8. bölüm / 9
DOKTOR8.BÖLÜM: KİTAP SESLERI
Bölümler 9Şu an: 8.BÖLÜM: KİTAP SESLERI
- 1 1. Bölüm: AİLELER VE YARALAR4.635 kelime
- 2 2.BÖLÜM: KALP İZİ5.473 kelime
- 3 3.Bölüm: YETİMLER3.708 kelime
- 4 4.BÖLÜM: KAN İZİ5.055 kelime
- 5 5.BÖLÜM:AŞK ACIDIR4.329 kelime
- 6 6.BÖLÜM: KAN İZİ4.120 kelime
- 7 7.BÖLÜM: CESET3.319 kelime
- 8 8.BÖLÜM: KİTAP SESLERI3.620 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.BÖLÜM: SÖZLER3.747 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
26 sene önce
Evin sobasından gelen çıtırtılar odayı dolduruyordu. Ateşin sıcaklığı duvarlara vuruyor, eski evin içini yumuşak bir turuncuya boyuyordu. Sobanın üstünde dizili kestaneler kabuklarını çatlatıyor, her “pot” sesiyle Azra’nın gözleri biraz daha büyüyordu. Küçük ellerini sandalyenin kenarına koymuş, ileri doğru eğilmişti; dikkatinin tamamı o küçük patlamalardaydı.“Anne bak!” diye heyecanla el çırptı, kahkahası odaya yayıldı. “Pot pot pot yapıyoo!”
Leyla, sobanın yanında, kenarda kalan kestaneleri bıçakla tek tek çiziyordu. Kızının sesine başını kaldırdığında gözleri istemsizce parladı. Yorgunluğu bir anlığına silindi yüzünden. Sadece gülümsedi. Uzun uzun baktı ona, sanki o anı zihnine kazımak ister gibiydi mutluydu. Kızı ve kendisine bir hayat çizmiş korkmuş yorgun bir hayat sürüyordu ama Azra'nın her gülüşünde bu koeku dağılıyor kızı üzerinden kurduğu hayaller giderek büyüyordu.
Tam O sırada çalan kapı ile hayalleri Dağıldı Leyla'nın .“Yemek erken geldi…” diye mırıldandı kendi kendine. Bıçağı kenara bırakıp ellerini silerek kapıya yöneldi. Adımları hızlıydı ama içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Kapıyı açtığında… nefesi kesildi.... içindeki hissiyat haklı çıkmıştı.
Karşısında duran adam, karanlığın içinden çıkmış gibiydi. Yeşil gözleri sabitti. Soğuk. Tanıdıktı.
Leyla bir adım geri attı.
Adam bir adım ileri geldi.
Kapı aralığından içeri sızan soğuk hava, odanın sıcaklığını bir anda kırdı. Leyla geri çekildikçe adam aynı mesafeyi kapattı. Sessiz, ağır, emin adımlarla.
“Güzelliğin her daim sabit, sevgilim,” dedi adam, sesi alçak ama keskin.Leyla’nın boğazı kurudu. Yutkundu. Gözleri bir an arkaya, Azra’nın olduğu odaya kaydı. Adam o bakışı yakaladı.
Çenesini parmaklarıyla kavradı, başını kendine çevirdi. “Beni özledin mi?” Leyla cevap vermedi. Sadece başını çok hafif iki yana salladı, gözleri dolmaya başlamıştı. Adamın bakışları içeri süzüldü. Sobanın önünde oturan küçük bedeni gördü.
Azra hâlâ kestanelere odaklanmıştı. Küçük kahkahaları odanın içinde yankılanıyordu, dış dünyadan tamamen kopmuştu. Leyla bir adım daha öne atıldı, adamın kolunu tuttu. Sesi titriyordu. “Seni bilmiyor…"
Gözleri yalvarıyordu.
Adam başını eğdi, dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı. Leyla’yı belinden çekip kendine yaklaştırdı. Parmakları yanağında gezindi, sonra dudaklarına kısa, sahiplenici bir öpücük bıraktı.
“Sevgilim,” dedi fısıltıyla, “bir çocuğun babasını bilmemesi sorun değil.”
Serçe parmağıyla Leyla’nın çenesini tekrar kaldırdı. Gözlerinin içine baktı.
“Onu benden çalman… asıl sorun!!.” dedi nefretle Leylanın çenesinde duran elleri boynuna kayıp bir anda duvara çarpmıştı. Leyla'nın bedeninde gezindi adamın bakışları parmaklarını her nefes alışında dahada sıktı." Bana bu acıyı Nasıl yaşatabildini hala çözemiyorum Leylam!" Dediğinde Leyla'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Dayanamadı adam olduğu yere bıraktı onu. Leyla’nın nefesi düzensizleşti. Hızlı nefesler aldı öksürdü yerden doğrulamadı o esnada adam seri adımlaarla içeriye döndü.
