DOKTOR kitap kapağı

6. bölüm / 9

DOKTOR

6.BÖLÜM: KAN İZİ

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 6.BÖLÜM: KAN İZİ

Gece, rıhtımın üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Deniz siyaha çalıyordu; ne tam karanlık ne de tam aydınlıktı. Sis, suyun yüzeyinde ince bir perde gibi dolaşıyor, limandaki projektör ışıklarını dağıtarak her şeyi bulanıklaştırıyordu. Bu saatlerde liman hep ikiye bölünürdü bir ışıkta , bide gölgede çalışanlar.

Hem Levent hem Tamer gergindi fazla gergin. Levent ilaçlarından biri attı. Bu gerginlik her an onu çökertebilirdi aslında şimdiye kadar çökmüştü zaten ama geçen hafta Doktorun bulduğu tedavi işlevsel olmuştu. Limandan bir gün önce kriz gecirirdi normalde ama bu sefer Limana kadar gelmişti. Gemisinin duvarında ayazan yazıya baktı. "S.ENA" yazıyordu altında aynı şekilde ""Zuek zeruak hartzen bazaituzte ere, bihotzean lekua berezia duzue." anlamını sorana söylemez, tahmin yürütene hafifçe gülümser geçerdi.

O gemi onun için sadece bir araç değildi. O gemi binlerce anı, kan ,ter ve göz yaşıydı. Levent'in ise hayatta en değer verdiği kişinin adıydı. Sena.....

Derin bir iç çekip ,Sessizce gemiye geçtiler. En uçtaki konteynerlerin bulunduğu bölüme ilerlediler. İndirme işlemi başladı. Önce tıbbi malzemeler çıkarıldı; steril ambalajlar, serum kolileri, cerrahi setler. Dezenfektan kokusu nemli gece havasına karıştı. Bu sevkiyatın görünen yüzü buydu. Kâğıt üzerinde insani yardım malzemesiydi. Denetlenirse raporlar hazırdı. Faturalar düzenliydi. Her şey tertemiz görünüyordu. Ama asıl yük arkadaydı.
Ağır bir konteyner vinçle indirildiğinde metal halatların gıcırtısı rıhtımın sessizliğini yardı.

Kapak açıldığında içeriden yağlı metal ve ahşap sandık kokusu yayıldı. Bu sevkiyat küçümsenecek gibi değildi. Ülkenin farklı hatlarından gelen silah ticareti ilk kez tek bir rota üzerinden birleşmişti. Hedef İtalya'ydı. Bu sadece para değil, güç gösterisiydi. "Biz buradayız" demenin en gürültülü hali.

Sandıkların üzerinde sade bir damga vardı: L.
Fuat eldivenlerini taktı, ilk sandığın kapağını kaldırdı. Yağlı kağıtlara sarılı namlular projektör ışığında mat bir şekilde parladı. "Heckler & Koch G36. Yeni seri. Seri numaraları kazınmış."

Tamer yan sandığı açtı. "Glock 19'lar. Susturucularıyla." Mekanizmayı çekti. Metal sesi, denizin dalga sesine karıştı.

Yakup köşedeki uzun kasayı açtı. "Dragunov SVD. Dürbünleri ayrı paketlenmiş."

Sarp başka bir sandığın kilidini kırdı. İçinden ağır, bantlı bir silah çıktı. "Bu ne lan?"

Levent yaklaştı. Gözlerinde neredeyse gurur sayılabilecek bir soğukluk vardı. "FN Minimi. 5.56 bantlı. Kalabalık dağıtmak için birebir."

Küçük metal kutular açıldığında içlerinden M67 el bombaları çıktı. Pimleri ayrı poşetlenmişti. Her şey sistemli, planlı ve profesyoneldi.

Levent hepsine tek tek baktı. "Tek kurşun eksilmeyecek." dedi. Sonra Sarp'a dönüp tek kaşını kaldırip baktı. Sarp belindeki Glok'u çıkarıp sandığa koydu. Çocuk misali omuz silkmişti

"Iyi be! Bir tanesi cebimde kalsa ne olucak ya!" Dedi bu tavrı Levent'inde Tamer'inde komiğine gidiyordu.

Fuat ise başını kaldırmadan bu saçma soruya cevap verdi. "Bir taneyi kaybetsen sırayla üstümüzde denerler."

Levent ve Tamer aynı anda konuştu. " Salak lan bu!" Gülüşme bir saniye sürdü. Sonra tekrar sessizlik.

Yakup çevreyi kontrol etti. "Abi gece vardiyası değişiyor. Fazla oyalanmayalım." haklıydı eğlenilecek zaman değildi. Konteynerler yeniden kapatıldı. Üstlerine tıbbi malzemeler yerleştirildi. Evrak çantası mühürlendi. Olası bir çevirmede devreye girecek imha sistemi aktif edildi. Her şey planlandığı gibiydi.

Yavas yavas sıra ile gemiden inmeye başladilar Fuat ve Yakup çalışanlarla görüştü Levent ve Tamer Kaptanla. Çıkış için herşey hazırdı adım adım yavaşça güverteden rıhtıma indiler. Hepsi dizilmiş büyük başarısına bakıyordu. Levent telsizden Turuva'nın kaptanına bağlandı." Kaptan yerleşmeye hazır ol, tamam!"

