1. bölüm / 9
DOKTOR1. Bölüm: AİLELER VE YARALAR
Bölümler 9Şu an: 1. Bölüm: AİLELER VE YARALAR
- 1 1. Bölüm: AİLELER VE YARALAR4.635 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.BÖLÜM: KALP İZİ5.473 kelime
- 3 3.Bölüm: YETİMLER3.708 kelime
- 4 4.BÖLÜM: KAN İZİ5.055 kelime
- 5 5.BÖLÜM:AŞK ACIDIR4.329 kelime
- 6 6.BÖLÜM: KAN İZİ4.120 kelime
- 7 7.BÖLÜM: CESET3.319 kelime
- 8 8.BÖLÜM: KİTAP SESLERI3.620 kelime
- 9 9.BÖLÜM: SÖZLER3.747 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geçmişin gölgeleri, ne kadar kaçmak istesek de peşimizden gelir. Travmalar, insan ruhunun derinliklerinde iz bırakır ve bu izler, zamanla ruhumuzu şekillendirir. Geçmişte yaşanan acılar, ihanetler, kayıplar ve kırıklıklar, bizim kim olduğumuzu ve nasıl bir dünyaya baktığımızı belirler. İster farkında olalım, ister olamayalım; travmalar, geleceği inşa ederken karşımıza çıkan en büyük engellerden biri olur. Her hatırlatıcı ses, her eski tanıdık yüz, her beklenmedik an, bir anı canlandırır ve bilinçaltımızı harekete geçirir. Geleceğin güzel veya karanlık olması, geçmişin bu yaralı izlerine nasıl tepki verdiğimize bağlıdır. İnsan, geçmişini bir şekilde taşır; bazen onu ardında bırakmak isterken, bazen de üzerine yük olarak almak zorunda kalır.
❄️🔥
20 sene önce
Rauf bey arabanın son ko trollerini yapıyor Sena hanım ise arka tarafta Levent için koltuk hazırlıyordu. Yol uzundu ve Oğlu uyku konusunda fazla hasastı yatağı rahatsız ise yolu ikisinede kesinlikle dar edecekti.
Asu hanım arabadan indirdiği minik torunlarına baktî. Oğlu gibi yemyeşil parlak gözlerle ona bakan bu iki Sevimli canlı içini kıpır kıpır ediyordu. " Bubane!!!" Dedi Minik Alp
Asu," efendim babannesinin dombalağı!" Dedi eğildi yanaklarını sıktı.
Alp," abi gido biz nie gitmo!!"
Asu," e benim paşamı kontrole götürüyolar ya dombalağım!!" Alp boğum boğum kollarını birbirine dolayıp annesi ve babasının olduğu tarafa sırt çevirdi." Abiyi sevio bizi semio!!"
Asil," saçma saçma konuşma Alpik!!" Diye yandan çıkıştı minik Asil ikizinin aksine daha cılız kemiksi bir vucuda sahipti. Bu farkın sebebide anne karnındandan itibaren kendi yemek yemeyip Kardeşinin tabağına dökmesiydi. Ikisinin belirgin iki üç özeliği dışında hiç birşeyi benzemiyordu. Ikisininde gözleri çimen yeşiliydi mesela, ikisininde yüzünde çiller vardı. Ikisininde sol yanağında ufak bir gamze ama bunun dısında Alp melekse Asil Şeytandı. Alp sinirlenirse direk müdehale eder Asil sinirlenirse baskasının müdehale etmesini sağlardı.." saçma saçma konuşuyorsun Dombili baykuş!!!!" Dedi ellerini önde birleştirip babasına koştu paçasını çekiştirip kendini zorla kucağa aldırdı." Baba sen bizi semio!" Dedi arkasını döndü anlık ufak trip attıriyor ama bunu Rauf'un kucagında yapıyordu.
Rauf," o nerden çıktı Zümrüdü ankam benim !!"
Asil," sen abiyi yanına , bizi babunemde bırakyo!!" Küskün başını yanyatırdı.
Rauf onun bu hallerine kıyamıyor ama arkada huysuz bir Levent ve birbirine sürekli dalaşan Asil ve Alp'le yolun geçmeyeceğini de biliyordu." Benim Anka kuşum biz abiyi hastaneye götürüp gelicez senide yormayalim dedik!!" Derken sesi telkin ediciydi. Minik Asil başını babasının boynuna gömüp nazlı nazlı bakışlar attı. Arabanın karşısından Sena'nın 'hadi' diyen bakışlarını görünce Asil'i yavaşça Asu Hanım'ın kollarına bıraktı senede bir kez gidiyolardı hastaneye Onlarsız ama bu sefer ayrı bir zordu küçük kızı konuşmayı öğrendiğinden mi yoksa tatlı oğlu trip atmayı keşfettiğinden mi bilinmez ikisinede veda edemiyolardı.
Sena Levent'i yerleştirdikten sonra dönüp tekrar baktı minik Alp agakabısının cırtı ile oynuyor Asil ise babasından ne kadar geç ayrılırsam kardır der gibi nazlı nazlı tripleniyor Rauf'un gönlünü almadana yola çıkamayacağını bilen Sena ise eşinin omzuna dokunup kızı ile arasına girdi.
Sena," küçük hanım Drama ve Manipüle konusunda yaşınıza oranla fazla yeteneklisiniz. Ve bu durum sirlerime dokunuyor kocamı geri ver lütfen!" Dedi imalı ve şaka vari bir Tonla ama Asil buna karşılık babasına iki kolunu uzatıp sıkı sıkı sarıldı.
" babacımmm!!" Diyen sesi oyle içten ve sevimliydi ki ikisininde içi eridi.