Sobaya yaklaştıkça Azra’nın kahkahası daha net duyuluyordu. Küçük elleriyle alkış tutuyor, her patlayan kestaneye sevinçle tepki veriyordu.
Adam onun yanına kadar geldiğinde Azra hâlâ fark etmemişti. Dizlerinin üzerine çöktü. Sobadan bir kestane aldı, kabuğunu ustalıkla açtı, üfledi.
Elini küçük kıza uzattı.
Azra başını salladı. Gözleri annesini aradı. “Se… yabancı almam,” dedi ciddi bir ifadeyle.
Leyla’nın kalbi sıkıştı.Adamın bakışları yumuşar gibi oldu. Ama sadece bir an. Bakışları leylaya döndüğünde Alev aldı tekrar emreder gibiydi. Leyla başını iki yana salladı reddetetti.
Adam ise minik kızın saçlarını sevip en pamuk gibi sesi ile konuştu.“Ben babanım, meleğim,” dedi.
Azra durdu. Minik dudaklarını büzüp profesör edaları ile adamı inceledi annesine baktı bir onay bekleedi annesi susunca.Yavaşça başını ona çevirdi. Kocaman gözleriyle adamı inceledi. Yüzüne baktı, gözlerine, burnuna. Küçük parmaklarıyla yüzüne dokundu, sanki gerçek olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Adamın burnuna götürdü minik parmağını önce sonra kendi burnununa dokundu aynıydı, çenesine yaptı aynısını oda aynı “Sen… baba?” dedi şaşkınlıkla.
Sonra hızla annesine döndü. “Baba gedi, baba!”
Leyla’nın dudakları titredi. Ama gülümsedi. Başını salladı. “Evet,” dedi zorla. “Baban…”Azra’nın yüzü aydınlandı. Yerinden kalkıp adamın boynuna atladı. Küçük kolları boynuna dolandı.Adam onu tuttu. Sıkıca sarıldı kokusunu içine çekti minik kızının.Bir süre öyle kaldılar. Sonra birlikte oturdular. Azra onun dizinde, sobanın sıcaklığında, sanki her şey olması gerektiği gibiydi.
Adam ona kestane verdi, hikâyeler anlattı, bir kitap açıp okudu. Azra başını onun göğsüne yasladı, gözleri ağırlaştı.Gece sessizleştiğinde adam onu yatağına taşıdı. Üstünü örttü. Bir süre başında durdu.
Adamın eli Leyla’nın beline yerleştiğinde kadın istemsizce gerildi. Parmaklarının baskısı sertti, sahiplenici ve tartışmaya kapalıydı. Leyla bir an geri çekilmek istedi ama adamın bakışları buna izin vermedi; o bakışta hem tehdit hem de yıllardır değişmeyen o karanlık bağ vardı.
Hiçbir şey söylemeden onu kendine doğru çekti. Leyla’nın nefesi düzensizleşti, gözleri bir an kapıya kaydı, sonra kızının odasına… ama biliyordu, artık geri dönüş yoktu. Adamın adımlarıyla birlikte yatak odasına doğru sürüklendi.
Kapı sessizce kapandı.
Gece, sobanın çıtırtılarıyla birlikte ağır ağır akarken, odanın içinde söylenmeyen onlarca şey, yarım kalmış hesaplar ve bastırılmış öfke vardı. Leyla’nın direnci yorgundu, kırgındı; adamın varlığı ise hâlâ aynıydı...baskın, kaçınılmaz, yakıcı.
Zaman geçti.
Odanın içinde sessizlik yeniden yerini bulduğunda, Leyla battaniyeyi göğsüne kadar çekmiş, arkasını dönmüştü. Gözleri açıktı ama bakmıyordu; sadece nefes alıyordu, derin, düzensiz. Gözlerinden yaşlar ince ince süzülüyordu. Içinde büyük bir kırgınlık ve zorundalık hissi vardı. Normalde bu yaşananalrdan keyif alırdı ama karşısındaki adam soğuktu, Leyla'nın Aşığı o adaam değildi. Gözlerinin büyüsüne aşık olduğu adam değildi. Leyla getirmişti o adamı bu hale farkındaydı. Yapmak zorunda olmasa yapmazdı ama kaçmalıydı....
Adam yatağın kenarında durmuş, pantolonunu giyiyordu. Hareketleri sakindi, sanki biraz önce yaşanan hiçbir şey onun için bir anlam taşımıyormuş gibi. Soğuk ketum eskiden olsa sıkıca Leyla'yı sarardı kokusunu nefes diye alırdı ama karşısında onu mahvetmeye çalışan bir yalancı vardı.