" Meraklanma evlat ilk yemliğim degil bu!"

Levent hafif hafif gülümsedi." Hasip kaptan sana güvenim her daim tam!" Dediğinde gülümsemesi yarıda kaldı

Sirenler... kırmızı ve mavi ışıklar içinden gelen " siktir hissi gemilerin konumuna baktı. 12 dakika gereken sadece 12 dakikaydı. Anlık gelen kalp çarpıntısı ile derin bir nefes aldı.

" Levo gidelim!" Dedii Tamer kenardan ama gidemezdi vakit kazanmalıydı. Tamer dibine kaadar geldi kolundan tutup çekiyordu ama Levent olduğu yerden kımıldamadı." Oğlum manyak mısın kalk yürüsene!"

" gemi Limandan çıkmadan Turuva yerleşmeden gidemeyiz 12 dakika 42 saniye !" Dedi sesi net ve toktu belindeki silahı çekti havaya iki el ateş ettiğinde polisler siren sesleri anlık kesilmeye başladı. " adamlara söyleyin Limandan çıkmasınlar polislerin olduğu konuma ateş etsinler!" Dedi geriye doğru yöneldi." Fuat Hıdır'ı ara kaçıs botunu getirsin." Bir el daha ateş etti siren sesleri yaklaşmayı bırakmıştı." Bir polis dahi vurursanız sizi ben vurum sadece oyalayın!"

Derin bir nefes Aldı Levent, Tamer'e baktı. Hataydıonun için biliyordu ama bu teslimat önemliydi gereken kargaşayı yaratacak kadar gitmeliydi.

Kalbine giren ani sancı ile irkildi. Ne olduğunu çözemiyordu ama çarpıntısı giderek artıyordu. Tamer Fark etti ilk ona baktı." Levo sen Bota git" derken sesi net ve keskindi.

Levent ise kendinden fazlasıyla emindi. Gitmiycekti kendi emin olmadan gidemezdi." Turuva surlaara ualşmadan gitmem!" Dedi mevzu sadece Sevkiyat değildi. En değerlisini bu sevkiyat uğruna ipotek etmişti. Bir el daha silah sesi duyuldu Levent'in tabancasından. " yayılın!!" Dedi emir netti. " gölgelere saklanın kaçacak her noktaya yerleşin.!"

11 dakika 15 saniye

Zaman geçmiyordu polisten tepki yoktu ama onlarda konum alıyordu. Bir el daha sıktı mevzu gürültü koparmaktı.... ve işe yaradı polislerdende ilk atış sesi geldi. Hedefi vurmak kolaydi ama hedefin dışına sıkmak zordu.

Kalbine anlık sızılar giriyordu vücuduna ağrı saplanıyor gözleri kararıyordu bu dengesizlikle yanlışlıkla vururm diye korkuyordu. Konteynıra yaslandı. Cebinden ilacını aldısu olmaksızın yuttu.

Kenarda ateş eden Sarp'a baktı. Gergindi yakalanmaktaan çok birine zarar verecek olmanın gerginliği vardı. Masum birine zarar verme ihtimalinin.

Yakup'a baktı sakindi. Kenddinden emin bir şekilde korkutacak ama zarar vermeyecek ölçekte sıkıyordu. Eski paralı askerdi iğne deliğinden mermi gecirirdi ona zor değildi bu işler.

Fuat'ın ise gozü sürekli Levent ve Tamerde geziyordu. Hastalığı dolayısı ile Sürekli kontrol ediyordu Fuat onu çoğu zaman Fuat olmasa tahtalı köyü boylamış olacağının farkındaydı Levent .

Tamer'e baktı. Tamer sadece hedef tuturmuyor kafasında olası senaryoları hesaplıyordu tüm planlar adım adım her ihtimal ince ince kafasında kuruluyordu.

Levent en son polislere döndüğünde Mermilerden biri Polis arabasının aynasına çarptığını gördü , sonr aaynı silahtan sıkılan bir mermi az kalsın kenardaki Polisi vuracaktı ki Levent dönüp adamın dibine sıktı." ZARAR GELMEYECEK DEDIM İT!" Dedi tok sesi yankılandı ama bu büyük hataydı. O an herkes dondu. Sarp'ın eli titredi. Yakup başını hafifçe çevirdi. Fuat'ın bakışları bir saniye Levent'in yüzüne kilitlendi. Tamer dişlerini sıktı.

Bu bir bağırış değildi.

Bu bir çizgiydi.

Ve o çizgi az önce neredeyse aşılmıştı.

Levent, adamın dibine sıktığı merminin beton zeminde bıraktığı izden gözünü ayırmadan birkaç saniye öylece kaldı. Sonra yavaşça polislere döndü. Projektör ışığı yüzünü yakıyordu. Sirenler yeniden yükselmeye başladı. Telsiz sesleri, megafondan gelen dağınık uyarılar rüzgârla karışıyordu.

10 dakika 03 saniye.

