdi kapıya tıkladı . Nefesindeki paniği kontrol etmeye calisiyor yarim saatir yol boyu " al sana çicek ... sizin kadar nadide.... güzeliginize hitap eder diye dusundum... çiçek geddüm seven mi..?? "tarzı cumlelerde vermeyi planladiği çicege bakiyordu. Ama hic birseye karar verememiş anlık pannikle ne dersem o diyerek kapıya dikilmişti. Gördüğünde bakışlarının ilham vereceğini düşünmüştü ama çokta öyle olmadı. Kapıyı açan kadını görüşu ile dili tutulmuştu parlak gözleri yaptiği makyajla daha sevimli bir bicimde ortaya çıkmış. Yetmezmis gibi üzerine gecirdigi zümrüt yesili elbise teninin ve ışıltısını dahada gözler önüne sermişti elbisenin göğüsündeki omuzlarin ucuna kadar açılan detayı na yerlestirdigi kolye ve kolyenin ucundaki yeşil kelebekli kolye altın rengi küpelerine uyum sağlıyordu yutkundu kalbi hic olmadiği kadar carpti ama o kalp carpışları göğüs dekoltesine kaydiğında cene kasları kasıldı fazla açık gösükuyordu elbise üzerine fazla duruyor tek dekoltesi olan gögüs Asya'nın daha çarpıcı hale gelmesini sağlıyordu ama su seviyedeyken karışma lüksünün olmadığınında farkındaydı. Yutkun " kendini beğendi ondan giyindi... kıza karışamazsın.. ayrıca biri bakma tenezülünde götü yerse bulunsun içinden geçerim onun....." diye tekrar ederek kendine telkinde buyuruyordu. Elindeki beyaz orkide buketini uzatti. Gözlerine odaklandı.
"sizin güzeliğinizin yaninda sönük kalsada bunlar sizin için!!"demekle yetindi onca lafin ardına
Diyerek buketi uzatti yeni oyuncak almis misali gözleri parladı. Burnuna yaklastirip kokusunu çekti . Çiçegin tepesinden gözleri Sarp'ı buldugunda sarp'ın tüm düşünce Algısı ufak ufak yıkılmıştı. Beynindeki nöronlar karsisindaki bakışlar ile iletimi kesmiş kalbindeki carpinti tüm solunum sistemini etkilemisti utanmasa nefes nasil alınıyor diye soracakti. Asya'nın gözü yerdeki saksıya kaydı. Güldü..
" Azra mı söyledi?" Diye ekledi Asya Azra söylememişti çünkü Sarp'ın Azra'ya söylecek bir mabat kuvveti olmamıştı. Gecen hafta Azra'dan koşe bucak kaçmış Tamer'in Dalga geçmelerine maruz kalmış. Azra'nın eşyalaarıni almaya gittiği günden itibaren gün gün Asya'yı kontrol edip en sonunda Kahve içmeye çıkmayı teklif etmişti.
" neyi?" Demisti anlık alık bakışlarla. Beyin fonsiyonları bazı anlarda calışmamaya antiçiyor gibiydi. Sonra anlık bir silkilenme geldi kapıldığı nehirden kaçmanın yolunu bulmaya çalışırken anlık düğüm olan beyni " yok ya Azra dedi ki orkideye iyi baksın solmamış olur umarım! Bende laf soktu orkide sever demeye çalıştı diye düşündüm." Dedi sonra dudak büzüp omuz silkti."sonrada dedim ki bu manyak karı cidden çiçeği söylemiş olabilir çünkü abimle kavga ederken abim cam kenarındaki saksıyı düşürdü diye bir ufak bağrındı." Dedikoduya kapılmış gün teyzesi misali mimikler yapa yapa olayı anlatıyor Asya ise yine bu kütlece koca ruhen minik adamın zıt hallerini öylece izliyordu." Bide sen dön Ameliyatlı adama temizleti bunu manyak karı.!" Derdkenki düşünceli halleri Asyayı ufakta olsa güldürdü.
Sarp ise dememesi gerektigi halde dedikten sonra pisman olup utanarak kendi kafasina vurdu ama Asya'nın gülüşünü gördüğünde yine olanı unutmuştu." Azra beni Azarlamasın diye mi aldın bunu yani?" Dediğinde Sarp kafasını eğerek omuz silkti.
"ee yani!"
" o gelene kadar bunu da soldurursam!"
" bir tane daha alırım!"
" oda solarsa!"
" son orkide dünyada kalıncaya kadar giderim ve alırım!" Dedi kısıkca gülümsedi. Asya yüzünü çiçeklere gömdü.