Kapıya yöneldi
Sonra durdu.
Eğildi.
Leyla’nın yanağına kısa, neredeyse sahte bir yumuşaklıkla bir buse kondurdu. Dizlerinin üzerine çöktü." Normalde alırım kızımı çeker giderim senin yaptığın gibi!" Dediğinde gozleri yeniden alev aldı Leyla'nın boynuna sardı tekrar parmaklarını."benden kızımı aldığın gece gibi bir anda yok olur giderim!" Dedi. Parmakları sıkılaştı Leyla nefes alamıyordu artık. Dudaklarına yaklaştı Leyla'nın sağlam bir öpücük kondurdu. Ama uzaklaşmadıbalnını Leyla'nın alnına dayadı dudaklarınınkemirdi." Sen bunu bize niye yaptın!" Dedi kırgın hesaap sorar bir nida ile
Leyla'nın içi yandı yangını onu kırdı kavurdu. Adamın dudaklarında soluklandı ikisinin ruhu karıştı o anda ikisininde gözlerinden yaşlar süzüldü.
Sonra doğruldu.
“Üç gün,” dedi.
" senin benden kızımı çalalı olan yıl kadar gün sana!"Leyla’nın kalbi duracak gibi oldu.“Tam üç gün, Sözer.”Bir adım yaklaştı.“Kızımı alırım.”Gözleri karardı.“Ya seninle… ya sensiz.”
Kapıyı açtı.
Ve gitti.
Ev tekrar sessizliğe gömüldü ama bu sefer o sessizlik huzurlu değildi.Sabah olduğunda Leyla göz yaşlarını sil sile sile yemek yapıyordu. Dokunsalar patlayacaktı titreyen elleri dalgın düşünceleri.
Azra odadan odaya koşuyordu. Saçları dağılmış, gözleri uykulu ama heyecanlıydı.“Anne!” diye seslendi. “Baba yok!”
Cevap gelmedi.
Koşarak mutfağa girdi. “Anne, baba yok!” Bu sefer sesi kırıldı.
Leyla aniden döndü. Sinirleri gerilmiş, gözleri uykusuzluktan kızarmıştı.“Yeter!” diye bağırdı.
Azra olduğu yerde kaldı.
Dudakları büzüldü.
Gözleri doldu.
“Odana git!” diye sertçe çıkıştı Leyla.
Küçük beden sarsıldı.
Hiçbir şey anlamadan arkasını döndü elindeki geceden kalan kestane kabuklarını fırlattı Leyla'ya " Bama banaaa!!!" Diyerek koştu. odasına gitti.
Kapıyı kapattı.
Yatağına oturdu.
Gözyaşları sessizce süzülüyordu.Başını kaldırdığında komodinin üzerinde bir şey gördü. Küçük, soğuk bir metal parçası.Demir bir bileklik.
Yavaşça uzandı. Aldı. Avucunun içine sakladı.
Sanki… onu tutarsa gitmezmiş gibi.
❄️🔥
Kitaplar bazen en büyük dost olmuştu yanlızlığıma yetimhanedeyken rafalara sığındım kimi zaman, kimi zaman yanlızlığımı gizlemek için kitapraki karakterleri dost ediindim onlardan biriymişim gibi hayal kurdum. Koskoca bir boşluk vardı içimde hic bir zaman çözemediğim. Konuşarak giderileceğine inanmadığım Kocaman bir boşluk. Anlatsam boş geliyordu hep dertlerim anlaşılmazdı. Elimdeki kitaptada dediği gibi "Dünyada en büyük felaket, insanın kimsesiz kalması değil; kendisini anlayacak birini bulamamasıdır." tam bu konumdaydım önceki sayfalara gittim postitle işaretli alanları inceliyordum bir sözde daha durdum."Yalnızlık insanı öldürmez, ama insanı yaşarken ölüye çevirir." kitap dünyama çevirmendi sanki bundandı insanalrdan çok kitaplara sığınmam. Ben anlatmadan içimdeki darlığa bir cümle ile tercüman oluşlarıydı kitabın sayfalarını çevirdim kitabın en başıni açtığımda mavi renkle çizili paragrafa gözüm ilişti."Şimdiye kadar tesadüf ettiğim insanlardan bir tanesi benim üzerimde belki en büyük tesiri yapmıştır. Aradan aylar geçtiği halde bir türlü bu tesirden kurtulamadım. Ne zaman kendimle baş başa kalsam, Raif efendinin saf yüzü, biraz dünyadan uzak, buna rağmen bir insana tesadüfbettikleri zaman tebessüm etmek etmek isteyen bakışları gözlerimin önünde canlanıyor." Ve kenarına ilişen ufak yazılar." Insan meleği şeytan şeytanı melek sanabilir, yüzler bakışlar çoğu zaman yalanı çağrıştırabilir" ben bu cümleyi kafamda çevirirken bir anlam yüklemem gerektiğini hissetmiştim sanki.