Yerden doğrulup bağcığını salan Alp annesinin bacaklarına yapıştı." Innee ciiimiiimm" demesinden sena da bir tık eriyip yere oturdu oğlunun saçlarını sevdi alnına bir öpücük kondurdu. Oğlunun kumral salgalı uzun saçlarını karistırdı tombiş yanaklarına öpücük kondurdu taam bir sevgi yummağıydı bu ikisi.
" Hadi yaaaa!!!" Diye arkadan gelen öfke karışımı sesle irkildiler bu ikisi ne kadar sevgi yumağı ise arkadaki o kadar sinir küpüydü mükkemeliyetçi evlatları bu ikisini çok yoruyordu." Yeter ya başlıycam sevgi dramanıza iki güne gelicez ne abart....." cümleleri uzarken Asil koşarak abisinin yanına gitti. Onun sinir kapasiyetesi yoğunsa bu minik kızında ne isterse alma kapasitesi fazlaydı.
" abucuummm!!!" Diyerek ellerini çenesinin altında birleştirdi yuvarlak yüzü parlak yeşil iri gözleri ile fazla sevimliydi Levent'in bakışlarındaki sertlik bir anlığına yumuşayıp Asil'in iri gözlerine kaydı." Ben seni çok özleyimm biraccık geç gidin ne olurkineee!!" Demesiyle Levent'in siniri giderek gevşemişti. Arabadan inip kardeşini kucağına aldı yanaklarına öpücükler kondurdu.
" abicim hastaneye gidelim kontrol etsinler dönücez zaten merak etme hem ben onlara tatil yaptırmam.!" Diye küçük kardeşini telkin ediyordu. Arkadan gelen paytak yürüyüşlü Alpkoşa koşa geldi." Sen ne istiyon paytağım!?" Dedi ılımlı dalga geçer bir sesle.
" Gence masaa oku!"demesi ile oda saçlarına ufak bir öpücük kondurarak onayladı ellerinden tutup Babannesinin yanına götürdü ellerini tuturdu. Üçü el sallayarak arabaya doğru yöneldi.
Onlar binerken Asil arkadan baktı babasına doğru seslendi" çabuu gelinnn!!!" Demesi ile babasından bir parça kopmuştu sanki her gidişlerinde daha fazla kelime öğrenen kızı şimdi çat pat konuşuyordu ve veda etmesi onun aklı erdikce daha zor bir hale geliyordu.
" Bu baba sensiz nasıl uyusun anka kuşum!! Hızlı gidip hızlı gelicem!!" Dedi ama cümlede bir boşluk vardı sanki o yol hiç bitmiycek hiç dökülmeyecek gibi gelmişti.
Vedasını son kez edip arabaya gećti. Kemarlerini taktılar Levent arka koltukta daha yola çıkmadan uyumuştu bile. Güldü Rauf inceden." Bebekkende böyleydi evde uyumaz uyumaz arka koltuğa geçtimmi direk uyurdu. Ama emin olmak için bir tur atar gelirdim." Dedi içi buruktu zaman fazla hızlı geçmiş oğluna bir türlü doyamamış an be an büyümesini izlemişti. Sena'ya döndü" iyi ki beni hayatına kabul ettin iyi ki onu benim oğlum yaptın!" Dediiğinde sena da buruk bir biçimde güldü.
" Raufcum sen yine duygusala bağladın olmaz ama böyle!! Hadi sürde gidelim.!!" Rauf güldü.
motorun sesi açılan hafif çalan şarkı ile yol devam ediyor Levent arka koltukta döne döne uyuyordu. Kavislerden geçişte arada bir kalkıyor sinirli sinirli babasına bakıp geri uykuya dalıyordu. Bu durum alışılmış ve komikti. Yol boyu her kabiste tekrar ediyordu. Gerçi çatık kaş Levent için çok farklı bir mimik değildi soğuk seven bir insandı Levent sevgisi bile soğuktu kocaman bir vicdanı vardı bu miniğin ama catık sinirli mizacı o vidcana erişene kadar öfke problemlerine dönüşüyordu. Bir bebek uyurken bile kaşlarını çatar mı çatıyordu işte uyurken dahi huysuz ve menuniyetsizdi bakışları. Ama bu bile Rauf'un çok hoşuna gidiyordu.
Levent'in rüyaları ise karışıktı bir park görüyordu annesinin onu salladığı babasının kardeşleri ile tahtravallide oynadığı Asilin tarafina geçmişti bir indiriyor bir kaldırıyordu ikisi mutlu mutlu güluşler atıyordu ki hava bozdu minik güzel bahar bir anda fırtınaya döndü fırtınanın dışından bir el uzanıyordu ona elin sahibine baktığında Amcasını Gördü Raif bey. Masmavi gözleri göğün fırtınası gibiydiydi.
Ta ki ani bir frenle bölünene kadar...
Her zamanki huysuzluğu ile uyanıp baktı babasına" yaaa baba!!" Demesine kalmadan babası annesini üzerine itip tepesine kapandı karşıdaki araçtan makinalı silahlarla adamlar çıkmıştı arabaya boylu boyunca mermi yağmuruna tutuluyordu. Minik Levent annesinin ve babasinin altında annesinin kapadığı kulakları ile duruyordu. Rauf bey ise....
Sirtının nerdeyse tamamindana giren kurşunlaar ile kan kusuyordu. Sesler kesildiğinde Sena hanım kendi sonunun geldiğinide anladı arkadaki kanlı battaniyeyi oğlunun uzerine attı araya onu soktu." Sesiz ol kapat gözünü ve babanı taklit et!! Hep güçlü ol güçlü kal kardeşlerini korumak için güçlü kal!!!" Demişti babasinin yüzüne baktı ruhsuz donuk Yesil çimen gözleri açık arabanin her noktasında delikler vardı yattı yere gözlerini açık bırakıp babasını taklit etti.
