3. bölüm / 9
DOKTOR3.Bölüm: YETİMLER
Bölümler 9Şu an: 3.Bölüm: YETİMLER
- 1 1. Bölüm: AİLELER VE YARALAR4.635 kelime
- 2 2.BÖLÜM: KALP İZİ5.473 kelime
- 3 3.Bölüm: YETİMLER3.708 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.BÖLÜM: KAN İZİ5.055 kelime
- 5 5.BÖLÜM:AŞK ACIDIR4.329 kelime
- 6 6.BÖLÜM: KAN İZİ4.120 kelime
- 7 7.BÖLÜM: CESET3.319 kelime
- 8 8.BÖLÜM: KİTAP SESLERI3.620 kelime
- 9 9.BÖLÜM: SÖZLER3.747 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
21 yıl önce
Yetimhane koridoru soğuktu, bahçede top oynayan çocuklarin cıvıltısı geliyordu ama betonla orülu koridor gri duvarlar titrek yanan Lamba koridorda gergin bir hava yaratıyordu. Minik Asya kolları arasındaki pembe maymunla uğrasırken bir anda parmakları gürgen'in çenesine gitti. Minik Gürgen'in sakallarını çekmek için kullanıyor Gürgen baktığında ise utanıp başını gövdesine gömüyordu. Minik Asya'nın ufak oyunu olmuştu bu konuşmuyor sadece Gürgen'in bacağına yapışıp kalıyordu.
Minik Asya'nın gözü tepedeki açılıp kapanan ışığa kaydı karanlıktan korkardı. Hele Hayatının değiştiği o depremden sonra ayrı bir korkuyordu.
İlk ışık kapalıydı kabuslar gördü canavarlar onu kovaladı. Sonra ışık açıldı babası Abdullah bey koşarak ona geldi saçlarını sevdi kokladı öptü. Sonra kızının yanına kıvrıldı. İşık kapandığında oldu ne olduysa sarsıntılar çığlıklar, mavi bir ışık gördü camdan en son 7 katlı binanın 2 katınin altına kalırken. Babası sper olmuştu ona. Işık gene kapanmıştı kabus başlamıştı. Günleri o sayamazdı ama kenardan sızan ufak ışıkla geceyi gündüzü ayırt edebiliyordu. Boynunda yeni aldığı için çıkarmadığı suluğu ve babası ile saklanırken kaptığı minik pembe çantası ile baktı o deliğe. Başını çevirdi babasının gözleri kapalıydı. Ilk gece açıktı gözleri elini sıkı sıkı tutumuştu toz içindeki yüzü ile basını çevirdi."Güliz!!" Diye haykırdı. Boşluğa ses yoktu yan odadaaydı oysa Karısı biricik sevdiği Gül yüzlü Güliz'i.
Asya'nın dudakları büzüldü minik bedeni korku ile dolmuştu.babasinin kolları arasındaydı gögüsünde atan kalbi duyuyordu ama annesi yoktu." Baba! Anne yo!" Dedi içli içli babası saçlarını sevdi cebine uzandı hala sağlam olduğunu düşündüğü telefonune uzandı parmakları. Sırtınde duran taşlarla kendinde çok zamanı yoktu karninda bir yara vardı. Kızından gizlediği. Zor nefes alıyordu zaten.
Kızınin saçlarına kokulu bir öpücük kondurdu. " miniğim benim! Burdan çıkıcaz biz annen, sen ,ben!" Dedi kendi dahi inanmayarak tek derdi minik Asya'sıydı. Saçlarına iç çeke çeke bir öpücük kondurdu." Bak şimdi !!" Dedi cebinden cikardi telefonunu uzattı Minik Asya'ya." Burdan çıkınca eğer beni bulamazsan seni burdan çıkaran Abi'ye sıkıca tutun sakın bırakma, yabancılarla konuşma. Iyi olmayan insanlardan uzak dur snei koruyabilecek birinin yanına geç! " dediğinde Asya ne oluyor çözemedi bile babasının veridiği telefona baktı." Bundan sürekli şarkı aç tamam mı ama son ses !arayan olursa aç!" Kendinde kızına kendini korumasini öğretiyordu. " telefonla ekiplere tanıdıklarına ulaşmayı denedi. Hatlar düzgün çekmiyordu. Gürgen geldi aklına. İtfaye istasyonunda çalışıyordu dolu degilse hatalar çekiyorsa açardı. Onu aradı." Hadi hadi, çek be!" Dedi .Gülize her nefes arası Sesleniyorduama ses yoktu. Telefon açıldığında heycanla konuştu." ALO GÜRGO BINA ÇÖKTÜ ASYA'NİN ODASI PARK TARAFİNA DOĞRU HAFIF BIR BOŞLUK VAR ORDAN GÖRDÜĞÜM HER YER ENKAZ!! AMA MARKETIN TABELASİ GÖRÜLÜYOR O TARAFA DOĞRU KAYMİŞ BINA MUHTUEMELEN ASYA TELEFONLA DURUYOR ZIL SESI AÇIK BENIM VAKTIM YOK AMA KIZIMI KURTAR GURGEN ÇIKARMALARINİ SAĞLA! ..." durdu dinledi nefesi daralıyordu. " Güliz'imin Sesi yok gürgen onuda bul yamacıma gömsunler onu karanlıktan korkar!" Dedi sesinde yalvarış vardın."Abdullah'ın bedeni de sadece bir gece dayanabildi.