Kalbi göğsünü yumrukluyordu. İlaç henüz etkisini göstermemişti. Göğsünün ortasında ağır, baskılı bir ağrı vardı. Sanki içten içe sıkılan bir mengene.
Tamer yanaştı. Fısıltıyla ama sert: "Yeter. Mesaj verildi. Bota."

Levent başını yavaşça iki yana salladı."Daha değil." Bir mermi konteynerin kenarını parçaladı. Metal kıvılcımlar saçıldı. Polis artık uyarı atışında değildi; mevzi almışlardı. Ama hâlâ doğrudan hedef gözetmiyorlardı. Onlar da kontrol etmeye çalışıyordu.

Levent derin bir nefes aldı. Ciğerine giren hava yarım kaldı."Yakup! Sol hattı daralt. Yavaşça bota yaklaşıcaz !" Yakup tek kelime etmeden iki adım kaydı. Atışları milimetrikti. Polis araçlarının önüne düşen mermiler kıvılcım çıkarıyor, ilerlemeyi yavaşlatıyordu "Fuat, sağ kanat!"
Fuat zaten oradaydı.

Ama gözleri hâlâ Levent'teydi. Levent'in omuzlarının düşüşünü, sol elinin arada göğsüne kayışını görüyordu.

8 dakika 28 saniye.

Telsiz cızırtılandı."Yerleşiyoruz!" Hasip Kaptan'ın sesi geldi. "Turuva konuma girdi. İki dakika içinde hareket!" Levent'in dudaklarının kenarı titredi. İyi. Plan işliyordu. Turuva boş bir yük gemisi gibi limanın dış hattına yanaşacak, radarları üzerine çekecek, sahil güvenliği o hatta sabitleyecekti. S.Ena ise arka koridordan çıkacaktı.
Ama o iki dakika... iki asır gibiydi.

Bir sancı daha.

Bu kez keskin.

Levent'in görüşü bir an karardı. Dizleri hafif çözüldü. Konteynere yaslandı. Metal soğuktu. O soğuk, göğsündeki ateşle çarpışıyordu.
Tamer bunu gördü."Levo." Bu kez sesi emir değildi. Korkuydu. "Bota. Şimdi." dedi. Levent doğruldu yüruyordu ama boşaydı dünya sesler herşey susmuştu o an anlık hissetiği darbe ile bedeni yandı sağ göğüsünndwn bir mermi girmişti. Elini koyduğund bu sefer sol karın boşluğuna bir mermi saplandı. Artık dünya daha dalgalıydi bedeni yere yığıldı Levent'in kalbinin sesi bir davul misali kulaklarında attı sonra o yavaşlamaya başladı ilkez kalbi gövdesinden çıkarcasina değilde normal atıyordu. Denizin sesini duydu. Hışırtılar balıklar. Sonra ensesinde bir el Tamer kravatını çıkardı yaranın oldugu noktayı hafuften bagladı. Kolunun altina girip kennar adoğru çekti. Herkes konuşuyordu Sarp gözleri dolmus birsey diyordu ama Levent için sesler yoktu gögüsünde sancı hissetmemenin verdigi bir huzur vardi gözleri kapandı yavas yavaş.

Sarp sırtına attı Levent'i." Abim iyileşiceksin ha abi " dedi sırtında çeke ceke bota götürürken sesi titriyordu. Korku en derin noktasından vurmuştu onu.

🔥❄️

Levent'in kanı henüz betonun üstünde sıcaktı. Sirenlerin uğultusu, bağırışlar ve motor sesleri birbirine karışmış, liman artık bir eşik hâline gelmişti; buradan sonrası ya geri dönüşsüzdü ya da hiç yaşanmamış sayılacaktı. Bot karanlığa karışalı saniyeler olmuştu ama yerde kalan boşluk hâlâ Levent'in siluetini taşıyordu. Adam -adı o an kimse için önemli olmayan, sadece emirleri bilen o adam- konteynerlerin gölgesinden çıktı. Ne acele etti ne de etrafına bakındı. Sanki zaman onun için yavaşlamıştı.

Betona saplanan bakışı bir noktada durdu. Oradaydı. Levent'in düşerken elinden kayan silah, projektör ışığının kırık açısında mat bir şekilde parlıyordu. Kimsenin dikkat etmediği, kimsenin artık umursamadığı bir ayrıntıydı bu. Adam çömeldi, silahı yerden aldı. Ağırlığını tarttı avucunda. Tanıdıktı. Parmakları kabzeye oturduğunda yüzünde hiçbir duygu belirmedi; ne öfke ne adrenalin. Sadece kesinlik.

Ayağa kalktığında polis hattı hâlâ karşıdaydı. Birbirlerine bağırıyorlardı, kimin emir vereceği belirsizdi. Panik vardı ama düzen yoktu. Adam bir adım öne çıktı. Açıkta. Bilerek. Bir polis onu fark edip bağırdı, bir diğeri silahını kaldırdı ama geç kalmışlardı. Adam silahı kaldırırken nefesini tuttu. Eli titremedi. Omzu sabitti. O an etrafındaki her şey.....sirenler, bağırışlar, ışıklar..... silindi.
Tek bir atış yaptı.

