DOKTOR kitap kapağı

7. bölüm / 9

DOKTOR

7.BÖLÜM: CESET

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 7.BÖLÜM: CESET

8 sene önce

Azra camın kenarındaki sandalyesine büzüşüp oturmuş haftalardır sadece camdan dışarıyı izliyordu biri ona dokunsa irkiliyor bazense tepesinden fırlatıyordu. Istemsiz yapıyordu korku dolu gözlerle bakıyordu karşısındakine olay'ın üzerinden haftalar geçmişti belki ama nafile gözlerini her kapadığında aynı kabusu görüyor çığlık çığlığa uyanıyordu. Karnindaki ağrılar bir türlü geçmiyordu bile. Öylece camı izledi ne acı hissi içinde çığlık atarken.

Ezgi içeri girip kızının haline baktı onca olan sey yüzünden kendini suçluyordu. Onu bu eve getirmese Serhat onu bu kadar yok edemezdi. Güçlü olmuştu Azra hep her zaman güçlü . Bütün kardeşlerini tek tek korumuştu.

Idil, boyu,ufak diye sürekli zorbalığa uğrarken her tenefüs sınıfına gitmiş. Başında beklemişti.

Asya ,fazla kibar diye lisede adını mavi boncukcuya çıkaran cocuğu evire çevire dövmüştü.

Yeri geldiğinde sesiz sakin diye uğraşılan Ali'yi dahi korumuş , Sinir hastası Doğu okuldan atılmasın diye suçunu üstüne almıştı. Hatta herkese artislik yapıp dayak yiyen Serhat'ı bile kormuştu.

Ama şimdi koruduğu Serhat onu satmıştı.....

Camdan bakarken bahçeye giren arabalara kaydı gözü zırhlı 3 tane araç ardı ardına girmişti. Arabalardan inen önce Şahin bey indi sürücü koltuğundan koşarak Neslişah Hanımın kapısını açıp indirdirdi. Iner inmez gözlerini camda bulmuştu. Siyah bol bağladıği şalını düzeltti üzerindeki siyah kürkün omuzlarını ayarladı. Bu kadından ne kadar nefret etsede dik sert duruşuna hep hasta olmuştu bir yerde. Arkadaki arabalardan birinden Doğu indi yeni yeni çıkan sakaları, Heybeti ile giderek babası Atilla beye benziyordu.

Bir kaç dakika sonra Neslişah hanım yukarı çıktı. Kapının sert bir şekilde açılması ile Azra irkilip döndü. Neslişah hanım üst perdeden Azra'ya bakıyordu. " Kalk!"dedi ses netti.

Azra, Neslişah hanımın sert sesine irkildi. Dizleri hafif titriyordu; birkaç saniye donup kalmış gibi baktı. Kapı gıcırtısıyla açıldı, gölgesi uzun bir çizgi halinde yere düştü. Neslişah hanım adım adım yukarı çıktı, ayak sesleri yankılanıyordu. Gözleri Azra’nın gözlerinde sabitlendi; sessizlik bir anda ağırlık gibi çöktü odaya.

“Kalk!” dedi Neslişah hanım yine, sesinde hiçbir yumuşaklık yoktu.

Azra hafif toparlandı Neslişah hanım dolaba yöneldi siyah bir Body, ceket kumaş bir pantolon çıkarttı. Azra'ya fırlattı."ne oluyor be!" Dedi Azra gerilmişti ama bunca zamandır ağzından çıkan tek cümleydi.

Neslişah üzerindeki kürkü yatağa bıraktı."git bir duş al gübre çuvalı gibi kokuyorsun sonra işimiz var seninle haydee!!" Demişti ama Azra anlamsız gözlerle bakıyor Neslişah'ın kendi ile normalde bu şekilde konuşmadığını biliyordu. Kıyafetleri alıp giyinme odasına yöneldi raftan Şampuanını alıp banyoyaya girdi.

Kendini parçalarcasına temizleniyordu sürekli derisinin üstünde bir tabaka varda sanki onu kaldırmak istercesine. Çıktığında bedeni kıpkırmızı olmuş etrafa Lavanta kokuları yayılmıştı.