Asya önce babasinin sesinin kesildiğini fark etti sonra başını göğüsüne koydu burda da ses yoktu. Babası ne derse onu yaptı. Zil sesini açtı sürekli bip bipli tiz ama onun hoşuna gidercesine müzik çalıyordu.
Kenardan gelen tiz ışık yavaşça aralandı eller gördü. Gözleri ışıktan kamaştı kocaman iki el gövdesini kavrayıp kendine çektiğinde Asya yine babasının sözünü dinledi bir gurgene güvendi bir ona konuştu. Yapıştı koluna sesller duydu.
" Enkazda bir erkek bedeni daha var!"
" desene kızına siper olmuş!"
Öte taraftan başka bir ses daha duyuldu. "Kadın bedeni çıktı soldanda abi oda malesef.."
Minik asya olan konuşmaları anlamiyordu bile ışık gidip gelene kadar herşey yok olmuştu adeta saatlerce yaralı babasinin ninileri ile niniler susunca kalbinin atışı ile oda susunca telefon zil seslerinden hosuna gideni ile durmuştu şimdi ise dibinde onu saran bir beden vardi. Babasının sözlerini hatırladığında sımsıkı sarıldı onu saran bedene.
Gürgen ise göğüsüne yatan minik kıza bakıyordu. Enkazdan çıkan arkadaşına baktı sonra sakince. Minik kızı gögüsüne bastırıp ambulansa götürdü ama aminik kız onu bırakmıyordu indirmeye çalışırken ağlıyordu." Benim işllerim var ama ufaklık!" Dedi ama binik asya gözlerini parlatıp Gürgen ve hemşirelere baktığında kendini bir anda ambulansta bulmuştu. Sonra hastanede, röntgende ve Şimdi ise asıl zor olan andalardı yetimhane koridorunda Gürgen 3 gündür başından ayrılmadığı kızı buraya bırakmak zorundaydı. Evli değildi zor geciriyordu bakamazdı Asya'ya mecburdu fazla alışmıştı ama mecbur.
Gelen topuklu sesi ile başını çevirdi Gürgen. Parlak kızıl saçları , ateş kırmızısına yakın ruju ve beyaz teni ile simsiyah elbisesi ve siyah topukluları ile bir kadın çocuğun elinden tutarak içeri girdi çocuk kadın aoranla daha pespaye bir giyim tarzına sahipti. Mavi kot pantolonu turuncuya yakın tşörtü ve kot bir ceketi vardı takribi 9 yaşlarında duran bu cocuk çocuk gibi bakmıyordu bile. Somurtgan sert bakışları sanki omuzlarında 40 yıllık yük taşıyordu.
Kadın, Gürgen ve Asya'nin tam önüne oturttu kızı diz hizasına çöktü. Kalcası belirgin bir biçimde duruyordu gürgen başını sağa çevirip Minik asyaya şeker paketleri açıyordu.
Kadın,kızın saçlarını sevdi ince telli saçlarını kulağının arkasına doğru götürdü parmaklarıyla " tattlım bir süre ayrı kalmamız gerekicek!" Dedi sesi büyü gibi narindi ama kızının bakışları kadına oranla sert ve ketumdu. " bana öyle bakma küçük koruyucu!" Demişti ama minik kız sadece öfke ile bakıyordu sadece.
" Hani ortaktık!" Dedi gözlerindeki öfke hüzne dönüştü ağlamak ayıp gelmişti Azra'ya koluyla akmaması için yaşlarını sildi.
" ortağız tabiki, Sen benim minik koruyucumsun!" Dediğinde sesi bir melegin büyüsü gibiydi sakin ve narin. En vahşi canavarı bile sakinleştirenilecek sesi ile karşısındaki minik asi canavarı sakinleştirmeye çalışıyordu ama bu canavar fazla iyi tanıyordu karşısındakini.
