DOKTOR kitap kapağı

4. bölüm / 9

DOKTOR

4.BÖLÜM: KAN İZİ

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 4.BÖLÜM: KAN İZİ

8 sene önce

Karanlık boş bir mahzenin içindeydi Azra rutubet kokusu genzini yakıyor , gelen Metalimsi koku iç acıtıyordu. Duvar kenarlarındaki kahve kızıl kuru kalıntılardan yerdekei suyun kırmızımsı kahvemsi renginden anlaşılıyordu. Ki bu metal kokusu Aslında kan kokusuydu. Bulundukları mahsen kaç kişiye mezar oldu bilinmezdi ama Azra bu Mezara kendii girme niyetinde değildi. Leyladan öğrendiği net birşey vardı. "Yaşamak" sadece bunu biliyordu hayatı boyunca en iyi başardığı en iyi şey buydu. Ve en önemlisi Karşısında tir tir titreyen Serhat'ı Ezgi'ye götürmeliydi. Abisinden Ezgiye kalan Tek sey Serhat'tı bir buçuk iki ay önce sevgilisi olmayı kabul ettiği andan beri gün günn tiksindiği bu adamı burdan çıkarmalıydı. Kapıya baktı gelen giden toktu Serhat ise köşesine çökmüş oylece duruyordu. Birinin gelişi ile devirip burdan kaçabilirdi mantıklıydı bu ama birini nasıl buraya getirecekti.

Öne doğru eğildi bağırdi çığlık attı." Çok ağrıyor!!" Diyordu. Bir oldu iki oldu üçüncüsüne iki tane iri yarı adam içeri girdi.

" Ne mızmızlanıyorsun kes çeneni!!" Hesap ettiğinden fazla kişi gelmisti biri tamamdı da kinciyi nasıl devirecekti. Serhat'a baktı armut göbeği incecik kolları yana jöle ile yapıştırdığı saçı sünepenin tekiydi eve geldi geleli tanımış Az dövmemisti onu.

Adamlara baktı birinde hafif bir kambur öbürunde karin hizasında duran bir el. Birinde belde aşırı ağrı vardı belliydi öbüründe ise karın ağrısı." Birde mızmızlanma mı diyorsun oturtunuz beni buraya karnım ağrı girdi soğuk nemli yer enfeksiyon kapicam pis buralar ayrıca!" Görünüşünü kulanıyordu. Cılız süslü bir kokoşa benziyordu şu an altından topuklu ayakabıları kurklü mini elbisesi hepsi Serhat'ın işiydi romantik bir yemek ve otelde oda ayarlamıştı. Ama odayı yemeğin ortasında söyleyince Azra kavga edip restorandan yürüyerek çıkmıştı patikata kavga ederlerkende bu adamalr onları oradan kaçırmıştı.

Adamlaardan biri eğildi kolundan tutu o tuşu ile Azra onu çekip yere devirdi onu kendini kaldirmak için kullanıp dönüp arkadaki adamin karnına bir tekme attı olay o kadar hızlı oluyordu ki adamlaarın bağırmasına bile vakit kalmıyordu. Birinin başına tekme atıp obürünü bileğinden çözdüğü iple boğarak bayılttı. Serhat'ın dibine çöktü elleriini açmaya uğraştı." Sen onu nasil yaptın!!?" Diye şaşkınlıkla Azra'ya kitlenmişti.

" herkes senin gibi sünepe mi kalk ayağa Koş koşabildiğin kadar !!" Deyip kalktılar. Mahzenden çıkıp sola döndüler yukarıya çıkan merdivenler vardı. Ama Serhat bacağına takılan Tekme ile yere yapıştı.

"Azra!!" Diye ardindan gelen sesi duyduğunda Durdu Azra serhat kolları ile geriye doğru titreyerek ve yalvararak kendini çekiyordu. Önüne baktı tekrar 5 adam silah doğrultmuştu. Serhata döndüğünde mahzendekilerde kaçmıştı. Bir adam Serhat'ın Alnına silahı dayamış duruyordu. " abi yapma ne olur öldürme beni!" Diye bacaklarına yapıştı Serhat acınasi duruyordu. Kendide yaşmak için herşeyi yapardı öyle görmüştü ama yalvarmaz diz çökmezdi.

Adam silahın korumasıni açtı gelen çıt sesi ile Serhat göz yaşlarına boğulmuştu Azra öylece tiksinir bakışlarla izliyordu. " Serhat ben sana kaç milyarlık maal yatırdım. Sen bana bir söz verdin!" Adam tekme atıp geriye düşürdü " ben hadi sana Ne yapayım Doğu ben onu artık korumuyorum demiş piyasada senin için bana paramı şimdi kim ödeyecek ha Serhat!" bu sefer kollari ile çeke çeke geriye gidiyordu." Bana nasıl ödiyeceksin Bu parayı Serhat Manitanla restoran restoran geziyorun ha serhat!" Dediğinde Serhat'ın gözleri Azra'ya kaydı tekrar doğrulup adamın bacağına yapıştı. Azra üzerine doğru gdiecekti ki Ensesinde silah hissetti.

" Şehmuz abim!! Ben bir yolunu bulucam abim sen beni affet vallahi bulucam ben sana!" Dediiğinde Şehmuz dahad asinirlenip bir tekme daha koydu geriye devrilen serhat'ın uzerine çıkıp silahı çenesine dayadı.

" Son duanı et Serhat!"

Demesi dile Azra arkasındaki adamın kolunu çevirip yere devirdiği adamı vurup. Silahı şehmuza doğrulttu." Indir o silahı!" Dedi ama ensesinde hissetiği sogʻuk namlu ile donup kaldı.

" Sen indir bence!" Dedi ve ardindaki ses tam arkasıni dönmüştü ki arkasında bir kişi değil 4 kişiyi görünce öylece kaldı hala silahı indirmiyor Nefret dolu gözlerle bakıliyordu. Adamın biri ensesine vurmayi denediğinde tepesinden attı ama bu sefer üzerine doğru dört adam geliyordu kurtulmayı denedi ama nafile yetmezdi gücü ve teknik işlemezdi. Yere çöktüğünde Şehmuzla göz göze geldi.