Üzerini giydi çıkarken Kapıda elinde kırmızı bir Kutu ile Doğu duruyordu.Neslişah Doğu'nun elindeki Kutuyu Azra'ya uzattarak kapağını açtı simsiyah kaşe bir kaban duruyordu kutuda. Neslişah çıkarttıp Azra'nın omzuna attı. Uzaktan baktı." Olması gereken dik başlı asi kız duruşu! Depresif hayatı sorgulayan bir sünepeden iyidir!" Diyerek ardını dönüp gittiğinde Azra anlık şok ve şaşkınlıkla başbaşa kalmıştı.

Araba hızla hareket ediyor korumalar önde otururken Azra ve Neslişah arkada öne dönük, Doğu ise arkasi donuk bir şekilde oturuyordu.

Boş bir araziye geldiğinde araba durdu.kimse konuşmuyor herkes sesiz bir biçimde arabadan iniyordu. Deponun önüne geldiklerinde Azra durdu içine doğan hisle yutkundu sanki kapının ardında görmek istemeyeceği bir şey varmış gibiydi gerginlikle iki adım geriye attı." Neden..." durdu nefes aldı." Neden buradayız" kafasında sadece aşiret dizilerindeki namus temizleme sahneleri geliyordu. Doğu'nun mutsuzluğu Neslişah'ın sert tavırları giderek ürkütücü bir hale geliyordu.

Neslişah hanım hafifçe başını kaldırdı, ciddi bakışlarıyla Azra’ya kilitlendi. “Kaderinle yüzleşmeye!” dedi ve durdu. “Sen, ben ve Doğu gibiler… Ezgi, İdil, Asya ve Ali gibiler gibi elinde altın bir tepsi ile doğmaz, Polyana olmaz!” Azra adım adım geriledi, bedenindeki rahatsız his giderek her noktasını kaplıyordu,nefesi kesildi. Kapının arkasında bir tüyler ürpertici sessizlik vardı; sanki zaman donmuştu.

Kapı yavaşça açıldı. İçeride dizilmiş adamlar, Azra’nın daha önce gördüğü işkenceyi hatırlatan bakışlarla dizilmişti. Yere bir an için bakmak istedi ama gözleri hemen tekrar onlara kaydı; kalbi küt küt atıyor, panik atak başlamıştı. Dizleri titredi, nefes almakta zorlandı, sanki vücudu yerçekimiyle yere saplanıyordu.

Neslişah hanım, Azra’nın arkasında durarak soğuk bir şekilde konuşuyordu ,“biz bir şey olsun istersek olmaz! Bizim oldurmamız gerekir. Camın kenarında oturup hayatın düzelmesini bekleyemezsin iyi olmayı bekleyemezsin. E tabi cam kenarında ölümü beklemek cazip geliyorsa o ayrı!" Dedi durdu. Azra'nın gözü otrada oturan adama ilişti günlerce sırtındaki kesiklere asit damlatan adama!, yanındakine ilişti gözü demir soparlarla az dayak yememisti. Hepsi ayrı ayrı bir acıyı hatırlatıyordu. " Biz acının insanlarıyız biz anka kuşu misali yandığımız gibi geri doğmalıyız. Canımızı yakanın canını yakmalıyız ki bir daha kimse bize ilişemesin!" Dedi." Kim olduğunu hatırla Azra!"

Bir süre herkes sustu Azra'nın içindeki acı öfkeye dönüştü bir bir hatırladı. Olanı bilincini kapadığı anları ayağa kalktı gidecekken bir el onu tutu." Can almak kolay değildir. Seni sen olmaktan alır !" Dediğinde Azra sakince güldü.

" ben bayadır kendimde değilim Neslişah hanım!" Dedi adım adım içeri yürüdü.Kapı kapandığında metalin tok sesi koridorda yankılandı ve o yankı sanki Azra’nın göğsünde bir yere çarpıp yerleşti. Doğu kapının solunda, omuzları duvara yaslı, kolları bağlı duruyordu. Kasları gerilmişti ama yüzünde tek bir ifade yoktu. Neslişah sağ tarafta, siyah şalını omzunda düzelterek kapıya sabitlenmişti; bakışı soğuk, sabırlı ve ölçer gibiydi. İçeriyi merak etmiyordu. İçeride ne olacağını biliyordu.