" Sen koca bir yalancısın!!" Dedi, dizlerindeki elleri itip ayağa kalktı öfke ile baktı Annesinin yüzüne bu hayattakj tek varlığına nefret dolu bakıyordu. " ben sensizde yaşarım! Diyerek kapıya doğru yöneldi. O içeri geçerken şık giyimli kadında oflaya puflaya arkasından gitti kapılar kapanmıştı.
Gürgen Kolundaki kızın başını okşadı." Sende kendi başının çaresine bakabilir misin?" Dediğinde Asya gördüğü kızı taklit edip kaş çattı. Sonra başını kki yana sallayıp elindeki ayıcığa döndü." Benim işim o kaadından zor desene!" Diyip gülerken günler sonra minik bir ses duydu küçük bünyeden.
" Daa zoooo!" Dedi ve oyuncagi ile uğraşmaya devam etti yuvarlak yüzü kırmızı kocaman yanakları parlak kahve gözleri insanın ruhunu ymuşatır cinstendi. Gürgenin ise giderken kulakalrinda çınlayan ses olmuştu ağladı minik asya duvarları yıkarcasına tepindikalmak istemedi Gürgen'in bacaklarına yapıştı içi gidiyordu Gürgen'inde ama ne fayda tutamazdı ki yaninda üç kuruş maaşla kendi zor geçiniyordu." Gitmee sende gitme!!" Diye ağlıyorrdu tepiniyordu ama nafile işlemedi susmadan ağladı odasında yatağa koydular ordada ağladı.
En son Azra dayanamadı minik kıza yanına gitti. " ne çenen varmış arkadaş senin!" Dedi sert bir tonda binik Asya battaniyeyi kaldırıp parlak gözlerle ona baktı." Ne diye öyle bakıyorsun be!" Diye çıkıştı alışık değildi bu kızın bakışları huzur gizliydi, yaşam gizliydi. Ölümle sınansada umuttu bakışları Azrada çoktan sönmüş olan çocukluktu.
Azra Parmağını uzattı eline durdu küçük Asya öylece baktı sakince ona el uzatan birinin elini bırakmayacaktı.
🔥❄️
Evin kapısına geldiğimde içimde koca bir boşluk vardı. Parçalarım inadım uğruna o evin bahçesine saçılmış haldeydi. Bahçe solgun süssüz Ezgi Dinçerin Elinin dokunmadiğı belliydi. Yanlızlığım misali evde kasvet vardı derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Bomboş bir ev ne yerde şık halılar ne duvaarlarda altın kaplama çerçeveli tablolar ne kenarda antika vazolar hiç biri yoktu ev bomboş ruhsuzdu. Sesi yoktu Sabah makyaj malzemesi icin kavga eden Asya ve Idil'in seslerine o kadar alışmıştım ki koca bir boşluk kaplamıştı içimi. Valizleri bir bir indirip içeriye yerleştirdim. Bir kaç eşya allmıştım aciliyeti olan ama ev bomboştu. Kaçıp kaldığım mağralar gibiydi ev soğuk ve kasvetli. Valizleri kenara atıp duşa girmek için hazırlandım. Fazla bitkindim evin güzel yanı içeride bulunan küvetti ama pisti kollarımı sıvadım küveti enine boyuna tüm banyo ile beraber temizledim ardına kendim girdim. Küveti ağzına kadar doldurup kenarda mumları yaktım bir yerde huzur bulmam gerekiyordu. Arka fonda müziğimi açıp suyun içine kendimi bıraktım. Minik Serçenin sesinin huzuru ile kendimi köpüklerin arasına bıraktım.
Gülümse
Gülümse, gülümse, gülümse,
Gülümse, gülümse, gülümse,
Dünyaya gelmiş en güzel şey,
Senin gülüşündendir.
Bir bakışınla, bir dokunuşunla,
Bir deyişinle, benden bir şeyler kaldı.
İçimde bir yer var, seninle dolu.
Her zaman seninle olmak,
Birlikte gülmek, birlikte ağlamak istiyorum.
Gülümse, gülümse, gülümse,
Gülümse, gülümse, gülümse,
Dünyaya gelmiş en güzel şey,
Senin gülüşündendir.
Şarkıya kendimi iyice bırakmıştım huzur köpükler müzikler bedenimi sarıyordu. Köpükler bedenimden elektiriği alıyordu. Tüm ağırlık huzursuzluk. Köpüklerin arasından akan tüm yüküm bir anlık da olsa beni huzura getirmişti.