Mermi, karşı hattaki polisin alnına neredeyse cerrahi bir doğrulukla girdi. Ne sekti ne yalpaladı. Adamın başı geriye savrulurken sesi çıkmadı bile; beden, üniformanın ağırlığıyla yere yığıldı. Bir anlık sessizlik oldu. O kadar kısa sürdü ki çoğu kişi fark etmedi bile. Sonra çığlıklar patladı. Polis hattı dağıldı, bağırışlar kontrolsüzleşti, herkes aynı anda farklı bir yöne ateş etmeye başladı.

Adam silahı aldı uta bir hamle ile poşte soktu bir polis ölmuştü şu an ama adamda en ufak bir titreme dahi yoktu. Çünkü herşey plan dahilindeydi arka tarafa doğru geçti ormanlık alandan aşağı gecenin karanlığındalardı ama kurulan tuzak apaçık ortadaydı.

🔥❄️

Araba olabildiğince hizlı gidiyordu. Fuat icindeki yangını arabanın gücüne ilave gibiydi. Herkesin genzini yakan derin bir kan kokusu vardı derin yakıcı mertal tadı vardı adeta herkesin ağazında koltuk tamamen kan olmuştu. Ellerindeki bezler Levent'in kanını durdurmaya yetmiyordu. Tamer elindeki bezi dahada bastirdiğında ufak bir inilti çıktı Levent'in dudaklarından.

Sarp elindeki beze bakarken irkildi son bes dakikadir kımıldamadan elinden çıkan kana bakıyordu. Gelen sesle irkildi elinin tersi ile Levent'in terli alnına düşen saçları çekti kenara. " abim nefes al ha abim!" Dedi eli tekrar beze giderken.

" Fehmi'yi aradım! Bodurumu hazırlıyolar!" Dedi yakup arkaya baktığinda Levent'i gördü morarmış dudakları , aynı morlukta göz altları ve bembeyaz teni ile adeta ölü gibi duruyorddu üzerinddeki beyaz gömlek adeta kan ile banyo yapmıştı.

T

amer Yakup'un bakışlarına dikkat kesildi. Fehminin yetkinliğini sorguladı. Sarp'a döndü elleri kan içindeydi tirtir titriyordu. " Sarp!" Dedi. Net ve keskindi sesi." Sarp" dedi. Hala donuk bakışlarla Levent'e bakıyordu. Tamer gerinip yüzüne tokatı geçirdiğinde sarılıp Tamer'e baktı." Kendine gel adam ölmüş gibi davranma!!" Dedi ama onund aiçinde aynı korku vardı. " Eve gidince, uzerini değiş Ahsen'in hastahanesine git ordan bir cerrah getir!" Levent'e baktı elinin altında kalp fazla sert bir şekilde atıyordu." Mümkünse kardiyolog getir! Kalbide düzgün atmıyor gibi!" Kalp kanı giderek sert pompalarken çıkan kanı elleri durduramıyordu bile.

Kapının önüne geldiklerinde hızla içeriye götürdü adamlar Levent'i Sarp kapınin önünde donup kalmıştı oylece yere damlayan kan izine bakıyordu. Tamer ona yaklaşıp ensesinden kendine çekti Sarıldı. Sarp hepsinden iriydi belki ama en küçükleride oydu. Tamer omzuna bastırdığında ister istemez gözlerinden yaşlar süzüldü." Abim iyi olcak mı? Ha Tamer ,ölümünü kabul ettirmeye çalışıyorda sürekli ölmez demi !" Dedidiğinde Tamer derin bir nefes aldı. Net olmak istiyordu ama olamıyordu. Yutkundu Sarp'ın alnına alnını dayadı.

" Levent benim tanıdığım en inat ittir birşey olmaz ona! Kimseyi bulamazsa bokuyla inatlaşır o Azraile de diklenir o sen merak etme" dedi sırtını sıvazladı dostça yanagına iki kere vurdu. Tamer Levent'in ölümüne hep hazır olması gerektiğini duyardı Levent'ten ama böyle birşeye nasıl hazır olabilirdi bilmiyordu. O geceyse Levent güneşti. Zıttılar ama biri olmadan öbürü ne kadar olabilirdi bilmiyordu bile. Levent kendi ölümünden sonrasını bile planlamıştı. Tamer onun yerine geçecekti. Sarp ise Tamer'in yerine. Basitti ona göre herşey toprak onu alacak ve bitecekti. Herşey akışında mükmel bir nizamda devam edecekti.

Levent'in mekanik hesabı doğruydu ama hesaba katmıyordu Kardeşi dediği insanlar onun ölümu ile ne kadar sağlam kalacaktı.