Adım sesleri yavaaşça yaklaştı. Adamlardan birinin babasını çektiğini gördü. Daha fark edilmemişti. Öbür kapıdan geçen adaam Sena hanımın yaşadığını ama karnından mermi yediğini fark ettiğinde silahını çekti." Kanlı gülünüz Sena Hanım!" Dedi ve tek el silah sesi duyuldu. O an annesinin bedenine yıkıldı kapılar kapandığında Levent yavaşca dogʻruldu arabalardan motor sesi geldi. Kafasini kalldirdi annesinin kullağının arkasına takılmış bababsının ise avcuna konulmuş birer gül duruyordu.
Arabaya dolan kırmızı güller ve kan kokusu birleşti burnunda onun için bir kaç saate dedesi gelmis sinirli catık kaşlarla ona bakan torununa yönelmişti. Elleri ayakları annesinin kanı ile bezenmiş elinde torpidodan bulduğu silahla oturuyordu kapiyı açtığında silah'ı dedesine doğrulttu. O kadar korkmuştu ama sakin durmaya çalışıyordu ki belli edemedi dedesi silahı çekip göğüsüne bastı.
O gün ordan iki tabut birde bir çocuğun ruhu kalktı Kürekle toprak atılıyor çevresine bakıp annesine dair bir akraba arıyordu ama yoktu. Sinirlendirdi bu durum onu babasinin akrabaları olmasa annesine kimsenin sahip çıkmayacak oluşuna sinirlendi çantasından kırmızı saplı küreğini çıkardı. Fuat abisini itip kırmızı küreği ile Toprak atmaya başladı. Manzara Asu hanımın içini sızlatıyordu kimsesiz kalmış oğlu kimsesiz annesinin mezarına baska kimsenin toprak atmasına izin vermiyordu.
Raif yaklaştı annesinin kulağına doğru." Gördün mü hırsını sinirini küçücük kürekle toprak atmaya çalışıyor!! Ben diyorum bana çekmiş diye!!" Dedidğinde Asu hanım sert bakislarla oğluna döndü.
" Sana çekseydi Toprak değil göbek atardı. Annesinin yanan canını nasıl hissetiyse çocuk kimseye dokundurmuyor toprakta incitmesin diye kedni kendine uğraş..." demesine kalmadan mavi bir kürekle Tamer geldi yanına öfkeli bakışlara kalkan tek kaşla baktı Levent'in öfkesi Tamer'i etkilemezdi. Birbirlerini yerlerdi ama bir kavga gürültü varsa her zaman Levent'in ardına gećer destek olurdu. Elindeki küreği toprağa batırdı. Küregi bir kürekte o attı sıra sıra ikisi toprak atıyordu." Bazen diyorum ki Rauf'u iyi ki doğurmuşum. Sen ve Rukiye doğduktan sonra dursaydım muhtemelen dünyaya sadece kötülük getirmiş olurdum!" Dedikten sonra çekip gitti. Çöktü oğlunun mezarına dikili tahta başına melül melül izledi kefene düşen toprakları. Gözlerinde canlandı Rauf'un bebekken kumla oynayışı bahçede bir kum havuzu vardı sırf bunun için şimdi ise beyaz kumalrda oynayan küçük bebeği kara toprağa gömülür olmuştu.
Fuat yaklaştı. Levent'in omzuna elini koydu." Hani abindim ben senin bana niye toprak attırmadın.!!" Dediğinde Levent durdu anlık düşündü boşluk açtı yanında üç annesiz babasız minik adam Kimsesiz Kalmis Sena'nın Mezarına Toprak atıyordu. Kimsesiz kalan Sena Akkoyunlunun kimse olduğu 3 çocuk. Şimdi onun kimsesiydi.....
🔥❄️
Şimdi
Masa etrafında yoğun bir sessizlik vardı, sanki hava bile duraklamıştı. Sadece loş ışığın altında parlayan yüzler ve zaman zaman tıkırdayan bir saate ait kesik sesler duyuluyordu. Odaya ağır bir gerginlik hâkimdi. Agah, ellerini masa üzerine koydu, sonra usulca yüzünü sıvazladı. Derin bir nefes aldı, ama o nefes bile sanki çıkmakta zorlanıyordu. Gözleri bir anlığına odanın köşesine kaydı, sonra tekrar masaya döndü. Gözleri, başındaki büyük çıkmazı ne kadar reddetmeye çalışsa da, gerçeğin ağırlığını hissediyordu. Yıllardır planladıkları büyük sevkiyat, şimdi önlerinde, koca bir enkaz gibi duruyordu. Her an, her dakika titizlikle yapılan hazırlıkların hepsi bir anda çökmüştü. Polisin aniden müdahale etmesiyle tonlarca uyuşturucu ve silah masanın ortasına serilmişti. Her şey, her şey bir anda gözlerinin önünde paramparça olmuştu.
Levent, masanın tam ortasında, kıskacın içinde kalmıştı. Yıllardır kazı kazı geldiği bu koltuğu, şimdi omuzlarında taşıdığı ağır yükle sarsılıyordu. Ne kadar az yerinde kalmaya çalışsa da, her göz onu izliyor, her soru ağır birer kalkan gibi üzerine düşüyordu. Burası sadece bir koltuk değil, onun için bir mücadele alanıydı. Koltuğun kıymetini bildiği kadar, aynı zamanda ne kadar kırılgan olduğunu da biliyordu. Ama mesele, sadece bu masanın tahtı değildi. Mesele, kendisi ve ailesinin geleceğiydi. Tüm hayatı, yıllardır inşa ettiği düzenin temelleri, tek bir yanlış adımda yok olma riskiyle karşı karşıyaydı.
