37. bölüm · Bir Bakış

''Onu Bırakmak''

Zeliha Taş

Ali Kişisi
Yarın gidiyordum. Dünyanın bir ucuna, Elvan'dan uzak, bambaşka bir hayata... İnsan ne acayip bir varlık. Ondan bir dakika bile ayrı kalmak istemediğim zamanlardan, uzun bir ayrılık dönemecine giriyordum. Diğer ay on sekiz olacaktım. Başka bir ülkede, yeni yaşıma sevdiğim kişiden uzak, ailemden, arkadaşlarımdan uzak girecektim; kim bilir kaç yaşa daha böyle girecektim.
Sınav gününde odasına girdiğimde öyle güzel uyuyordu ki; öyle yorgun, öyle sakin... Onu bırakıp nasıl gideceğim diye düşüncelere dalmadan edemiyordum. Ellerine dokunuyor, saçlarını kokluyordum. O hırçın kıvırcık saçlarının içinde kaybolmak, o mis kokusuna hapsolmak istiyordum. Gitmemek, bir ömür onun yanında, onun teninde yorulmak, onun teninde dinlenmek istiyordum.
Ama hayatın ve ailemin benim geleceğim için akılalmaz planları, sanki ikimizi bir uçurumun kenarında sahipsiz, kimsesiz bırakmakla tehdit ediyordu. Ben o uçuruma da razıydım. Elvan'la olacaksam o uçurumda yaşamaya da... Ama ona bunu yapamazdım. Bu sonu nereye varacağı belli olmayan girdabın içine onu sokamazdım. Ama ondan da vazgeçemezdim. Ruhunu ruhuma yaklaştırdım derken şimdi ayrılık gelip çatmıştı.
Saçlarını bir bebeğin saçlarını okşar gibi okşadım. Ay gibi olan yüzünün her noktasına öpücükler bırakıp benim diye işaretlemeler yapıyordum... Kafam yerinde hiç değildi. Her şeyi yapabilecek haldeydim. Onu burada yalnız bırakmak, bu hayatta zorla aldırıldığım en kötü karardı.
Uyandığında o güzel yüzünün şaşkınlığını, gideceğimi söylediğimde hıçkırarak ağlamasını... Yüreğimi bu denli dağlayacak başka bir varlığın olacağını düşünmüyordum. Beni seviyordu; bundan daha da emin oldum. Ama ben ona aşıktım. Hem de uslanmaz bir âşık.
İngiliz bir kıza âşık olacağımdan, onu unutacağımdan bahsetti. Ona olan aşkımdan o kadar bihaberdi ki, ona tutkun olduğumun farkında değildi. Değil başka kıza bakmak, düşünemezdim bile. Dudaklarını bir daha uzun bir süre öpemeyeceğimi düşünüp kendimi kaybedercesine öpmeye, tenini koklamaya başladım. Bedenini ezberlemek, her noktasını detaylıca öğrenmek istiyordum.
Elimi beline dolarken aklımdan geçen hayvanca düşünceye hâkim olmakta güçlük çekiyordum. Şimdi onu benim yapsam ve sonrasını düşünmesem, olacak olan olsa ve Elvan benim olsa... Bu hayvani içgüdüyle daha sert öpmeye, elimi kollarında, bacaklarında gezdirmeye başladım. Elvan beni itmeseydi, beni kimse durduramazdı. Onun da istediğini öpüşlerinden, sessiz kahkahalarından hissediyordum. Ama tabii Elvan benden daha akıllı olduğu için bizi durdurdu. Hem kendini hem beni...
Onu asla bırakamayacağımı o gün daha iyi anladım. Sadece ruhum onu istemiyordu. Bedenim de, tenim de Elvan için tutuşuyordu. Bu açlığın tarifi yoktu. Sadece ona sahip olmak değildi bu; onun da bana sahip olmasını istiyordum.
Her şey bu kadar güzelken ve ben bu kadar mutluyken, istemeden de olsa her şeyi altüst edecek olan yine ben olacaktım. Gidecektim ve onu burada yalnız, bensiz bırakacaktım. Telefon görüşmelerinin bile zor olduğu bir zamanda, yazacağımız mektuplarla aşkımızı yaşatacaktık. Bunun onun için çok zor olduğunun farkındaydım. Ama onun için zorsa, benim için bin kat daha zordu.
Her sene bir ay Diyarbakır'da kalmak için geleceğimden, sadece bir hafta Antalya'da kalabileceğimi söylemişti babam. Yani senede bir hafta görebilecektim sevdiğimi. Sevmediğim, zorla nikâh kıydırıldığım kadının yanında bir ay; sevgilimin yanında bir hafta mı kalacaktım?
Şimdiden bunların hesabını yapıyor, Elvan'ı bir gün bile fazla nasıl görebilirim bunun derdine düşüyordum. İçimdeki duyguların tarifi yoktu. Yarın gidiyordum ve o burada, bu şehirde bensiz kalıyordu.