" hadi aslanım!" Dedi. Üzerine baktı sonra Sarp'ın uzerine siyahtan kan belli olmuyordu çok ama Sarp'ın üzerindeki mavi ceket ve pantolon tamamen kanla kaplı duruyordu." Değiş üstünü hastaneye benimde bir kaç işim var onları halledicem!" Diyerek son kez selamlaştılar Sarp üst kata çıktı bedenindeki tüm kanı akıttı ama sıcak su bile temizlenmiş hissetirmiyordu. Bedeninde anlamsız bir bıkkınlık. Sebebini çözemediği bir yere yığılma hissi vardı. Aynanın karşısına geçti. Elini dalgalı saçlarına attı. Sakallarında gezdirdi. Beyninde bir ton ses yankılaniyordu Levent'in sürekli "her an herşeye hazırlıklı olmalısinız" diyen sesi " Demesi kolay be abi gidecek olaan sen kalacak olan biz sana demesi kolay!" Dedi elini aynaya geçirdiği sonra Lavbonun kenarını tutu beynindeki sesler şu an onu yiyordu. "Su buharı iyi gelir" derdi Levent ama temizlik haastası bir piskopata tabi iyi gelirdi. Ama Sarp o suyun sesis ile daha çok düşünmüştü. Kenarda Raftan makinayı aldı. Abisinin küçüklükten beri karıştırarak uğraştıği saçların içine acımadan aldırdı.

Saç telleri düşerken Levent'in sesi kulaklarında yankı yapıyordu." Ben elbet gidicem", "zamanım çok yok farkına varün bence" ," oğlum benim kalp çok tutmaz beni alış şuna!" "ALIŞ ŞUNA"..." ALIŞ ŞUNA" . Derken bir kez daha vurdu yumruğunu aynaya alışamazdı. Abisiydi belki bir yerde babası nasıl alışabilirdi abisinin ölümüne Levent ölümü nasıl bu kadar basitleştirebilirdi. Sarp annesinden babasından daha çok onu sahiplenen birinin ölümüne nasıl daha basit bakabilirdi.

Bunca ses ,dokülen saçlar, kırılan bir ayna, Sarp'ın beyni donmuş hissetmiyor gülmüyordu. Ölüme hazırlamak dedikleri buysa sarp onu yapmıştı. Yere baktığında damla damla kanı gördü ses çıkkarmadı sargı bezini aldı elini sardı dolaptan bir gömlek bir ceket aldı. Simsiyahtı kimseyle konuşmadan Fuat'ı ve 3 adamı alıp haastaneye doğru yol aldı. Beyninde tek yön tek düşünce vardı" ya abim ölürse"

🔥❄️

Sabahın köründe geldiğim hastaneden, akşam üçte ancak çıkabilmiştim. Evrak, imza, kurul, onay... Ahsen Hanım her defasında sinir sistemimi zorlayacak yeni bir ayrıntı bulmayı başarıyordu. Tıbbi olarak karmaşık vakalar beni yormazdı; bürokrasi yorardı. Gereksiz cümleler, gereksiz bakışlar, gereksiz bekleyişler...
Dolabımı kapattım. Çantam zaten hazırdı. Koridorda kimseye görünmeden ilerledim. Bu hastanede görünür olmak bazen gereksiz sorumluluk demekti. Bugün hiçbir sorumluluk almak istemiyordum.
Otoparka indiğimde hava ağırdı. Gün akşama kayıyordu; betonun üstünde birikmiş sıcaklık hâlâ yükseliyordu. Arabama doğru yürürken başımı eğmiş, zihnimde günü kapatmaya çalışıyordum.
Kapıyı açtım. Çantamı arka koltuğa attım. Kontağı çevirdim.

Tık.

Motor çalışmadı.

Kaşlarım hafifçe çatıldı. Derin bir nefes alıp bir daha denedim.

Tık... tık.

Hiçbir şey.

"Cidden mi ya!!..." diye mırıldandım dişlerimin arasından. Bir kez daha çevirdim. Bu kez daha uzun bastım. Motor homurdandı, sonra sustu.
Derin bir nefes aldım. Kapıyı açıp indim. Kaputu kaldırdım. Motoru sökecek akdar bilgi birikimim vardı ama geri takacak kadar yoktu. Kablolara baktım, aküye baktım, sanki gözümle teşhis koyabilecekmişim gibi. Ordaydı kablolardaan biri yanarak kopmuş haldeydi.

"Harika." dedim kendi kendime. "Bugün de bu eksikti. Sanki başka derdim yok gibi birde sen bozul Amina çaktığımın arabası" diyerek kaputu vurduğum sırada yan tarafta bir adamın bana bakmakta olduğunu fark ettim. Elinde sigara, gözleri üzerimde.

"Ne bakıyorsun?" dedim sertçe. "Arabası bozuk kadın hiç mi görmedin?"

Adam afalladı, sigarasını indirip başka tarafa döndü. İçimdeki öfke en ufak şeye hazır bekliyordu zaten.

Çantamı omzuma taktım. Otoparktan çıkıp yokuş aşağı taksi durağına doğru yürümeye başladım. Adımlarım hızlıydı. Sinirliyken yürümek iyidir.
Tam durağa birkaç metre kalmıştı ki bir araba onüme durdu. Saçları 3 numara kessilmiş ve muhtemelen bir kaç dakika once kesilmiş gibi duran bir adam indi arabadan. Üzerinde simsiyah takım sert yorgun bakışlar ile bana bakıyordu.

Yavaşça üzerime doğru yürdü. Anlık irkilmememi beklemiş gibiydi ama ben dümdüz ona bakıyordu yakalşınca deminki mesafeden daha iri olduğunu fark ettim. Sulak yerde mi yetişmişti. "Bizimle gelmenizi isteyeceğim hanımefendi." dedi.