" bu kadın sen gibi pezvenge niye baktı. Çözemedim!" Diye dalga gectikten Sonra Serhata döndü alnına dayanan silah ve Clik sesi ile yutkundu." Böyle bir yürekle senle ziyan olmuş ya başka şey bilmem ben!!" Demesinin ardına Serhat Azra'ya baktı.

" Onu sana veririm, borcumu odeyene kadar al ne istersen yap ama beni yaşat!!" Azra şok olmuş bakışlarla Serhat'a baka kaldı. Şehmuz'un bakışları boydan boya Azra'yı süzdü. " kimi kimsesi yok Halamın sığıntısı!! Istedigin gibi kullan borcum yerine onu bırakayım!!"

" Malın mıyım lan ben senin!!" Diyerek üzerine atılmak istedii ama adamlar izin vermiyordu. " Ne diyorsun oğlum sen!!"

" al onu!! Beni yaşat yeterki Abi!!" Azra duydukları karşısında dona kaldı. Bir iki ay önce peşinde koşan dünyayı yakarım yıkarım diyen adam, onu kurtarmak için hayatını bir çok kez tehlikeye atan adam onu bir avuç dallamaya satıyordu.

Şehmuz önce Serhat'a baktı sonra Azra'ya iğrenç bakışları gezindi Azra'nın bedeninde, dönüp Silah'ın tersi ile Serhat'a gecirdi." Madem öyle!" Dedi yavaşça Azra'ya yaklaştı çenesini tutu. Şehmuz'un parmakları çenesine değdiği anda

Azra'nın içindeki her şey koptu.
"Çek lan elini üzerimden!" diye haykırdı.
Sesi çatladı ama geri çekilmedi. Tükürdü. Küfretti. Dişlerini sıktı. "Pislik! Ben senin malın mıyım, Leş kargası!"

Adamların biri koluna asıldı, diğeri saçlarından çekti. Azra direndikçe daha sert bastırdılar. Dizleri yere vurduğunda kemikleri sızladı ama acı umurunda değildi artık. İçindeki öfke, korkunun çok önüne geçmişti. Şehmuz güldü. Yavaş, sinir bozucu bir gülüştü bu. "Bak hele," dedi. "Dişi kedi Aslan kesildi Pençe Atıyor." dedikten sonra Azra yüzüne tükürdü. O an Şehmuz'un yüzü değişti.
Gülüş gitti. Yerine karanlık geldi. Azra'nın önce yüzüne bir tokat saavurdu Tokat sertti. Dünya bir anlığına kaydı. Azra yere devrildi. Başını kaldırmaya çalıştığında saçlarından çekip tekrar yere bastırdılar. Soğuk taş yanağına yapıştı. Ağzında kan tadı vardı. Ama asıl acı bu değildi.
Arkasından Serhat'ın sesi geldi

Sessiz.

Titrek.

İnsanlıktan yoksun.

"Abi... yeter ki yaşayayım... borcuma say!"

Azra gözlerini kapattı. O an Serhat onun için öldü. Ama asıl ölüm Azra'nın içindeydi Bir hafta ömrüne kazınacak bir hafta günlerce süren işkenceler ömürlük kabuslarla bir hafta.

Ilk gün saydı. Ikinci gün saydı. Üçüncü gün artık zaman algısı gitti. Hayatınin tamamında sadece yaşamak için çabalayan kız ölmek için yalvarır hale geldi. Her gün karşı koymayı denedi. O denedikçe Şehmuz'un işkenceleri seviye degistirdi. Her gün bayılana kadar dayak yedi. Tepki veremeyecek hale geldiğinde tepesinde açılan Fermuar sesi kulaklarında yankılandı. Kendinden bedeninden tiksindi. Saç köklerinde belinde karnındaki ağrılar sürekli tekrar etti hiç ağlamadı.

5. Günun şafağında Sehmuz mahsene girdi. Yanına çöktü çenesinden kavradı." Nasılsın bakalım hırçın kedi.." iğrenc sırıtışı ile göz göze geldi Azra." Kusura bakmıyorsun Demi ilk gün Aslan geldin kedi gidiyorsun sonuçta." Azra yine tükürdü suratına ama tükürmesiyle berber yüzüne yediği tokatla başını kayaya çarptı elleri üzerine düştüğünde şehmuz saçlarıni kavradı." Ulan Bir orospuluğun var !! Onuda düzgün yap!!" Saçından çekerek kaldırdı .Azra karşı karşı koymayı denesede gücü artık yetmiyordu.

Şehmuz sürükleyerek arkadaki masaya yüz üstü Yatırdı Azra'yı sırtını açtı!" Sen benim malımsın Kafa ya sokarsın ya ben sokarım" yanda duran kutudan usturayı alıp Azra'nın sırtına Cizikler atmaya başladı. Azra'nin çığlıkları yankılanıyordu koridorlarda" Üç kuruşluk orospusun bide bana karşı mı geliyon!!" Sırtından sızan kanlar yere damla damla damlıyordu. Gözleri doldu acıdan dişlerini sıktı." Az terbiye veriyim seni ayılta ayılta sikicem!! Bir haftadır altımda çıkardığın seslerden anlamadın mı lan!!" Diye bagrınırken yandan Dezenfektanı alıp Azra'nın sırtına döktü. Acı o kadar fazla büyüktü yanması o kadar acı veriyordu ki atılan çığlıklar hafif kalıyordu." Bu günden sonra sırf canını daha fazla acıtmayım diye kendin emekleye emekleye Altıma giriceksin!!" Acınin fazlalığı bedenini sardiğında gözleri kapandı sadece sesler vardı his yoktu ama ses hep tanıdıktı bir kayan fermuar sesi..

Altıncı günün şafağı duvardaki yarım pencereden içeriye sızan turuncu ışığa doğru baktı Azra. Üzerindeki yaralara baktı. Kafasında on binlerce ses yarısı ölümü çağrıyor yarısı köleliği. Ağzı kurumuştu sususamıştı ama birşey isteyemezdi. Çünkü her birşey getirdiklerinde ondan birşey götürüyorlardı. Kendi bedeni ona ait değildi. Hatta şu an zihni bile ona ait değildi sanki. Sürekli çığlık atan sesler duyuyordu. Duvardaki çatlaktan sızdığını düşünmüştü başta ama Asıl sesler Azra'nın zihnindeydi bedeni titriyordu. Aklını kaçırmamak için nefretine sığınıyordu. Karsı koyamıyordu bile o kadar gücü kalmamıştı. Bedenine dokunan adamların sayısı gün geçtikce artıyor gibi hissediyordu. Başlarda zihni kapalı olurdu çünkü bayılmadan onunla baş edemiyorlardi ama Gücü de tükenmisti. Sırtındaki yaralar enfeksiyon kapmıştı. Soğuk zeminde oturmaktan karnındaki ağrı durmak bilmiyordu bile.