O an, bir bakışla anlaşılıyordu: Bütün dikkatler üzerindeydi. Herkes, Levent'in bir şeyler söylemesini bekliyordu. Ama o, bir an bile düşünmeden bir şeyler söyleyemezdi. Çünkü bu masadakiler, her biri ayrı ayrı tehlike çarklarının dişleri gibiydi. Birinin sözünü kesmek, diğerini rahatsız etmek demekti. Burada, her yanlış hareket, her tek bir yanlış kelime, her an bir sonuca yol açabilirdi. Sessizlik, öylesine keskin ve soğuktu ki, bu ortamda bir çivi bile düşse, herkes duyar gibiydi. Levent'in alnındaki terler, içinde hissettiği bu korkunç baskıyı en iyi şekilde yansıtıyordu. Namlu, o an, tam olarak alnına dönüktü. Hadi susturmalıydı, ama nasıl?
Cengiz, sessizce içeri girdi ve masanın üzerine dosyaları serpti. Ardından boşta duran Levent'in tam karşısındaki koltuğa oturdu. Esmer teni, karanlıkta gölge gibi duruyor, parlak sarıya çalan bal rengi gözleri ise Levent'in gök mavisi gözlerinin karşısında ateş gibi parlıyordu. Gözleri kesiştiğinde, sanki öfkeden arada dumanlar çıkıyor, bakışlarında gizli savaş Ateş ve Su'nun mücadelesi misali giderek yoğunlaşıyordu.Her an birbirlerine girip, fırtına gibi savuracaklarmış gibi bir hava vardı.
Cengiz, dosyaları işaret ettiğinde, ilk dosyayı alan Agah oldu. Ardından Sadi ve Turgut, sırayla dosyaları aldılar. Cengiz, alaycı bir tonla, "Levent'cim, yapamayacağını söyleseydin biz devralırdık. Öyle bir sevkiyatı batırdın ki, geri kalan liderler bize düşman kesildi," dedi. Bu küçümser ton, Levent'in sinirlerini iyice germeye yetmişti. Dilini dişiyle dudakları arasında gezdirirken, gerginliğini hissetti. Ama bir şekilde çözmeliydi.
Levent, sırtını yaslayıp derin bir nefes aldı. "Sevkiyatta zaten bana güvenmediniz ki, Cengiz. Ben... size... gemileri verdim. Siz kendi adamlarınızı yerleştirdiniz!" dedi, sesindeki öfke belirgindi. Öne doğru eğildi. "Benim beceriksizliğim olsaydı, Karadeniz açıklarında gemi batardı. Çünkü sevkiyatta bana ait tek şey gemiler! Ha, Cengiz!" Diğerlerine tek tek baktı ve parmağını onlara doğru uzattı. "Sizler, beni ateşe itmeye bu kadar heveslisiniz..." geriye yaslandı bir nebze olsun rahatlamıştı gerginliğini attı her zamanki gibi yapması gereken belliydi baskıyı kuruo masayı kendine muhtaç etmek. " Turgut, Sadi.. adamlar sizindi diye biliyorum ben size gemi sağlarım siz adam sağlarsınız Agah Malı yükler Boris ordan teslsim alır" dedikten sonra cengize dönüp küçümser bir bakış attı." Cengizde genelde muhalefet olur başka işe yaramaz!! " dedi cengizin ona yaptığı alaycı tonla konuştuğunda cengizin yüzü düşmüştü.
Leven'in en büyük rakibi cengizdi ama zamanında Levent onu ince hamlelerle dışarıya atmıştı. Gelip gidiyor toplantıda ailesinin koltuğuna oturuyor ama işlevsiz bir şekilde iş yapıyordu. Soyluların Tek erkek varisi olduğundan hayatta kalmıştı. Çünkü masaya ihanet etmemişti ve kurallar basitti soy kökü olacak bir kişi hayatta kalacaktı. Levent ise bunun acısını kapının dışına iterek göstermişti.
Levent, Agaha döndü." Senin adamların yükledi ya Agah benim adamım yoktu Kaptanda senin adamindı ya agah Sen mi bizi ihbar ettin de bu kadar tutuştun acaba!! Ha Agah!" Ikinci adımı kendince gerçekleştirmişti; en zayıf halkaya hata yaptır. Ki suçlu olan kendini belli etsin. Suçlu Zayıf halkaysa zaten anlık panikle belli ederdi.
Agah sinirle doğruldu Elini masya sertçe geçirdi . Gözleri kan kırmızısıydi ama korkudan ama öfkeden belli değildi başka noktadan vurup öfke farkına bakması lazımdı." sen ne ima ediyorsun Ünsal!!"
Levent Rahat ve Gevşek bir şelilde geriye yaslandı içten içe korkusu kendini yiyordu ama belli edemezdi." Ben ima yapmadım Agah açıkça sordum Yerimde en çok gözü olan sensin kızını gelinim yapamayınca sevkiyatlarımızı mı bombaladın!?"