O kopükler arasında ne kadar durdum bilmem ama küvetten çıktığımda ellerim buruş buruştu. Havluyu govede sarı Banyoda bulunan büyük aynanın önüne geçtim bedenimdeki yaralar hic bir zaman geçmeyecek izlerle doluydu. Su damları izlerin üstünden akıp gidiyordu ama o izler Ruhumdakiler gibi gitmiyordu.
Banyo kapısından çıktığımde bir anlık dona kaldım. Burnuma gelen Enfes koku beni bir anlık mutfağa çekti her yer karanlık tüm her yer solgundu tek bir nokta hariç Mutfak Sarı ışık koridorun ucundan parlıyordu adeta. Adım adım yaklaştıkca artan kek kokusu ile mutfakta gördüğüm Asya ile panikledim ama kenarda duran kekle dikkatim dağıldı. Ful odak bir insandım ama bu Asya kekiydi! Bir dilim alıp ağzıma attığımda Asya yavru köpek bakışları ile bana bakıyordu. Sonra gözleri üzerimdeki havluya kaydı." Ilgimi çekme çabasindaysan başardın!" Demesi ile ağzıma kalan tüm keki tepip ona baktım.
" Avuna sıçavum!!" Derken hala agzımdaki keki öğütmeye çalısıyordum. Hayvanat bünyem Kaçıracaklarmış gibi yemeye öyle alışmıştı ki. Hap o ayıboğan ikizlerin suçuydu.
" Ne Ali Ne Doğu burda değil yavaş mı yesen?"
"Alıskanlık!" Derken çenem yoruluyordu ama en sonunda bitirip karşımdaki yavru Fino'ya döndüm." Sen ne yapıyon burda!" Dememle koşup gövdeme sarıldı çenesini göğüsüme yaslayıp iri gözleri ile bana baktı. Gene birşey isteyecekti ve bunu alma konusunda gereksiz fazla iyiydi. Parlak kahve gözleri kırmızı al al yanakları. Sevimli bir canlıydı.
" Ezom dedi ki sen ayrı evde kalıcakmissın!?"
" Sende dedin ben onun götünde gezmezsem rahatlayanamam!" Dememle sevimli sevimli başını salladı." Asya olmaz!" Dememle dudağını büküp titretmeye başladı bir insan 20 yıldır hiç mi değişmezdi ya." Asya hayır dedim!"
" ama ben sensiz didemem kiii!!" Derken ki bakışları dahi aynıydı. Biliyordu ben onu kırmazdım ve bunu çok güzel kullanıyordu.
🔥❄️
20 yıl önce
Azra odada yatağın içine sinmiş elinde kitapla oturuyor yavas yavaş sayfaları çeviriyordu ki Asya Salya sümük ağlaya ağlaya içeri girdi." Acoo !!Acoo" diye sarıldı ardına endişeli bakışlarla müdür Letafet içeri girdi.
"Asyacım niye böyle yapıyorsun kızım!"
"Ne oluyor Letafet hanım!" Diye resmi ve sert bir tonla Azra Letafete döndü.
" Evlat edinmek için bir aile geldi çok istiyor ama 'Aco yok gemem' diyip durdu "
" Aco yok gememmmm!!!" Diye kopardiğı çığlıkla Azra Elini Asya'nın ağzına kapadı.
" Aco ne kızım!!" Diye bezgin bir sesle Asya'ya baktığında Asya parlayan iri gözleri ile Azra'yı işaret etti. Azra göz devirip Asyaya bakıyordu." Kızım aile zaten Ali'yi Alıcak Yanına bir çocuk daha mı alsın ama aaaa!" Diye atarlanıyorken içeriye Ezginin girmesi ile susup kalmıştı." Ezgi hanım!" Dedi tüm saşkınlığı ile " Bende Asya'yı ikna etmeye çalışıyordum." Derken Ezgi avuç icini Letafet'in suratına tutu. Ufak adımlarla Azra'nın dibine çöktü. Karışındaki sert bakışlı çocuğu hayretle ve sevgi ile bakıyordu.
" Sende bizimle gelmek ister misin?" Demişti Ezgi Sesinde huzur ve sakinlik vardı ama karşısında ona tiksinerek bakan gözler buldu. " niye öyle baktın?" Dediğinde bakışlarını tekrar düzeltti Azra.
" Gelmek istemem Annem gelince beni bulamaz!" Demişti en net sesi ile içinde annesine karşı büyük bir nefret vardı ama hala geliceğine dair bir umutla bekliyordu.
" Anneni çok mu seviyorsun?" Dediğinde Azra boşluğa baktı. Seviyor muydu yoksa başka sevecek kimsesi mi yoktu çözemiyordu.