İlk ses geldiğinde koridorun havası değişti. Ağır bir çarpma… ardından boğuk bir nefes. Sonra birinin sesi, yarım kalmış bir çığlık gibi yükselip kesildi. Doğu’nun çenesi sıkılaştı ama yerinden kıpırdamadı. Neslişah’ın kirpikleri bile oynamadı. İçerideki her ses, haftalardır cam kenarında büzülmüş oturan o kızın kabuğunun kırılışına eşlik ediyordu sanki.

Sesler düzensiz değildi. Panik yoktu. Kaos yoktu. İçerideki hareketin bir ritmi vardı. Kontrollü. Ölçülü. Kararlı. Arada bir Azra’nın nefesi duyuluyordu; hızlı değil, titrek değil… derin ve bilinçli. Bir şeyin üzerine gider gibi. Bir şeyden kaçmadan.

Bir çığlık daha yükseldi, bu sefer daha kısa sürdü. Beton zemine sürtünen bir ağırlığın sesi geldi. Ardından ani bir sessizlik çöktü. O sessizlik, çığlıklardan daha ağırdı. Doğu başını hafifçe kaldırdı, gözlerini kapıya sabitledi. Neslişah’ın dudakları çok hafif kıpırdadı; tatmin değil, onay bekleyen bir sabır vardı yüzünde.

İçeriden gelen her yeni ses biraz daha zayıfladı, biraz daha kırıldı. Sanki birinin sesi değil de birilerinin iradesi parçalanıyordu. Azra’nın adımları duyuldu bir an; yavaş, sakin, acele etmeyen. O adımlarda panik atak yoktu. O adımlarda korkudan kaçış yoktu. Bir şeyin sonuna yürüyen birinin ağırlığı vardı.

Sonra uzun bir süre hiçbir şey duyulmadı.
Koridorun havası ağırlaştı. Zaman uzadı. Doğu’nun bakışları sertleşti ama geri çekilmedi. Neslişah gözlerini kapıdan ayırmadı; o sessizliğin içinden hangi Azra’nın çıkacağını bekliyordu.
Kapı kolu yavaşça aşağı indi.

Metal hafifçe gıcırdadı.

Kapı aralandığında önce koyu bir koku yayıldı; nemli, keskin ve ağır. Ardından Azra göründü.
Saçları dağılmıştı. Yüzünün bir kenarında kurumuş kan ince bir çizgi gibi uzanıyordu. Ellerinden dirseklerine kadar koyu kırmızıya bulanmıştı; parmak uçlarından ağır ağır damlıyordu.

Üzerindeki kıyafet koyulaşmış, ıslanmış, yer yer yapışmıştı. Ama o görüntünün içindeki en çarpıcı şey kan değildi.

Yüzüydü.

Nefesi düzgündü. Göğsü çırpınmıyordu. Gözleri büyümemişti. İçinde fırtına kopan birinin bakışı yoktu. Gözleri sakindi. Düz değildi; boş da değildi. Karar vermiş bir insanın gözleriydi. İçinde bir şey sönmemişti… şekil değiştirmişti.

Doğu birkaç saniye boyunca ona baktı. O bakışta ne şefkat ne korku vardı; yalnızca kabul. Azra gözlerini ondan ayırmadan hafifçe başını kaldırdı. Bir kelime etmedi. Gerek yoktu.

Neslişah bir adım yaklaştı. Azra’nın yüzünü, göz bebeklerini, omuzlarının duruşunu inceledi. Aradığı şey kan değildi. Aradığı şey titreme değildi. Aradığı şey cam kenarında büzülmüş o kırılgan kızın iziydi. O izi bulamadı.

Azra’nın dudakları hafifçe aralandı. Sesi alçaktı ama sabitti. “Artık korkmuyorum.”Bu bir açıklama değildi. Bir sonuçtu.Neslişah’ın bakışında neredeyse görünmeyecek bir memnuniyet geçti. Doğu kapıya değil, Azra’ya baktı. İçeride ne olduğunun önemi kalmamıştı; kapıdan çıkan kişi yeterince şey anlatıyordu.