Agah belindeki silahı çekip Levent'in şakağına dayağında Adem elması yukarı aşagı oynadı anlık korku ile yutkunmuştu ama o tetiğin çekilemeyeceğini biliyordu. Bu masada Mertçe oyun dönmez hepsi birbirinin kuyusunu kazardı çünkü" Sıksana Agah! Bir yerin yiyorsa sıksana bana!" Diye diklendi ufak ufak sırıtıyordu Agah'ın gözü dönmüş ama bir yerdende Levent'e vereceği zararın onu ne duruma sokacağını biliyordu kendi ve Ailesi Ünsallarla savaşa girecekti. Bu kargaşa ilk mermiyi onun sıkması büyük bir sorundu Levent'in Raif ünsal'dan yetiştiğini biliyordu, Raif güçlü , dik başlı Istediğini yapan bir adamdı ve göz bebeği olarak özenle yetiştirdiği Levent'e gelecek zararda Ailesini Sağ bırakmazdı kök namına birsey kalmazdı ve masanın bir adamının canını aldığı için bu gayet yapılabilirdi.
Derin bir nefes aldı Agah tabancanın korkuluğunda parmaklarını gezdirdi ardındaan metalik bir tıkırtıyla mermiyi namluya sürdü ses odanın sesizliğinde yankılanırken Agah soğuk terler akıtıyordu.
Ardına gelen başka bir tıkırtı sesi ile buz kesti Agah Ensesine dayanan soğuk namlu ile irkildi "Bu SIG tipi yarı otomatik silah," dedi donuk ölüm kadar net bir ses. "beynini dakikalar içinde susturur Agah" derken sesindeki tehdit netti "Ya elindekini indirirsin... ya da ben senin beynini burada inceleme altına alırım ha Agah!"
Agah'ın üzerindeki baskı artmış Levent'in yüzünü pis bir sırıtış almıştı. Agah'ın eli ağırlaştı yavaşça silahı indirip durdu " Aferim Agahcım ne yapman gerektiğini çözdün en azından." Agah koltuğuna öfke ile otururken " öfkeyle oturma zararla kalkarsın!" Diye gelen gevşek espiri ile öfkesi dahada artmıştı, ama nafile birşey yapamazdı.
Masadaki diğerlerine döndü. Siyah gece misali gözleri çevreyi gezindi herkes yerinde oturuyordu oda atlayıp yerine geçti elindeki silahı evirdi çevirdi silahın işlemeli detayları kiyafetinden saç ve göz rengine kadar simsiyah olan bu adamın elinde sanki onun bir Parçası misali duruyordu. " Pardon Beyefendiler ve hanım efendiler bir tık geç kaldım kusuruma bakmayınız!" Diye ekledi Tamer sinsi bakışları ile herkesi suzdü o gelince Cengiz dahi susmuştu. Çünkü bilirlerdi Tamer'e karsı gelmek ölüm emri imzalamaktı. Kanun kural hiç birşey bilmez anlık siniri ile ne yapıyorsa onu yapardı. Çünkü soyunun isminde sadece o ve dedesi Haluk bey vardı ve desini de pek sevmezdi
" bende seni bekliyordum Tamer!" Diyerek cevap verdi Levent. " Gemilerimiz Kendini ihbar etmiş diyolar!" Dedi alaycı bir sesle masadaki herkesi alaycı bir güluşle süzdü.
Tamer," eee Levo Gemi dile gelmişte bide ihbarda mı bulunmuş.!!" Aynı dalga geçer tonla devam etti ikisi ayrı ayrı zaten korkunçken beraber olmmuş tüm masayı ezebilecek güce geliyolardı.
Masadaki hava ağırlaşmıştı. Sanki odanın oksijeni çekilmiş, herkes aynı anda nefes almayı unutmuştu. Tamer koltuğa tam oturmadı; yarım yamalak yaslandı, bir bacağı masanın ayağına değiyor, diğeri rahatça ileri uzanmıştı. Bu rahatlık değil, meydan okumaydı.
Levent başını hafifçe yana eğdi.
"Gemi dile gelmez Tamer," dedi sakince. "Ama içine koyduğun adam konuşur."
Bu cümle masaya bırakılan bir el bombası gibiydi.
Sadi kaşlarını çattı. "Ağzını topla Levent," dedi ama sesi eskisi kadar tok değildi. "Herkes burada."
Tamer, Sadi'ye döndü. Gözlerini kısmadı bile. Sadece baktı. "Burada olmak masum olmak demek değil Sadi," dedi. "Bunu en iyi sen bilirsin."
Agah dişlerini sıktı. Az önce alnına dayanan silahın soğukluğu hâlâ tenindeydi. Gururu ezilmişti, ama korkusu daha büyüktü.
"Bu toplantı dağılıyor," diye çıkıştı. "Herkes suç atıyor, kimse çözüm konuşmuyor."
Levent gülümsedi. Bu gülümseme sıcak değildi; bıçak sırtıydı."Çözüm var Agah," dedi. "Ama senin hoşuna gitmez."
Turgut ilk kez lafa girdi. "Ne çözümü Levent?" dedi temkinle. "Herkesin başı belada. Liderler ayağa kalktı. Polis kokuyu aldı."
Levent parmaklarını masaya vurdu. Tak...Tak..... Tak...." Haini Rossa, Vassuer ve Costa'da bu durumdan memnun kalır.. Rossa gül dağıtmayı sever sonuçta!" Demek ağır geliyordu Levente o arabada gördüğü kanlı güler onun bu bataklığa düşüsüydü şimdi ise kendinden küçükleri korkutmak için kullanıyordu.
Sadi sinirle yerinden kıpırdandı. "Bizi mi suçluyorsun?"
"Hayır," dedi Levent. "Suçlamıyorum." Bir an durdu."Ben biliyorum o aranızdan biriydi ve ben bunu çözeceğim Sadi!!" Parmağını salladı ayağa kalktı gayet sakindi. " bunu er geç çözücem kimse benim itibarımı zedeleyemez!! Bunuda bilin!!!" masanın ortasında duran mührünü alıp kalktı.