" bilmiyorum..." dedi sesinde sadece acı vardı. 9 sene annesi ile sokaklarda gezmişti ama bu Yetimhanedeki 1 sene o sokaklardan daha iyi gelmişti ona vücudu iyileşmiş kilo almıştı hatta sakinlemişti. Burası iyiydi onun için ama hala Leyla'yı bekliyordu. Nedenini bilmiyordu sadece kendini mahveden şeyi bekliyordu.
Ayağa kalkıp Letafet'e döndü Ezgi." Bu küçük hanımın annesi gelirse direk bana ulaşın kendi elimle getireceğim onu ona!" Dedikten sonra tekrar yere çöktü Asya'nın saçlarını okşadı. " bu ufaklığı çok sevdim tam bir sevgi pıtırcığı!.." durdu Azra'nın bakışlarına dikkat kesildi." Sende bir o kadar sert bakıyorsun. Iki zıt bedensiniz ama o sana fazla alışmış. Benimle gel! Sana güzel bir gelecek ve Iyi bir aile teklif ediyorum !" Derken sanki 10 yaşında bir çocukla değilde 30 yaşında bir kadınla konuşuyordu. " sana bebek muamelesi yapmayacağım şirinliğe gerek yok ! Normalde Ali'yi alıp gidecektim ama Asya fazla ilgimi çekti bahçede bir çiçek koparıp verdi bana sonra buraya kaçtı yanına sensiz gelmeyeceğini söyledi ve ben Asya'yı istiyorum! " durdu gözlerine baktı." Senide istiyorum ama Asya'yı istediğim için değil o sert bakışlarını yumuşatmak için!" Derken Azra'nın kaşları çatıldı masasında duran kırmızı aynaya baktı. Sert bakıyordu nefret doluydu bakışları öyle ki kendi bakışından kendi bile korkmuştu.
" istemem! " dedi net bir dille " istemiyorum Alın gidin Asya'yı da!!" Diye çıkışıp kolunu Asya'dan çekti ama minik ufaklık buna izin vermiyordu battaniyeye yapışıp hıçkır hıçır ağlamaya başladı.
" Ama ben sensiz didem kii!!" Diye ağlıyor iri gözlerini parlata parlata Azra'ya bakıyordu. " nolu gee noluu geee!" Demeye başladığında Azra'nınde içi cız etmişti. Mutsuzdu durumdan ama bu ufaklık bir şekilde ne istese Azra'dan alabiliyordu.
🔥❄️
Levent Ünsal
Dinçerlerin Holdingi ile Toplantımı bitirip eve geçtim üstümü değişsem iyi olacaktı. Açılan Damar yolundan kan sızmıs beyaz gömleğim kırmızı kahve rengi kocaman Lekelerle dolmuştu iyi yanı bunlar kolumun içindeydi de Dinçerlerle toplantım bitene kadar gözükmememişti ama kan kokuyordum ve bu koku hiç hoşuma giden bir koku değildi. Fazla kanla haşırneşirdim ama beyaz gömleğimin üzerine gelen kanlar kadar nefret ettiğim bir şey yoktu. Saate baktım 20.18 toplantıya daha bir saatten fazla vardı. Üzerimden Gömleğimi çıkarıp çöp kovasına attım. Semiha abla ne akdar kızsada ' ula sen ne musrifsin!' Diye bana kızsada kan olmuş bir gömleği dahha giymezdim. Ister kendi kanımda olsa kan kandı. Nereye bulaşırsa bulamaşmayan çamaşır suyu ile geçsede anılardan geçmeyen bir şeydi kan.
Suyu biraz açıp ortamın ısınmasını bekliyor bir yandanda makina kle sakallarımı kısaltıyordum. Bir iki haftadır o kadar yoğundum ki buna dahi fırsat bulamamıştım. Sakallarımla işim bittiğinde son kez kontrol edip kendimi duşun içerisine ılık suya bıraktım bu su beni temizleniyor gibi hissetirmiyordu ama yeni geçirdiğim kriz sağolaun sıcak duşa kendimi sokmamı engeliyordu.
Normalde umursamam bu hastalık öldürecekse öldürsün derim .Ölüm korkusu olan bir insan değildim ölmek umrumda bile değildi. Ta ki ailemin öldüğü gün üzerine atılan güllerin anlamını öğrenene kadar 5 yıl önce Ceyda öldüğünde Vural bey bedeninin üzerine gül koymuştu. Hesap sormak için giderken kapımda bulduğum Tahta kutuda bir gül vardı yanında "Questo è un ordine dei grandi capi: Vural Soylu non verrà domani mattina! (Bu büyük patronlardan gelen bir emir: Vural Soylu yarın sabah gelmeyecek!)" Yazıyordu italyanca yazı ve üzerindeki gül işlemeleri ve ekutunun tam ortasında başında güller olan bir kurukafa vardı. Bu amblem bizim piyasanın en tepesindeki adamın yani Rossa'nındı.