Azra merdivenlere yöneldi. Adımları ağır değildi. Tökezlemedi. Arkasına bakmadı. Kan, basamaklarda koyu izler bırakıyordu ama o izler onun üzerinde yük gibi durmuyordu. Camın önünden geçti. Haftalardır sığındığı o köşeye bir an bile dönmedi.

Cam artık bir kaçış değildi.Azra o kapının ardında yalnızca hesap görmemişti. O kapının ardında korkusunu gömmüştü. Cam kenarında büzüşen, geceleri çığlıkla uyanan kız içeride kalmıştı. Kapıdan çıkan ise susarak bekleyen değil, istediğinde olan biriydi.

Ve o geceden sonra Azra bir daha asla titreyerek irkilmedi. Çünkü artık korku ona dışarıdan gelen bir şey değildi.

Korku, içeride bırakılmıştı.

🔥❄️

Içerideki Geniz yakan antiseptik kokusundan kurtularak dışarı çıktığımda dün gece beni kaçıran esmer adamı ve Sarı çocuğu gördüm, solunda ince sinsi bakışlı adam duruyordu. Uerde ise yüzü kesik bir adam vardı fazla yakışıklıydı karizmasını çizen tek şey bir bıçakmış belli ki.

Bütün bakışlar ona döndüğünde hepsine tek tek baktım. Hepsinde aynı ifade endişeli ,korkmuş ve meraklı." Iyi olacak!" Dedim sesim netti. Hepsinin yüzünde bir umut yeşerdi bunu görmek hoştu ama Daha ne olduğunu anlayamadan yüzünde kesik olan üzerime doğru atıldı, elimi yakalamaya çalıştı. Refleksle kolunu kavrayıp yönünü değiştirdim, dengesini kaybedip yere savruldu.
“Ya ben aniden gelmesin demedim mi kaç kere!” diye çıkıştım. Esmer olan kahkahayı bastı, sarı olan başını geriye atıp güldü.

Yerde kıvranan yüzünde kesik olan homurdanırken Sarı olan ona dönüp, “Yakup abi biz o kadar anlattık, sen bizi niye dinlemiyon!” dedi ve bir kahkaha daha patlattı.

Yerden doğrulmaya çalışırken Yakup Sarıya doğru cebinden çıkardığı kalemi fırlattı “Sarp, Kes lan!!” diye söylendi. Sonra diğer esmere döndü." Lan Fuat kardeş bildik Fuat seni!!" Dediğinde oda hala gülüyordu Esmerde Fuat'tı belli ki uzun ince olana baktım o kendisi kalktı elini uzattı.

" Ben Tamer... Tamer Gederli" dedi elimi uzattım pek memnun kalmasamda burdaydım .

" Azra..." dedim sakince " Azra Sözer!" Dedim ciddi bir adamdi belli ki içeriden çıkarılan Levent yanımızdan geçti.“Ameliyatı hallettim,” dedim. “Kalp çalışıyor. İlk yirmi dört saat kritik. Yoğun bakımda sıkı takip olacak. İlk hafta her gün kontrol edeceğim, ikinci hafta iki günde bir. İlk üç ay enfeksiyon ve rejeksiyon açısından hassas dönem. Hastaneye gelip belirttiğim sürelerde bizzat ben kontrol edeceğim.”

Tamer başını ciddiyetle salladı. “Bu ilk iki süre yani takribi 2 -3 ay çerçevesinde zaten bu evde olmanızı istemek durumundayım,” dedi sakin ama net bir sesle. “Hareket kısıtlı olacak, hijyen kuralları uygulanacak. En sağlıklısı bu.”Kaşlarımı çattım.

“Ben hastaneden takip ederim.” dedim bende nettim bir hayatim vardi ve buraya kendimi kapayamazdım.