Bir an yüzüne baktım. Üslubundaki resmiyetle içindeki panik birbiriyle çelişiyordu.
Kaşımı kaldırdım. Yoldan araba, taksi cevrilirdide bunlar doktor mu çeviriyordu cidden! "Oldu paşam, başka ricanız?" dedim alayla. Adam derin bir nefes aldı. Sanki sinirlerini zor tutuyordu.

"Zamanımız yok." dedi. "Lütfen bizimle gelin."

"Hayır." dedim net. Yanından geçmeye çalıştım.
O an kolumu tuttu.

Refleks.

Düşünmeden hareket ettim. Bileğini kavrayıp ağırlık merkezimi kaydırdım. Dirseğini kilitleyip omuz hizamdan çektim. bedeni bir an dengesini kaybetti. Bir sonraki saniye sırtı beton zemine çarptığında çıkan ses çok hoş değildi. " Bana aniden dokunmanız pek mantıklı sayılmaz!" dedim soğuk bir sesle.

O yerden kalkmaya çalışırken arkamdan hızlı adımlar duydum. Dönmemle birlikte boynumun altına sert bir temas hissettim.

İğne.

Refleksle arkaya döndüm. Enjeksiyonu yapan adamı bileğinden yakaladım. Tüm gücümle savurdum. O da yere düştü. Boynumdaki iğneyi yerde gördüm Ama o kısa saniye yetmişti. İlaç çoktan verilmişti. Başımın içi bir anda uğuldamaya başladı. Denge kaydı.

"Lan tutun!" diye bir ses duydum uzaktan. Sarışin adamin sesiydi sanırım. Görüşüm bulanıklaştı. Dünya eğildi sanki. Beton zemin dalgalanıyordu. Ayakta kalmaya çalıştım ama kaslarım geç cevap veriyordu. " Ferdi Tut Doktoru!" Diye başka bir ses geldi dünya yavaş yavaş yamulduğunda birinin kollarında bulmuştum kendimi.

"Ne yaptınız..." demek istedim ama dilim ağırlaştı.
Sarp yanıma geldi. Bu kez gözlerinde öfke değil korku vardı.

"Zorundaydık." dedi kısık sesle. Özür diler gibiydi olandan memnun değildi belki ama zorundaydi
Bir adım geri attım. Dizlerim boşaldı.
Dünya karardı.

Son gördüğüm şey gökyüzünün soluk rengi ve üzerime eğilen iki siluetti. Son duyduğum şey ise acele eden kalp atışlarıydı.

🔥❄️

Başımın içi çatlıyordu.Sanki biri kafatasımı içten içe tornavidayla gevşetiyor, sonra yeniden sıkıyordu. Göz kapaklarım ağırdı. Nefes alırken genzime keskin bir antiseptik kokusu doldu. Bu bir hastane kokusu değildi; taklit edilmiş bir hastane kokusuydu. Steril ama ruhsuz. Gözlerimi araladım.Tavan yabancıydı. Işık loştu. Sarı değil, beyaza yakın soğuk bir ışık. Yatağın kenarına tutunarak doğrulmaya çalıştım. Başım zonkladı. Elimi şakağıma götürdüm.

"Beklediğimden erken uyandınız."Ses sakin, ölçülü ve hafif alaylıydı. Başımı o yöne çevirdim. Siyah takım elbiseli başka bir adam vardı düz siyah saçlar gece misali siyah gözler ve bembeyaz tenli bir adam bir yılanı andıran sinsi bakışlar ve su an hatırlayamadığım tanıdık sima.yan koltukta öylece oturuyordu. Dirseklerini dizine koydu beni daha dikkatli süzdü. Yüzünde ifadesiz bir dikkat. Gözlerimi kısarak etrafı süzdüm.

Oda genişti ama penceresizdi. Duvarlar ses yalıtımlı kaplanmış gibiydi. Kapı çelikti.
"Ben neredeyim?" dedim. Sesim kuru çıktı. Hafif öksürüp kuru boğazımı temizledim.

Adam omzunu hafifçe silkti."Nerede olduğunuzun bir önemi yok." demesi ile beyin hücrelerim yine sinirlerime hücüm etti baş ağrımı bir kademe daha yükseltti. Yataktan kalktım. Denge bir an kaydı ama ayakta kaldım. "Benim için var." dedim soğukça. başıyla yan kapıyı işaret etti.
"Önemi olan orası." dediğinde kapıya baktım. Oda ayağa kalkıp . Merak edip içeriye bir adım attım. Cidden steril bir ameliyathane kurmuşlardı. Gelen antiseptik kokusu ile yanan genzimle öksürdüm fazla strilizeydi. Şefaf poşetlerle kapalı alanda iki masa vardı ve birçok insan Şaşırıp arkamı döndüm.

" burası ne böyle organ mafyası mısınız siz!?" Dediğimde soluyarak güldü. Içeriye bir adım atmadan önce galoşları ayağına gecirdi konuşmuyordu sakin temkinli ve adım adım gidiyordu bu durum ise beni deli etmeye devam ediiyordu. Antiseptikle ellerini dezenfekte edip kurumasini bekledi ardına gayet doğru bir biçimde ekipmanları giyindi önlük maske eldiven taktı adım attı yavaşça içeriye. Bende aynı şekkilde giyinip içeri girdim poşetleri kenara çektiklerinde. Oda gerçekten steril bir ameliyathane düzenindeydi. Portatif cerrahi lambalar. Paslanmaz çelik tezgâhlar. Kan torbaları. Monitörler. Ve ortada, poşet kaplı, plastik örtülerle çevrili bir alan.