Bu masada herkes mührünü koyardı önüne temsili olarak mührün kırılması onun ve soy adına sahip herkesin ölüm fermanı demekti
Levent çıkarken Tamer'de kendi mührünü cebine atıp doğruldu. Kırvatı ve kol düğmelerini düzeltti. O bir beyefendiydi ve bunu belli ederdi.
Kapıdan çıkan Levent'i arkadan inceledi beden dilini bilirdi yıllardır kardeşi olan bu adam ağır gerginlikte Atak geçirirdi Hele gül muhabbetinde geçmiş travmaları tetiklenirdi yine olacaktı emindi.
Kapıda araba dibinde duran Sarp'la göz göze
geldiler. Arabaya yaklaştıkca Levent'in içerideki sakin Hali çözülüyordu bedeni titriyor gözleri buğlanıyor hayat bir sis perdesine kayıyordu. Bacakları yavas yavas cözülüyor olabildiğince hızlı arabaya gitmeye çalışıyordu.
Tamer'in gözleri Levent'in eline kaydı. Titriyordu gergindi ve Atak geçirmesine az kaldığını anlayabiliyordu aniden bacakları çözüldüğünde arkasından koşup kolunun altına girdiğinde gülüyordu etrafı izledi kimsenin olmadiğından emin olma çabasındaydı." Senin atakların cok yoruyor be kardeşim!!" Levent zor nefes alir bicimde Tamer'in yüzüne baktı. Güldü ufaktan Sarp'ın ani açtığı kapıdan içeri atıp Astım ilacını kaptığı gibi bir nefes çekti. Üç saniye saydı bir nefes daha aldı.
Aslında Astımı yoktu kutu da zaten boştu anlık gelen ataklarına antidepresanlar sakinlestiriciler iyi gelmiyordu sürekli artan dozu onu bir bağımlı haline getiriyor oluşu hoşuna gitmemişti. Psikiyatriside yalandan böyle bir çözüm bulmuşlardı. Kendince nefesini düzenleme çabası yalandan bir halisünasyonla onu iyileştiriyor zannediyordu.
"Kurşundan değil, panik ataktan ölüceksin Aslan kral! " diyen Fuat'a baktı tek kaşı ile " Aileni kaybettiğin dönemde bu kadar yoktu bir cözüm bulamiyor mu senin Deli tamircisi!"
" parça yokmuş abi(!),siparis etti ne zaman gelir bilmiyor!..... ya araba miyim ben!" Diye çıkıstığında herkes gülmeye başladı.
Aslında Fuat bir yerde haklıydı çocukken ufak bir anda başlamıştı bu hali sonra ise çığ gibi büyümüştü. Bedeni bile onun yaşamına karşı geliyordu o gün o arabada ölmesi gerektiği düşüncesi sürekli kafasında dolanıyordu.
Tamer Ön koltuğa atlayıp Sarp'ı kapı dışında bırakktı bu batık halini Sarp'ın görmesini istemiyordu. Düşüşlerini görmemeliydi. " kim olduğunu çözdün mü bari!" Dediğinde Tamer tek kaşını kaldırıp ona baktı.
"Turgut!" Dediğinde Tamer elini uzattı el sıkıştılar bu ortak düşüncede olduklarında yaptıkları birşeydi. " tek sesi az çıkan ve korkan oydu gerisi suçlandığı için öfkelendi o ise sürekli sesizdi!" Turgut suçlanırsa havalara uçar!!!"
❄️🔥
29 yıl önce
Gökten bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Leyla ormanda yalın ayak kucağında kundağa sardığı bebeği ile koşuşturuyordu. Içinde onu delirtircesine bir korku vardı. Ayağının altından kayan ıslak çamur bedenininde iğrenme karışımı bir hissiyat uyandıriyordu ama duramazdı koştu koşabildiği kadar arkasından fenerlerle ve köpeklerle gelen adamlaara bakmadan gidiyordu. Ağaçlardan biri tümsek bir bölgede kökleri ile gizlenilebilecek bir alan yapmıştı. O alana girdi bebeğine baktı onca hengameye rağmen uyuyordu sesi dahi çıkmayışı ona öldüğünü düşündürdü. Cebindeki eski aynayı alıp burnunun onune tutu soğuktan buhar net bir şekilde belli olduğunda derin bir nefes aldı. Kuru bir bölgeydi yağmur buraya sızamamıştı.
Arkadan yandan gelen adım sesleri ile irkildi." Leyla'm , kızımızıda alıp buraya gel ki seni affedebileyim!!"diyordu aksanı tuhaf bir ses yabancı olduğu belli oluyordu. Leyla'nın içi titredi tekrardan korku ile nefeslerini kontrol etmeyi denedi bebeği sesizdi." Hava çok soğuk benim mine çiçegim evimize dönelim. Çocuklarını birbirinden ayırma !!" Diyen sesi umursamadı üçüz cocuklarından ancak birini alabilmişti bu ağır şartlara dayanamazdi onlar ama kucağındaki evladı dayanırdı Saçlarını okşadı. Alnına bir öpücük kondurdu. Tekrar kundagın içine sardı evladını geriye doğru büyük dallardan birinin ardına saklandı. Adamların gidişini o bölgede bekledi.
Adamlar bir süre daha dolandıktan sonra yavaş yavas uzaklaştılar. Gün doğumuna doğru tüm sesler kesilmeye başladığında Leyla kütükllerin arasından fırlayıp koşar adım çıktı. Ağaçların arasında gizlene gizlene ana yola kadar koştu bu geniş arazida kaçmak zordu. Ana yola çıktığında durdu bir sağa bir sola baktı ileride duran Türk plakalı aracı fark ettiğnde ilerledi.