“Hayır,” dedi yumuşak ama kararlı bir tonla. “Burada olmanız herkes için daha güvenli.” dedi Sonra Sarp ve Fuat'a döndü “Fuat ve Sarp sana odanı göstersin! Diyerek arkadaki koltuğa doğru yöneldiğinde omzundan tutup kendime çevirdim.

" Bana bakin ben sizin şahsi eşyanız değilim!!" Beni acilen birakmazsanız sizi buna pişman ederim!" Dediğimde hepsi bir anda bana gülmeye başlamıştı." Ne gülüyonuz lan!"

" abla allah var iyi dövüşüyonda burdan ciktin biz 4 kapıda 15 20 adam sen nereye kaçıyon acaba!" Derken Sarp bundan aşırı keyif alıyordu.

Burnunun dibine girip dik dik yüzüne baktım." Bir tanenizi devirip Silahınızı alsam kapıdaki adamlarınız da kalmaz biliyorsun demi sayın Civciv!" Dediğimde bu sefer Sarp susmuş geri kalanı ona gülüyordu.

Tamer ortamı sakinleştirmek icin eli ile sakin olun ve durun işareti yaptı. Sonra bana döndü" sizi küçümsemek gibi bir niyetimiz yok Azra hanım!" Derken suratını yavaş yavaş inceledim bir yerden tanıdık geliyordu hala sinsi bok...." ama Kardeşimin durumu gördüğünüz üzre çok kritik ve biz sizin dışınızda kimseye güvenemeyiz!"

" bana mı güveniyorsunuz yani!" Dedigimde cebinden bir telefon çıkarıp uzattı.

" size güvenmemin en büyük nedeni bu yoksa silah zoru ile 3 4 kisi daha tutardım !" Dediğinde telefonu aldım kalp emojisi olan biriydi adamın manitası ile konuşmamın ne yararı olacaktı ki... derken gelen sesle bu sıfatı nerden tanıdığımı çözmüş bulundum. "Evet!" Dedim telefondaki sese " anladım! Sonra gorüşürüz!" Dedim en gergin tonda, telefonu sinirli bakışlarla Tamer'e uzattım " odam nerde!" Dedim direk sonra tamer'in burnunun dibine girdim." Senin ayrı gözüm üstünde!!" Dedikten sonra Sarp'ın omzuna bir tane vurdum." Hadi gidelim.. artık en gıcık kaptığım sen değilsin!" Dediğimde şaşkın gözlerle bana baktı. " şu ceset'e yakın bir oda verin!"....

Odaya girdiğimde beni kocaman bir yatak karşıladı fazla rahat duruyordu atlasam muhtemelen içine gömülebilirdim. Odanın sağına baktım ormanlık bir alan duruyordu. Sol tarafında ise Deniz. Denizden geçen tekneler yük gemileri gayet net gözükuyordu bu konumdan. Oda güzeldi sade şık ama Ezgi hanıma göre iç karartıcıydı tabiki odamı sirrf bu yüzden bembeyaz ve zümrüt yeşili renkleri ile donatmıştı. Depresifliğim ona göre odadan dolayıydı.

Odanın dizaynına dalmışken Sarp Arkadan seslendi." Bir isteğin var mı abla !" Dediğinde yatağa baktım bunda cidden uyuyamazdım ve bu civcive işkence etmek büyük bir keyif olacaktı. " evimin adresini yazıp veriyim. Bana bir kaç kıyafet ve yatağımı getirin!" Demiştim ben gayet ciddiydim ama karşımdaki için çok makul bir düşünce degildi sanırsam.

"Napim abla!" Diye tepki aldığımdaki sıfatı ne kadar para verirsem verim alamıyacağım bir keyifti.

" yatağimı getirin burda uyuyamam ben!" Dedim en ciddi halimle. Alt tarafı yastıgımi getirip birde döşeği daha sert birseylerle değiştiricekti o kadarbu marşmelow kılıklı yatakta yatamazdım.

" abla yatak diyon bide ciddi ciddi!" Dedi bu tartismayı uzatacaktı belli ki bende onu bir şey demeden kapıda doğru ittim.

" yatağımı getir! Ve kahve!" Dedim kapıyı çarparken. Odanın içine geçtim yine oendimi camdan görünen deniz manzarasına bıraktım öylece.