Azra'nın kurtuluş için ümidi dahi kalmamıştı.

Onuncu günün Akşamı silah sesleri duyuldu şehmuz hızlıca Azrayı koşeye fırlatıp Fermuarını çekti dışarıya doğru gidecekken Kapıyı kapayan kütlesi ile yüzunde maske kahve gözleri parlayan iri yarı adam girdi Şehmuzun alnına silah Dayadı ki arkada kan morluk içinde yatan Azra'nın çıplak bedenini gördü. Yanına koştu başıni koluna koydu." Azom !! Azom ne yaptı bu tineyini siktiklerim sana!!" Dedi sesinde titreme korku özlem ne kadar duygu ararsan vardi.

Azra'nın gözleri aralandı Tepesindeki Karanlığın oğlu bu sefer aydınlık saçıyordu. Azra parmaklarini yüzüne götürüp dokundu. Açlıktan kemik kemikti Azra bedeninde tüm kemikler sayılıyordu." Doğu!, sen misin gerçekten!" Dedii sesi tükenmiş haldeydi Geldiğine bile inanamıyordu.

" benim Azo'm benim geldim bak!!" Dediğinde Azra'nın yüzünde buruk bir gülümseme oluştu.

" geldi!" Derken bitkindi Şehmuza baktı. Doğu'nun elinden silahı Alıp aniden Şehmuz'a doğrultu halsizdi ama su an onu yöneten bedeni değil öfkesiydi." Gün geldi devran döndü Şehmuz!" Dedikten sonra tetiği çekti çıkan kurşun Şehmuz'un alnına saplaanmıştı Azra bedeninindeki son gücü buna kullanarak doğunun kollarında gözlerini kapadı. Azra olarak son anlarıydı o mahzenden sonra geriye ne Azra kalmıştı ne ona dair birşey.

Hastane koridorları soğuktu; keskin antiseptik kokusu Azra'nın genzini yakarken midesini de altüst ediyordu. Normalde bu sedyelerde yatan o olmazdı, sedyelere gelenleri karşılayan, yaraları okuyan, suskunlukları çözen taraf olurdu. Şimdi ise tavana kilitlenmiş bakışlarıyla itilirken, bedeninin ağırlığı kendisine ait değilmiş gibi hissediyordu. Ezgi koşa koşa sedyenin yanına geldi. "Kızım... iyi olacaksın tamam mı?" dedi, sesi çatlayarak. "Ben iyileştireceğim seni... ben her şeyi düzelteceğim... ben..." Sözleri yarım kaldı. Azra'nın zihninde, yetimhaneden onu aldıkları o ilk sene belirdi; Ezgi'nin yine aynı cümleleri kurduğu, her seferinde iyileştireceğini söylediği ve her defasında Azra'yı biraz daha kırık bulduğu yıllar... Şimdi o cümleler, boğazında düğümlenmiş bir suç gibi asılı duruyordu.

Sedyenin tekerlekleri metal bir iniltiyle döndü ve kapalı, yarı karanlık bir alana girildi. Kapılar arkasından kapandığında çıkan tok ses, Azra'nın içindeki son kaçış ihtimalini de mühürler gibiydi. Işıklar daha sertti burada; beyazlığın içindeki gri ton, yüzleri solgun gösteriyordu. Hemşireler seri hareketlerle etrafını sardı; sorular, talimatlar, ölçümler... Hepsi üst üste biniyor ama hiçbirinin anlamı Azra'ya ulaşmıyordu. Serum iğnesi koluna girerken irkilmedi. Canı yanmadı demek değildi bu; sadece acının, hissetmenin gerisinde kaldığı bir yerdeydi artık.

Kapının dışında, duvar kenarında Doğu ve Ali yan yana çöktüler. İkisi de ayakta duramayacak kadar ağır bir yük taşıyordu sanki. Doğu'nun omuzları genişti ama ilk kez daralmış gibiydi; ellerini dizlerine dayamış, başını öne eğmişti. O, Doğu'nun Fatihiydi, O Bu ülked adı anıldığında seslerin kısıldığı adam, şimdi bir koridorun köşesinde nefesini sayıyordu. Ali elini Doğu'nun omzuna attı." Yaşar merak etme..." dedi yutkundu kendi içide Daralıyordu yetimhanede onu hastaneye gotürmek istediklerinde diklenen kız şimdi hiç birşeye tepki vermiyor öyle dümdüz baygın gözlerle tavan izleyerek içeriye giriyordu." Azra hayatı boyunca Sadece yaşmak ne onu bildi. Şimdi de yaşar. Annesi olacak o kadının ona öğretiği en gerekli şey buydu yaşmak "

Ezgi'nin kulaklarında yankılandı bu cümle Azra onun sayesinde kurtulmamıştı ordan Leyla'nın öğrettikleri ile Sağ çıkmıştı kendi işlevsiz kalmıştı belkide onun yüzünden oraya düşmüştü. Sert adımlarla servise gitti içeri girdi. Serum takılmış Azra'nın bedenini inceliyorlardı. Azra'nın yanına çöktü elini tutu sadece doktorlar birşey diyemedi öylece incelemeye devam ediyordu. Ezgi'nin sıcak elleri Azra'nın ruhu kadar soğuk parmaklarını sarıyordu. Kendince ısıtmayı deniyordu.

Gökhan bey üst kata çıkmıştı Raporları almak için durdu nefesi daraldı yutkundu. Aşagı inerken elindeki kağıtta yazanlar içini ürpertiyordu. Anlık durdu kenara çöktü kaldı. Ali ve Doğu dibine geldiğinde elindeki Kağitları aldılar "Cinsel saldırı sonucu travmatize olmuştur. Hasta, saldırının etkisiyle korku, depresyon ve anksiyete belirtileri göstermektedir." Üçününde beyninde yankılanmıştı bu cümle kenarda oturdular.