Ben kafamı meşgul ederken içeri giren iri yarı 50 li yaşlarında adamla göz göze geldim. Elimdeki kitaba baktı sonra bana. Mavi gözleri , Sert bakışları ile ciddi tavrı babası olduğunu zannetiğim adam içeri girdi. Bakışlarındaki sertlik yumuşadı yüz hatlarımda gezindi gözleri. " buyurun!" Dedim net soğuk bir sesle
Önce Levent'e sonra bana bakarak içeri bir adım daha attı. " merhabalar bana bahsettikleri doktor hanım sizsiniz sanırım!" Elini uzattığında bende tutup selamımi verdim.
" Azra sözer." Dedim hala sakin hala nettim. Adama hala bir sebebten güvenemiyordum.
" Raif Ünsal! Amcasıyım!" Dediğinde beynimde anlık şimşekler çakmaya başlamıştı. Kitapta altı çizili satırlar beynimde dolanmaya başladı kenarlardaki notlar gülümsedim. Beni ilgilendirmeyen durumlardı ama gereksiz meraklı kişiliğim buna engel oluyordu.
" fazla genç duruyorsunuz zorlasanız abisi olduğunuzu düşünürdüm!" Dedim samimi bir iltifatla .
Hafifçe gülüp omuz silkti." Ne kadar kibarsınız doktor hanım ama yaşımdan bile büyük gözüktüğümün farkındayım. " dedi . Aynı samimiyette gülüşü ile cevap verdi. Levent'e baktı yüzünde büyük bir hüzün belirdi. Bana baktı tekrardan " o iyi olacak değil mi doktor hanım!?" Dedi. Anlık nefes alamyıp kalbini tutu. Ondada bu hastalığın olması mümkünmüydü...
" sizede bakmamı ister misiniz kalbiniz sıkışıyor gibi.!" Dediğimde cebinden bir ilaç çıkarıpa ğzına attı." Sizdede var değil mi? Hipertrofik Kardiyomiyopati?" Dediğimde başı ile bezmiş bir tonda onayladı. " ben aslen kardiyoloğum , kalp damar cerrahıyım aslında Işın Endam Hastahanesine Uğrarsanız sizi de Muayene edebilirim" Levent'i gösterip güldüm." Yani bu kadar zorlu bir ortamda bu isi çıkardıysam hastanede sizin için daha iyisini yapabilirim!" Dedim espirili bir halde güldü.
" doktorum vardı aslında ama yakınlarda Vefat etti. Şansımıza bende yeni bir doktor arıyordum." Ses tonu iş görüşmesi yapan bir tona büründü. Ama geriye doğru yıkılması ile sesi anlık kesildi. Koşup yere yığılmadan tutmayı denedim ama benim bünyemin kaldıramayaçağı ağırlıktaydı olanildiğince yavaşlatıp yere yatırdım.
" Raif bey..." dedim gözlerine baktım hala açıktı maviler kendinden geçmişti. Kapıya doğru döndüm." FUAT!!! FUAT...neydi lan adınız Tamer!!!!" Yere doğru uzanmasını saglagım nambına baktım. Ritim düzensizdi. Bir kaç saniye sonra içeriye Sarp ve Tamer girdi.
Sarp yanıma çöktü hızla" ba..ba.. baba iyi misin baba!!.. Ać gözünü...baba uyanman lazim... babam!!" Demeye başladı tamer yerde yatan adama öfke dolu gözlerle ama durgun bir halde bakıyordu.
Ona döndüm." Tamer ilac çantasını getir hemen!!" Dememle koşarak içeriye gitti 2 dakika sonra kızıl parlak saçları ile bir kadın girdi içeri saçlarını savurdu yüzüme çarpan kızıl saçlarla çarpılmışa dönmüştüm kadın bal köpüğü gözleri ile bana döndüğünde bu sefer benim kalbimde çarpıntı oldu kulaklarımda bir uğultu bedenimi ince ince sarmaya başlamıştı ki Tamer'in getirdiği çantadan intraketi çıkardim koluna turnikeyi bagladım yavaşça ilerlettim iğne ucunda kanı gördüğümde iğneyi çekip ileriye doğru götürdüm bantlarla tuturup yandaki komidindeki 100 milimlik serumu çıkarıp içine 10 milim esmolol ekledim serumu infizyon pompasına takıp Tamere uzattım pompa yardımı ile damar yoluna ilacı bağladım ilk düşük dozlar ile vermeye başladım. " başının çevresinde dikilmeyin hava alabilsin." Dedim Tamer kadını omzundan tutup kaldırdı. Steteskobu alıp dinlemeye başladım ama kadın hala ağlıyordu." Hanım efendi susmazsanız kalbi duymamı nasil bekliyorsunuz!" Dememle sustu kalp yavaşlamaya başlamıştı. Başınin altına bir yastık koydum.