" Geç kaldın Leyla!" Diyen ses tok ve ciddiydi hafif kısılmış sigaradan sertleşmiş bir kadın sesiydi.
" adamları peşimi bırakmadı anne anca gelebildim!" Dediğinde kadın arkaya doğru uzandı kundaktaki bebeğe baktı. " en iyi durumda olan kızımı alabildim!" Dedi içi burukça bir oğlu ve bir kızı daha vardı.
" üçüz doğurman senin sorunundu elbet birinden vazgeçecektin" dedikten sonra susup araba sürmeye başladı. Araba gidiyor minik bebek ufak ufak esniyordu. Minik yumruklarını ve bedenini gere gere esnedi ." İsim düşündün mü?"
Leyla minik kızına baktı kahve rengi yeni yeni çıkan saçlarında parmaklarını gezdirdi. Temiz masumluğu gözlerine ilişti." Azra olsun, temis el değmemiş ,kolay elde edilemeyen!" Dediğinde minik bebeği bir yumruk daha sallayıp gerindiğinde bu sert mizaca ne kadar uygun olduğunu bir kez daha göstermişti.
" babasının verdiği isim varmiydi?"
"Alessia , kurtarıcı demek. iki kardeşini iterek kordon ddolanmasından karnımda kurtardı, kusan kardeşini ters çevirdi. Ismi kendi hak etti." Derken saçlarıni seviyordu. Bilinçsizce adının gerçegi ile yüzleşiyordu minik beden bir yandan el sürülmeyen obür yandan koruyucu bir melek.....
❄️🔥
Azra sözer
Masamda muazzam biçimde duran ve benimle bakışan soruşturma kağda bakışıyor bir yandada sevgili Gökhan amcacığımla bakışıyordum. Bana kıyamayacağıni bildiğimden gözlerimi çipil çipil açıp kapadım.
Gökhan: Hiç sevimlilik yapma bana yemiyorum!!
Azra: Babacım ama!!
Gökhan: yemiyorum Azra hanım yemiyorum ya!! Yedi yirmidört Gökhan amca diye gezersin bir halt yeyincw kızmayım diye babacığım!! Ağzına sıçtın babacığın!
Kınarcasına bakışlarımı ona yönelttim elimi kalbimin üzerine koydum kırılmiş gibi arkamı döndüm.
Azra: ne kaadar fevri ve agrasifsin benim minnoş bünyem.... " parmaklarımın arasından baktığımda donuk bir hakde bana bakıyordu." Yemedi mi yine?
Gökhan: sence kızım! Hayir minnoş bünyem derken elimdeki Hasta darp'ı tutanağından utan!
Dediğinde dudaklarımı büzüp baktım. Haklıydı az biraz çok minnoş bir insanda sayılmazdım ama haklıydım kizinı saçından ćeke çwke hastahaneye sürüklemiş yetmezmis gibi tonlarca hakaret edip bekaret testi yaptırıcam diye tuturmuş, üstüne ben yok dediğimde banada aynı boku yeyip kizini savunmakla suçlamış üzerime yürümüştü bende nizami bir biçimde uyarmıştım.
Azra: hak etti bir kere o! Bende sakin sakin uyardim!
öne doğru eğildi gözlerini kısıp bana baktı kırpıştırdığı maviş gözleri benim dediklerime hala inanmadığını gösteriyordu. Derin bir nefes aldı elindeki kağida bakmak için boynunda asılı gözlüğünü burun hizasına çekti.
Gökhan: sakin uyarına bir bakalım mı ha kızım!! " öksürdü" madurun kol ,bacak ve kaburgalarında çatlaklar bulunuyormuş!!! Ne kadar sakin ve minnoş bir uyarı!! " gözlerimi kıstım üzerimddeki siyah kazağın içerisine ufak ufak gizlenip burun üstüne kadar çekip dinlemeye devam ettim. Bir an okuduğu cümlenin etkisi ile gözlerini öfke ile bana çevirdi." Madurun bunların yanı sıra ailevi dini ,siyasi ve eğtimsel seviyelerine ahlak ve edep seviyesini acar cinsten hakaretler edildi. Cinsel içerik barındıran tehditler edildiği!!! " bunun ardina gelen cümleye gözlerini büyuterek baktı!" Cinsel taciz içeren temaslarda bulunulduğu!!!"Gozlerinde sinir okunur cinsten degildi beni gayet döver cinstendi" minnoşluk anlayışına bak benim kızımin ya!! Cinsel icerik bulunan tehdidi geçtim sen bu adama nasil tacizde bulundun ya hastane içinde insan ortasında!!!!!!
Bunu sorduğunda gülme hisimi gizledim çünkü beni gözleri ile evire çevire dkvüyordu şu an kedisi.
Azra: Şey!!" Dediğimde merkali gözlerle bana bakıyordu ama ben nasil anlatıyım bilmiyordum!"şey ben bunu aldım korkuluğa fırlattım! Sonra bunun korkuluğun sivri yeri sen gel adamin mabada gir ilkim sensin aşkım! Kızım patlak mı bakmıyorsan sen patlaksın dedi ben ayrı delirince kim patlak dedim güvenliğin jopunu..!!
Gökhan: tamam sus kızım!!! " eli il boynunu ovuyor anlamadığım biçimde tansiyonunu kontrol ediyordu." Kızım sen deli misin!!!!???? Sen ne yapiyorsu????!! Hayır ben seni ufak tefek seylerden çkarıyorum sen hipogratin anasini belliyorsun !! Hayir enerjini atarsin diye küçükken seni ne bulsak dövüş kursuna yolladık sen orda öğrendiklerini de dışarda niye tekrarliyorsun!! ANTREMAN GERKIYORSA GIT TORBA TEKMELE ADAMİ NE DIYE TEKMELIYORSUN!!