Asya içinde aldığı iltifatın etkisiyle utanıp içeriye yöneldi elindeki buketi arkadaki Askıda bulunan çiçeklerin yanına ters bir biçimde Astığında Sarp'ın bakışları diğger çiçek buketlerine yöneldi kırmızı beyaz ve siyah güllerden oluşan üç buketle bakıştı.." Ters asınca daha güzel kururuyorlar !" Dediğinde ise hafuf tebesümüne içerideki çiceklere kitlenip gergin gergin bakan Sarp'ın bakışları ile karşılaştı.
Içeride bulunan çiçekler yeniydi, çünkü daha onlarda kurumamıştı ve Sarp'ın içindeki suskun mağra adamı anlık uyanarak" içeridekilerde yeni galiba!" Diye sormaya yönlendirdi onu.
Asya kendine dönmüş kıskanç öfkeli bakışlara gülerek karşılık verdi elindeki Saksıyı alarak içeriye bıraktı sakince kapıyi çekti ama Sarp'ın gözleri hala içerideki Çiçeklerdeydi. Göz göze geldiklerinde Sarp'a baktı." Benim değil Azra'nın bir hastasının oğlu teşekür maksadında her hafta yollar bende kuruturum benim elime geçerse." Dediğinde Sarp'ın bakışları tekrar yumuşamıştı.
Sarp Asya'yı gördüğünde kapıyı açtı gayet nazik ve kibar bir biçimde selamını verip arabaya binmesine yardım etti. Yol boyu ufak sohbetler Sarp'ın anlik dalginlikla ettiği muzzam itiraflarla Asya zaten al al olmuş yanaklarla geziyordu. Konusma boyu en çok o yanaklar aici gidiyordu sarpin
Restorana girdiklerinde yalnızca orta alanda, loş ışıkların altında hazırlanmış tek bir masa vardı. Etraf sessizdi. Sarp, Asya'nın bakışlarını yakaladığında hafifçe gülümsedi."Bu güzelliğin fazla ilgi çekeceğini düşündüm. Bu gece biraz olsun rahat etmeni istedim."Asya'nın yanaklarına belli belirsiz bir renk yayıldı. Sarp sandalyesini çekti, Asya oturduktan sonra sandalyeyi nazikçe yerine itti.
Masaya gelen yemeklerle birlikte sohbetleri de giderek derinleşti. Başlangıçta ikisinin de üzerinde olan gerginlik, dakikalar geçtikçe kayboldu. Birbirlerini dinliyor, gülüyor, bazen aynı anda konuşup sonra birbirlerine bakarak susuyorlardı.
Dünya gerçekten de bir süreliğine yalnızca ikisinden ibaret gibiydi.
Ta ki yer hafifçe sallanana kadar.
Sarsıntı kısa sürdü.
Ama Asya'nın yüzündeki renk bir anda çekildi.
Sandalyeden kalkmaya çalışırken nefesi kesildi. Gözleri bir noktaya kilitlendi. Sonra refleksle masanın altına çömeldi.
"Sakin ol."
Sarp hemen yanına eğildi.
"Asya, geçti. Bak bana."
Asya onu duymuyor gibiydi. Elleri titriyor, nefesi giderek hızlanıyordu. Sarp önce ne yapacağını bilemedi. Sonra sesini mümkün olduğunca sakinleştirdi.
"Benimle nefes al. Tamam mı? Yavaşça..."
Kendi nefesini göstererek onun ritmini yakalamasını sağlamaya çalıştı.
"Al... şimdi ver."
Asya birkaç kez denedi ama nefesi hâlâ düzensizdi. Gözlerinde yalnızca o anın korkusu yoktu; çok daha eski, çok daha derin bir korku vardı. Sarp bunu fark ettiğinde sesi daha da yumuşadı."Buradayım. Şu an buradasın. Güvendesin. Benim yanımdasın!"Asya gözlerini ona çevirdi. "Bana bak. Sadece bana."
Asya titreyen parmaklarıyla onun elini tuttu.
Sarp, ne kadar uğraşırsa uğraşsın Asya'nın nefesinin tamamen düzene girmediğini fark etti. Bunun üzerine onu daha fazla zorlamadı. Elini bırakmadan yanında kaldı.
Ne yapacağıni bilemeden bakıyordu nefesini duzene sokamıyordu o an anlık bir karar verdi. Çenesini kavrayıp dudaklarını dudaklarına yapıştırdı o an Asya'nın anlık nefesi kesildi. Sarp hafifçe geriye çekildi. Asya parlayan masum gözleriyle baktı ona bir kaç saniye göz bebekleri maviliklerini komple kapamıştı. Bu sefer dudaklarını ona götüren Asya olmuştu. Dünya durmuş sadece onlar vardı bir kaç saniyeliğine. Tekrar geri çekildiklerinde ikiside masum birer çocuk gibi gülüştüler.