Ayağa kalktığımda derin bir nefes verdim." Iyi ritim normale dönüyor." Koridorda dikilen hemşireye baktım." Tamer beyle gidip hastanın dosyasını getirin bana!" Dememden sonra kadının bana sarılması bir oldu.
" sağ ol kızım! Sen olmasan.." dediği kelimeler kulaklarımda çınlıyordu. Annem olamdığının farkındaydım ama fazla benziyordu. Sesi kokusu bile tanıdıktı. Yutkundum oda geriye çekilip omuzlarımı tutu.
" Halam yormayalım doktoru ha siz aşağıya inin bende Fuat'la dayımı yan odaya alayım sonra gelin hadi!" Diyerek kadını çıkarttı dışarıya. Sonra babasının dizlerinin altı ve koltuk altından tutup kaldırdı Sarp.
Sarp'ta babası kadar iri cüsseli bir adamdı Levent ona oranla bir tık minyon kalıyordu. Ama genel oranla bakıldığında deminki kırmızı saçlı hanım efendide yapılıydı. Kilolu değil uzun boylu ateletik bir fizige sahip 30 larının başında gibi duruuyordu ama ya kuaförü beceriksiz yada evde kandi boyamış olacakki birazı turuncu birzı sarımsı saçları ve ara ara çıkmış beyazlar onun yaşının 40 ların sonuan doğru gittiğini söylüyordu bana.
Onlar Raif beyi yan odaya yatırırken benimde gözüm Levent'e kaydı kapalı gözleri çatık duran yüz hattı model olabilecekken Ceset olmayı seçen bu adam giderek merak uyandıran bir hale geliyordu. Elimde duran kitaba baktım.
Raif efendi belliydi peki madonna kimdi.....
❄️🔥
Ilk 24 saat zor geçmişti düzgün uyuyamamıştım Levent'in monitörlerindeydi gözüm tüm değerler stabildi. Hala sadasyon altında uyandırılmamıştı son bir kaç tetkit yapmak için yanına yaklaştım. Monitörlere göz gezdirdim . Herşey hala normaldi vücut kalbi reddetmiyordu ve etmeyecekti diye umuyordum.
Koltuğa oturup geriye yaslandım. Sarp içeriye kahvemle girdi bana dik bakışlar atıyordu. " ne var!" Dedim yorgun ve bitkin haldeydim. Nöbetin ardına buraya getirilmiş olmak pek iyi birşey değildi.
Sarp kupayı bana uzattı." Al 10. bardak ucube insan!" Derken bakışları tuhaftı" hayır , sanada mı gidip kardiyolok çalalım ha abla!" Dediğinde beni bir gülme almıştı. Biri bana 10 bardak kahve iciyorum dese hakaret ederdim ama kendim hiç umursamadan yapıyordum.
Bardağımı kendime çektim bir yudum alıp sarp'a kötü bakışlar attım." Kaçırırken bana sormadınız, Ne kadar kahve içeceğimide sormayın,!!" Dedim bir yudum daha aldım keyifli keyifli. Sonra Sarp'a baktım." Baban nasil oldu." Dediğimde derin bir nefes verdi.
Omuz silkti" bilmem Iyi galiba onun kötü olduğunu kolay kolay anlayamazsın." Dedi yatakta duran Levent'e odaklanmıştı." O nasıl asıl!?" Dediğinde kahvemden bir yudum daha alıp masaya koydum.
" iyi galiba..." dedim sadece ne denilir bilmiyordum. Ölme ihtimalide yüksekti tekrar aynı ölçekte sıkıntı çekmeme ihtimalide yeni bir kalbi vardı vardı artık. Yapısal değişiklik yaşarmıydı bilemiyordum.....
Bir kaç saat sonra Sarp ve Hemşireyi odada bırakıp banyo yapmak için odama çekildim abzürt zenginliğin faydalarından biri de her odada kendi banyon olması olabilir.