Doğu'nun gözleri, karanlık koridorun derinliğinde kaybolmuştu. O, her zaman bilirdi, ne yapılması gerektiğini... Ama bu defa kararı bir başka karanlıkta alacaktı. Birisi az önce, "Bu işi ben çözeceğim," demişti. Evet, şimdi Doğu'nun sözünü yerine getirme zamanıydı. Ama önce, Azra'nın yaşamasını sağlayacak kadar gücünü bulmalıydı. Doğu'nun sırtındaki ağırlık, bu karanlık dünyada, her zamankinden daha büyüktü.

Serhat, hastanenin kapısına adımını attığında bir şeylerin değişeceğini biliyordu. O kadar emin ki, ilk defa gerçeği sorgulamadan, sadece ne olursa olsun, oraya gitmesi gerektiğini hissediyordu. Kapıyı açıp içeri girdiğinde, hastaneye bu kadar sessizlik bile yansıdı. Herkes sustu. Serhat, girdiği her odada tanıdık olmayan bir şeyin farkına vardı; bir his, bir kıpırtı, bir çatlak... Kendisini orada hissetmiyordu, o kadar yabancıydı. Ezgi'nin yavaşça başını kaldırışı, Ali ve Doğu'nun sert bakışları, ve Azra'nın donuk yüzü... Hepsi aynı zaman diliminde, uzaktan gelen bir hayalet gibi üzerine çökmüştü.

Serhat içeri girdi, ama kimse ona bakmadı. Hiç kimse sesini duymadı. Bütün odada, hiç kimse ona bir adım bile atmadı. "Azra..." dedi, sesini duyurduğu kadar hiddetli. Sadece o anda bile, kimse anlamadı. O, Azra'nın bakışlarındaki boşluğu daha iyi anlamak istiyordu ama içeri girdiğinde, sadece bir gerçek vardı." Güzel'im kurtuldun mu!?" Demesi ile yine pişkin yüzünü ortaya koydu bir umut Azra'nın hafızasını kaybetmiş olması yada yine kendini borçlu hissedip susacağıydı. En kötü ihtimalle halası abisinin emaneti diyerek onu korur diye düşündü

Ama öyle olmadı Azra'nın gözlerinde Nefret belirdi geldiğinden beri ilkkez tepki veriyordu. Ayağa kalktı üzrine doğru koşup devirdi kolundaki serum kesilip fırlamıştı. Ama hissetmiyordu Serhat'ı yere Devirdj bogazına yapıştı." SEN BENI SATTİNN SEN BENI MALINMIŞIM GIBI SATTIN BIDE BURAYA MI GELDIN KÖPEK" derken öfkeliydi ama hala güçsüzdü Serhat onu üstünden atıp koridora doğru koştu. O an içeriye Doğu , Ali ve Gökhan girdi. Ezgi ve Azra sarılmış ağlıyordu. Ve o cümleler kulaklarında çınladı hepsinin" Sen beni sattın!!!"

Gökhan kızınin yanında duruyordu elini tutu bıraakmadı buz gibiydi normalde elleri sıcak kızınin elleri buz gibiydi.

Ezgi aşağıya inmişti Doğu ve Ali yanındaydı normalde güleç sevimli bu kadınin bakışlarında ateş gizliydi." Nasıl yapar!!" Dedi yutkundu " Nasıl yapar!" Doğu'nun çene kasları seyirdi. Ali yumruklarını sıkıyordu. Ikiside Serhat'ın ölümunu istiyordu ama Ezgi kıyamaz diye sustular." Öldür onu Doğu!! " dedi bir anda Ali de Doğu da saskin bakışlarla baktı bu Doğu'yu mutlu etmişti ama Ezgi'nin bu hali korkutuyordu.

" Emin misin Teyze!" Dedi. Doğu emin olmak istiyordu pişmanlık görmemek.

" Abim de boyle birşey emanet ettiğini bilse o kendi öldürtürdu!" Dedi sertce burnundan soluyordu.

" Kemal bir halt yapmazdı!" Diyen sesle irkildi üçüde karanlığın içinden simsiyah kıyafeti kabarık tüylü montu, sert bakışları parlak kahve gözleri ile Neslişah girdi. Her zamanki gibi soğuk ve donuktu. Oğullarına yaklaştı ikisinide süzdü Doğu anlam veremediği , Ali ise pek hoşlanmadığı annesine dik bakışlarla baktı." Kemal'in kendi ne ki oğlu ne olsun!" Paltosunun cebinden poşete sarılı birşey çıkardı Doğu eline aldığı şeyin ne olduğunu çözmüştü.

" anne bu ne için!" Dediğinde Neslişah arkasını döndü hastaneye yürümeye başladı.

" Sizin değil benim hakkımdı o köpeğin canı!" Demişti adım adım içeri yürürken herkes Peşinden baka kaldı.

Neslişah sert ama keskin adımlarla merdiveni çıkıyordu. Yavaştı ağır ağir cıkıyordu. Odanınbönüne geldiğinde durdu camın önüne geçti Gökhan elini tutumuştu Azra'nın saçlarını seviyordu. Ikisinede baktı " niye yaptın! Azra'dan nefret edersin sen!" Diyen Ezginin sesini duydu.

" Ben Azra'dan değil kendimden nefret ediyorum !" Dedi gözleri tekrar Azra'ya döndü" Senin düşündüğünden daha fazla benziyoruz! Öyle ki Abimin bana yaşatığını Oğlu ona yasattı!" Dediğinde Ezgi buz kesti geçmiş Tokatıni sertçe Ezgi'nin yüzüne vurdu.

🔥❄️

Kurtlar sofrası kurulmuştu, yuvarlak, siyah Granitten Demir bacakları olan bir masaydi kenarlarında Siyah deri kaplama kara ceviz taht misali sandalgeler duruyordu. Sıra ile Ortaya mühürler konuldu.