Ailemin ölüm emrini veren adam oydu...
Sular bedenimden aşağıya yavaş yavas akıyor gerginliğimi ve çarpıntımı ufak ufak azaltıyordu.
Suyu kapayıp duştan çıktım. Ayna karşısında önce dişlerimi fırcaladım sonra kendimi kuruladım dolaptan utülü takımlardan birini çıkardım. Çekmeceden paketten gömleğimi çıkarttım. Bej takım elbiseye uygun kravat bulmayınca kapatıp çekmeceyi alt raftan kol düğmesi aldım.
Üzerimi değiştikten sonra ilaçlarımı almak Dolap kapağını açtım. Menteşe yine aynı sesi çıkardı; kısa, ince bir gıcırtı. İlaçlara göz gezdirdim. Hepsi yerli yerindeydi. Metoprolol, verapamil, düşük doz aspirin… Kutuların dizilişini ezbere biliyordum. HKM’yle yaşamak, insanı disiplinli yapıyordu. Gereksizi atar, ihtiyacın olana uzanırsın. Kalp şakaya gelmezdi.
Elimi uzattım. Günlük dozu alıp kapatacaktım dolabı. Tam o sırada, arkada—kutuların kenarında—ince bir kahverengilik gözüme takıldı. Ne etiket, ne blister. Olmaması gereken bir renk.
Duraksadım.
İlacı aldım ama dolabı kapatmadım. Parmaklarımı biraz daha uzattım, araya sıkışmış şeyi çekip çıkardım. Bir toka. Kahverengi. Lastiği az gevşemiş, kenarında küçük bir iz.
Bir anlık bir sessizlik oldu içimde.
Minder geldi aklıma. Maskeler. Soğuk zemin. Acele etmeyen bakışlar. Yenildiğim o tek an. Sonra aradığım ama bulamadığım yüzler, dosyalar, boş kayıtlar… Sanki hiç var olmamıştı. Oysa buydu işte. Avucumdaydı.
Kısa bir nefes verdim. Abartmadım. İçime çöken bir ağırlık da olmadı. Sadece… ilgimi hâlâ bu kadar çekmesine şaşırdım. Yıllar geçmişti, ben hâlâ onu bir yerlerde, bir ihtimalde arıyordum. Bulamıyordum. Hiçbir yerde. Tokayı parmaklarımın arasında çevirdim. İstemeden güldüm.“İyi saklanmışsın,” dedim alçak bir sesle.
Bileğime geçirdim. Saatin yanına oturdu. Garip şekilde yakıştı. Sanki hep oradaymış gibi. Dolabı kapattım, ilacımı aldım. Hayat devam etti.
Ama bileğimdeki tokayla birlikte, onu hâlâ bulamayışım da benimle kaldı.
Tokaya bir kez daha baktım. Bileğimde duruşu gözüme takıldı, istemsizce parmaklarımı üzerinde gezdirdim. O sırada saatimin camı ışığı yakaladı. Başımı kaldırıp baktım.
Toplantıya bir saatten az kalmıştı.
Kendi kendime kısa bir küfür savurdum. Dalgınlık bana göre değildi. Hele böyle bir günde hiç değildi. Tokayı bileğimde bıraktım, ilacımı suyla geçirdim ve dolabın kapağını sertçe kapattım. Montumu aldım, adımlarım otomatikleşti. Düşünceler geride kalmalıydı.
Koridora çıktığımda kapı zaten açılıyordu.
Fuat.
Her zamanki gibi tek kelime etmeden kapıyı tuttu. Bakışı saatime kaydı, sonra bana. Geciktiğimi anlamıştı ama yorum yapmadı. Ben de bir şey söylemedim. Ceketimi giyerken yanından geçtim.
Araç hazırdı.
Fuat kapıyı açtı, ben arka koltuğa yerleştim. Kapı kapandı, ses kesildi. Motor çalıştı. Camdan dışarı bakarken bileğim tekrar gözüme çarptı. Tokayı fark ettim ama çıkarmadım.
Araç hareket etti.
Toplantı, planlar, yüzler… Hepsi birazdan başlayacaktı.Ama aklımdan, o kahverengi toka yine de tamamen aklımdan çıkmadan bileğimde duruyordu.