Kıyafetlelerimi almak için bavula yönelmiştim ama bavulu boş görünce şaşırdım. Anlık donup kaldım kıyafetlerim nereye gitmişti. Arkamı döndüğümde makyaj masasında yerlestirilmiş makyaj çantamı görünce olayı algılayarak dolaba yöneldim. Burada çalışan ablalar eşyalarımı dolaplara yerleştimişti. Dolabı açtığımda yayılan lavanta kokusu ile derin bir nefes aldım. Sevdiğim bir kokuydu bitkisi huzur verirdi her zaman ama işin ikonik yanı baanyodaki duş malzemelerim subunum losyonum şampuan hersey lavantalıydı.
Kapıya çıktığımda koridorda Tamer'e denk geldim." Lavanta sevdiğimi öğrendin tamam da tanmasanız odaya çalı koyacaksınız be adam bu ne!!"
Tamer omuzlarıni kaldırıp alık bir bakış attı." Ben malzeme listesini attım bana dediler ki rahat etmen icin sampuan, sac kremi ,losyon , kese , sabun , duş jeli , lif...." harbiden ne vars asayıyordu dikkatlice dinledim derin bir nefes verdim.
" LAN TAMAM DA!! NIYE HERSEY LAVANTALI!"
"e ne koksun dedim arkadaşın Işılay varmış onun açtıgı Kuarts mı... kartar mı oyle birsey varmış orda sana ozel sampuan parfum falan varmis zaten bendedim onun adina ne varsa verin " merakla dinliyordum bu dingil bünye ne gibi bir salaklıkla zaten sparişim olan seyleri bu kadar yanlış almış olabilirdi.
" eeee.... " dedim sakince.
" ıste ne esansı olsun dediler ne sever dedim.. lavanta dedi. Bende dedim bizim Leventte sever sen ondan doldur hepsini!" Beklediğim dingilliği yapmıştı elimi yüzüme vurup sıvazladım tavana baktım dövmekle ssovmek arası gidip geliyordum. " yanlış mı almışız!"
" LAN BU AKADAR AĞİR BIR KOKU BU KADAR FAZLA ÜRÜNLE ALINIR MIIIII!!!?" diye bagırınca korkup bir geriye doğru adım atmıştı bu evdeki herkes ben üstüne doğru adım atınca geriye gidiyordu keyifliydi. Doğu ve Ali'ye ben delenip gelsem onlarda benim üzerime geliyor tüm gün birbirimizi duvara atıyorduk.
" Ne var beee!! Hepsi mor iste al sür ne olcak lavanta dalı gibi gezersin sanki!!" Dediğinde dahada sinirlenmiştim. Bir adım daha attım ki koşup koridor ucuna doğru gitti.
Bende kapıyı çarpıp içeri girdim kıyafetlerimi banyoda çıkardım. Işin ikonik yanı ayrı banyoyu bırak her yerde ayrı çamaşır makinaları vardı. Şaşırıyordum giderek kurutma makinası için kokulara bakarken bir anda gene lavanta görünce Tamer'in tüm halsiyetine küfrettim onlaar salaksa bende inattım lavanta fıçısı gibi gezmeye karar vererek banyoyaya girdim. Saçlarımda hissetiğim kan kokusundan arındım adım adım. Sampuan bedenimden akarken az da olsa stresimden arınıyordum sıcak su tenimin her santiminden yavaşça indi. Saç kremi saçmımı yumuşattı. Sabun tüm cildimi arındırdı. En son duş jeli ile kapadım banyodaki saniyelerimi.
Kendimi losyonladıktan sonra saate baktım aralıksız bir saatir banyodaydım çıkasımda yoktuda açıkca yinede cıkmıştım. Saçlarımı taradım havluyu kapı arkasına astım losyonlarımı sürdüm. Lavanta tarlası gibide kokmuyordum ama güzeldi gayet beklediğim kadar ağır değildi. Dolaba yönelip rahat bir kıyafet almak için yönelmiştim ki az önce dikkat etmediğim şeyi fark ettim. Bunlar benim değildi...
" senin ben ırzını sikiyim Asya!!"
Kendi kıyafetlerini koymuştu... rahat edebilecegim kıyafetler yoktu onu geçtim hepsinin açıklığı fazlaydı. Aralardan en makul olan Siyah bir crop ve kumaş siyah bir pantolon çıkarttım. Çekmeceye baktığımda ise beni ayrı sinir eden bir manzara vardı. Asya'nın her ay alışveriş yapıp bide utanmadan bana aldığı mükmel iç çamaşırı takımları.
" senin cibiliyetini sikiyim Asya!"