Ilk mühür 1 Bölgenin yani Ana bölge ve bu Masanın Lideri olan Levent koydu. Ana Bölge karadeniz ve Marmarayı kapsayan Rusya ve kuzey ülkelerine Ticaret ağınin aktığı bir noktada bulunur en çok alışveriş yapılan Bölgelerden biridir baslarda sadece Marmara ile sınırlı olan bu bölge Levent'in Himayesinde giderek genişlemiş kıran ,Soylu, Bolat ve Seyranları eze eze bölgeyi en üst himayesi haline getirmişti. Bundan dolayıda Yer Altı Onu Aslan Kral Olarak anmaya başlamıştı.

Masya konan 2. Mühür Tamer Gederli'nindi bölge yönetimini Levent'ten kedi almış ege akdenizin batı şeridini komple yönetmeyi başarmıştı. Oteller zincirindeki gelişmeleri ekonomik olarak kendini baya bir üst mecralara taşımız Korkusuz ve kara gözü ile ikinci Adli bölgeninin sahibi olmuştu. Adli bölge ismindendw belli olduğu gibi masadaki herkesin yasal olmayan paralarının aktığı noktaydı kara para tamiz olarak tekrar masadakilerin avcuna dönerdi.

Üçüncü mühür konulduğunda Doğu içeri yeni giriyordu. Yüzundeki siyah üzerine kuru kafa işlemleri maskesi sadece burnu ve ağzını kapıyordu. Dalgalı kahve saçları aynı renkteki parlak kahve gözleri Sert bakışı ile Masanın 3. Koltuğuna kuruldu ortaya Mührünü fırlattı. Burada olmayı sevmiyordu ama bir zorunluluktu yoksa Gökhan beyi de yollayabilirdi.

Üçüncü bölge Doğu ve güneydoğu hattını akdenizin doğu kısmını kapsayan Aşiretler bolgesiydi ama Doğunun yaptığı işlerden sonra o bölgeyi herkes Doğu bölgesi diye anmaya başlamıştı. Ülke sınırı içerisini bile aşıp doğu sınırindaki tüm ülkelerdeki Aşiretleri tek gece kendine bağlamış kendi Amcasına bile acımayıp bir direğin tepesine kafasından asmıştı. Rusların, yunanların, ermenilerin ve Arapların korkulu ruyası olmuştu. Geçecek silahları kefine gore kesmiş yetmezmiş gibi kendi ülkesine çevrilecek silahların Sevkiyatlarına el koyup bekleyen herkesi ateşe tutmuştu. Eski askerdi bu aşiret oyununa bulaşmadan önce herşeyi emirle yapardı şimdi ise Arapların onu andığı şekli ile "Kıyadet el-Şark( Doğu'nun Lideri)"

4. Mührü Masaya koyan İse Dağhan'dı yeşil parlak gözleri kahve rengi saçı ve sakalı cidden sanki karadeniz Dağlarının insan bedenine bürümüş haliydi. Dedesi Arif bey masadaki Genç Nufusu Görünce Dağhan'ı masanın başına geçirmiş kendisi ise emeklilik hayatı sürmeye geçmişti onca erkek torunu Arasından Dağhan'ı seçmesi de raslantı değildi. Dağhan adınin hakkını vermiş Dağların Han'ı olmuştu. Kısa ufak girintili patikalardan daha kolay geçmenin yolunu bulmuş masaya girdi gireli hiç bir sevkiyatı patlamamıştı. Doğu ile yakından tanışıktı Aslında Harbiyede beraber okumuşlar sürekli yarışmışlardı. Şimdi ise Masada bir ekiplerdi Dağdan karadenizin doğusu ve Doğunun Kuzeyine hakimdi. Gürcistan Azerbaycan gibi bir çok bolgedede adı Geçen bir adamdı. Dağlık bölgenin Liderliğini gayet iyi yurütüyordu.

Sıra Derin bölgeye gelmişti ankara'da bu bölgedeydi ama o noktayıda Levent Kendi himayesine almıştı. Bu bölgenin Lideri çok gözükmez Toplantıya ise Silah ve kacakcilikla uğraşan adamı Cemal Karahan'ı yollardı. Yine böyle yapmıştı Cemal mührü alıp ortaya koydu tepesinde kocaman bir ahtapot sembolu vardı.

Bu masada herkesin mührünun tepesinde bir Sembol olur Levent Aslandır, Tamer Kuzgun ,Dogu Ayı, Dağhan kurt Ve beşinci bölge ise ahtapottu hepsinin bir sebebi vardır Dogu saf kuvvetir, Tamer zekidir , Dağhan Disiplinli, Levent ise Hükmeder, 5. Bölge ise hepsine uzanabilen Tek bölgedir ana merkezde iç anadolunun her noktasina uzanarak gider Levent'ten Doğuya , Tamer'den Dağhan'a birşey gidecekse her türlü Derin bölgeden geçerdi.

Taner'in bakışları karşısında duran Cemal'e kaydı. " Suskun gene köpeğini yollamış!" Dediğinde cemal bilmiş bilmiş bakışlar attı.

" abim in her zamanki gibi işi var.... siz gibi alt segmentlerle masaya oturmayı sevmez!" Dediğinde Doğu elini masaya vurdu. Herkesin odağı o noktaya kaldı.

" Abini bir alırım pir alırım! Artislenme senide kapıma köpek diye bağlarım!" Diye hiddetlendiğinde Levent Kravatını duzeltip elini masaya vurdu.

" Alo beyler !!" Dediğinde hepsi ona döndü." Toplantımızın amacını unutmasak mı!?" Dediğinde herkes koltuğuna rahatça yayıldı, Levent'in sakinliği masadaki herkesin bir anlık sakin olmasını sağlamıştı." Rossa huysuzlanıyor sevkiyatı gecikmiş !" Diyerek Cemal'e döndü. Suskun sürekli işleri baltalıyordu Sürekli geçisleri zorluyordu. Levent'in ise tahamülü kalmamıştı ama saçma bir şekilde Rossa suskuna dokunmuyordu." Çiçek istiyorsaniz ben alırım ama bu kadar zorluk çıkarma sebebiniz ne ?"

Dediğinde Cemal geriye yaslandı. Ellerini karninin üzerinde birleştirdi." Derin hatta bekletiliyorsa abimin bir bildiği vardır?!" Dedi sakin ama keskin bir tonda.