🔥❄️
Azra Sözer
Sabah hastaneye gidecegim için ortalığî ufaktan toplamaya başladım. Akşam olana kadar kalan eşyalar bir anda kapımda belirmiş Ezgi Dinçer gene üstüme elini koymuştu. Şöminenin üzerine gelen Aile fotoğrafaları ile yüzümde hafif bir mutluluk belirdi. Fark etmiyordu ona ondan gitmem etki etmiyordu. Onu biraksamda o beni bırakıyordu. Leyla hanıma beni bırakma diye yıllarca yalvarmıştı ama Ezgi hanıma beni bırak diye kükremistim ama tuhaftı beni bırakmıyordu. Kim anneydi sorgulamaktan beynim birbirine karışıyordu her seferinde. Arkamı döndüğümde Asya masayı donatmış 4 tanede de kadeh koymuştu.
" içmeden sarhoş olup cift mi görüyorsun!" Dememle yüzünü dalga geçer biçimde buruşturduğu sırada çalan kapı ile pis pis sırıttı. Kapıyı açmaya gittiğinde içeriye Giren Ezgi hanımla Tüm kasvet dağıldı. Adeta guneş gibi doğmuştu koştu bana sarıldı. " Yeni ev yeni mutluluklarr!!" Diyordu sevimliydi ardından idil arkasında bir paketle girdi. Kirıta kırıta yaanıma yaklaştı.
" ablacım!! Yeni evin hayırlı olsun darısı bana!!" Dedi arkasındaki hediyeyi çıkarttığında elime alıp hafiften salladım. Tıkırdıyordu.. paketi açmam için gözlerimin içine dik dik bakıyorlardı. Yavaşça bantları açmayı denedim ama pek olmadi gibi." Kibarcık kibarçık takılma yırt işte bee!!" Diye idil atlayınca anlık sagından solundan çekip yirtarak açtım.
Elimi paketin içine sokup çıkardığımda Idil'in yüzüne bezgin bir bakış atıp baktım." Cidden dans eden kaktüs mü?" Dediğimde kaktüste aynısını dans ederek taklit etmişti. " anan anan!!" Yine aynısını olduğunda herkes gülmekten yere yatıyordu.
En son Idil'e böyle birrsey alınmış ne soylesem taklit ediyor diye kafasını koparıp camdan atmıştım." Bay kakül'ün ruhu seni elegeçirmeye geldi ablacım!" Diyerek imalı bakışlarla bana baktı. Tabi sevgili kaktüsüm bunu da taklit etmişti.
Sinirlenip atacaktım ki hediye olduğunu fark edip şöminenin üzerine koydum.
" Masa hazırrrrr!" Diye ortaya atıldı Asya kafamızı çevirdiğimizde Kadehler Dolmuş çerezler ortaya dizilmişti. Kenarlardaki boşllukta ufak ufak mumlar yanıyordu Modacılığından mı bilinmez, mükmel bir şekilde sunum hazırlıyordu.
Alkoller alındı hepimizin hafif çakır keyif olduğu anlarda Idil Ezgi'nin dizine yattı. Saçlarını sevdiriyordu Asya'da yanına kıvrıldı bende tekli koltuğumda uzandım." Ilk alkol kullandığımız gün oturup yas ilan etmiştin!" Diyip kahkaha bastı İdil
" Birseyi yapacaksanız dibimde yapın , bide güvenmiyordum ben o hırdolara!"durdu dudağıni büzüp Idil'in alnına bir tane patlattı." Senin kara çocuğuda sonradan öğrendim zaten.!!" Diye triplenip basını çevirdi Asya'nin alnına bir tane vurdu." Senin o güdüğüde sonradan öğrenmiştim!" Dedikten sonra bana baktı bende eğilmeye uğraşmasın diye alnımı uzattım. " Senin Serhatı keşke öğrenmeseydim ama çok kötüydü kız!" Dediğinde hepimizi anlık gülme almıştı.
" ölünün arkasından ayıp be!!" Dediğimde dudak büzdü.
" Ya Sen abimin oğlundan ne bekliyordun ki zaten! Aldın bide o çapsızı!" Diyor hala sallıyordu ölmesi umrunda değildi çünkü benim canım onun yüzünden çok yanmıştı ben hala geçmişe saygıdan susuyordum ama Ezgi Hanım susmazdı ayağıma Değen taşa düşman kesilirdi her Seferinde.
" Ezom öldü gitti allah rahmet eylesinniye buna bu kadar içerledin!" Dediğimde kafası koltuğa düştü parmakları Idil'in saçında çıkıp benim saçlarımda gezindi.