Diyerek tekrar devam ettim. Iç çamaşırlarının yanında duran kağıdı görünce sinirim bir tık daha artmış bulundu. "Öğrendiğime göre kumrall geniş omuzlu yakışıklı bir mafya babası seni kaçırmış. Aşık olma ihtimalinizi düşünerek. Kardeşlik vazifem ile senin iç çamaşırı dolabına ayar çektim babannemin donları ile geziyorsun manyak karı. Neyse sana iyi eğlencelerrr....." yazı ile bakıştım yeniden kufretmemek için parmağımı ısırıp derin bir nefes aldım...
Üzerimi değiştirip Levent'in odasına girdim. Değerlerini kontrol edip kitaplıktan bir kürk mantolu madonnaya uzandım göz gezdirmeye başladım beni ilgilendirmeyen bir hayatı kurcalamamam gerekliydi belki ama kitaplarına rasına gizlenmiş bir bulmaca var gibi hissediyordum. Sayfalara göz gezdirdim baştan sona doğru okumaya başladım. Yarısına geldiğimde gözlerim kapanmaya başladı beynimin içindeki sesler zihnimde gorsellere dönüşmüştü sanki.
Bir çocuk vardı elimden tutan siyah saçlı mavi gözleri ve beyaz teni ile bana bakıyordu. Bacağıma sarılıp gözlerini açıp kapıyordu. " anne!" Dediğinde beynimdeki şimşekler çakmaya başladı. Içimdeki sızı etrafımı sarmıştı beyaz bulutların ardını gösterdi iki adam suratı olmayan ikisindede takım elbise biri füme cizgili öbürü bej renkteydi. " baba gidek anne!" Çocuk bulutların arasını gösterip. Şaşkındım bana anne diyor bulutların içindeki grili adama baba diyordu. Eğilip çocuğu kucağım aldım konuşamıyordum birseyler söylemek istiyor ama ses dudaklarımdan çıkmıyordu. Bende buluta doğru yürüdüm ama bulut uzaklaştı yürüdükçe uzaklaştı ta ki çığlık sesini duyana kadar arkamı döndüğümde 6 sandalye diziliydi bir ateşin içinde. Birinde ayı amblemi vardı, diğerinde gül, birinde örs. Duman yavaş yavaş sardı etrafımı ciğerime dolarak boğdu beni kırmızı bir anka kuşu parladı uzakta genzimdeki yangın artıyordu.
Kendime geldiğimde öksürükler eşliğinde uyandım. Kızıl saçlı hanım efendi endişe ile bana bakıyordu ne görmüştüm ben. Ciğerlerime duman dolmuştu sağ elime döndüm Levent elimi sıkıca kavramıştı. Şaşkınlıkla baka kaldım.
" doktor hanım iyi misiniz? Kabus gördünüz herhalde " diyerek su tutuşturdu elime . Diger elimi de Levent'ten almaya çalıştım ama bırakmadı tutuyordu sıkıca. Sudan bir yudum alıp elimi sıkıca saran parmaklara baktım. " birşey olmu oldu kızım!" Dedi ülkü hanım ona döndüğümde endişeli bakışlarla Levent'e bakıyordu.
" ilaçları kesmiştikte...." adı neydi onu dahi soramamıştım." Adınız neydi acaba!" Dediğimde gülümsedi.
" pardon tanişamadık Ülkü Ünsal ben!"
" ülkü hanım bana Tamer beyi Çağırır mısınız acaba!" Dedim sonra Levent'e baktım. Göz bebekleri tepki veriyor hafif hafif uyanıyordu beklediğimden daha güçlüydü elimi kurtaramıyordum bile. Tamer geldiğinde dikildim elini açmayı denedim ama boştu sıkıca kavramıştı. " rehin aldı beni!" Dediğimde dudaklarında alaycı bir gülüş oluştu." Ne gülüyon hıyar yardım etsene!"
Dediğimde hala gülüyordu ne sinir bozucu adamdı ya bu Levent'in parmaklarını açmayı denedi ama acılmıyordu elimi acıtmıyor ama birakmıyorduda. Tamer açmayı denedikçe eli bir ayı kapanı misali daha sağlam tutuyordu . Gözlerimi tamere çevirdiğimde dudaklarını gülmemek için birbirine bastırmış elimize bakıyordu." Bak hala gülüyor andaval mısın oğlum sen!!" dedim dişlerimin arasından.
Omuz silkti, hâlâ o aptal sırıtışı yüzünde. “Adam ölümden dönmüş, ilk refleksi seni bırakmamak olmuş. Romantik buldum.” dedikten sonra kahkahayı basması ile benim beynimin sinyalini kesmesi bir oldu utanmıştım. Normalde hiç böyle olmazdım ama ilkkez bu kadar utanmıştım.