❄️🔥
Sabah kahvaltı için aşağiya inmek icin uyandım her sabah aynı saatte Gülgün abla ve Semiha abla ile kahvaltı hazırlayıp oturup sohbet ediyorduk. Son bir haftada oluşan bu rutin beni de kendime getiriyor burda bulundugum esir pskolojisinden tamamen çıkıyordum.
Semiha abla ise kendince ağzı ile " a bu çocun hali ne olacah yatayi ha orda boydan boya bisi de yapmayi" diye azarlar gibi dert yanıyordu.
Güldün ablada" "Bilsem ya Semiha, bu çocuğun hâli ne olcek?" diyordu.
Birinde karadenizin sertliği öbüründe Ege'nin o yumuşak tınısı vardı. Ikisi her sabah kahvaltı hazırlayıp önce benim odama sonra Levent'in odasına bırakıyordu. Zaten bir hafta sonra benide masaya çağırmaya kendi aralarına almaya başladılar.
Daha doğrusu kahve ile hayatımı idame ettirdiiğimi gören semiha abla bana kızıp ." Ha ula oldun bağa kahve kak düzgün yemek ye!" Diye azar çekince bende asagiya inmeye basladim.
Bu sabahh ise beklemediğim bir biçimde. Bulmuştum onların yanında kendimi Semiha abla çayı koyu yapmis ama bu sefer Gülgün abla bezerek daha çok kavga çıkarmıştı.
"Semiiha, bu çayın hâli ne böle, katran gibi olmuş yaa." diye çıkışınca bizim Lazkopat Semiha durmamış iki elini beline koymuştu.
"Ula çaydur işte, sen na olsun isteysun? Orospu amı gibi akça mı galsun ha!" diye girişince beni bile gülme almıştı.
Ben kahkaha atarken ikisinin bağrışları o kaadar artmıştı ki ust kattan sesi duyan Levent ne olduğunu anlamayıp aşağı inmişti. Eskisi gibi seri adımlarla inemediğinden yavaş ama olabildiğince hızlıca iniyordu.
" Ne oldu gene burda siz niye birbirnizi yiyorsunuz gene ya!" Dediğinde herkes bir anda ona dönmüştü.
" sen niye öyle dan dan iniyorsun!!!" Diye hepimiz bir anda bağırınca şaşkın bakışlarla bana baktı.
" gürültüden bir şey... oldum... yani..." o koca cüsseli koyu mavi gözlü adam bir anda çocuk gibi utanmış konuşmayı unutmuştu açık konuşmam gerekirse bu hali baya tatlı duruyordu.
" ula eşek uşak ha biz yat diyiruz sağa sen gaktın tepine tepine iniyisun ha senun ağzına sıçmak lazum" dediğinde yine afallamış bir biçmde bakıyordu. Tipi o kadar donuktu ki sonra tuhaf bir biçim aldı elini hayrete der biçimde kaldırdı.
" ulan binlerce adama söz geçiriyorum kendi hanemdeki üç kadında laf geçiremiyorum ulan!" Dedi somurtarak aşağı inip masa başına geçti. Bu halleri huysuz bir çocuğu andırıyordu. Agzına masadaki koca pişilari kemirmeye başladı.
Bu anların komikliği hepimizi güldürüyordu. Sofrada Semiha abla ve Gülgün abla Levent'in bebekkenki sinirini ve hic geçmeyisini anlatıyor bende onlara karşılık verip değişmediğinden söz ediyordum. O an laf hiç istemediğim bir noktaya geldi. " ee doktor hanım biz babasının prensesi annesinin kuzusu olarak büyüyemedik annesiz babasız büyüdük " dedi.
Anlık gülüşüm soldu içimdeki çok ağır bir yaraya dokunmuştu son lokmamı aldım çağımdan bir yudum aldım." Bazen hayatlar ne tahmin ettiğimiz gibidir nede gözüktüğü gibi Levent Bey" dedim sakince son lokmamı alıp odama çekilecektim ki kolumu tutup bana baktı.
" öyle demek istemedim!"
" sorun yok ne demek istediginizi anladım" dedim kolumu kendime çekip odama yöneldim. Ensemde hala bakışlarını hissedebiliyordum.
Yatağa kendimi bıraktım karşımdaki televizyonu açtım sünger bob vardı. Severdim aptal bir insanın dünyayı umursamadan yaşayışı kendinden nefret edenleri bile görmeden mutlu oluşu güzel gelirdi.
Akşama kapı çaldı." Kim o!"
" benim doktor , pansumana geldim !" Doğruldum uzerimi düzeltip kapıyı açtım.