" bana borçlu hissetin diye sana benim ailemden ilgiyle gelen kişiye hayır demedin ya Yandım ben o gün kızım sen yandın senle beraber ben yandım!"derin bir nefes aldı." Zaten yanmıştın..... ben sana iyi gelim diye.... aldım seni o yetimhaneden..... bide benim kandımdan zarar gördün! Ya Aliye Doğu'ya gitsen canım yanmaz....... onalar...... senin kılına zarar getirmezde O Serhat'ın kendine hayrı yoktu ki!" Derken iç çeke çeke konuşuyordu. Ayağa kalktım kolunun altına girip kaldırdım yerden. " Sen koruyucu Melek gibi herkesi Korumaya çalıştın ama ben seni koruyamadım ki!" Dedi omzuma yattı ağlamaya başladı kadının duygusal geçişleri beni fazlasıyle bitiriyordu.
" sen içme ya her seferinde yok birşeyim!" Derken hala ağlıyordu göz devirdim kendini suçlamayı bırakmalıydı." Yav iyim ben iyi!... izleride geçti bile!" Geçmemişti hala sırtımda bıçak çizikleri duruyordu. Ama susmalıydı ağlaması içimi acıtıyordu.
" Ruhun kötü!" Diyip yere çöktü kötüydü yıpramıştı haklı ama umursayacak değildim.
" Ben sen ayaktasın diye iyi oldum şimdi çökersen o zaman köttu olur ha Ezom kalk hadi!" Deyip kaldırdığımda Gözlerim Asya ve Idil'e kaydı ikiside mahçup utaanmış biçimde bakıyorlardı. Çünkü Ezgi gibi onlarda bedenimdeki yaraların çöğunda hak sahibi olduklarını düşünüyordu." Çocuklar korkuyor ezom gel yatalım!" Dedim. Başını salladı Odaya çıkarttım yatağa uzandırıp üzerini örttümğümde Elini tutu.
" ben sen anne ol diye değil ben olim diye Seni aldım benim yaapmam lazimdı!!" Dediğinde güldüm bunu sık sık tekrar ediyordu. Hastalandığında açorba içirirken Kaza yapıp felç olduğu dönemde duş aldırırken. Çoğu anda tekrar ediyordu.ben böyle mutluydum ama kabul etmiyordu.
Gözleri kapanırken saçlarını sevdim uyumazdı yoksa ben kaçıcağım diye kaç gece nöbet tutup hastalanmıştı. Bende başında dikelirken alışmıştı komiğime hatta hoşuma gidiyordu bu durum ama çaktırmakta istemiyordum bir yerde.
Ezgi uyuduktan sonra balkona geçtim normalde odamda içerdim sigaramı ama Ezgi normalde zaten içtiğimi duyunca depresyona girdi.' Ben bu kızın ruhundakai efkarı dağıtmayı beceremiyorum' diye dolana dolana ağlamış Gökhan beyle birbirimize aptal aptal bakmıştık. Gökhan beyinde hoşuna gidiyordu Ezginin bu üst düzey deli dolu halleri. Gözleri ile Sevmek derlerya melül melül bakmak Tamda öyle bakıyordu her Ezgi anlık yakınmaya girdiğinde. Oda dertliydi Aslınd abenim bu hallerimden Evdeyken kullanmazdı alkolü sigara zaten ağzına sürmezdide benim içtiğimi öğrendigine odama gelip camın karşısına oturdu. Neden nasıl başladığımı biliyordu bende gizlemedim zaten o kabusların uykusuzluğunda iyi gidiyordu sadece bir anlık duaman odaklanıyordum.
Geçti karşıma bir dal yaktı Gökhan bey şaşkınlıkla baktım yüzüne neden yapmıştı. Ben içiyorum diye mi içiyordu ki diye düşündüm. Ama tek bir sözle tarif etti." Onca derdimin acısı olduda Senin döktüğün göz yaşı kadar, içtiğin sigar akadar ruhumu daraltmadı !" Dediğinde şaşkındım içti kendini suçladı o gün tüm gece dizine yattım saçımı severek uyuttu. Dokundurmazdım o günden sonra kimseye kendimi . Sevdirmezdim izin verince saçlarımi sevdi uyuyana kadar kabussuz uyumuştum.
Tuhaftılar benim icin kendi ailem koşul koyardı çocuk oldugumu hic hatirlamadım kendi annemin yanında ama Gökhan bey hep çocuk kalim isterdi. Çocuken oyun oynayamazdım o oynayım isterdi. Kendi ailem hiç olmuştu ama onlar bana aile olmuştu. Belki nankörlüktü buraya gelmem ama hata yaptıkca onlaara laf etmeleri zoruma gider olmuştu