" bana bakın o mallar Rossa'nın değil! Biliyorsunuz demi! Hanedanın tüm üylerinin!" Elini masaya koydu. Mühürleri gösterdi." Bakın Bir hafta daha Derin'de takılırsa bu mallar Rossa ,Vera, Klaus, Lusien, william ve hatta Alt hanedan bile kurulacak. Yarın sabaha o mallar ankarada olmazsa Suskun kendine mezar beğensin!" Diyerek geriye doğru aniden oturdu. Cemal ise buna sadece gülüyordu.

Cemal, Levent'in bakışlarını üzerinde hissedince omuzlarını gevşekçe geriye attı. Dudak kenarında beliren o alaycı gülümseme hiç kaybolmadı.
"Rossa'nın huysuzluğu yeni değil," dedi sakin ama kışkırtıcı bir tonla. "Sevkiyat bizim boğazımızda takılı kalmadı. Doğu hattında fazla kan döküldü, sınırlar diken üstünde. Biz yalnızca ateşin ortasında yürümek istemiyoruz."

Doğu'nun gözleri maskenin ardından karardı. Sandalyeye yaslanmıştı ama vücudu saldırıya hazır bir yay gibiydi. "Kan döküldüyse," dedi dişlerinin arasından, "o kan benim kontrolüm altındadır. Sınırda bekleyen kim varsa benim iznimle bekler. Rossa'nın malı benim toprağımdan geçiyorsa, ya kurallarıma uyar ya da toprağa karışır."

Dağhan, Doğu'nun sözlerinin ardından sessizce nefes verdi. Masaya doğru hafifçe eğildi, parmak uçlarını kurt mühürünün üzerine koydu.
"Bu tartışma uzarsa dağ yolları kapanır," dedi net bir sesle. "Benim sevkiyatlarım gecikmez, gecikmemeli. Rossa'nın malı kadar masanın dengesi de önemli. Burada bir çatlak oluşursa hepimiz kayarız."

Tamer, o ana kadar sessizliğini korumuştu. Kuzgun mührünü yavaşça çevirdi, gözleri Cemal'de takılı kaldı.
"Derin Bölge," dedi soğuk bir tebessümle, "her yere uzanır dedik. Ama her yere uzanan kol, bazen boğaz sıkmak için de kullanılır. Rossa bekletiliyorsa bunun bir bedeli olur. Ve o bedel parayla sınırlı kalmaz."

Levent konuşmadan önce masaya baktı. Aslan mührü, diğerlerinin ortasında duruyordu; ağır, sessiz ve kaçınılmazdı. Sonunda sesi yükselmeden ama tartışmaya yer bırakmayacak bir tonla konuştu.

"Rossa'nın sevkiyatı geçecek," dedi. "Ama kimse kendi gücünü masanın üstüne kusmayacak. Derin Bölge yolu açacak, Doğu hattı güvenliği sağlayacak, Dağhan da kuzey geçişlerini temiz tutacak. Tamer, para akışı senin sorumluluğunda."
Bir anlık sessizlik çöktü. Granit masa sanki nefes alıyordu.

Cemal, alaycı bir gülümsemeyle, Levent'e doğru bir adım daha atarak devam etti: "Boris'in en büyük düşmanlarından senken..." sesinde ki iğneleme yoğundu Levent'in sinirleri geriliyordu. " Bizi çok umursayacağını sanmıyorum.." Doğu ve Tamer doğruldu Elini masaya vurdu ikiside birer yırtıcıydı. Elleri belindeki silaha gittiğinde Cemal susuara sakin bir tonda iki adama baktı. Levent elini kaldırıp dur işareti yaparak Cemal'e döndü.

"Devam, et Cemal" Derken sesi sakindi Levent'in

Cemal boğazını temizler gibi öksürerek lafına devam etti, sesi ukalaydı, bakışlarında meydan okuyan bir rahatlık vardı. “Belki seni yıkar ve yerine Suskun geçer, ha Levo—” Cümlesinin sonunu getirmek üzereydi ki, odayı yaran tek bir silah sesi yankılandı. Ses, yuvarlak masanın ağır granit yüzeyine çarpıp geri döndü sanki. Cemal’in alnında bir anda açılan çılgın delikten kan fışkırdı; bedeni birkaç saniye havada asılı kaldı, sonra ağırlığını kaybedip masaya yığıldı. Kan, siyah granitin üzerinde sessizce yayılırken odanın içi, nefes almanın bile suç sayıldığı bir sessizliğe gömüldü.

Asıl sarsıcı olan, kurşunun nereden çıktığıydı. Normalde sakinliğiyle bilinen, masada ara bulmaya çalışan, sesini nadiren yükselten Levent’in tabancasından çıkmıştı o mermi. Levent silahı hâlâ havadayken yüzünde ne öfke ne de pişmanlık vardı; sadece kesinlik. Ağzından çıkan sözler de en az kurşun kadar netti. “Beni devirecek adam,” dedi, bakışlarını masadakilerin üzerinde ağır ağır gezdirerek, “daha anasının karnından çıkmadı.”

Bu cümlenin ardından bastırılmış bir boşalma gibi kahkaha patladı. Tamer dudağını ısırarak gülmemek için kendini zor tuttu, Doğu ise kahkahayı tutamayıp sandalyeyi devirdi. Bir an sonra masanın etrafındaki gerginlik çözülmüş gibi oldu; ama bu kahkaha ne rahatlatıcıydı ne de neşeliydi. Sinirle, korkuyla ve hayranlıkla karışmış bir sesti bu. Levent de kısa bir an için gülüyor gibiydi, dudakları kıpırdadı, ama hemen ardından yüzü yeniden taşa döndü. Elini masaya sertçe vurdu. “Beyler, ciddi olun!” dediğinde ses, kahkahaların üzerine bir kapak gibi kapandı. Oda anında suskunluğa gömüldü. Levent tabancasını ağır ağır masanın üzerine bıraktı; metalin granitle buluştuğu ses, biraz önce patlayan kurşundan bile daha tehditkârdı. Ardından başını çevirip kapıdaki adamlara tek bir el hareketiyle işaret verdi.