" odanıza geçin birazdan geliyorum!" Dedim ama elindeki çantayı gösterdi.
" girebilir miyim?" Dedi. Başımla onayladım adım adım sakince içeri geçti bende arkasından iceir yöneldim televizyondaki çizgi filme baktı." Beklenmeyecek performas doktor!" Dedi nedenini algılayamamış bir bakış attım.
" neden?"
"Senden daha farklı zevkler bekliyordum doktor?" Dedi güldü televizyonun tam karşısına yatağin uzerine geçip oturdu geriye yaslandı üzerinde birşey yoktu sadece sarğılar. Yaklaştım ilk yardım kutusunu açtım. Içinden pansuman için gerekli gereçleri çıkardım. Çekmeceye yönelip makası aldım. Makasın soğuk demiri tenine değdiğinde vücüdu kasıldı bir anlığına.
Yüzümde bakışlarını hissediyordum ama bakmıyordum. Sadece işime odaklaanmıştım donuk soğuk bakışlarla yarasına odaklanmıştım. Bir saniyeliğine gözlerine baktım bakışları farklıydı . " ne var ! " dedim şaşkın sert bir üslupla.
Güldü ufaktan tepkisiz kalmamı sevmemisti sanırım." Kızdın mı bana doktor!" Dediğinde yüzune bile bakmadım göz devirip bandajları açmaya devam ettim." Doktor konuşmadan nasıl anlaşalım hayır uzunca bir sürede beraberiz!" Dedi kızmıyordu artık herseye atar gider yapan adam artik düzgün konuşuyordu.
" Levent bey hayatımı bilmeden dışarıdan göründüğü gibi yorum yapmanız doğal fakat her zaman hayatlar göründüğü gibi değildir!" Dedim bandajları çıkartmıştım. Yandaki kutudan antiseptikle iyice yara etrafını temizledim.
" anlat biliyim doktor!" Dedi net bir biçimde bakışları mana arar gibiydi. Beni çözmeye çalışıyordu nedenini anlamadığım bir biçimde." Surekkli kavga halindeyiz ama benim yüzumden ama senin yüzünden, ne sen beni tanıyorsun ne ben seni sürekli birnirimizle sadece savaşıyoruz!" O konusurken ben yarayı temizlemiştim dinlemiyordum bile ama kolumu tutması ile irkildim." Doktor , düşmanım değilsin canımı hatta belkide geleceğimi sana borçluyum!" Dediğinde saçma bir minnet ifadesi vardı.
Kolumu çektim" işimi yaptım Levent bey ve yapmaya çalışıyorum" dediğimde kaşları kalktı.
Tekrar kolumu tutu." Bak doktor , cümle alem benden korkar ama sen başkasın ne korku var gözünde ne birşey . Sende beni tanımadan anne kuzusu dedin bende aynı yargida bulundum. " kolumu tekrar aldım haklıydı. Sargıları sararken anlık fark etmeden fazla yakılaşmıştık dudaklarımız bir nefes mesafesi uzaktaydı derin bir nefes alıp kaşlarıni kaldırıp başını çevirdi.
Sargılar bitince doğruldum ayağa kalktım geriye doğru çıkıp öksürdüm. " duş almam lazım. Bir saate oturup konuşabiliriz istersen" dedim gayet sakin bir eda ile. Gözlerime baktı başı ile onayladı.
Odadan gülerek çıkıyordu. Ben ise anlık paniklemiştim ne oluyordu bana bilmiyorum ama ruhum varmış gibi hissetmek güzel gelmişti anlık.
Kıyafetlerimi hazırladım duşa girdim. Banyodaki lavanta kokusu buharla birleşmişti. Su bedenimden akarken o dip dibe geldiğimiz an sürekli gözümde canlanıyordu. Bende daha fazla tahamül edemeyip çıktım ıslak saçımın nemini havlu alana kadar üzerimi giyinmiş losyonumu sürmüştüm ayaklı lavanta bahçesi gibi kokuyordum. Terliklerimi giyindim. Havluyu çıkardım Levent'in odasına doğru yöneldim. Kapiyı tıklayıp içeri girdiğimde Levent balkon tarafında lacivert pijamasının altıni giymiş oturuyordu uzerinde onu kapayan sadece sargı bezleriydi.
Balkondaki koltukları gösterdi iki kırmızı koltuk, iki bardak duruyordu ona baktım. " alkol serbest mi? "Diye sordu gülüp başımı salladım. Koltuğa geçtim birer bardak doldurdu. O gün gün aydınlanana kadar konuştuk düşündüğüm kadar ketum bir insan olmayışı çarptı gözüme. Nazik nezih ve kültürlüydü. Geçmişi konuşmadık şimdide kaldık. Sadece bu andaydık....