Boşta kalan elimi Tamer'in omzuna vurup sinirli bakışlarımla ona baktım“Ben bulmadım.” diye tersledim.
Tamer'i giderek daha çok gülme alıyor ben daha çok sınanıyordum. Sarp içeriye girdi o da elimize bakıp kahkaha atmaya başladı." Ne oldu Prens arturun kılıcı taştan çıkmıyor mu!!" Deyip anırma misali gülünce benimde anlık şartellerim atmaya başlıyordu.
Ülkü hanıma kaydı gözüm oda oğlu ve yiğeninden farksız bir biçimde gülmemeye çalışıyor alıcı gözle ufak ufak beni süzüyordu ona döndüm." Ülkü hanım bari siz uymayın bu hıyarlara!!" Levent'e baktım uyanır gibiydi ve bence acilen uyanmalıydı.tekrardan kurtarmaya çalıştım tama Levent’in parmakları kasılmıştı, bilinçsizdi ama gücü yerindeydi. Canımı acıtmıyordu… ama bırakmıyordu da. Sal beni be adam vallahi rezil oldumm!!
Kurtulmanın yolu ya daha çok panik yaymaksa diye düşündüm anlık korkmuş ciddi bakışlarla Levent'e baktım, sonra Tamer'e döndüm " Tamer hemen şu masadaki ışıklı kalemi ver!" Dememle herkesin sırıtışı bir anda paniğe döndü. Dağılan dikkatleri ile bir süre zaman kazanmış olmuştum. Gözünü bir elimle açtım."Tamer ışıgı açıp göz bebeğine tut !" Dedim. Dikkat dağitmak içim yapsamda gözde reflexsif yanıt vardı. Gözünü bırakıp geriye çekildim.Göz kapakları hafif aralıktı ufak ufak oynamaya başlamıştı şimdi. Pupillaları ışığa tepki veriyordu. Solunumu daha derin, daha düzenliydi. Göğsü her kalkışında yeni kalbin ritmini izliyordum. Beklediğimden hızlı toparlıyordu.
“Uyanıyor…” dedim alçak sesle.
Tamer Ciddileşti. Bir adım yaklaştı.“Emin misin?”
Başımı salladım. Elimi hâlâ tutan parmaklara baktım. “Bilinç tamamen açık değil ama refleksler dönmüş. Bu… iyiye işaret.”
Ülkü hanım biraz daha yaklaştı, gözleri dolmuş gibiydi. “Oğlum…”
“Şşşt,” dedim refleksle. “Yüksek ses yok. Uyandıracağız ama yavaş.”Eğildim, yüzüne biraz daha yaklaştım. Nabzını bileğinden kontrol ettim. Stabil. İyi. “Levent,” dedim bu sefer daha net bir sesle. “Beni duyabiliyorsan elimi sık.”
Zaten sıkıyordu.
Tamer burnundan hafifçe güldü. “Bence duyuyor.”
Gözlerimi devirdim. “Çok komiksin dingil!.”derken Levent ufak ufak mırıldanmaya başladı anlaşılmayan sesler çıkarıyordu.
Levent’in dudaklarından dökülen o anlaşılmaz mırıltılar odayı bir anda susturdu. Az önce kahkaha atan herkesin sesi kesilmişti, sanki o tek boğuk ses hepimizin boğazına düğümlenmişti. Elimi hâlâ bırakmıyordu, aksine parmaklarının arasındaki baskı artmıştı. Bilinçsiz refleks değildi bu artık, bir yere tutunur gibi, kayarsa düşecekmiş gibi sıkıyordu.
Bir adım daha yaklaştım, yüzüne eğildim. Soluğu hâlâ düzensizdi ama toparlanıyordu. “Levent,” dedim bu sefer daha net, daha sert, “beni duyuyor musun!?" Deedim sakin ve temkinliydim aniden uyanmak ona zarar verebilir diye düşünüyordum.
Mırıltılar giderek derinleşti. Harfe dönüştü ve dudaklarından bir kelime kelme aralandı." A..an..anne git...meh!" Bu sözcükler neden çıktı bilmem ama herkesin bir anda yüzünü hüzün kaplamıştı. Ülkü hanım gözleri dolu doldu odadan çıktı Sarp kapı kenarına çöktü ve oturdu Tamer ise derin bir nefes verip arkadaki koltuğa geçti.
Parmaklarımı kapayan el itina ile sarıldı. Bende bırakmaktan vazgeçtim elini. Elimi elinin üzerine koydum. Çünkü o cümle onda ne anlamda bilmiyordum ama yetimhane koridorlarında son çığlığımdı o benim.... babamın geldiği ve gittiği gece son çığlığımdı....