Ve içerde bir beden tanıdık ama bembeyaz bir sima kan tüpleri. Ile bedeninden bir kurşun. Doktor tablaya bıraktığında çıkaan çın sesi ile beynimde şimşekler çaktı... geçenki hasta Levent... Levent ünsal.

Bir adım daha attım.

Yan tarafta ikinci bir sedye vardı. Üzeri örtülü bir beden. O örtünün altındaki göğüs hafifçe inip kalkıyordu. İçimde bir şey soğudu. Benden bir adamı öldürmem mi isteniyordu kalbini izinsiz değiştirmem ve dahası o kurşun neden bedeninden cıkmıştı.

Arkadan gelen sesle durdum gözlerim hala Levent'in üzerindeydi." Kardesim!" Dedi adam ." Kurşunlandı ölümle dip dibe gelince anladım ki ölmesi..." durdu derin bir nefes alma sesi duydum acıyla almıştı nefesi." Ölmesi ne sekilde olursa olsun hazır olabileceğim birşey değil!" Dedi durdu önüme geçti." Son gittiği doktor sensin. Ve tedavi işe yaramış gibiydi sakindi ama yeterli değil Levent tükeniyor...." yutkundu ufak ufak gözleri doldu." Benim kardeşim öluyor doktor ve ben ondan yaşaması için izin almıyacağım.!" Dedi sesi artık sakin değildi acı ile titiriyordu resmen gözlerinde bir savaş vardı bu adamın." Kardeşimin Ölmesine daha dogrusu bir kardeşimi daha toprağa vermeye hazır değilim doktor!" Dedi sesi netti ve acıydı. " hazır açılmışken kalbi değiştirebilir misin!" Demişti

Bu sorusuyla gerildim yandakia dama kaydı gözüm onunda bir ailesi yokmuydu nasil bir caniliktir bu. biri icin diğerini öldürmek." Araba mı lan bu dalga mi geçiyorsun sen benle parça sök yenisini tak ne!" Dedim öfke ile bir adım attım. Adam refleksle bir adım geri attı. Ellerini hafifçe kaldırdı. "Hop hop, sakin olalım doktor hanım." dedi, sesi alaylı ama temkinliydi. "Bizim çocuklara yaptığınız sanatı gördüm, almayayım." dediğinde gozlerimi kısıp baktım. Beni almaya çalışan iki adamdan bahsediyor olmalıydi.

Omuz silktim."Bir daha bana aniden dokunurlarsa sanatın devamını görürsünüz." dedim alçak sesle.

Adam elleri ile sakin işareti yaparak geri çekildi. Sonra başıyla Levent'i gösterdi."Şaka bir yana." dedi daha düz bir tonla. "Kardeşim ölmek üzere." dedi ve devam etti "Kurşun yarası tek mesele değil. Kalbi zaten zayıftı. Bu travma... kaldırmıyor. Fadıl elinden geleni yaptı. Ama yetmez." dedi yutkundu.

Benim ise gozlerim diğer sedyeye kaydı." O kim?" Dedim birini yaşatıp birini öldüreceksem kim kim bilmeliydim.

Adam'ın bakışları setleşti çenesi gerildi seyirdi. Burnundan soludu adam bu kadar kotü mu birşey yapmıştı." Yaşamayı hak etmeyen bir dürzü!" Dedi yutkundu." On iki yaşında bir kız çocuğunu tecavüz ederek öldürmüş! Üstüne pahalı bir avukatla serbestlik kararı alınca Levent abi kaldırtmıştı. Kendi kesicektide cezasını. Ben engel oldum sonucuna bakınca!"

" adamdan kan mı aldın?!" Diye saşırmıştım ki omuz silkti.

" hastaneden seni kaldırttım ameliyat hane kurulu kan testini mi sorguluyon!" Dediğinde birazda haklıydı bazen bazı noktalarda mantık aranmazdı buda öyle bir andı.

yavaşça yaklaştı. Mesafeyi dikkatli ayarladı."Kalbi sağlam." dedi. "Genç. Uyumlu." O kelimeyi özellikle seçti. Uyumlu. "Bence kalbinin sökülmesi bir sorun olmamalı." diye ekledi. Onu izledim. Yüzündeki kas hareketlerini. Nefes alışını. Sözcükleri seçişini.

Manipülasyon.

Duygusal zemini hazırlıyor, etik bariyerleri hedef alıyor, sonra çözümü tek seçenek gibi sunuyor.
"Beni vicdanımla sıkıştırmaya çalışıyorsun." dedim.