🔥❄️

Sarp çarpılan kapın ardına öylece donup kaldı. " yatak istemek nedir ya!" Diyerek arkasıni döndü merdivenlerere yöneldi salona geldiğinde koltukta oturan Tamer , Yakup ve Fuat'ı gördüğünde yanlarına doğru gitti Yakup ve Fuat Fifa oynuyor Tamer'e telefondan işlerle ilgileniyordu." Bula bula deli doktor mu bulduk biz!" Dediğinde Tamer gözlüğünün üzerinden Sarp'a baktı.

" Ne oldu sen git Tavuğun mu gelsin dedi civciv!" Diyerek tepki verdiğinde Yakup herkes gülmeye başlamıştı. Sarp ise somurtarak bakıyordu.

" Sen ne komik şeysin yaaaa Scar Face!" Diyip surat büzdü. " ya manyak karı yatağını istedi yatak lan yatak !!" Diye bağrınmaya başladı.

" KAÇIRIRKEN BANA MI SORDUN CIVCIV!!!" diyerek yukaridan gelen sesle Sarp'ın borozan sesi içine kaçtı.

Tamer üst üste attığı bacaklarını diğer türlü atarak ellerini iki yana açtı." Patron ne derse o!" Dedi tekrar telefonuna dondüğünde yüzünde sevimli bir sırıtış vardi.

" abi" diyerek sinsice yaklaştı sarp" sen bu doktorla kimi konusturdunda 2 saniyede tamam oldu.?!" Dedi imalı bakışları Tamer'in üzerinde Dolandı.

" sana ne Lan sikik civciv git yatak getir!" Dedikten sonra hemen ayağa kalkıp yukarıya doğru gitti Fuat ve Sarp birbiri ile bakışmaya başladılar. Olay örgüsü karmaşıktı ama ikiside Tamer'in şu gizli yok olmalarının parcasi oldugunun farkındaydı.

Sarp bir kac saat sonra Azra'nın evini bulmuştu kapıyı çaldı ilkinde açan olmadı bir daha çaldığında yine ses yoktu. " cidden mi hani kardeşi evdeydi bu manyak karının!" Diyerek arabay yöneldi Azra'nın çantası ile bakıştı. içine sağına soluna baktı kenarda sadece anahtarlar bulunan araba logolu bir anahtarlık gördü." Ulan Fuat abinin anahtarlığıbda bile ponpon falan var gerçi Güneş'in suçu bu ama olsun!" Diye söylene söylene kapıya yöneldi anahtarı yerlestirdi kapıyı açıp içeri girdiğinde beklediğinin aksine kardeşi zaten içerideydi.

Sarp kapının eşiğinde durdu, bir süre öylece bakakaldı. İçeri girdiğinde beklediği gibi boş bir evle karşılaşmamıştı; salonun ortasında Asya müziği kendi kendine mırıldanıyor, paspası mikrofon yapmış dans ediyordu. Kahverengi parlak saçları her dönüşte savruluyor, beyaz gökkuşağı çizgili askılı cropu ve mini pembe tenisçi şortu hareket ettikçe kıpırdıyordu. Kalın bacakları ritimle yere vuruyor, iri kalçası ve göğüsleri her hareketle sallanıyordu.

Sarp’ın dikkati bir an dağıldı, kaşlarını çattı, “Lan…” diye mırıldandı kendi kendine. Sonra başını hızla yana çevirdi, “Estağfurullah… tövbe tövbe…” diye fısıldadı, iki parmağını alnına götürüp gözlerini tavana dikti. Bir saniye sonra tekrar baktığında, Asya hâlâ fark etmeden dönüyor ve şarkı söylüyordu.

Sarp boğazını temizledi. “Hanım efendi?” dedi ama sesine karşılık gelmedi. Kız paspası havaya kaldırıp hayali bir kalabalığa selam veriyor, eğiliyor ve dans ediyordu. Sarp dişlerini sıktı. “Hanım efendi!” diye biraz daha yüksek sesle seslendi. Yine duymadı. “Ulan konser mi veriyorsun evin ortasında…” diye homurdandı. Sonunda birkaç adım attı, kıza yaklaştı, elini uzatıp omzuna dokundu.