Kapının önünde bekleyenler, bu işareti görür görmez birbirlerine korku dolu bakışlar attı. Fuat, Yakup, Ferit, Emirhan ve Aras aynı anda göz göze geldi; kimsenin dili dönmüyor, kimse yerinden kıpırdayamıyordu. Kapıdaki adamlar alanı baştan sona süzdü; bakışlar tek tek bedenlerin üzerinden geçti. Parmak Aras’ı gösterdiği anda, herkesin omurgasından aynı soğukluk geçti.

Cemal ölmüştü ama Cemal sadece ikinci adamdı. Suskun’un, kendi yerine masaya sürdüğü bir fedaydı o. Şimdi masanın üzerinde yatıyor, kanı yavaş yavaş kenarlardan sızıyor, granitin soğuk yüzeyinde iz bırakıyordu. Korumalar koluna girip cesedi dışarı çıkarmak üzereyken Levent’in tek bir bakışıyla durdular.

Levent cebinden bir gül çıkardı. Eğilip Cemal’in cebine yerleştirdi; ardından yanaklarına iki kez, neredeyse şefkatli denebilecek bir samimiyetle vurdu. Bu hareket, odadaki herkesi silah sesinden daha fazla ürküttü. Başını kaldırıp adamlara döndüğünde sesi yine sakindi. “Kimkor, Zebellah… götürün oğlum.”

Adamlar Cemal’i ağır ağır kapıdan çıkarırken Aras, alnından hâlâ kan sızan cesede istemsizce baktı. Gözlerini kaçırmak isterken bir anda Levent’le burun buruna geldi. O bakışta tehdit yoktu, öfke yoktu; ama tartışmasız bir hâkimiyet vardı. Aras o an anladı: Bu masada hayatta kalmak, konuşarak değil; susarak mümkündü.

Levent bir adım daha yaklaştı. Aras’ın kaçacak yeri kalmamıştı. Eli ağır ağır kalktı ve Aras’ın omzuna yerleşti; ne sertti ne de dostça, ama insanın kemiğine işleyen cinsten bir ağırlığı vardı. Aras’ın nefesi istemsizce hızlandı. Levent başını hafifçe eğdi, sesi neredeyse fısıltıya yakındı ama kelimeler odanın en uzak köşesine kadar ulaştı.
“Suskun’a söyle,” dedi, bakışlarını Aras’ın gözlerinden ayırmadan, “Boris’in selamı var. Üç günü var. Ya teslimatı geciktirmeden yapar…”
Cümlenin sonunu getirmedi. Omzundaki el bir an için bastırdı, sonra yavaşça çekildi. Levent’in suskunluğu, tamamlanmamış tehdidi bin kelimeden daha ağırdı. O ‘ya da’dan sonrasının ne olduğu, masadaki herkes tarafından fazlasıyla iyi biliniyordu.

Levent doğruldu, yüzünü yeniden masaya döndü. “Gerisiyle uğraştırmasın bizi,” dedi sakince. “Zamanı biteni kimse kurtaramaz.”
Aras yutkundu. Başını sallamaktan başka yapabileceği hiçbir şey yoktu. Omzunda kalan hayali ağırlık, oradan çıkana kadar değil, o teslimat yapılana kadar onunla kalacaktı.

❄️🔥

Sabah gözlerimi açtığımda evin hali, gecenin bize neler yaptığının sessiz bir itirafı gibiydi. İdil koltuğun bir köşesinde battaniyeye yarım yamalak sarılmış, başı yana düşmüş halde uyuyakalmıştı; Asya ise halının üzerinde, sanki oraya bilerek yatmış gibi devrilmişti. Uyku tutmayınca tutmuyor işte, ben de sabaha kadar dolanıp ortalığı toparlamıştım. Normalde o kadar alkole sızarım sanmıştım ama Ezgi’nin alkolik vicdanı sağ olsun, sabaha kadar beni ayakta dikmişti. Tek işlevi uyutmak olan alkol, ona bile yaramamış; baş ağrısı ve mide kramplarıyla karşılamıştı beni. Bir şaraptan nasıl bu kadar sarhoş olunabilmişti, o bile sorgu meselesiydi benim için.

Mutfakta bardaklar sıcak çayla dolmuştu; patatesler kızarıyor, börekler fırından yeni çıkmış gibi kokuyordu. Asya hanıma portakal suyu ayırdım, Ezgi için beyaz kupada çay, İdil’e sütlü kahve… Kendime ise acı, katran misali bir kahve doldurdum. Kızarmış ekmekleri, kahvaltılıkları dizip sofrayı kurarken ev ilk defa geceye rağmen sakin görünüyordu.

Ezgi’yi uyandırmaya giderken kapı zili çaldı. Bu saatte kim olabilir diye söylenerek kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda Ali karşımdaydı. Uzun boylu, iri yapılı ama İstanbul beyefendisi gibi ince gövdeli; bej takım elbisesinin altına giydiği beyaz tişörtle fazlasıyla derli toplu duruyordu. Koyu kahve, dalgalı ve bilerek dağınık bırakılmış saçları, hafif kirli sakalıyla “ben hâlâ buradayım” der gibiydi. Boyuna bakıp içten içe, Demek kısalmış, diye geçirdim.

“Sen kısalmışsın,” dedim kapıyı biraz daha açarken, dudaklarımda uykusuz bir sırıtışla. “Baksana kapıdan direkt geçebildin, kafanı vurmadın ilk kez.”

Ali gözlerimin altına bakıp kaşlarını kaldırdı. “Sen de yine ayyaş ve uykusuzsun,” dedi hiç beklemeden. “Göz altların uyuşturucu bağımlısıyla yarışır cinsten.”

Omzumu silktim. “Legal bağımlıyım ben,” dedim gayet sakin bir özgüvenle. “Antidepresanlarımı psikiyatrim yazıyor benim.”

Ali başını iki yana salladı, sahte bir rahatlama ifadesiyle. “Doğru,” dedi. “Uymadığına şükür etmek lazım. Yoksa bizi de kesebilirdin şimdi, sevgili sorunlu psikolojik bağımlı.”

Bir anlık sessizlik oldu. Sonra ikimiz de aynı anda güldük. Kapının eşiğinde oynadığımız ‘birbirimizi sevmiyoruz’ oyunu orada çöktü. Ali bir adım atıp beni kendine çekti, ben de karşılık verdim. Sarılma kısa ama samimiydi; laf sokmalar, yerini alışıldık bir rahatlığa bırakmıştı.