Ellerini karnında birleştirdi."Hayır." dedi hemen. "Sana gerçeği söylüyorum."Bir adım daha yaklaştı.
"Bir tarafta kardeşim var." dedi. "Hataları var mı? Var. Kirli mi? Kirli. Ama masum bir çocuğun canını almamış. Diğer tarafta ise o çocuğun hayatını çalmış biri var." Monitör sesi bir an hızlandı.gözlerini gözlerime kilitledi.
"Sen cerrahsın." dedi. "Hayat kurtarırsın. Ama bazen bir hayat kurtarmak için bir hayatı seçmen gerekir."İçimdeki öfke hâlâ sıcaktı ama zihnim soğumaya başlamıştı.

"Kalp nakli acil kararla yapılmaz." dedim. "Doku uyumu, çapraz karşılaştırma, enfeksiyon riski, operasyon süres..." dememe kalmadan

"Testler yapıldı." dedi.

Duraksadım.

"Ne?"

"Kan örnekleri alındı. Ön hazırlık yapıldı. Sen uyurken."Çenem kilitlendi. Bu insanlar planlıydı.
Bu an için hazırlıklıydılar.

"Beni kaçırıp zorla ameliyat mı yaptıracaksınız?" dedim.

Adam'ın sesi ilk kez tamamen ciddileşti."Seni zorlamak istemem." dedi. "Ama onu kaybetmeye niyetim yok." Bir an sessizlik oldu.

Levent'in göğsü düzensiz yükseldi. Monitör alarm verdi, sonra sustu. o sese dönüp baktı. O bakışta gerçek bir korku vardı. Bakışlarını gördügümde içeriye iceriye gittim hazırlanmak için kardeşini gömmesine izin veremezdim ve vermiyecektim.

Hemşireyi çağırdım. İçeri girer girmez gözlerime baktı. "Steril seti aç, ışıkları indir," dedim. Sesim sakindi ama içim gergindi. Önlüğü elime aldım, kollarımı geçirdim, arkamdan bağlandı.

Eldivenleri taktım. Parmak uçlarımı sıktım, tam oturduğundan emin oldum. Monitöre baktım; ritim düzensiz, tansiyon düşüktü.

"Arter hattını kontrol et," dedim. Bağlantı yerinde hafif bir gevşeme vardı. Temizlettim, yeniden sabitledim. "Ventilatörü biraz artır." Oksijen yüzdesi yükseldi, satürasyon toparladı. Göğüs üzerindeki pansumanı açtım. Alanı antiseptikle tekrar temizledim. "Hazırlığı genişletiyoruz," dedim.

Neşteri aldım. Orta hattan kesiyi yaptım. Kanamayı elektrokoterle kontrol ederek ilerledim. Sternuma ulaştım. "Testere." Kemik açıldı, retraktörü yerleştirdim. Göğüs kafesi ayrıldı. Kalp karşımdaydı; büyümüş, yorgun ve düzensiz atıyordu.

"Kanülasyon hazır olsun." Aortayı ve sağ atriumu ortaya çıkardım. Kanülleri yerleştirdim. Bağlantıları tek tek kontrol ettim. "Bypass'a geçiyoruz." Makine devreye girdi. Basınçları izledim. Stabil.

Aort klempini koydum. Kardiyopleji verdim. Kalp yavaşladı. Sonra durdu. Odada kısa bir sessizlik oldu. "Devam," dedim.

Büyük damarları dikkatlice ayırdım. Atrium arka duvarlarını korudum. Aortayı ve pulmoner arteri kestim. Eski kalbi çıkardım. Göğüs boşluğunda bir anlık boşluk oluştu. Derin bir nefes aldım.
"Donör kalbi getirin." Soğuk kaptan çıkarıldı. Elime aldım. Önce sol atriumu diktim. Sonra sağ atrium. Pulmoner arter ve en son aorta. Her sütürü kontrol ettim. "Isıtmayı başlat."
"Klempi kaldırıyorum," dedim.

Kan yeni kalbe doldu. Birkaç saniye hareketsiz kaldı. Sonra hafif bir kasılma oldu. "Defibrilatör." Düşük doz şok verdim. Kalp irkildi. Monitörde ilk dalga belirdi.
"İnotrop başla. Bypass'ı azalt." Dolaşımı yavaşça kalbe devrettim. Basınç toparladı. Küçük bir sızıntı vardı, ek sütürle çözdüm. Kanama kontrolü tamamlandı.

Göğüs tüplerini yerleştirdim. Sternumu çelik tellerle kapattım. Katları sırayla diktim. En son cildi kapattım. Eldivenlerimi çıkardım.
Monitöre baktım. Ritim düzenliydi. Hemşireye döndüm. "Yoğun bakıma haber ver." İçimdeki gerginlik hâlâ geçmemişti. Çünkü ameliyat bitmişti ama mücadele devam ediyordu.

Hemşire boş bakişlar attı bana ana o kadar kaptırmıştım ki kendimi bir hastanede değil bir mahzende olduğumu unutmuştum." Yani oda varsa iyice strilize edip hazırlasınla!" Dedim kafasını sallayıp koştu. Olay örgüsü karmaşıktı benim ise beynim daha karmaşık.

Ameliyattan çıktığımda uzerimdekileri attım zor gelmisti helede arkamdaki adamın torbaya konuluşunu görmek dahada tuhaftı ama Canını yaktığı çocuğun intimanı almıştım. Kendimin alamadığım intikamı belkide....