O anda Asya çığlık attı ve refleksle elindeki vileda sopasını savurdu. Sopa direkt Sarp’ın kafasına indi. “LANNN!” diye böğürdü Sarp, iki eliyle başını tutup sendeledi. Kız korkuyla geri sıçrayıp birkaç adım kaçtı, sopayı tekrar savunma pozisyonunda kaldırmıştı. Sarp başını ovuştururken sinirle bağırdı, “YA ABLALI KARDEŞLİ NİNJA OKULUNA MI GİTTİNİZ SİZ?!” Kızın gözleri büyümüştü. “Sen kimsin? Nasıl girdin içeri?!”

Sarp cebine uzandı ve araba logolu anahtarlığı çıkarıp havaya kaldırdı, anahtar hafifçe şıngırdadı. “Bununla,” dedi. Asya kaşlarını çattı. “Bu bizim anahtarımız!” Sarp omuz silkti. “Evet. Çünkü bunu senin ablanın çantasından aldım."

Kızın yüzü bir anda değişti. “NE?!” diye bağırdı, sopayı tekrar savurdu. “ABLAMA NE YAPTINIZ?!” Sopa tekrar indi, Sarp yana kaçtı. “Lan dur....” diye bağırdı, bir darbe daha geldi. “Dinle...” bir darbe daha.

Ama Asya durmuyordu, panik ve öfkeyle ardı ardına konuşuyordu: “Onu kaçırdınız mı?! Neredesiniz siz?! O iyi mi?! Siz kimsiniz?! ABLAMA NE YAPTINIZ?!”Sopa bir kez daha savrulduğunda Sarp refleksle sopayı havada yakaladı ve kendine doğru çekti. Asya dengesini kaybedip bir adım öne geldi. Bir anda aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu. Göz göze geldiler, Asya’nın nefesi hızlıydı, gözleri korku ve öfkeyle doluydu.

Sarp derin bir nefes verdi, “Tamam. Şimdi beni dinle,” dedi ve sopayı yavaşça aşağı indirdi.

“Benim adım Sarp.” Bir saniye durdu, sonra ekledi: “Ablan yolladı beni.” Asya kaşlarını çattı. “…ne?” Sarp anahtarlığı tekrar salladı. “Cidden. Eve git dedi. Yatağımı al. Getir dedi.” .

Asya’nın yüzündeki sertlik bir anda kaybolmuştu o an, kaşları gevşedi ve gözlerindeki panik yerini şaşkınlığa bıraktı. Birkaç saniye Sarp’a baktı, sonra yüzünde çocuk gibi sevimli bir ifade belirdi. “Heee…” dedi, başını hafifçe sallayarak, “Anladım şimdii!”

Sarp bir an çarpılmış gibi kaldı, az önce sopayla saldıran kızın yüzündeki o ani yumuşama ve çocuk gibi konuşması, aralarındaki yakınlık Sarp’ı istemsizce etkisi altına almıştı.

Asya aradaki yakınlığı fark edince gözleri büyüdü, yanakları hafifçe kızardı, hızla bir adım geri çekildi, boğazını temizleyip kısa bir öksürük çıkardı ve toparlanıp salonun iç kısmını işaret ederek “Şey… içeri geçebilirsiniz, oraya oturun,” dedi. Sarp'ın bu durum fazla hoşuna gitmiş gibiydi hafif sırıtarak koltuğa geçti. Dirseklerini dizine koyup oturuyor bir andan başını ovuşturuyordu eline gelen hafif kırmızılıkla bakıştı." Baban Hulk anan Romanof mu nasıl bir ailesiniz siz ya ablası fırlatır kardeşi kafamı yarar" diye söylenmeye baslamıştı ki Asya elinde Tepsi ile içeri girdi çayı sakince Sarp'ın önüne bıraktı. Sonra tekrar içeri gidip ilk yardım çantası ile geri döndü.