Biz Sarılirken merdivenden söylenerek gözlerini ovuşturan , saçları dağınık yüzü şişkin halde Ezgi indi." Ya ne bu gürültü." Demeye kalamdan ovuşturduğu gözünün birini açıp Ali'yi görduğü qn bir turda şaşkınlık ile ovuşturdu gözlerini. Sonra minik boyu ile adeta merdivenden uçarak Ali'nin üzerine sıçrası sarıldı saçlarını öptü. " kara kuzumm!! Oğlummmm!!" Diye mıncırıp duruyor iki Metre adam iki büklüm kalmış yanakları ezginin parmakları arasında ovuşup duruyor bu durum benim o kadar komiğime gidiyordu anlık kahkha atmaya başladım bütün yorgunluğum bu manzara ile yokolup gitmişti " oy boyuna posuna kurban olduğum"

" ezom napıyon ya!! 30 yaşında adama yaptığına bak!" Derken hala yanakları Ezgi'nin parmakları arasında yoğruluyordu. Bu manzaranin komikliği bitmemişken Arkadan giren Doğu'da Ali için kahkaha atmaya başlamıştı. " Ne gülüyon allahın ayısı!"

" Doğum!!!!! ANNAAAAMM!" Diyerek Ezgi bu sefer doğunun Yanaklarına yapıştı. Bu manzara Ali'en bile komikti çünkü ikisi ikiz olmasına rağmen Doğu kalın gövdeli sakallı Tam anlamı ile bir Ağa havasına gelen ponçik bebek sevisi Alinin istanbul beyefendisi halinden daha komik oluyordu. Ben ise gülerken yanlışlıkla dengemi kaybedip geriye düştüğümde hala gülüyordum.

" Ezom su salak gülcem diye düştü ona bak allahasen!" Diye öne Atıldı Ali.

" He vallah oğa bah sal beni Ezo, allahsen ya!"

Demeleri ile Ezgi bana dönmüştü aynı mıncırmayı yapacak korkusuna ardımı dönüp doğrulamadan ufak ufak kaçmayı denedim. Biraz zor olsada en son ayağa kalmıştım ki koridorda aniden önüme çıkan sağnık saçlı eli yüzü şiş bir halde duran Idil ve Asya ile karsılaşınca korkup bir daha düştüm sabah uyanında ne kadar korkunçlardı.

Sabah alıklığı ile anlamaya çalışan bakışlarla beni süzdüler. Sonra kafalarıni kaldırdıklarında Doğu ve Ali'yi görünce anlık duraksayıp birbirine baktılar. " Asi ben çift gorüyorum galiba!"

" bende ido ! Onuda yanlış görüyorum!"

" yada biz gelmiş olabilir miyiz Fare sürüsü ha!" Dediğinde Ali ikiside koşa koşa uzerimden atlayıp Ali ve Doğu'ya yapıştı. Doğu kendine Sarılan Asyadan gelen kokuyu almış olacaktır ki burun büküp kafasıni çevirdi.

" poh için , bu ne kokudur üzüm fıçısına düştüğünüz!" Demesi ile Ali kafasıni çevirip Doğu'ya baktı.

" senin gibi kan kokmuyorlar kardeşim ona mı dua etsek!" Dediğinde doğu önce bir sabır çekti sonra Ali'ye yaklaştı.

" ben olmasam saana iş çıhmaz sen biye dua et!"

Ikisi zıt kutupların özetiydi adeta. Doğu Korkmazlar Aşiretinin Ağasıydı , Ali ise Vefa Araştırma hastahanesinin baş hekimi. Anlayacağınız Doğu ölümdü, Ali yaşam ve bu zıtlıkları isimlerinden anlaşılıyordu Doğukan ve Batıkan Anneleri Neslişah hanımın çocuklaarına koyduğu isimdi bunlar Vefa ve Ali ise babaları Atilla beyden gelmişti. Hayat ikisini o kada rbir kümeye almak istemiyordu ki. Ali kundaktan kaçırılmış Ezgi hanımlar onu saklamak için soy ismini vermişti . Bu iki ucube anne karnı hariç baska bir yerde ortak olamamış orda bile birbirlerini tekmeleyip biri omzunda diğerinin bacağında hasara sebep olmuşlardı. Ali hafif toplaıyordu belli etmemeye çalışsada doğu kolunu tam tur çeviremiyordu bile ama buna rağmen askerde kalmış astsubay olarak göreve başlamış bbir süre sonra ise Aşiretin başına geçmişti. Acı gizlemede ortaklardı birbirlerine verdikleri ömürlük hasar hiçbir zaman geçmezdi muhtemelen ama birbirllerini severlerdi. Onu herkes bilirdi.

Mutfağa geçtiğimde çayları doldurdum doğu alttan kaldırıp bakmış kendi kacak çayınin kalitesini göremeyince dudak büzmüştü." Halis mulis Rize çayı ne olsun istiyon sen!"

" benim kaçırdığım daha iyidir ben söyleyim!" Dediğinde Ali tek kaşını kaldırıp Doğu'ya baktı.

" Lan o zaman niye bir kere bile getirmedin şerefsiz!"

" ben icince içti sayılıyor diye düşündüm!" Diye alık bakışlarla aliye bakıyor alinin bakışları ise..

" katıksız bir malsın kardeşin!" Sadece bakışı değil kendinde diyordu. " Beni kim kaçırdıysa bulun Alnından öpücem!!" Parmağı ile Doğu'yu işaret etti." Ya bende böyle birşey olsaydım!!"

" Neyim var ulan benim!" Diye çıkıştığında doğu hepimiz hayretle onları izliyorduk.

Ali sakince çatalını bırakıp Doğuya baktı." Birşey yok kardeşim ben sadece senin insan olan tarafınım!" Dediğinde Doğu'nun sorgular bakışları onu buldu.

" ulan ben neyim!"

Boydan boya süzüp alaycı biçimde güldü." Valla ya ayısın ya öküz ama onu çözemedim daha!" Dediğinde anlık beni ve diğerlerini bir gülme aldı ikiside çok farklı ucubelerdi ve bu durum fazla komikti ama bildiğim en net şey ikiside bu masadaki herhangi bir kadın için canını verebilirdi.