Diye bağrırken kalbini tuta tuta gerie doğru düştüğunde yanına doğru koştum tansiyonunu ölçtüm gayet normal duruyordu e bu niye ayılıp bayılıyordu. Ben numara yapıyordumda bu benden numaracıydı.
Azra: ya napiyon ya bişi oldu sandım!!
Gökhan: daha ne olsun kızim adama jop sokmuşsun ballistik füze mi sokucaksın daha!! Sana ne ya elalemin kizindan sana ne kızim sen isini yap cekil baskalarindan sana ne!!!!!
Diye bana bağirmaya baslamıstı sanirim gayet yeterli seviyede delirmisti sevgili babam ama yapacak birsey yoktu ben sesiz kalcak bir inssan hic degildim hic olamazdim helede ahlaki akdinin iki bacaginina rasina yerlestiren insan benzeri varlıklar varken!
Azra: yapamazdım kizin halini görmedin !!
Gökhan: ben kendi kızımın hallini gördüm ve bu olanların olmamasi gerektigini de biliyorum bırak kız ne yaparsa yapsin ben senden sorumluyum Azra!
Azra: Nasil böyle konusuyorsu ya!! Karşımda biri şiddet görürken ben susuyum mu sen ne zaman boyle bir adan oldun ya!!! Haktan hukuktan bahseden Gökhan Dinçer'e ne oldu!!!
Gökhan: Elinin köru oldu!!! " gaza gelir haklisin der belki diye düşünürken on numara bes yıldiz tepki almıştım sanırım bu sefer büyük sıçmıştım" hak hukuk oyle mi? Çok mu adilsin sen o zaman kendin çöz bu meselenide!!!!!
Dedikten sonra ben cevao vermeden kapıyı çarpıp cıktı cidden beni tek birakmıştı sanırım. Koltügra geçtim cekmecemi açtim dolmuştu bu kağdı nereye koyacağımı bilemediğimden umursamadan top yapıp çope fırlattım onun döne döne düşmesine sevinirken içeriye topuklulaarini vura vura iceri dalan ahsen'in sesini duydum. Bir kadin en fazla bu kadar sinir bozucu olabilirse sesi o kadar sinir bozucuydu. Çirtlak tiz amortsuz keman gibi çıkıyordu sesi.
Ahsen: sen ne halt ediyorsun be hastanenin adı sayende köttüye çıkıyor!!! Ailenize olann güveniniz sag olsun hastahanemde at koşturuyorsunuz ama bu son yaptığinız!! " bu kadin her bu tabiri kullandiğinda kulaklarımda aykut elmasın pisuara kim sıçtı videosu geliyordu. Ama şu durumda gülmek pek makbul değildi sanki!. " Zaten babanız olmasa size tahamul etmezdim bile!!
Yeteneğim dolayısi ile değildi sevgili Dinćer Ailesinin adı dolayısı ile tutuluyor olmak sinirime dokunuyordu onlar benim degil Ali'nin ailesiydi ne yaparsam yapim onlara atfedilmesi ne hata yaparsam onlara güveniyorsun denilmesi artık gına getirmisti Ben bir dinçer değildim ben Azra Sözerdim buraya geldiğiysem ne dinçer ailesi nede Gökhan bey vardı yanımda onlar beni Tilki'yi kendi yanlarında olması için yanına almıştı. Ben ve Asya dinçerlerin ufak sığıntısıydık Asya bunu kabul etmeyip aileyi ne kadar kabullenmiş olursa olsun gerçek buydu . Bursları kazanmak icin kendimi yırta yırta ders calışmıskken panik atak krizleri ile titreyen ellerimi kendi çabamla düzeltmisken helede üniversitede para almamak için kendimi yırta yırta gece gündüz çalışmısken birde o tıp fakültesi için gideceğim dershane paarasıni yaz boyu tesktil fabrikalarında sürüne sürüne elde etmisken benim bu hastanede olmamın tek sebebinin sevgili Dinçer ailesi olduğunun savunulması asabımı bozuyordu. Masa altından dosyalarımı çıkartıp masaya vurdum.
Azra: yapmayın efendim bundan sonra yapmayın!!! Benim soy adım Dinçer değil Sözer buraya soyad kullanarak gelmedim. Bundan sonrada soy ad olmadan yürürüm sadece Azra'yım ben Azra!!
Dedikten sonra paltomu alıp çıktım arabama baktım onuda kendim almıştım. Ehliyetimi aldığım gibi ben yapmıştım ama benim yaptıklarım sürekli başkalarına Atfedilmişti. Doğdum Baba ne bilmedim. X kromozomlarımdan birinin öbur sahibi ile batmadıgım bataklık kalmadı onun soyadı ile geziyorum diye yemediğim hakaret kalmadı. Sonra bırakıldığım yetimhane ezdilmemek için yırtındım düzgün bir hayat için sürekli çabaladım. Yetimhaneden çıktım. Bu seferde Dinçer soyadı yapıştı.ama benim soyum değildi. Tilki'nin soyuydu ben ve asyayı eşantiyon olarak almışlardı. Ben çabaladım ben aldım onlara atfedildi ben hata yaptım onlardan yüzü buluyor oldu. Ben yaptıkca onalr oldu ama yetmistı gına gelmişti benim hiç sayılmaktaan yorulmuştum. Kontağı çevirdim yol nereye gidiyor bilmiyordum ama tek birsey biliyordum ne dinçer nede Sözer olmak istiyordum ben Azra'ydım ve Azra olarak anılmak istiyordum artık.