“Başını biraz eğ,” dedi. Sarp kaşını hafifçe kaldırdı ama yine de eğildi. Asya bu iri adama boyunun yetmeyecegini fark edince dizlerinin üzerine gelerek öyle uzanmayı denedi Sarp ise durumu algıladığinda sırıtarak başını one eğdi. Asya pamukla kaşının kenarındaki küçük yarayı temizlerken Sarp gözünü kısınca ufak ufak üfleyip yüzünü buruşturdu, “Cidden sert vurmuşum…” diye mırıldandı.

Sarp hafifçe sırıttı, “Fark ettim,” dedi. Asya pansumanı yaparken başını kaldırmadan sordu, “Bu arada… ablam niye seni gönderdi?”

Sarp omzunu silkerek cevap verdi, “Çünkü kendi yatağı olmadan uyuyamıyormuş hanım efendi!"

Dediğinde Asya hafif sevimli bir sırıtış atıp Sarp'a baktı." Yatak değil yastıktır o da gıcıklık olsun diye yatak demiştir. Sinir bozucu olmaktan keyif alır kendisi!" Deyip tekrar güldü yaraya tekrar üfledikten sonra gazlı bezi koyup yapıstırmak için bant kesmeye döndü." Yetimhanedeykende odası değişti diye olay çıkarıp yatağını istemişti." Deyip sırıttı.

Sarp o an aydınlanmış bir bakış ile baktı." Bende diyorum bu manyak karı kaçırıldığı yerde yatağını mı istiyor cidden!" Demesi ile asyanın elindeki bandajı düşürüp sinirle Sarp'ın yakasina yapışması bir oldu.

Başını eğdi dip dibe girmişlerdi yine “…ne dedin?” Bir anda Sarp’ın yakasına yapıştı ve kendine doğru çekti biraz daha, “Kaçırıldığı yerde mi?!” Sarp istemsizce öne doğru çekilmiş, aralarındaki mesafe tekrar kaybolmuştu. Sarp'ın bu durum giderek hoşuna gitmeye başlıyor hırçın sevimli bu tavırlar onun arsızlığını ortaya çıkarıyordu çapkın bir sırıtışla Asya'ya bakışlarıni göneltmiş bulunmuştu.

Asya bu sırıtışı fark edip kaşlarını çatarken, “Sen… niye sırıtıyorsun?” diye sordu. Sarp derin bir nefes aldı ve o ani yakınlaşmanın tuhaf ama hoşuna gittiğini fark ederek istemsizce gülümsedi tekrardan " ne sırıtıyorsun beee!!" Diye çıkıştı Asya Sarp'ın yakasındaki ellerini Sarsarak ona baktı.

Ama Asya ne olduğunu anlamadan Sarp yakasındaki elleri kavrayıp koltuğun başına tuturmuş. Asya ise Sarp'ın altında bu aniden kendini bulması sebebi ile anlık şaskınlık ve etkilenme ile donup kalmıştı. " bakın Asya hanım beni sakinca dinleyin! Ablan kadar reflexlerin güü değil sende değilsin belli ki ondan dolayı düzgünce dinle" Demişti ama Asya bacaklarının alrasında duran Sarp'ı anlık algılayamadan kıpırdanmış Sarp'ise anlık kasılıp kalmıştı. Dudaklarından ufak bir küfür çıktı." Siktir.." boğazını temizleyip derin bir nefes aldı. "Abim vuruldu kalbi zaten hasarlıydı ablanda doktor iyilestirsin diye kaçırdık halide gayet iyi merak etme!" Dedi anlık oda paniklemişti." Bizim evde baya televizyonlu melevizyonlu odası var kiyafet ve yastık mı yatak mı neyse onu istedi lütfen beni daha fazla zorlamadan şu eşyaları getirir misin?" Dedikten sonra geriye çıkıp oturdu yastığı kapıp kucağına koydu.

Asya bu durumu fark edince koşa kosa içeri gitti ama Sarp'ın gözü yine koşarken hareket eden Asya'nın bazı noktalarına takılmıştı. Kapidan kaybolana kadar gözleri o noktada takıldı. " Tövbe tövbe ablası evire cevire dövdü seni sen daha neyin derdindesin şerefsiz!" Diyerek kucağındaki yastığa baktı.